Gördüğüm kadarıyla hiç değinilmemiş bir kısma değinmek istiyorum. Yazdıklarım tamamen bir varsayımdır
“Türk asırlardan beri kanını, etrafını saran hasımlarına emdirdi. Gafletle sülük tutundu. Nihayet bünyesi zayıf, vücudu hasta düşerek ölüm döşeğine uzandı. Onu tedaviye uğraşır görünenlerin ahir-i kâr birer cellat olduklarını anladığı günü reçeteleri yırtmaya, ilaçları dökmeye kalktı ama iş işten geçmişti. Bizim İstanbul'a seyahatimiz Türk'ün işte böyle şapkadan hile sezinlemeye, teneffüre başladığı bir zamana tesadüf etti.”
Kesik Baş romanında Flora’nın anlattığı cinayet hikâyesi, ilk bakışta bireysel bir vahşet olayını aktarıyormuş gibi görünür; ancak metnin arka planında, Hüseyin Rahmi’nin toplum eleştirisine yönelen daha geniş bir alegorik düzlem sezilir. Cinayetin sebebi, kurbanın kandırılması, cinayetin işleniş biçimi, kurbanın güçsüz bırakılması ve nihayet ortadan kaldırılması; Türk milletinin “asırlarca kanını etrafındaki hasımlarına emdirmesi”yle ilgili politik metaforla şaşırtıcı bir paralellik kurar.
Flora’nın anlattığı olayda cinayet, tek bir kişinin kötü niyetinin eseri değildir; tersine, dışarıdan gelen, sinsi biçimde yaklaşan, önce yakınlık kurup sonra kurbanın varlığını tüketen bir kötülüğün tezahürüdür. Bu durum, alıntıdaki “gafletle sülük tutundu” imgesiyle örtüşür. Cinayeti işleyen fail nasıl ki mağdurun zayıf anını kollayıp ona yaklaşmakta, kendisini zararsız yahut dost gibi göstermektedir; aynı şekilde metindeki politik alegoride de Türk’ü tedavi ettiğini söyleyen fakat gerçekte onu zehirleyen “hekim görünümlü cellatlar”dan söz edilir.
Kurbanın cansız bedeni, Alber’in ağzından anlatıldığında, yalnızca fiziksel bir ölümün değil, giderek güçten düşmüş bir bünyenin kaçınılmaz çöküşünün sembolüne dönüşür. Aynı çizgide, alegorik metinde de Türk