Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

İskandinav Soğukluğu :)
6/10
·176 syf.··
2023 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 2023 12:49
Kitapta geçen tarihlerden anladığım kadarıyla II. Dünya Savaşından kısa bir süre sonrasında geçen bu hikayede savaştan gazi olarak ayrılan bir Teğmen'in ruhunu dinlendirmek ve dünyanın içine girdiği siyasi idealizm politikalarından uzaklaşmak için İskandinav 'yada Norveç'in kuzeyinde bir adadaki küçük bir kasabada orman kulübesine yerleşmesi ve sonrasında yaşananlar konu ediniliyor. Kitapta İskandinav kültürüne ve daha çok bölge insanının yapısına dolaylı göndermeler var. Kuzeyde yaşayan bu insanların günlük hayatı, eğlenceleri, ilişkileri ve yaşam biçimlerini kitapta ara cümlelerde ve olay örgüsünün arkalarında çok net görebiliyoruz. Teğmen'in yerel halktan bir kız ile yaşadığı aşk ve ardından değişen sıradan hayatı, teğmenin kuzeyin insanlarına ayak uydurmaya çalışırken kendisini ne yapmaya çalıştığını anlamadığı bir kızla aşkın içinde yalpalanırken buluyor. Başrol kızımız Türk genç kızlarına çok benziyor: Net değil, ne istediğini bilmiyor, ne yaptığının farkında değil ve yaptıklarının sonucunu belki de hiç düşünmüyor. Bu tavırlar yaşını da bir hayli almış teğmenimizi her seferinde çok derinden etkiliyor ve anormal davranışlarına sebep oluyor. Bu küçük ada kasabasındaki ilişkisi kendinden menkul insanların adaya yabancı teğmenle aralarında geçen olayları kısa olmasının da etkisiyle okumaya değer. Düşük puan verdim çünkü: Kitabın çeviri yapısından mıdır yoksa kitabın gerçekten de orijinal halinden midir bilemiyorum ama kitabın dili olabildiğince basit yapılmaya çalışılmış, hem anlatım biçimi olarak hem de dil olarak okurken hiçbir yorulma hissetmedim ama o kadar basit bir dil ile yazılmıştı ki kitap duygu olarak bana neredeyse hiçbir şey geçiremedi. Sanki bir düzyazı bir makale okur gibi okuyup geçtim çoğu yerini. Cümleler hep kısa ve duygu yüklü olmadan, betimlemeler
Anlatı
PanKnut Hamsun · Ren Kitap · 20231,302 okunma
8/10
·176 syf.··
2023 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2023 14:26
Açlık’tan sonra Hamsun’dan okuduğum ikinci eser. Tarih sırasına göre gideyim dedim. En azından elimdekiler bazında. Kitapta ormanın dibinde yaşayan, avlanan, münzevi bir teğmen olan Thomas Glahn’ın hayatının yaklaşık beş yılı anlatılıyor. İki kısma ayrılmış olan eser, ilk bölümü Glahn’ın ağzından anlatırken, okuyucu ikinci kısmı ise isimsiz bir ev arkadaşının gözünden takip okuyor. Anlatıcımız birinci şahıs. Kitap daha 1900’ler başlamadan, 1890’larda yazılmış. 1855-60 arasında geçen olayları anlatıyor. Buna rağmen yaşananlar ve anlatım zamanının ötesinde. Sanki 1950’lerde insanları okuyor gibisiniz. Bilmiyorum ben öyle hissettim açıkçası. Burada varmak istediğim esas nokta ise şu, Knut Hamsun daha modern edebiyat ilk örneklerini verdim vereceğim dediği bir dönemde tam bir modern klasik yazmış. Anlatıcı tarzı, anlatım tarzı, her şeyiyle tam bir modern klasik okudum. Açlık da biraz böyleydi aslında. Norveç edebiyatını gerçekten çok seviyorum. İnanılmaz eserler okuduğum oldu çünkü. Bu da güzel örneklerinden bir tanesi. Kitap çok tuhaf karakterlere sahip. Bir kere içinde Borderline kişilik bozukluğunun tanımı gibi, bir yaptığı bir yaptığını tutmayan hanım kişisi Edvarda var. Bu kızcağız istiyor ki herkes beni sevsin ama ben kimseyi sevmeyeyim. Babası da zengin bunun. Kızının huyunu biliyor. Uğraşıyor adam kızı mutlu olsun diye kabul edelim. Sövmek isteyen sövebilir yine tabi. Bizim ormancı reisle bu kız bir şekilde tanışıyor, aralarında olaylar olaylar. Bizim ormancı reis ise biraz saf, biraz çapkın, haşin bir delikanlı. Otuzlarının başında. Ya da yirmilerinin sonu. Emin değilim. Onun ağzından dinlerken hikâyeyi, ya bu adam da ne salak adam diyebilirsiniz ama ne zaman ki ikinci bölüm başlıyor, öbür ruh hastası kıskanç ev arkadaşıyla tanışıyoruz, onun gözünden görüyoruz
Edebiyat
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2024 18. kitabı
Norveç'in en kuzeyinde, uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısında, derme çatma bir kulübe kiralayıp burada sadık köpeği Ezop'la dinlenmeyi uman Teğmen Tho- mas Glahn günlerini tam da istediği gibi geçirmeye başlar. Ava çıkarak, balık tutarak, vahşi doğayla ahenk içinde münzevi bir yaşam süren bu genç adamın basit hayatı, yörenin en varlıklı adamlarından birinin kızı olan Edvarda'yla tanışınca tümden değişecektir. • Açlık'tan dört yıl sonra yayımlanan ve Hamsun'un en ünlü romanlarından biri olan Pan büyüleyici ve yıkıcı bir aşk hikâyesi olmasının yanı sıra doğaya adanmış müthiş bir doğa övgüsü. • Umut etmek ilginç bir şey, evet çok tuhaf bir şey. İnsan bir sabah bir yola çıkabilir, o yolda sevdiği biriyle karşılaşmayı umut edebilir. Peki onunla karşılaşır mı? Hayır. • Herkese keyifli okumalar diliyorum ..!
Roman
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
İnsan baş keçi ayak “PAN”Panik yok!
6/10
·208 syf.··
2022 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2022 08:34
Knut Hamsun meşhur “Açlık” romanının İskandinav yazarı 1899 yılı Osmanlı’nın son zamanlarında Andersen ile İstanbul’ u ziyaret ediyor. İstanbul’un boğaz’ın güzelliği insanların tasasız oluşu onu bayağı etkilemiş olacak ki buradaki izlenimlerini ve şaşkınlığını ”İstanbul’da İki Seyyah” adlı kitabında şu şekilde dile getirmiş: “… yoksa biz Türkiye’de değil miyiz?Ben iflasın eşiğine gelmiş bir memlekete dair yazılmış yazıları okumaktayım.Halbuki vapur, bağlık bahçelik küçük şehirlerin ve güllerin kıpkızıl parıltısıyla gözümüzü alan bir masal dünyasınsa yol alıyor.” Knut Hamsun romanlarında oluşturduğu karakterlerin psikolojisine ayna tutan kurgudan kopmadan gerçekliği iliklerimize kadar hissettiren bir yazar. Bence onun kitaplarının en güzel yanı yaptığı doğa tasvirlerinin içine her daim insanı yerleştirebilmesi.Pan kitabı da öyleydi. Kitabın ismi yunan mitolojisinde yer alan teke bacaklı, keçi boynuzlu bir insan görünümünde olan Pan’ dan alınmış.Bu mitolojik karakterin görünümü son derece korkutucu.Doğa tanrısı Pan ormanda dolaşırken onunla aniden karşılaşan insanlar onun görünümünün korkunçluğu karşısında çığlık çığlığa kaçışır.Bu durum onu rahatsız etmez hatta memnun olur.Bu yaşattığı yoğun korku bizim de aslında aşina olduğumuz “Panik” kavramanı ortaya çıkarmıştır. Pan kitabının karakteri Thomas Glahn’ın karakterinden yola çıkarak tıpkı pan gibi doğa ile ilişkisini, ilkel oluşunu,Edvarda’ya aşkını, inatçılığını ve gururunu okuyoruz.Bana bu romanı sevdiren yazarın yalın dili, doğa tasvirleri, hikayenin pürüzsüzlüğüydü.Kısacık bir hikayeydi zaten.Ben severek okudum. Sizin de bu kitapla tanışmanızı isterim.
Edebiyat
PanKnut Hamsun · Timaş Yayınları · 20211,302 okunma
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 136. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2025 12:54
PanPan, 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Norveçli yazar Knut HamsunKnut Hamsun'ın yazdığı Romanıdır. Norveç’in en kuzeyinde, uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısında, derme çatma bir kulübe kiralayıp burada sadık köpeği Ezop’la dinlenmeyi uman Teğmen Thomas Glahn günlerini tam da istediği gibi geçirmeye başlar. Ava çıkarak, balık tutarak, vahşi doğayla ahenk içinde münzevi bir yaşam süren bu genç adamın basit hayatı, yörenin en varlıklı adamlarından birinin kızı olan Edvarda’yla tanışınca tümden değişecektir. AçlıkAçlık’tan dört yıl sonra yayımlanan ve Hamsun'un en ünlü romanlarından biri olan Pan büyüleyici ve yıkıcı bir aşk hikâyesi olmasının yanı sıra doğaya adanmış müthiş bir doğa övgüsü. Pan, insan ve doğa ilişkisi üzerine yoğunlaşan Hamsun, yüzyıl başındaki insanın toplumdan uzaklaşıp doğayla baş başa kalışıyla birlikte kendi doğası üzerine düşünmesini ve hızla yükselen kapitalist toplum dalgasının etkilerinin ruhunda hissetmişçesine eleştirel bir tavırla sade ve doğal insana özlemini dile getirdiği eseridir.
Edebiyat
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
10/10
·145 syf.··
2026 4. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 22:59
Hamsun’un Pan’ı beni bir rüzgâr gibi önüne kattı ve sürükledi. Evet, kitabı yirmi dört saat içinde okudum. Gün boyunca, bir yandan kendimden parçalar bulmanın hazzıyla, bir yandan da anlatıcı Glahn’ın hayatının bir dönemini anlatan bu tuhaf ve kırılgan maceranın merakıyla kitaptan başımı kaldıramadım. Okuma bittiğinde ise geriye yalnızca bir beğeni duygusu değil, aynı zamanda içime çöken, kolay dağılmayan bir hüzün tortusu kaldı. Bu kadar kısa bir zamanda okumamın sebebi olayların sürükleyiciliğinden çok, Hamsun’un kurduğu atmosferin beni tamamen içine çekmesi oldu. Bu kitap aceleyle okunacak bir metin değil ama bir noktadan sonra insanın algısını ele geçiriyor; ve ben de bırakmak istemedim, açıkçası... Romanın merkezinde yer alan Glahn, doğayla kurduğu bağ sayesinde dünyayla arasına mesafe koymuş bir karakter. Orman, yalnızlık ve sessizlik onun için bir kaçış değil; tam tersine, var olabildiği tek alan. Doğa betimlemeleri sadece manzara çizmek için değil, Glahn’ın ruh hâlini anlamak için de anahtar niteliğinde. Onun huzuru insanlardan uzaklaştıkça artıyor, ama bu huzur kırılgan. Edvarda ve Eva ise Glahn’ın insanî yanını ortaya çıkaran iki önemli figür. Edvarda, Glahn’ın iç dünyasında arzu, gurur, kırılganlık ve karmaşayı temsil ederken; Eva daha sessiz, daha saf bir yakınlık sunar. Bu iki kadın, Glahn’ın doğayla kurduğu dengeyi farklı biçimlerde sarsar ve onun insan ilişkilerindeki uyumsuzluğunu görünür kılar. Burada Hamsun’un başarısı, duyguları açık açık anlatmak yerine okura hissettirmesi. Romanın ilerleyen bölümlerinde devreye giren ikinci anlatıcı, metnin algısını kökten değiştiriyor. Bu anlatım sayesinde Glahn’ın son dönemine, söylentilere, kulaktan dolma bilgilere ve onun hakkında anlatılanlara tanık oluyoruz. Burada zaman duygusu belirgin biçimde
Roman-Edebiyat
PanKnut Hamsun · Bilgi Yayınevi · 19671,302 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2024 73. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2024 20:11
"Çünkü benim evim ormanlar ve yalnızlık..." Pan, Yunan mitolojisinde nehir tanrısı olarak bilinen Ladon'un güzel kızı su perisi Syrinx'e aşık olur. Fakat aynı fikirde olmayan Syrinx onun hislerinden kaçıp kurtulmak için Zeus'tan yardım dilenir. Pan tam Syrinx'i yakalayacakken Zeus onu bir sazlığa dönüştürür. Öfkelenen Pan, sazları paramparça eder fakat ardından pişmanlık duyar ve ağlayarak sevgilisinden arda kalan kırılmış sazları öper. Sazları öperken nefesinin sazlardan çıkardığı sesleri keşfeder. Böylece keşfettiği müzik aletine kaybettiği güzel perinin ismini verir. Teğmen Glahn, Nordland'ın arkası orman önü deniz olan bir bölgesinde köpeği Ezop ile yaşamaktadır. Avcılık yaparak, ormanda yalnız yaşayan, kuşları vurmadığı zamanlarda balık tutan insanların arasına pek karışmayan bir insandır. Bir gün mesleği tüccarlık olan Bay Mack ve kızı Edvarda yanlarında doktorla beraber Glahn'a denk gelirler ve aralarında yeni bir bağ kurulur. Glahn'a ilgi duyan Edvarda güzelliğiyle Teğmen Glahn'ın aklını almıştır. Fakat aralarındaki ilişki git gelli, çok çalkantılı geçer sürekli bir didişmeye dönüşür. Kente gelen yeni bir Baron da olayların seyrini değiştirir. Kitap boyunca Glahn'ın ve Edvarda'nın duygusal gitgellerini bazen anlamsız ve yersiz hareketlerini okuyoruz. Glahn'ın bir yandan da Demirci'nin karısı ile ilişkisinin olması fakat sürekli Edvarda'yı düşünmesi, bir yandan ondan uzak durmaya çalışıp onu unutmaya çalışırken kendi hislerine söz geçirememesi okurken beni de sinirlendirdi. Hem Eva'ya ümit verip hem de Edvarda hakkında ümit beslemesi, Edvarda'nın bir sıcak davranıp bir soğuk davranması kitap boyunca okuyucuyu isyan ettirebilir. Bu duygusal gecişlerin yanında doğadaki değişimi de çok güzel bir şekilde anlatıyor Knut Hamsun. Pan'ın hikayesi kitapta geçmiyor
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2017 32. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2017 13:52
Pan, Teğmen Thomas Glahn'ın notlarından oluşan bir kitap. Onun hayatının bir bölümünü anlatıyor. Teğmen Glahn'ın hikayesi çok etkileyiciydi bana göre. Açıkçası bu eser içime işledi, özellikle o betimlemeler ve aşk hikayesi. Kitabın dili ilk başlarda değişik geldi, ilk ağızdan anlatıldığı için olabilir. Ama genel olarak akıcı ve sürükleyici bir kitap Pan. Ben severek okudum ve herkese de tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
PanKnut Hamsun · Timaş Yayınları · 20211,302 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2024 28. kitabı
Pan/ Knut Hamsun Pan , Yunan mitolojisinde kırların , doğanın ve çobanların tanrısıdır . Mitoslarda yarı insan yarı keçi olarak tasvir edilir . Doğa ile bütünleşmeyi arzulayan Glahn adeta bir Pan’dır. Eser adını Yunan mitolojisindeki anlam karşılığından alır . Teğmen Thomas Glahn , mevcut durumundan uzaklaşıp , hayatının dinlenme evresine geçebilmek ; doğayla başbaşa kalıp , huzurla bütünleşebilmek amacıyla ormanda bir kulübede yaşamaya başlar . Köpeği Ezop , hayatı için verdiği kararda yol arkadaşıdır . Glahn,vahşi doğada yaşarken adeta cesaretli mizacını kanıtlamak ister gibidir . Yeme-içme ihtiyacını doğanın sunduklarından temin eder . Ava çıkmayı , balık tutmayı , gününü kurtaracak rutinler haline getirmiş genç bir adamdır . Huzurla bütünleştiği doğada kendi halinde yaşamını sürdürmeye çalışırken , huzurunu tamamen bozacak bir gün gelir ve basit hayatı karmaşaya döner . Bölgenin en varlıklı kişisinin kızı Edvardayla tanışır . Hayatı tümden değişir .. Huzurla ,inzivaya çekilmiş genç bir adamın vurucu doğa betimlemelerini okurken , birden , tam da gerçeğe uygun şekilde aşk karşısına çıkar ve okuyucu romanı elinden bırakamaz . Knut Hamsun’un akıcı üslubu , doğa betimlemelerinin ‘elini uzatsan dokunacakmışsın’ gibilik hissi , içeriğin merak uyandıran heyecanı , eseri soluksuz kılıyor . Knut Hamsun’un eserleri , adeta canlı . Yaşayan eserler . Kitabı kapattığınızda uykuya dalıyor , kitabı açtığınızda kendinizi birden dönemin içinde , ana karakterlerin hemen yanı başında buluyorsunuz .
PanKnut Hamsun · Can Yayınları · 20231,302 okunma
8/10
·145 syf.··
Beğendi
·
2023 26. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mart 2023 03:34
Şimdi buraya mükemmel olmayan bir inceleme yazacağım. Ama zaten ne mükemmeldir ki... Bu kitap da öyle. Mükemmel olmaması, onun en önemli özelliği bence... Bazı hikâyeler, anlatılar, söylenceler vardır; biri size onları aktardığında bir burukluk duyarsınız. Hüzün olamamış bir burukluk... "Hayır, bunun böyle olmaması lazım, bir yanlışlık var..." diyebilirsiniz. Hatta karşı çıkabilirsiniz. Ama içten içe de bilirsiniz ki; bütün bunlar zaten böyle anlatılmak istenmiştir. Güzelliği buradadır. Yazarın AçlıkAçlık kitabını okurken sıkılmıştım ama bittiğinde üzülmüştüm. Ayrıca o zaman da yukarıda anlattığım o "burukluğu" hissetmiştim. Bu kitapta da böyle oldu. Bir sonuca mı varmanız gerek; kitabı en iyi anlatan alıntıyı yorumlara ekleyeceğim. Ama benden söylemesi, bir sonuca varmamıza gerek yok...
Edebiyat
PanKnut Hamsun · Bilgi Yayınevi · 19671,302 okunma

Yazar Hakkında

Knut HamsunYazar · 21 kitap
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi. Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi. Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti. İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti. Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı. Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu. Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu. Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile. "Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı. Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı. Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu. Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı. Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü. Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti. Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti. Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı. Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi. Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti. Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı. Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü. Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı. 1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi. Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı. "Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle. Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm." Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir. Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı. Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır. 19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.