Letters to Milena

·
Okunma
·
Beğeni
·
521,9bin
Gösterim
Adı:
Letters to Milena
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
293
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780805212679
Orijinal adı:
Briefe an Milena
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Schocken Books
In no other work does Franz Kafka reveal himself as in Letters to Milena, which begins as a business correspondence but soon develops into a passionate but doomed epistolary love affair. Kafka's Czech translator, Milena Jesenská, was a gifted and charismatic twenty-three-year-old who was uniquely able to recognize Kafka's complex genius and his even more complex character. For thirty-six-year-old Kafka, she was " aliving fire, such as I have never seen." It was to Milena that he revealed his most intimate self and, eventually, entrusted his diaries for safekeeping.
400 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Sevgili Milena,

Sana bu mektubu ruhlar aleminden yazıyorum.Ya da kulağına hatta yüreğine fısıldıyorum diyelim.

Bildiğin gibi ben öleli 3 sene oldu , neden bu kadar beklediğimi soracak olursan sebebi basit. Burada işler pek dünyadaki gibi değil, önce her fani gibi verilmesi gereken hesaplarımla meşguldüm.Asıl hesap kıyametten sonra görülecek olsa da bazılarımız için ölünce başlıyor. Bu süreç bizim gibi okuyan yazan kişilerde biraz uzun sürüyor, kalem deyip geçme.. Sorumluluğu olduğunu bilirdim ama ölünce daha iyi anladım.

İlk bir yılım böyle geçti. İkinci yılım ise benden önce ölen bütün akrabalarımla tanışma ,konuşma, muhabbet faslıydı. Bir görsen herkes nasıl yolumu gözlemiş, bizim çocuk ne güzel ne vicdanlı adam diye hep övünmüşler buradan
dünyaya bakıp bakıp.

Üçüncü yılım ise benim için bambaşkaydı. Gelmiş geçmiş büyük yazarlarla tanıştım, tabi hep dünyadan konuştuk. Meğer bizim burun kıvırdığımız dünya hayatı, kısacık oluşuyla ve tam da bu nedenle biricikliğiyle ne de kıymetliymiş. İnsan bazı şeyleri ölmeden anlayamıyor.

Kimlerle tanışmadım ki, Dostoyevski başta olmak üzere beş bin yıllık filozoflara kadar. Detaylara giremiyorum üzgünüm, katı kurallar var. Sen henüz dünyada olduğun için fazla bir şey anlatamam, gelince kendin görürsün. Sanırım seni ölene dek yeni acılar bekliyor olacak, sabretmekten başka çaren yok.

Bütün bu söylediklerim asıl söylemem gereken şey için bir giriş. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum, söylemesi bir ölüye bile öyle ağır geliyor ki, hele de sen henüz hayattayken. Yani ölmüş olsan belki işim daha kolay olurdu, beni anlayabilirdin.

Milena! Aramızdaki her şey çok büyük bir yalandı. Aslında ben bunu dünyadayken de seziyordum ama burada apaçık anladım, anlamak ifadesi hafif kalır gerçi. Bana bildirildi, sözsüz ve kelimesiz üstelik.

Elim kırılsaydı da sana o mektupları yazmasaydım diyecek oluyorum ama yazmışım işte ne fayda. Bizden sonraki nesilleri zehirlemekten başka bir işe yaramayacak. Yalnızlığımın beyhude haykırışlarıydı onlar. Yok yere senin de kafanı karıştırdım, üzdüm,hırpaladım.

Bunları sana ulaşmanın tek yolu olan rüyanda anlatıyorum. Milena lütfen beni bağışla , hakikati sadece Tanrı bilir ve izin verdiği kadarıyla da ikimiz. Senin ne zaman bu tarafa yani gerçek hayata adım atacağını bilmiyorum. Sağlığında olmasa da ölünce o mektupları birileri okuyacaktır.Belki de kitap haline dönüşür de milyonlarca kişi okur, ne kadar da ızdırap verici ah.

Sabah uyandığında bütün ayrıntıları hatırlıyor olacaksın, senden ricam kimseyle bu konu hakkında konuşmaman. Ne kadar tedirginim farkında mısın? Bu huyumu ölüm bile değiştiremedi.

Ama her şeye rağmen dostluğumuz gerçekti Milena! Dostluk ki aşk,arzu,hayal gibi kavramların ne kadar beyhude olduğunu gösteren yegane yakınlık biçimidir. İşte bunu dünyadayken de anlamaya başlamıştım.

Hatırlar mısın bir zamanlar sana, “En çok seni seviyorum diyorum; ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki… ” diye yazmıştım.

Aslında insan yalnızlığına bir tanık, hatalarına da bir suç ortağı arar hepsi bu. Yalnızlığından ayrılmak istemeyen ve hatalarını tekrar etmekten vazgeçmeyen benim gibi birisi de hayatını boş yere tüketir işte böyle . Tek tesellim düşünen,okuyan ve yazan biri olmuşluğum. Böylece gelecekte benimle gönül bağı kuran pek çok dostum olacak. Ölüler aleminde gördüğüm saygıyı ve değeri de buna bağlıyorum.

Milena sevgili dostum !
Şimdilik araftayım ve gelişin cennetim olacak, seni bekliyorum..

Haziran 1927 , Franz K.
395 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir kitabın yarısında inceleme yazılır mı ?
Yazılır ..
Sevgili Kafka ben sana Nikola desem sanırım kızmassın. Çünkü aslolan Kafkalar Minela'lar değil sen'ler ve ben'ler ...

Sana
giriş gelişme sonuçsuz hikayeler yazabilirim .. mesela bu sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda "hüzün de yakışmış yüzüme" kelimesinin altından bir otobiyografi çıkartabilirim. bedensel hareketlerim hızını kaybettiğinde kafamın sürekli çalıştığını ve bunun beni karşı koyulmaz bir yazma eylemine ittiginden bahsedebiliriz ..ama bunu yapmak istemiyorum..yazmak da istemiyorum ..mümkün olduğunca kısa kesip gideceğim ... mektuplarını okumak beni huzursuz ediyor ..eminim ki sen de okunduğu için mutsuzsun. ..ne kadar kırılgan olduğunun ilk kez farkına varıyorum (ve kepçe kulaklarının )..
Bunları düşünürken eve dönmek için yollardayım ..senin gibi dört gündür uykusuz değilim ama artık zamanın nasıl geçtiği anlayamıyorum ..ne zaman sabah ne zaman akşam ....

Zaman .

ipi salınmış uçurtma gibi uçup gidiyor ..

Ne hakla mektuplarını okuyorum ..
senin duygularını, mahremiyetini ,evinin çitlerini ezip geçmeye çalışmak ..iyimisin diye merak etmek ne hadsizlik. ..ne densizlik kendime cok kızıyorum. .
Yaz diyorsun ...
Yazmam ..
yazmanın ne demek olduğunu tüm yaşamım boyunca bildim ,yüz yıllarca günlükler tutmuş bir kalem olarak kelimelerin nasıl ard arda dizildiginde "ben" i oluşturduğunu fark ettiğim gün senin tabirinle____haydi baruta yanmış kibrit atalım _____ diyerek yok ettim ...şiir yazmayı da bırakalı çok oldu ..yani ..kısacası insanı duygulardan sıyrılalı asırlar geçti / gitti / bitti ..

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim Milenadan nefret ettim ..hatta tiksindim şimdi bir sığ görüş olarak "kıskandı" dersen ..buna sadece tebessüm ederim :)
Unutmadan ..
Lavobaya tükürüyorum mütemadiyen sanırım benim oksürüğüm sadece mevsim dönümü allerjisi ..sen cigerlerine dikkat et özellikle sol daki yara büyümesin ..

Beni benden cok düşünme ..ve lütfen uyumaya çalış .
Hoşçakal ..
Belki yine yazarım
belki ..
ama şimdi dinlenmem lazım. ..

.
395 syf.
·4 günde
Mektuplar...
Yeni neslin çok da aşina olmadığı, eski devirlerde yaşayan insanların telgraftan sonra, gelen tek haberleşme kaynağı. Özellikle sevgiliye yazılan mektuplar...
Söze dökülmekte zorlanılan hislerin, yazıya dökülmesiyle daha bir anlam kazanır. Özellikle de kullanılan yazım dili, etkin bir yazım dili ise. Boşuna dememiş atalarımız, " Söz uçar, yazı kalır. " diye!...

Milena'ya Mektuplar, Kafka tarafından Milena Jesenska'ya yazılan mektuplardan oluşmaktadır. Bir tesadüf eseri tanışan Kafka ve Milena'nın arkadaşlığı mektuplar vasıtasıyla, ilerleyen zaman içerisinde tutkulu bir ilişkiye dönüşür. Ama gelin görün ki Milena, babasına inat kendisinden on yaş büyük olan, Ernst Pollak isimli bir muhabir ile evli; Kafka ise hastanede tanıştığı ve evlendikten sonra birlikte yaşayacakları evi dahi tuttukları Julie ile nişanlı. Milena ve Kafka'nın medeni durumları, başlarda görüşmelerine bir engel teşkil etmez. Çünkü Milena hayatın baharı dediğimiz yirmili yaşlarında, entelektüel ve hayat dolu olmasına rağmen, olaylı bir geçmişe sahip skandallarıyla ün salmış, sürekli kendisini aldatan bir adamla evli. Kafka ise otuz yedi yaşında, hastalıklardan yıpranmış üstüne üstlük Julie ile olan ilişkisinin gidişatından son derece yorulmuş sığınacak bir liman arar vaziyettedir.

1920 yılında başlayan mektuplar 1923 yılına gelindiğinde git gide azalarak sonlanır. Dolayısıyla aralarındaki ilişkide nihayete erer. Sebep Kafka'nın nişanlısından ayrıldığı halde, Milena'nın eşinden boşanmak istememesi mi, yoksa Kafka'nın azar azar artarak ilerleyen hastalığı mıdır, bilinmez ama sebep ne olursa olsun, bir ilişki daha yarım kalmış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Bir okur olarak ne Kafka'yı, ne de Milena'yı yargılama hakkına sahip değiliz. Çünkü elinde değildir ki, insanoğlunun yüreğine söz geçirmesi.
Ama bir nokta da Milena'ya hak vermiyorum. Madem ki evliliğinde ters giden bir durum söz konusuydu, neden eşinden boşanmayı tercih etmedi. Yaptığım araştırmaların neticesinde, Kafka vefat ettikten sonra, eşinden ayrılıyor. O zaman hangi düşünceyle hareket etti de, çok sevdiği halde Kafka ile birlikte olabilmek adına eşinden ayrılmadı yada ayrılamadı. Kim bilir...

Mektuplar tek taraflı olmasına karşın, Kafka'nın hayatına az da olsa bir bölümüne ışık tutmaktadır. Mektuplarda sevgiliye duyulan özlem dile getirilmiş olsa da, Kafka'nın yazdıkça varlığına aşık olduğunu apaçık beyan etmiş olması, okura Kafka hakkında ip uçları vermekte. Nitekim sayfa doksan yedi de ki mektupta Kafka, Milena'ya ithafen " Aslında ben seni değil, bana senin aracılığınla bana armağan edilen varlığımı seviyorum. " der.

Kafka'yı Kafka yapan bu eserleri değil midir? Değerli okurlar, Kafka'yı daha iyi anlayabilmek adına, bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
400 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İnsanlar genelde kitapları salim bir liman, güvenli bir sığınak olarak görürler. Gerçek dünyalarından uzaklaşıp hayali âlemlere dalmak isterler. Veyahut kendi acılarını unutup başka insanların mutluluklarına seyirci olmak vasıtasıyla bir nebzede olsa kendilerini güzel günlere inandırırlar.
Ancak "Milenaya Mektuplar" bende gerçek hayattan kaçmak için okunan bir kitap izlenimi uyandırmadı. Bilâkis Kafka'nın yaşadığı acının, sevginin, tutkunun gerçekliği ruhumu sarıp sarmaladı. Güzel günlerden ziyade "aşkın acısının" güzelliğine inandım. Kitabı okurken keşke Kafka olabilseydim dedim. Keşke onun yaşadıklarını yaşayabilecek muaazam bir kalbim olsaydı. Ya da en azından Milena'nın tırnağı kadar bile sevilebilseydim...

Bir mektubun insanda böyle derin izler bırakabileceğine inanmazdım. Milena'yı okumadan önce.
Ve şaşırıyorum nasıl oluyor da bu mektupları okuyan Milena darmadağın olmuş hayatını bırakıp da "Kafkasına" gitmiyor.
Belki de Milena ne denli sevildiğinin farkında değil ya da Milena'nın sevgi anlayışı Kafkadan çok uzak.
Sebep ne olursa olsun Kafka Milena'nın "dolabı"olmak isteyecek kadar tutkuyla vazgeçmiş kendinden.
Ve son olarak günümüzde ki sevginin doyumsuz hâline bakınca, Kafka'nın, Milena'nın kendisi "yanında yürümesini"bile büyük bir nimet olarak görmesi takdire şayan.
Bu aşk her ne kadar mutluluğa erişemese de insana umudun kokusunu duyumsatıyor.


Kafka'yı anlamak için Milena'yı sevmek gerekiyor. Kafka gibi..
416 syf.
·10/10 puan
Ne desem bilemiyorum.

Amacım inceleme yapmak değil sadece kitabın üzerimde ki etkiyi anlatmak biraz.

Bir kere karşılaştığın birinin hayatında ki en önemli yere sahip olması...
Uzağındaki birini sevmek, evli birine öyle körü körüne bağlı kalmak. Günlerce, haftalarda, aylarca, mektuplaşarak hasret gidermek, azda olsa...

Her gün onu görmek, sohbet etmek, göz göze gelmek, sarılmak, berabere uyumak umuduyla yaşamak...

Onun senin uzağında olup hastalanınca elinden bişey gelmemesi ne acı bir durum. Ona duyduğun sevgin o kadar büyük ki, bu dünyada ölmüş biri gibi hissederken sırf onun için yaşamak istedin.

Var mı hala senin gibi seven insan, insanlar?
Kaldı mı ki öyleleri?

Düşünsenize sevdiğinize mektup yazıyorsunuz bir kaç sayfa. Ve hissettiklerini o bir iki sayfada dile getirmek zorundasınız. O zaman o sayfada ki yazılanların ne kadar güzel olacağını düşünsenize...

Umarım herkes bu kitabı okuma ayrıcalığına ulaşır. İçinizi ısıtan bir kitap. Tüm sevgimle, saygılarımı sunuyorum.

Ve son olarak inceleme yapmayı beceren biri değilim tekrardan kusuruma bakmayın.

Gerçek ve samimi bir sevgiyle karşılaşmanız dileğiyle, iyi kalın..
395 syf.
·19 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu yazıyı okuyan sizlere bir sorum olacak. Acaba kaçınız hiç görmediğiniz veya 3-4 kere gördüğünüz birisini büyük bir aşkla sevebilirsiniz? Belki herkesin cevabı sevebilirim olacaktır. Ancak yanılıyorsunuz. Çoğumuz böyle bir aşkı yaşayacak yapıda ve belki de kapasitede değiliz. Eskiden babalarımız, dedelerimiz evlenecekleri insanları görür aşık olur ve sonra da evlenirler miymiş? Hayır. Eski dönemlerde şu anda unutulan çok güzel bir haberleşme yöntemi varmış. Mektuplar... İşte sevenler birbirlerini satırlar ile severler ve bu satırlar ile aşık olurlarmış. Bu kitap bir mektup aşkının belgesidir.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Franz Kafka ile Milena bir ortamda birbirlerini görmüşler ve Kafka'nın eserlerinin Çekçe'ye çevirisi konusunda fikir birliğine varmışlar. Bu anlamda da mektuplaşmaya başlamışlar. Bu mektuplaşmalar daha sonradan büyük bir aşka dönüşmüş. Fakat bu aşk imkansız bir aşk imiş ki Kafka nişanlı, Milena ise evliymiş. İşte böyle bir durumda sadece mektuplar ve birkaç görüşme ile bu büyük aşk doğmuş ve Kafka'nın ölümü ile de bitmiş.
Bu kitapta sadece Kafka'nın mektuplarını ve Milena Jesenska'nın ise çok az sayıdaki Kafka'nın arkadaşı Max Brod'a, Kafka hakkındaki yazdığı mektupları bulacaksınız. Sadece Kafka'nın mektuplarının olması çok kötü. Zira sadece Kafka'nın mektuplarını okuyarak bu büyük aşkın yalnızca küçük bir kısmını anlayabiliyoruz. Fakat kitabın son kısmındaki Milena'nın Max Brod'a yazdığımı mektuplardan Kafka ile Milena'nın aşkını daha bir hazmediyorsunuz.
Mektupların sadece aşk temalı olduğunu sanmayın. Zira bu mektuplar söylediğim gibi Milena ile Kafka arasında çeviriler için yazılmış mektuplar. Aşkı satır aralarında bulabilirsiniz. Ancak Kafka'nın Milena'ya aşkını anlatışı bile ayrı bir güzellik. O kadar saf ve derin bir aşk var ki ortada. Düşünün... İki insan birbirine aşık ancak aşkın büyüklüğünden buluşmaya bile çekiniyorlar.
Mektuplar Nisan 1920 tarihinde başlayıp Kasım 1923'te son buluyor. Son sayfalardaki mektuplara gelinceye kadar Kafka neredeyse her gün Milena'sına yazmış. Göremediği aşkına bir insan her gün nasıl yazabilir? Kafka yazmış ve iyi ki de yazmış.
Benim için çok ama çok anlamlı ve özel bir kitaptır Milena'ya Mektuplar. Hazmederek okuyun bu kitabı ve kesinlikle okuyun. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
280 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Her şeye rağmen, mutluluktan ölünebiliyorsa, o zaman kesinlikle bu şekilde öleceğim. Ayrıca, ölüm döşeğindeki birisi, mutluluk sayesinde hayata tutunabiliyorsa o zaman ben de hayatta kalacağım..

Kafka'nın imkansız aşkı Milena..
Mektuplarla aşkını, duygularını, kaygılarını öyle güzel anlatmış ki.. Kafka, mektupların ölümünden sonra yakılmasını istemiş. Ama arkadaşı ölümünden sonra mektupları yayınlamış. Eğer yakılsaydı, Kafka'yı, neler yaşadığını anlayamazdık.
Kafka ne demiş; "Mektup yazmak hayaletlerin önünde soyunmak demektir, çünkü onlarda aç kurtlar gibi bunu bekler zaten." Kafka'nın babasına yazdığı mektuplar da beni çok etkilemişti, hepsi duygu doluydu.
Kitapta keşke, Milena'nın yazdığı mektuplarda olsaydı. Kafka'nın yazdıklarına verdiği cevapları, duygularını, aralarındaki bağı daha çok anlamak isterdim.
Yavaş yavaş hissederek okunacak bir eser.

*Milena, sen başkaydın. Hasta bir adamı sevecek kadar hastaydın!.
395 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Evet kesinlikle edebi değeri çok yüksek mektuplar var. Kitabın tamamı alıntı olabilir diye korktuğum için zamana yayarak alıntı paylaşacağım. Kitaptaki tek sıkıntı mektupların tek taraflı olmasıydı. Kafka az çok anlaşılır kılmış olsa da bir eksiklik hissediliyor hem de büyük eksiklik. Ama bir hafta boyu anlamaya çalıştım 80 küsür sayfa okudum, anladığım gün kitap bitti çünkü hep bir sonrasını merak ederek okudum.
Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?
''Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Letters to Milena
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
293
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780805212679
Orijinal adı:
Briefe an Milena
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Schocken Books
In no other work does Franz Kafka reveal himself as in Letters to Milena, which begins as a business correspondence but soon develops into a passionate but doomed epistolary love affair. Kafka's Czech translator, Milena Jesenská, was a gifted and charismatic twenty-three-year-old who was uniquely able to recognize Kafka's complex genius and his even more complex character. For thirty-six-year-old Kafka, she was " aliving fire, such as I have never seen." It was to Milena that he revealed his most intimate self and, eventually, entrusted his diaries for safekeeping.

Kitabı okuyanlar 28,6bin okur

  • İlkana Samadova
  • Burcu Akçadağ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları