Ölü Canlar, bir adamın ölüleri satın alma hikâyesinden çok yaşayanların ne kadar ölü olduğunu yüzümüze vuran bir başyapıt.
Kitap, hem bir yol hikâyesi hem de Rus toplumunun dev bir aynasıydı aslında. Çiçikov’un ölü köylüleri satın alma planı, onun hem kurnazlığını hem de dönemin yozlaşmış düzenini ortaya çıkarıyor. Gogol bir yandan insan zaaflarını (cimrilik, dalkavukluk, gösteriş merakı) komik bir dille sergiliyor, bir yandan da okura gerçek değer nedir sorusunu sorduruyor.
Çiçikov tam bir hayatta kalma ustası. Düşüyor, kalkıyor, yeniden deniyor ama hep daha fazlasını istiyor. Onun macerası aslında koca bir dönemin rüşvet, açgözlülük, çıkar ilişkileri üzerine kurulmuş dünyasını gösteriyordu bize. Özellikle toprak sahipleriyle kurduğu diyaloglar tam bir toplumsal ayna. Her biri ayrı karakter yapısı ve dönemin Rusya'sındaki yozlaşmış hâlleri temsil ediyor. Manilof’un saf hayalciliği, ihtiyar kadının cimriliği, Nozdref’in hovardalığı, Sobakiyeviç'in kendini beğenmişliği, Piluşkin'in cimriliği derken herkesin zaafına oynuyor.
Çiçikov’un geçmişi bayağı sarsıcıydı. Çocuklukta ezilmiş, hor görülmüş; sonra kendine hep yukarı çıkacağım, hep kazanan olacağım diye bir hayat yemini etmiş. Onun azmi hayranlık uyandırıyor ama yöneldiği yollar sahtekârlık, çıkarcılık ve soğuk hesaplar... Yani mücadele gücü var ama amaç yanlış. Bir yerde helal olsun diyorsun bir yerde de bu kadar da olmaz diyorsun.
Nozdref'e ayrı bir başlık açmak isterim. Tam bir baş belası. Hem sürekli abartıyor hem de işine gelmeyince iftiradan çekinmiyor. Çiçikov’a resmen hayatı zehir etti. O tek başına bir gıcık tip değil aslında her dönemin yalancısı, abartıcısı, fitnecisi rolündeydi. Bir ortama giriyor, hemen hava atıyor. İşine gelmeyince kavga çıkarıyor. Kaybedeceğini anlayınca iftiraya başvuruyor. Bir de