Mən Ölərkən

William Faulkner
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Nevi şahsına münhasır bir absürtlük.
8/10
·222 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2023 23:37
!!!SPOİLER İÇERMEZ!!! Alt başlık şu şekilde olmalı: Bir (ön)yargı bombardımanı olarak bilinç akışı tekniği. Peki nedir bu bilinç akışı tekniği? 20.yüzyılın başat sanat akımı olan modernizm deneyselliği ile karakterizedir. Sanat camiasında alışılagelmiş tüm temayüller öyle ya da böyle tersyüz edilmeye başlanmıştır. Bu eğilimin en bariz yansımalarından birisi de 1920’ler itibariyle edebiyat alanında dolaşıma giren ve bir önceki yüzyılda hakim olan gerçekçilik (realizm) anlayışının ileri/uç bir versiyonu olan bilinç akışı (stream of consciousness) tekniğidir. William Faulkner, James Joyce ve Virginia Woolf romanda uygulanan bu tekniğin 20.yüzyılın ilk yarısındaki mahirlerindendir. Bu anlayışın yalnızca bir teknik olduğunu, herhangi bir yazar topluluğu tarafından savunulan bir akım olmadığını belirtmeden geçmeyeyim. Belirli bir düzenin hakim olduğu iç monologdan farklı olan bu yöntemde, mantığın ve cümle diziliminin yerini biçimbozumun aldığı görülmektedir. Cümlelerin tamamlanmayışına ve noktalama işaretlerinin eksik oluşuna tanıklık ederiz. Aslında amaç bellidir: insan zihnini en gerçekçi şekilde resmetmek. Zamanında böyle bir düsturla saflarını belli edip daha sonra “devrimci” olarak nitelenecek olan üstte adını zikrettiğim yazarlara göre insan zihninde “akan” düşünceler lineer değildir; içine hapsolduğumuz zihnimizde ürettiğimiz düşünceler mantıklı, organize ve tamamlanmış değillerdir. O halde yazıya dökülürken de düşünceler olduğu gibi, filtrelemeye/sansüre uğramadan aktarılmalıdır. Filtre ya da sansür kavramını kullanmam tesadüf değil. Önceleri romanda müstehcenliğin bazı normları tehdit ettiği gerekçesiyle otoritelerce tasvip edilmediği biliniyordu. Ancak, 20.yüzyıla gelindiğinde bu anlayış da sarsılıyordu, zira 20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan Sigmund Freud’un
Edebiyat & Roman
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 20181,643 okunma
Pastoral Bir Ölümün Gölgesinde Kalan ‘Sıradanın’ Trajedisi
10/10
·222 syf.·
2022 14. kitabı
Kendi hayatımızla ilgili sıradan olaylar; farklı dimağlardaki realiteyi algılayış biçimi ve kişisel imgelemlerin benzersiz ritmiyle alışılmadık bir sanat eserine nasıl dönüşebilir? Aheste aheste giden bir at arabasında; etrafa saldığı nahoş kokulardan çürümeye başladığı anlaşılan; cılız bir bedenin peşi sıra yol alan bir süreğen dram.Tepesinde kallavi akbabaların dönüp durduğu,talihsiz bir kafilenin acıklı hikayesi.Bir ölümden yola çıkıp, çeşitli karakterlerin anlatımıyla tamamlanan hikaye; yazarın bilinç akışı tekniğindeki benzersiz retoriği ile renkleniyor, ve bu yorucu anlatım okuyuca edebi bir ziyafet sunuyor. Vefat eden annelerini (kendi vasiyeti üzerine) doğduğu topraklara defnetmek üzere yola çıkaran bir ailenin başından geçen talihsiz olaylar silsilesi, on beş farklı karakterin ağzından naklediliyor.Aynı manzaraya bakan köhne bir binanın farklı pencerelerindeki yansımayı andıran bu anlatım; Amerika’nın Güney eyaletlerindeki yoksul halkın kanıyla yoğrulmuş bir halita, ya da acının yeryüzündeki boğuk izi kadar eski bir ağıt.Bununla birlikte eserde kadın olmanın, birey olmanın, köy ve kent ikileminin, sevginin ve aile kavramlarının da kararlı bir şekilde altını kazıyor Sevgili Faulkner.Bu kadar sade bir üslupla böylesine cerbezeli bir anlatıma haiz olmak Nobel ödülüyle tasdiklenmiş bir yirminci yüzyıl laneti olsa gerek, okuyucunun üzerine yağan.Faulkner’ın cümleleri Zeus’un şimşekleri gibi apansız düşüyor korunaksız zihinlerimizin çatısına.Hepsi birer sessiz infilak!
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20231,643 okunma
Eyvahlar olsun!
4/10
·222 syf.··
2021 168. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2021 14:33
Hani biri bir eser verir, birkaç sözü geçen kişi de bu eserlere sahip çıkıp pohpohlar ve reklamını yapar, eseri hak etmediği şekilde ilgi odağı hale getirirler, bu eserleri sevmeyen kişiler de sorunu kendinde bulur, der ki; "bu kadar bilgili biri bunu beğendiyse herhalde bende sorun var ve herhalde ben anlamadım." Bu kitabın olayı da bence aynen budur. Kitabı anlamayan ve sevemeyen okurlar otoritelere karşı gelmemek için seviyormuş gibi yapıyorlar. Çünkü kimse otoritenin görüşlerinden şüphe etmez, ben anlamadım herhalde demek daha kolaydır. 15 kişiyi birkaç sayfa arayla konuşturan yazarımız, kendini ifade edemeyip yetersiz kalınca da hemen bir kılıf bulunmuş. Zihin akışı tekniği ile yazıldı, anlaşılması zor bir yazar, düşsel bir dünya, şiirsel bir düzyazı... gibi bahaneler... Birçok zihin akışı tekniği kullanılmış kitap okudum. Birçok şiirsel anlatım ve anlaşılması zor hatta okunması en zor olan kitapları da okudum ama ben böylesine şişirilmiş, boş, balon bir kitap görmedim. Arkadaşlar yazar (başka kitabını okumadım) bu kitabında başarılı değildir. Karakterler konuya bodoslama dalar, çevre ve insan betimlemeleri yetersizdir. Devrik ve yarım kalmış cümle okumaktan gına getirten yazar, edebi anlamda da bana hiçbir şey katmadı. Amacımız sadece edebi metinler okumak değil tabi ki, yani kitaplardan sadece bunu bekleyip sadece bunu almıyoruz ama ne eğlendim, ne öğrendim, ne mutlu oldum ne de keyif aldım. Lafı çok da uzatmadan şunu belirteyim: Elbette her okuyucu her yazarı sevecek, her yazar da her okuyucuya hitap edecek diye bir şey yok. Sizler benim puanımı ve yorumumu es geçip kendi okumalarınızı yapınız, belki de hitap ettiği okuyucu siz olacaksınız.
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 20181,643 okunma
"Artık demir almak günü gelmişse zamandan..."
6/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2023 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2023 13:35
"Sözcüklerle, söylemek istediğimiz şey arasındaki yolun uzaklığına 'dev uzaklık' der Ungaretti." Döşeğimde Ölürken, adından da anlaşılacağı üzere temel duygusu ölüm olan fakat olay akışı ve anlatım tekniği ile bu dev uzaklığın sıkıntısında okumaya neden olan bir roman. 15 anlatıcının sırayla konuştuğu bölümlerdeki parçaları birleştirerek Bundren ailesinin yaşamöyküsünü, aile bireylerinin karakterlerini, yoksulluğun aile bağlarına olumsuz etkisini öğrenmeye çalışıyoruz. Roman, içerikte adının vaat etmediği bir olay örgüsüne sahip. Döşeğinde, ölüm meleğinin ziyaretini beklerken anılarını yoklayan, hayatını sorguya çeken birinin duygularının ve düşüncelerinin aktarımından ziyade bir ölüm sonrasında ailenin yaşamında olan bitenlere tanık oluyoruz. Herkesin sırayla bazen de sırasız tekrarlarla mikrofona atlayıp konuştuğu sokak röportajları gibi bazen duygusal bazen basit birbirinden kopuk ifadelerle ilerleyen odağı değişen bir anlatı bu. Dolayısıyla anlatıcıların anlattıkları zihnimizde öyle yağ gibi akmıyor. Bu durum roman karakterlerinin zihnini projeksiyon gibi yansıtan, mantıksız, sırasız düşünce akışının birinci kişi ağzıyla verilmesi yöntemi olan "bilinç akışı"nın ne kadar başarılı kullanıldığını gösteriyor. 59 bölümün tamamını oluşturan bir de "büyük/üst bilincin akışı"nı yani Faulkner'in Missisipi elektrik santralinde çalışırken gece yarılarından sabaha kadar sadece 6 haftada asla ayık olmayan bir kafayla yazdığı akışı düşünün. İşte size anlaşılmanın umursanmadığı bir roman. Anlatımdaki tüm dağınık ayrıntıları toplayan esas vak'a ise mutsuz eş/mutsuz anne Addie'nin ölümü ve uzak bir kentteki aile mezarlığına defninin vasiyetini gerçekleştirmek için çıkılan yolculuk. Addie'nin vasiyetinin yerine getirilip getirilmeyeceği aile üyeleri ve komşuları arasında
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20091,643 okunma
Değişikti…
6/10
·242 syf.·
2024 12. kitabı
Açıkçası çok beğendim çok severek diyebileceğim bir kitap değildi. Değişik bir konusu değişik bir üslubu var yazarın. Ben bu yazarı ilk defa okuyorum açıkçası yazar hakkında da çok fazla bilgi sahibi değilim. Ama benim için en önemli nokta kitabı okuduğumda bana çok fazla şey kattığını hissedemedim. Ayrıca kitabın yazım şekli de diğer romanlara göre farklıydı. genel olarak romanlarda bir tane akış olur ve doğru boyunca ilerler hikaye. Fakat burada olan olaylar karakterlerin gözünden ayrı bölümler halinde anlatılıyor. Bu açıdan değişik bir tür olduğunu söyleyebilirim. İlaveten yazarın anlatımı ve olaylar yer yer kopuk geldi bana.Romanda çok fazla mekan ve zaman yok zaten. Baba ve üç oğlan,bir kız ve bir üvey erkek kardeşin kırsal,tarladaki yaşantıları ,bu sırada annelerinin ölümü sırasında neler yaptıkları ele alınıyor romanda, özellikle anne öldükten sonra olaylar iyice ilginçleşiyor .Ailecek annenin tabutunu elleri ile yaptıktan sonra,onu istediği yere gömmek üzere yola çıkıyorlar.Yollarının üzerinde bulunan bir köprü yıkılıyor ve bu -ırmak - bölgeden karşıya geçerken,tabut suya düşüyor. Burası epey ilginçti. Sonrasında o tabuta noldu tam anlayamadım mesela.Ardından büyük kardeş Cash bacağını kırıyor. Anneyi toprağa vermeye acele ettikleri için,Cash i doktora götürmeyi ertelediler mesela. Değişik açıkçası . Bana çok fazla hitap et onu söyleyemem. Döşeğimde Ölürken William Faulkner
1000 Kitap
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20231,643 okunma
Harikulâde
Puan vermedi·222 syf.··
2026 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 23:42
William Faulkner’ın okduğum ilk eseri Hatta kısa zamanda ikinci kez okudum. Kitapta her bölümde farklı bir karakter konuşuyor ve olaylara onun gözünden bakıyorsun. Ama şöyle bir şey var: herkesin dili, bakışı, düşüncesi farklı olduğu için bazen ciddi anlamda kafa karıştırıyor. Kısaca konu: Bir aile, ölmüş olan annelerinin son isteğini yerine getirmek için onu başka bir kasabaya gömmeye götürüyorlar. Bu yolculuğa çıkış ve yol boyunca yaşananlar ana temayı oluşturuyor. Bir noktada bu yol bildiğin çileye dönüşüyor. Hem fiziksel hem psikolojik olarak dağılıyor aile. Olumlu taraflarından başlayayım: Gerçekçilik çok iyi. Karakterler o kadar “insan” ki… bencillikleri, çaresizlikleri, tuhaflıkları harikulade bir şekilde aktarılmış. Özellikle bazı bölümler var, insanın içini sıkıyor ama bir yandan da “işte hayat bu” diyorsun. Anlatım tekniği de farklı, klasik roman gibi değil, o yüzden analtım açısından epey güçlü. Ama… gelelim zor kısmına :/ Kitap kolay değil. Akıcı, sürükleyici diyemem. Karakter sayısı fazla ve bakış açısı sürekli değiştiği için kopma ihtimali yüksek. Eğer hızlıca okuyup geçmelik bir şey arıyorsan pek uygun değil. Sonuç olarak: Eğer sabredip pkurum dersen ve farklı anlatım tekniklerini seviyorsan kesinlikle okunur. Ben bu açıdan kitaba bayıldım diyebilirim. Ama “rahat rahat okuyayım, kafa dağıtayım” kitabı değil, onu baştan söyleyeyim.
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20231,643 okunma
9/10
·222 syf.··
2018 4. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2018 23:46
Uzun süredir böyle bir inceleme yapmıyorum ama bu sefer biraz üstüne düşeyim dedim. İlk Faulkner okuyuşum ve gerçekten de etkileyici bir isim. Kitabı bir çok listede okunması gereken eserlerden olduğu için almıştım. Nasip sırası geldi ve başladım okumaya ama AÖF sınavlarına çakıştığı için biraz geç bitti. Kitabın türü hakkında pek inceleme yapmadan alırım. İsimleri duyulmuş ve seçkin kitapları okumaya çalışırım. Kitabın bilinç akış tekniğinde bilmeden başladım esere. Başlarda çok farketmesem de kendini göstermeye başladı. Bilinç akışı nedir ? “Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. “ Modernizm akımının temeli kabul edilen bir eser bu kitap. Bu akışın zaman zaman dezavantajı aynı sahneleri farklı gözlerle tekrardan okumanız ama aynı zamanda da farklı açıdan, dilden, anlatımdan bakması da avantajınız. Parçaları birleştirmek size kalıyor dolayısıyla geliştiren bir teknik olarak ortaya çıkıyor. Karakter tahlili yapıyorsunuz bir bakıma. İçeriğe gelirsek kitap bir ailenin çöküşünü anlatıyor resmen. Filmini izledikten sonra tam bir dram. Kitapta karakterler genelde aile içi konuşmalardan oluşmakta. Annenin yatağa düşmesi ve mezarının kendi istediği bir yerde olmasını istiyor. Yapılması gereken aslında 5 km öteye bir naaş taşımak ama Faulkner bunu öyle bir anlatmış ki… İste kitabı da güzel yapan bu süreç. Kardeşlerin çalışması sonucu bir tabut hazırlıyorlar ama öylesine yoksul bir aile ki bu aile çok yoksul. Neyse kadının taşınması işinde köprüden geçememe var. Bir erkek çocuğun ayağını kaybetmesi kangren olması. Sonra yangın çıkıp oğullardan birinin naaşı tek
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 20181,643 okunma
Puan vermedi·222 syf.··
2020 70. kitabı
Nobel Edebiyat ödüllü, Amerikalı yazar William Faulkner, Döşeğimde Ölürken’de, Bundren ailesinin fertlerini mercek altına alıyor ve roman, bu ailenin anneleri Addie’nin vefatının ardından, onu vasiyet ettiği gibi yaşadıkları kasabadan uzaktaki memleketine gömmek üzere çıktıkları yolculuk ekseninde ilerliyor. Döşeğimde Ölürken’de, ailenin fertleri, komşuları ve bu yolculukta yollarının kesiştiği birkaç insan olmak üzere on beş farklı anlatıcının zihninden geçenleri okuyoruz aslında ama hiç gözünüzü korkutmasın, bu teknik okumayı zorlaştırmıyor, aksine her bir karaktere yakınlaşmanıza, olayları merak unsuru da eklenerek farklı açılardan görmenize yardımcı oluyor. Çok kolay okunan bir kitap olmamasının nedeni bilinç akışı tekniğinden ziyade, Faulkner’in okuyucuya edebi bir şölen sunan dili, Döşeğimde Ölürken adeta şiir gibi bir roman. Bu nedenle okurken yer yer tekrar tekrar okuduğum cümleler oldu ama çoğu kez bu anlamamaktan ziyade cümlelerin bana çok keyif vermesinden kaynaklıydı. Faulkner’ın beni büyüleyen kaleminin yanında, aile olmak, evlenmek, birlikte yaşamakla ilgili muazzam tespitleri var. Bir yazar hem evli bir kadını, hem bir babayı, hem küçük bir çocuğu nasıl bu kadar iyi anlayabilir ve farklı karakterlerin iç dünyalarını nasıl böyle şiirsel bir dille aktarabilir, hayran kalmamak elde değil. Annenin kaybının farklı yaş ve mizaçtaki çocuklarda yansımaları nasıl olur, evlilik bir kadın için ne ifade eder, anne olunca bu kadın neler hissseder, insanın bencil yapısı nereye kadar ‘aile’ olmaya müsaade eder? Bunları çok güzel sorgulamış. Ben çok sevdim, unutmayacağım kitaplardan biri oldu. Faulkner külliyatına hakim değilim; ama Murat Belge önsözde “yazarın dünyasına iyi bir giriş” demiş ki önsözü kitaptan sonra okumanızı tavsiye ederim.
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınevi · 20181,643 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2021 125. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2021 02:21
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan, bir başyapıt... Görünürde basit olaylar, 15 farklı karakterin anlatımı ile dikkat çeken bir hâl alıyor. Bu da edebi ustalık demek sanırım; basit (olağan) bir olaydan böyle bir anlatım çıkarmak. Faulkner öyle bir yazar ki, her şeyi tamı tamına anlatmıyor, okuru karmaşıklığa itiyor kasıtlı olarak, sanki “sen bul burda ne demek istediğimi, hadi bakalım sayın okur” diyor. Tamamıyla aktif bir okuma yapmalısınız ve bu benim inanılmaz hoşuma gidiyor. Anlaşılması zor bir detayı çözdüğümde mutlu oluyorum, ki gözden kaçırdığım o kadar şey vardır ki bu kitapta, bir daha okumak lazım kesinlikle. 7’si bir aileye mensup, 15 kişinin iç monologlar şeklinde anlatımı mevcut. Bundren ailesi... Addie Bundren (ailenin annesi) döşeğinde hasta bir şekilde, öleceği günü beklemektedir. Ölürse de, kendi yakınlarının gömüldüğü yere, 70 mil uzaktaki Jefferson’a defnedilmeyi ister. Olaylar bu şekilde başlar. Aile bir o kadar bizden, bir o kadar da garip. Beş parmağın beşi de bir değildir sözünün kanıtı niteliğindeler. Bilinç akışı tekniği, iç monologlar, yer yer yarım kalan cümleler, absürdlük, güldürü niteliği taşıyan olaylar ve davranışlar, bazen gotik/karanlık bir atmosfer... Ve varoluşçu edebiyata örnek olacak cümleler. Tam bir edebi şölen anlayacağınız. Bu denli karmaşık anlatıma sahip olup, hem de bu denli olayların okurun beyninde kolayca canlanmasını sağlamak, gerçekten büyük ustalık. Okuduğum kitaplar arasında kendisine en üst sıralarda yer edindi, ne kadar övsem az, bana göre tam bir başyapıt.
Edebiyat
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20091,643 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2021 1. kitabı
Döşeğimde Ölürken modernist bir romanıdır. Annie Bundren’in ölüm döşeğindeki vasiyeti üzerine cenazesini Jefferson kasabasına götürmeye karar veren kocası Anse ve beş çocuğunun yolculuk sırasında başlarından geçen olayları, birbirleriyle olan ilişkilerini ve yaşadıkları süreci algılayışlarını anlatıyor Faulkner. Zor koşullardan yılmayan baba ve çocukları, tabuttan gelen çürüme kokularına rağmen Jefferson’a varırlar. Vasiyetin yerine getirilişi, yoksul kesimlerin hayata daha sıkı bağlarda tutunduklarının bir simgesidir. Şunu belirtmeliyim ki, bu süre zarfında baba ve çocukların zihninde Annie’nin ölümü fazla bir yer tutmaz, her birinin çözülmesi gereken kişisel problemleri vardır; annesi tarafından doğumundan beri benimsenmeyen Darl, yaşadıklarına katlanamaz ve çıldırır; yaptığı işi sonuna dek götürmeye kararlı tek çocuk Cash ise bacağını kaybetme tehlikesi içindedir, Dewey Dell, istenmeyen hamileliğini ortadan kaldırmaya çalışır ve Valdamar ne olup bittiğini kavrayamamaktadır zaten. Faulkner, belki de annenin en sevdiği oğlu ve ailenin tek normal ferdi olduğu için, çocuklardan Jewel’in bilincine yalnızca bir kez yer vermiştir. Bu romanı farklı kılan şey bölümlerin, her karakterin ağzından yazılmasıdır. Bu durumdan ötürü de anlamak biraz zorlaşıyor. Mesela ben okumakta biraz ilerlediğim zaman tam kavrayamadım ve yarısında bırakıp tekrar başa dönüp daha dikkatli okumaya çalıştım. Bir olay ve on beş farklı anlatıcı, hepsi doğal olarak kendilerine göre bakıyorlar olaylara. Bölümlerdeki dil ve üslup, anlatıcıya ve bakış açısına göre değişir. Her bir anlatıcının, kişiliğine uygun olarak düşüncelerini ve olayları naklettiği görülür. Yazarın da on beş kişiyi ayrı ayrı yazması onun ne kadar usta olduğunu gösterir. En fazla bilinç akışı tekniği ile kullanılmıştır. Aile
Edebiyat
Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner · İletişim Yayınları · 20091,643 okunma

Yazar Hakkında

William FaulknerYazar · 31 kitap
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır. 25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur. Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır. 1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır. 1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır. Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar. Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır. 1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.