Adı:
Martı
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055715779
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat
Bir martıyım ben. Yo, hayır, hayır... Hatırlıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz? Rastlantı sonucu bir adam geliyor, yapacağı bir şey olmadığı için can sıkıntısından öldürüyor onu... Küçük bir öykünün konusu olabilir bu... Ama bu öyle değil... (Alnını ovuşturur.) Neler söylüyorum ben?.. Sahneden söz ediyorum. Artık değiştim ben... Şimdi gerçek bir aktrisim. Haz duyuyorum sahnede olmaktan. Heyecanla, kendimden geçerek oynuyorum ve harika buluyorum kendimi. Şimdi burada olduğum sürece hep yürüyorum, durmadan yürüyorum ve ruhsal yönden günden güne nasıl güçlendiğimi hissediyorum... Şimdi biliyorum Konstantin, anlıyorum, bizim işimizde ?oynuyor olsak da, yazıyor olsak da? önemli olan ün, parlaklık, hayalini kurduğumuz şeyler değil, sabretmeyi bilmektir. Kaderine razı ol ve inan... İnanıyorum ben, artık acı duymuyorum, görevimi düşündükçe yaşamdan korkmuyorum.
94 syf.
Edebiyatçılar ve kalem sahibi olma yolunda ilk adımlarını atmak isteyenler için çok faydalı, yön verici, vazgeçilmez bir eser olduğu kanaatindeyim.

Biri genç, diğeri ona nisbeten daha yaşlı olan iki yazarın ana karakter olarak karşılaştırıldığı dört perdelik piyestir. Genç Treplev yazmaya hevesli, yeni biçimler arayışında olan dekadan bir yazardır. Ona göre daha yaşlı olan (tam belli değil 35-40 yaş arası) Trigonov ise dünyaca ünlü, kendini kanıtlamış, hiçbir edebi akımı önemsemeden özgürce yazabilmeyi savunan yazardır. Bu iki yazar karakter üzerinden 19. yüzyılda Avrupada ortaya çıkan Dekadanlık, Sembolizm ve Naturalizm gibi edebi akımlara işaret edilerek genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu akımları eleştirmiş ve Trigonov karakteri üzerinden kendi görüşünü ortaya koymuştur. "Martı" Anton Çehov kaleminden edebiyat ve sanat değerlendirmesidir.

Kısacası Çexov'un "Martı"sından aldığım mesaj şöyle:
Edebiyat(Sanat) biçimlerle, akımlarla sınırlandırılmamalı, özgürlük alanı olmalıdır. Düşünce kalıplaştırılmamalıdır. İçinden geldiği gibi, hangi biçim ve türde yazdığını düşünmeden özgürce yazmalıdır. Zamanın nabzı tutulmalı, bilim takip edilmeli, canlı karakterler oluşturlmalı ve karakterini yaşamalıdır.

"Martı"ya doyamadım; üst üste iki kez okudum, altını çizdiğim yerleri defalarca okudum. İmkanım olsa ezberlerim. Edebiyat nasıl değerlendirilir veya değerlendirilmeli ben bunu Anton Çehov'dan öğrendim.
94 syf.
Merhaba, ben Anton Çehov!


Çehov kendisinden ne istendiğini bilen bir yazar. Bununla birlikte mizahi yönüyle de iyi huylu hiciv tadı da verdiği söylenebilir. Burada asıl garip olan Çehov'un derinden trajik olan olayların içine bu hicvi nasıl ustaca serpiştirdiği oldu. Dudaklarda her zaman bir gülümseme olmasına rağmen, derinde bir acının da içten içe kalbe yerleştiği olgusu. Tabii her eseri için bunu söyleyemeyiz. Ancak okuduğum eserleri için bunu söyleyebilirim. En azından Martı için. Çehov'un eserleri bir ihale bizler ise alıcıyız. Almak istediğimiz iyi bir acı ise doğru yere geldik. Hayır almak istediğimiz bir güldürü ise yine en iyi yerdeyiz. Güler misin? Ağlar mısın? İyi bir empati iyi de bir sempati yapabilmeyi gerektiriyor. Acı çekmeye olan sempatinin sık sık kahkahaları gözyaşlarına yaklaştırdığı bir çıkmaz. Dostoyevski'nin, Hermann Hesse'nin çığlıklarını giydiği eserleri olur. "Deniz-Martı" tanımlaması ise Çehov'un kendi ruhundan bir çığlıktır. Duymak öyle ustalık falan da gerektirmez. Şimdiye kadar okuduğum eserlerinde muhakkak ki bir doktor bulunuyor. Kendisinin de bir doktor olması ben de acaba kendini mi anlatıyor dedirtti.

Herkesler herkese aşık!

O gün Çehov'un zihninde bir sahne belirdi. Sahne göl ile evin ortasında idi. Göl gözükmesin diye perdeler çekildi. Sadece çiftlik sakinleri çağrıldı. Soğuk bir sonbaharda gerçekleşti gerçekleşmekte olan. Karakterler de en baştan bizimle tanıştırıldı. Giriş oldukça sanatsal. Toplumun her bir bireyi düşünülmüş. İhanetler, aşklar, dertler, kederler, ikilemler neler neler.. 4 perdelik bir oyun bu! Can alıcı karakterlerden biri olan Nina, bir martı gibi, kanatlarını yaymaya ve özgür olmaya çalışan, fakir, naif, genç bir kız olarak karşımıza çıkıyor. Bir gün ölü martının silüeti ardında bulduğu kaçışını özgürlükle süsleyemedi. İnsanın kaderinin belirlenmesinde yine insanın rolünün kaçınılmazlığı Nina ile sağlam temellere kavuşuyor. Biz ve tercihlerimiz. İçimizde bulunduğumuz durumun da tercihlere olan katkısı elbette yadsınamaz. Hayatın zulümleri karşısında Nina, yaralı bir kuştur ancak sonradan anlar ki göl kıyısından önüne hediye diye sunulan o ölü kuştan hiçbir farkı yoktur. Martı, tüm canlıların güzelliğini temsil etmek adına bizi karşılar, selamlar. Ancak o martının ölü olması da aslında tüm canlıların güzel olmadığını bize fısıldar.

Özel Parantez, Dr. Dorn!

Dobra dobur iyi niyetli Dorn. Yaşamaksa yaşamak. Kitapta ısrarları bir rafa kaldıran, üst akıl denebilecek karakter. Sorin bir ayağı çukurda çiftlik sahibidir, ölmeyi istemez. Dorn, 60'ı bulan yaşı ile hayata bu kadar bağlı olmasındaki anlamsızlığı da yüzümüze vuruyor. 60'ından sonra iyiliği, güzelliği hatırlarız çoğumuz. Ya da vücudumuzun yavaş etmesine istinaden kötülük, fenalık etmeye gücü de yetmez. Herkes herkese aşıktır. Labirent gibi karmakarışık ve döngü halinde ilerleyen bir aşk silsilesi.

Tiyatro okumayı pek sevmiyorum. Shakespeare zirve ise ben o zirveye tırmanmışım gibi hissederim hep. Ancak Çehov'un bu oyunu yeterince doyurucu oldu. Sadece 1,5 saat içinde eridi gitti güzelim kitap. Sizin de okumanızı tavsiye ediyorum ancak bilin ki eksik bitti. Daha çok malzeme çıkardı bu kitaptan. Çehov neden bıraktı diye düşünmeden edemedim.
94 syf.
·Puan vermedi
Tiyatronun her türlüsüne aşık biri olarak söylüyorum mükemmel bir eser. Bir oturuşta hemen akıp giden,aktıkça da içinize müthiş düşünceler saplayan bir eser gerçekten. Okuyun,okutun!
94 syf.
·2 günde
Anton Çehov'u tanımak bir harika imiş .^_^Okuduğum ilk tiyatro oyununun Anton Çehov ile olması da benim için ayrı bir değerli oluverdi.
Hakan Hocamıza tekrardan bu güzel etkinlik için teşekkürlerimi sunuyorum^_^
Oyunda ilk sayfadan "ahaaa kişiler arasında iletişimsizlik vurgulanmış,birbirini dinlemeyenler,anlamayanlar mevcut " deyip daha bir heyecanlandım okurken ^_^ çünkü psikolojik tahliller, iletişim problemleri hep ilgimi çekmiştir^^.İlerleyen sayfalarda da devam edince Çehov'un çözümlemelerine hayran kaldım.
Anne~oğul arasındaki diyaloglar kalbimi de acıtıverdi.Annenin paraya,güce,şöhrete,kıyafete verdiği önem kadar oğlunun sanat için uğraş verdiği oyunlarına,yazılarına değer vermeyip bir de küçümseyerek alay etmesi ne kadarda günümüzde de böyle durumlar mevcut dedirtti.
Ah bir de herkes tarafından beğenilip özgünlüğü olmayan,sıradan yazılar yazana olan ilginin üst seviyede olup yenilik peşinde,özgün,toplum için bir şeyler yapmak isteyen yazara ilgi duyulmadığı :( oyunda gözler önünde idi.
Şöyle bi de karakterleri genel olarak analiz edersek ; birbirlerinin farkında olmadan, hırslarıyla,tutkularıyla yoğrulmuş ve en can acıtanı da yalnızlaşmaları söz konusuydu.
Kitabın sonlarındaki şu cümle de oldukça harikulede idi;" Bizim işimiz de -oynuyor olsak da- önemli ün,parlaklık,hayalini kurduğumuz şeyler değil,sabretmeyi bilmektir." ^_^
Hepimiziiin Anton Çehov'la tanışıp anlaması dileğiyle efendim^_^ Bu güzel oyunu da okumanızı tavsiye eder, huzurlu,keyifli okumalar dilerim.^_^
94 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Uzun zaman önce bir internet sitesi testinde "hangisi sizin yazariniz" başlığını görmüştüm ...aramızda kalsın severim testleri ,anketleri :) yılmadan soruları cevapladım ,cevapladım, cevapladım .

Sonuç Anton Çehov..üstelik hiç okumadığı bir yazar ...sonra araya bir kaç mevsim girdi ben hep Çehov 'u görmezden geldim .
Iteledim ,zamanın bilinmeyen yerlerine yolladım ..sonra bir gün yine benzer konulu bir test daha çıktı karşıma ...onuda yaptım bıkmadan ,usanmadan ,ve merakla ..
Sonuç : Anton Çehov :)
Ve artık yazgımdan kacamayacagımı anladim :) ...bir hışımla girdim is/kültüre kaptım 3 adet Çehov kitabını (daha da soyleniyorum ne ara okuyacaksin acaba bunları diye )... .ki öyle etli-butlu kitaplar da değil kısacık öykü kitapları kıvamında .
Bu sabah martı ile Çehov turuna başladım ..martı beni çok etkilemedi sadece bir bölümü akılda kalıcı idi benim için o da Trigorin in "bakın insanın gece gündüz aklından çıkmayan saplantıları vardir" dediği bölümüdür. .ordaki yazarın yazma saplantısının bende okuma saplantısı halinde yaşandığını tespit ettim ...gerçekten bu böyleydi ...gece yatıp o gün ne okuduğum , yarın sabah hangi kitabı alacağım ( hemen hemen her gün kitap almaktayim ve aşağı yukarı 300 adet okunmamis kitaba sahibim ) bir ayı kaç kitap okuyarak geçirdiğim ,bir sonraki ay hangi kitapları okuyacağım diye düşünen ..bir kitap delisine dönüştüğümü fark ettim :)
Bu delirmelerim beni fazlasıyla mutlu etsede ,sinsice evin salonu kitap istilasına uğrarken eşimin ve oğlumun yaşam alanını ele geçirmenin :) bana geri dönüşümünün pek hayırlı olmayacağı kanaatindeyim :)
An itibarı ile Vanya dayı ile Çehov turuma devam ediyorum :) not:Vanya dayı "martı "dan daha iyi :)


Sevgiyle kalın :) hepimize keyifli okumalar dostlarım. ...
94 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çarlık rusyasının son demlerinde, bir çiftlikte geçen; bir yazar, bir yazar adayı ve birkaç burjuvazi mensubunun çiftlikte geçen ilişkilerini konu edinen güzel bir oyun, Anton Çehov'dan. Kendilerini dünyayaya karşı duyarsızlaştıran, tek amaçları başarı, ün ve gösteriş olan, dönemin ruh halini, psikolojisini yansıtan küçük bir topluluk. Kimi zaman sohbetleriyle kimi zaman sahnelenmesi planlanan bir oyun provasıyla tanıma şansı buluyoruz, yaşama hevesi kaçmış bu insanları. Peki soruyoruz, Treplev’in vurduğu martıyı mı ölü olarak görelim yoksa bu insanları mı? Okuyun siz karar verin ;)
94 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitap tiyatro şeklinde ele alınmış genelde bu tür kitapları okumayı değilde izlemeyi tercih etsemde merakıma yenik düşüp okudum aşk üçgeni değilde altıgeni desem yeridir kitaptaki herkes sevdiğiyle değilde kendisini seven ile birlikte o yüzden hep mutsuz hepsi karışık...
94 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Oyun; şehirden uzak ,göl kenarında bir çiftlikte geçiyor. Treplev ,amatör oyun yazarı. Geleneksel yazı türünden farklı,özgün yazıları olan biri.Yazdığı eserleri çiftliğin göl kenarında kurduğu amatör tiyatro ile oyunlarını sergiler.Çiftlikte Dorn(doktor) dışında kimse Treplev'in özgün bir sanatsal yeteneğini görmüyor. Annesi de dahil pek çok kişi eserlerini küçümsüyorlar. Treplev'in annesi Arkadina ise ünlü bir tiyatro oyuncusu ama bir o kadar da umursamaz bir anne. Arkadina ise Trigorin adında çok popiler bir yazara aşık. Treplev'in sevdiği kız Nina ise annesinin aşık olduğu Yazar Trigorin'e aşıktır. Nina'da amatör bir tiyatro oyuncusudur.
Kısaca oyunda (saymadığım bazı kişilerde var) pek çok kişi platonik aşıktır. Buraya kadar kitabı kısaca özetlemek istedim.

Kitabın başlığı olan Martı içeriğinde hangi metaforu taşıyor?Treplev'in öldürüp Nina'ya getirdiği Martı kendisiyle özdeştir.Göl kenarında öldürülmüş bir martı, aslında sanatını ve sevgisini görmeyen insanlar tarafından yalnızlaşmış Treplev'dir.

Popülizmin, sanatın önüne geçtiği bir dünyada; gerçekten üreten insanların popülizmin ağına düşmüş insanlar tarafından nasıl yalnız bırakıldığını anlatan bir Çehov klasiğini okumanızı tavsiye ederim.
93 syf.
·1 günde·7/10 puan
Aşka bu kadar anlam yüklenmeli mi? Sonuçları bu denli ağır olabilir mi? Sevgi çaresiz bırakmamalı bence. Aşkı bu kadar büyütmemeli, değer vermemeli, sadece yaşamalı ve gerekirse bitirmeli. Hayatın merkezine aşkı koyarsak ve o aşk kıvılcımları yüreğindeki ormanı yakıp kül ederse hayat boş, anlamsız ve çaresiz gelecektir.
94 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Tiyatro türünde okuduğum ilk eserdi. Buna Anton Çehov'la başlamak harikaydı diyebilirim..Hiç sıkılmadan okudum. Tiyatrosunu izlemedim ama kitap oldukça anlaşılır ve su gibiydi. İçinde birçok karakter var. Kitabın baş sayfalarında kişilerin kimler olduğundan kısaca bahsetmiş, ön bilgi olarak başlamadan göz atmanızı tavsiye ederim.
"Hayatımı daima yerde sürünen bir elbisenin eteği gibi sürükleyerek taşıyorum. Çoğu zaman yaşama isteğim bile yok."
Öyle konuşma isteğiyle dolu ki içim..
Acı çekiyorum.
Hiç kimse, hiç kimse farkında değil!
Anton Çehov
Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Martı
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055715779
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat
Bir martıyım ben. Yo, hayır, hayır... Hatırlıyor musunuz, bir martı vurmuştunuz? Rastlantı sonucu bir adam geliyor, yapacağı bir şey olmadığı için can sıkıntısından öldürüyor onu... Küçük bir öykünün konusu olabilir bu... Ama bu öyle değil... (Alnını ovuşturur.) Neler söylüyorum ben?.. Sahneden söz ediyorum. Artık değiştim ben... Şimdi gerçek bir aktrisim. Haz duyuyorum sahnede olmaktan. Heyecanla, kendimden geçerek oynuyorum ve harika buluyorum kendimi. Şimdi burada olduğum sürece hep yürüyorum, durmadan yürüyorum ve ruhsal yönden günden güne nasıl güçlendiğimi hissediyorum... Şimdi biliyorum Konstantin, anlıyorum, bizim işimizde ?oynuyor olsak da, yazıyor olsak da? önemli olan ün, parlaklık, hayalini kurduğumuz şeyler değil, sabretmeyi bilmektir. Kaderine razı ol ve inan... İnanıyorum ben, artık acı duymuyorum, görevimi düşündükçe yaşamdan korkmuyorum.

Kitabı okuyanlar 7,1bin okur

  • Sevgi 95
  • Duygu Zilan
  • Özden
  • Gamze
  • Abdullah
  • Selma Demir
  • Leyla
  • Ayşe
  • Sezin
  • Halime yel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0.1 (1)
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları