Şarkını Söylediğin Zaman

·
Okunma
·
Beğeni
·
2721
Gösterim
Adı:
Şarkını Söylediğin Zaman
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944756716
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
"Bende anlayamadığın nedir biliyor musun?"
"Neymiş?"
"Nazım'ın dediği gibi: 'Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. Kendi şarkımı.' Ama yapamam biliyorum, çünkü o şarkı içimde kuruyup kaldı. Beni öldüren bu işte."
"Şarkılar bitmez, yeni şarkılar filizlenip doğar her zaman..."

Bu roman, Deniz ile Cihan'ın hüzünlü şarkısını anlatıyor. 70'li yılların sonunda Ankara'da, üniversitede tanışan Deniz ile Cihan'ı ortak tutkuları olan müzik bir araya getirir. Deniz, Ankaralı bir ailenin isyankar kızı, Cihan taşradan gelmiş bir genç adamdır. 12 Eylül öncesinin en karanlık günlerinde yolları kesişen bu iki genç arasındaki ilişki birini tutkulu bir aşka götürürken, diğeri devrimci düşlerinin rüzgarına kapılır. Yaşanmamış bir aşkın izdüşümü, aradan otuz yıl geçtikten sonra farklı bir boyutta, ama aynı tutkuyla iki insana yansır: Biri artık orta yaşını sürmekte olan Cihan, diğeriyse ona hem yabancı hem de son derece tanıdık olan bir kadındır.

İnci Aral, arka planında değişen bir ülke, insanlar, gençlik ve siyaset olan, bambaşka bir aşkın izini sürüyor. Umudun, arzunun, hüznün, şarkılarla canlanan iklimini bir kez daha, derinlik ve ustalıkla anlatıyor.

İnci Aral, Şarkını Söylediğin Zaman'la Türk romanını zirveye taşıyor. Okuyanın aklından yıllarca çıkmayacak bir ezgi dinletiyor.
(Arka Kapak)
232 syf.
Kaç günde okudum diye baktığımda beş gün olmuş bu kitabı okumaya başlayalı. Bugün bitirdim. İnci Aral'ın ikinci kitabıydı okuduğum bu kitap. İlkinde iyi bir öykünün izlerini bulmuştum.
Okurken özellikle sona doğru bitmesini istemediğim bir kitaptı. Yıllar öncesinde başlayan bir hikaye mutlu bitmişti her şeye rağmen. Sanki kitabı okumadım oturup izledim bir kenardan. Bir devri anlatırken çekilen acılar yaşanan hüzünler. Bir söz var "devir değişse de insanlar hep aynı" diye. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Değişen sadece isimler.
Kitabı okurken bu şiir geldi aklıma hep. Kasıp kavuran yakıcı bir bekleyiş. Son bir umut sanırım Cihan ve Ayşe.
https://youtu.be/2iaEoktj3zI
232 syf.
·21 günde·9/10
Hayatın kimi anlarında prangalara bağlı olan vücudumuzu ve ruhumuzu daha çok acıtmaya başlıyor gerilen zincirler. Sırf bu yüzden yine kimi anlar geliyor hayattan soğumaya, ister istemez elimizi ayağımızı hayattan çekmeye başlıyoruz. Belki de bu kimi anlardan biri rastladım diye düşünüyorum. Bu güzel siteye uzun bir süre uğrayamamaış olmamın sebebini de buna bağlıyorum. Peki ya sizin zincirleriniz ne alemde sevgili dostlarım ve büyüklerim? Benimkiler çok gergin.

Bir kitap incelemesinden böyle ayrıntılara yer vermek gereksiz, lafı çok uzatmadan asıl incelemeye (kendim hakkımda olan incelemeyi bırakıp) geçmek isterim. Şarkını Söylediğin Zaman, İnci Aral ile tanışma kitabım oldu. Kitabı okumam uzun sürdüğünden midir bilinmez fakat bende kitaba karşı bir bağlanma hissi ortaya çıktı. Bu hissi elbette ki kitap bitince daha da iyi anladım. Sizlerin de yabancı olmadığı bir duygudur bu; bir kitaba bağlanırsınız, kitabın bir gün biteceği düşüncesine katlanamaz hale gelirsiniz. Fakat kötü sondan da kaçamazsınız. Kitap bittiği gün içinizde acı bir boşlukta yaşamaya devam edersiniz. İşte bende de bu etkiyi gösterdi Şarkını Söylediğin Zaman.

Kitap 80'li yıllardaki yaşanan bir aşkı anlatıyor. Fakat kitabın asıl zamanı ise günümüz. Bu tür anlatım teknikleri bana göre oldukça zordur. Zorluğu iki zamanı birden kontrol altına alabilmenin güç olmasından kaynaklanır. İnci Aral bu zorluğun altından usta bir şekilde kalkmış diyebilirim. Hem 80'li yılların o kasvetini hem de günümüzün boğuculuğunu gözler önüne sermiş. Üstelik hikayedeki geçmiş zamanlar gelip gidişler göze batmıyor, hikayenin devamlılığına uyarak devam ediyor.

Kitapta dikkat çekilen bir konu da devrimcilik kavramı olmuş. Zamanında yanlış anlaşılan ve de yaşanılan devrimcilik kavramını de irdelemekten geri kalmamış Aral. Öyle ki, devrimcilik kavramının kavga dövüş ya da zorbalık ile alakasının olamayacağını dile getirmiş. Devrimciliğin önce zihinlerde başlaması gerektiğinin, aksi takdirde yanlış anlaşılmaya müsait bir kavram olduğunun da altını çizmiş. Bunu da kitaptaki Deniz karakterinin düşüncelerini temel alarak yapmış.

Deniz'in de bir zamanlar - sözde- devrimci oluşu, zaman geçtikçe kendine devrimci diyenleri anlayamaması, bu yüzden de onlardan soğuması gibi durumlar da bunu kanıtlar nitelikte. Bu konu daha önce sitede de açıldı, asıl devrimcilik nedir diye. Devrimciliğin halkın genelde anladığı kavgalı dövüşlü kavramla uzaktan yakından alakası olmadığı, ilk devrimin zihinlerde olduğundan bahsedilmişti. Özellikle o gönderideki büyüklerime bu kitabı tavsiye ederim.

Kitapta genel olarak hüküm sürdüren bir hüzün havası vardı. Özellikle bu etmen de kitabı bana sevdiren etmenlerden biri oldu. Bu elbette ki zevklerle ilgili bir durum. Ben şahsen bu tür kitapları çok severim, kitaba belli bir ağırlık kazandırır çünkü hüzün kavramı. Ayrıca kitapta işlenilen aşk kavramını da çok beğendim. Tanımlamak gerekirse, bir tür 'hüzün yaşanması gerekilen aşk' idi bu. Ayrıntısına girmeyeceğim kitabı okuyacak olanlar ne dediğimi anlayacaklardır. Bu, normal aşk kavramlarından farklı; bir bilinçli uzaklaşma isteği içeriyor. Bana soracak olursanız bu gerçekten çok hoş bir aşk kavramı. Aşkın kavramları da kişiden kişiye farklılık gösterdiği için bana hoş gelen bu kavram kimilerine çok saçma gelebilir. Aşkın bu kavramına da şahit olmanızı öneririm.

Cihan ile Deniz'in aşk kavramından haberdar olmak için ve de bazı yanlış anlaşılmaların alternatif çözümlerini Aral'ın ağzından dinlemek istiyorsanız Şarkını Söylediğin Zaman'ı şiddetle öneririm.
232 syf.
Biraz rastlanılası zor bir aşk hikayesi. 12 mart dönemi, Cihan ve Deniz. Yıllar sonra Cihan' ın karşısına tesadüfen çıkan Ayşe.
..
İlk İnci Aral kitabım. Kitabın arka kapağını okuduğumda kesinlikle okumalıyım demiştim ancak bir iki spoiler yorum okuyunca o ilk hevesim kalmadı. Benim gibi düşünen varsa böyle düşünmesin hemen okusun nacizane fikrim. Kitaba başlayınca sizi hikaye içine alıyor ve kitabın kapağını kapattığınızda kahramanları yüzünüzde bir gülümsemeyle uğurluyorsunuz. :)
..
Daha o zamandan sevmişti onu Ayşe. Bu aşk yeni değildi. Yıllar önce henüz dört yaşındayken başlamıştı. Cihan'ı görür görmez , o gece daha o kapıdan girerken kendine çeken , zamanı aşan bu unutulmuş ama izi, gölgesi bellekte kalmış aşktı.
232 syf.
·Puan vermedi
Şimdiki zamanla başlayıp, geçmişle süslenen akıcı bir o kadar da güzel. Umudu ve acıyı hep bir arada hissettiriyor. 80darbesinde yaşayan devrimci gençler ve kendinden emin olamayan, isteklerini şekillendiremeyen genç bir kadın.
232 syf.
·Puan vermedi
Münir Nurettin Selçuk'un çok sevdiğim sultan-ı yegah makamındaki şarkısının adını görünce dayanamadım aldım kitabı. Ne iyi etmişim. Kitap da bu makamda zaten. İnceden inceye insanın içini acıtıyor.
Açıkçası biraz sıradışı bir aşk var kitapta. Cihan'ın Deniz'e duyduğu derin aşk. 12 eylül dönemi ve Deniz hareketli bir devrimci. Bu yüzden pek aşka ayıracak vakti yok. Cihan, Deniz'in tüm kaprislerine rağmen onu seven genç. Aradaki olaylara çok fazla girmek istemiyorum çok spoiler içerikli bir inceleme olur çünkü :)
Cihan'ın Deniz'e aşkı, Ayşe'nin Cihan'a aşkı... Bence okunmalı. Hatta bonus olarak da bu güzel kitabın üzerine şu güzelim şarkı mutlaka dinlenmeli...
https://www.youtube.com/watch?v=3M1BvWrxcco
232 syf.
·4/10
Okuduğum ikinci kitabı.
Kendi Gecesi'nden sonra bu kitap bende hayal kırıklığına sebep oldu.
Bir an Canan Tan mı okuyorum, dedim.
:((
Nazım Hikmet'e selam olsun..
232 syf.
·1 günde·8/10
İnci Aral'dan okudugum ilk kitap. İyi yazarlar listeme hızlıca giriş yaptı kendileri.
Öyle akiciydi ki öğlen başladım yatmadan bitirdim, elimden birakamadim. Zaten kisa sayılabilecek sayfa sayisindaydı ama okuma hizi tamamen hikayenin akiciligi ile alakalı bir sey. Yazar iyi degilse 10 sayfa bile zulüm olabiliyor çünkü.

Okurken ilk 60 sayfada "sanirim yanildim bekledigim gibi cikmayacak" dedim. Orta yasta olgun iki insanin birbirinden etkilenmeleriyle basladi çünkü kitap. İşi gücü , boyu posu yerinde medeni insanlar hic heyecan yok dedim.
Sonra Cihan siyah defteri açıp okumaya basladi ki bu kısım kitabin ana bölümü oluyor.Bir anda 12 eylül döneminin ortasina, çok guzel bir aşka ve üniversite hayatina giriş yapiyor. Bu kisimdan sonra nasil akti gitti anlamadim işte.

Beğenmediğim tek yani sonu oldu, ben Ayşe ve Cihan'ın tercihini onaylamadım. Neyse ki kahramanlar benim fikirlerimle hareket etmiyor da heyecanli kitaplar okuyabiliyoruz. Yoksa herhalde romanların da tadı tuzu kalmazdı.
232 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu kitabı okurken ,baskı kalitesi,ciltleme,kapak kalitesi,yazı boyutları gibi görsel etkenlerin kitabı severek okumaya faydası olduğunu iyice anladım.
Kitapta anlatılan hikaye,anlatım,kurgu oldukça akıcı ve ilgi çekici,her ne kadar karakterler artık çok klasikleşmiş olsa da günümüzde,gelecek nesiller için o günleri anlamada bir tasvir, tanımlama aracı olabilir.
İlk aşk ve son aşk bağlantısı ilginç,spoiler vermeden bu konuyu kapatayım
232 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Çabuk bitti. Dönemin sol tarafındaki insanlarının hayatlarını yansıtmış ama çok emin olamadım. İskenceyi, zorlukları anlatırken bakın neler cektiler mi demek istiyor yoksa o kadar cektiler de ne oldu bir şey değişmedi mi...?!? Aslında değişen çok şey var belki de onlar olmasa biz çoktan şuanki günlere gelmiş ve belki de bir Suriyeli gibi olmustuk bile... gerçi bundan da emin olamıyorum. Siyaset bana, hele de günümüzde, doğrudan yapılamayacakların arındırılarak, normalleştirilecek yapılmasının ve kabul görmesinin sağlandığı alan, saha gibi geliyor...
232 syf.
Bu sene hiç okumadığım yazarları okumak istiyordum. Bu vesileyle İnci Aral okumaya karar verdim. Genelde bir kitaba başlamadan önce yorumlara, incelemelere pek bakmam. Sadece tanıtım yazısını okumam bile kitaba başlamam için yeterli geldi. Güzel bir aşk hikayesi okuyacağımı düşündüm ilk başta. Ama bu kadar karmaşık, zorlu, sancılı bir aşk (ya da hayatta kalma) hikayesi daha okuyacağımı düşünmedim. Kitabın kendine has bi ruhu var, içine çekiyor sizi. Karakterleri özellikle çok sevdim, gerçekçilerdi. Ne romantik komedilerdeki gibi biri hep iyiyse iyi kalmıyordu. İyiler de hata yapıyor bunu da görüyorsunuz. Kitabı yeni bitirdim duygularım şuan için tek bir meselede karışık.

SPOILER
.
Cihan'ın Deniz'e olan aşkını sayfalarca okuduktan sonra Ayşe'ye gerçekten aşık oldugu hissine kapılamadım. Beni rahatsız eden de buydu. Sanki yaşamımız boyunca sadece bir kişiyi tam anlamıyla sevebilirmişiz gibi geliyor bana. Şöyle diyorum bu kadar büyük bir aşktan sonra nasıl olurda kısa sürede aşık olabiliyordu karşısındakine hele de bu sevdiği kadının çocuğuysa, kendini geri çekmesini de beklemedim değil. Sonu benim için şaşırtıcı oldu.
232 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
İnci Aral'ın "Şarkını Söylediğin Zaman" adlı romanı okuduğum türler dışında bir kitap. Bir arkadaş önerdi. Farklı bir şeyler de okumak gerekir diyerek okudum. Son da söyleyeceğim cümleyi başta söylemek gerekirse; kitabı beğendim. 1980 öncesi olaylar, yaşanmışlıklar, siyaset, aile ve bir günlükle devam eden olaylar. Deniz, Cihan, Ayşe ve çevresinin bugüne yansıması da kitabın içinde. Günlüğün samimiyeti içinde yitip giden zaman ve kişiler.

Üçüncü şahıs anlatımla Ayşe'nin varlığından haberdar oluyoruz. Üniversitede tez hazırladığını da bu sayede öğreniyoruz. Konu buradan başlar. Anlatıcı bize olayları anlatıyor. Ama ileri de anlatıcıya ilave olarak karakterler de sahneye girer. Günlük devreye girer; geçmiş ve şimdiki
zaman peşi sıra gelir. Anlatıcının gözünden iyi, kötü, güzel, çirkin kavramlarını okuyoruz. "Ayşe kendini hem güzel hem de özgür hissetti (s.13)". Acaba Ayşe kendini ifade etmekten aciz mi? Bu dış ses anlatım çoğu zaman hoş da olmuyor. Ama kitap
dış sesle başlar.

Devrim yolunda bazı gençlerin yaptıkları mücadele ama sonunda kendilerinin devrilmesiyle sonuçlanan olaylar. Anılar canlanıyor. Konuşma dilinin yazıya dökülmüş hali. O yüzden
anlaşılmayan yerler ve kavramlar yok. Eskiye özlem, arkadaşlığa özlem, eski ev ve eşyalar hakkında aidiyet duygusu. Zaman değişir, anın gerisinde kaldığını düşünerek o eşyalardan da kurtulma planları yapılır. Günümüz ve geçmiş arası düşünceler. Bir çeşit anılar denizinde yüzülür. Sevgiler, kırgınlıklar, hüzünler, ayrılıklar, ait olma veya olamama, eşya ile zaman birlikte anlatılır. O anlatım ise okuyucuyu kitabın içine doğru çeker.

Kendi düşlerini gerçekleştirmek için yola çıkan ama bu yolda ağır darbe alıp sonunda çeşitli yerlere savrulanlardan biri olan Deniz'in "günlükleri" bir çeşit 1980 öncesi ve sonrası olayların havuzu olur.

Anıların, gerçeklerin, hayallerin ve zamanın birleştiği bir dönüm noktasında müzik de kendine yer bulur. Hatta müzik başlangıç da sayılabilir. Müziğin evrensel bağlayıcılığı sayesinde çocukluktan genç kadınlığa yükselen ve bir an da 'abi'likten 'ad'a dönüşen bir hikaye de günlükten günümüze gelir.

Bir kadının çocuğundan bile üstün tuttuğu bir "sevda"dır, "devrim". O "devrim" yüzünden nice "Ayşe"ler ölmüş o da ayrı. Ama, tek yol devrim sloganından başka hiçbir şeyin yüceltilmediği bir yolun devamında kör bir saplanışın onu götürdüğü nokta ise karanlıktı. Ayşelerin bile devrim için göz ardı edildiği dogmanın içinde yaşanan derin buhranları da okuyoruz.

Dün anlatılır. Kendi içinde yaptıkları. Doğrular, kendilerine göre. Yanlışlar, kendileri dışında herkes. Farklı düşünüldüğünde ise davaya ihanet. ideolojik çatışmaların ortasında üniversitede başlayan bir yere ait olma güdüsünün kişileri kendi özgünlüklerinden koparışı ve dogmaya doğru
gidişatın hikayesi.

Yaşanan acılar, kötülükler, hastalık, iyileşmek için yapılanlar, ailenin sahiplenmesi anlatılır. Ama kadının kendi içinde yaşadığı o gelgitler bir türlü yerine oturmaz. Aileden, evlilikten, yaşamdan, çocuğundan kopuşun derin hüznü yaşanır. Hata sorgulanamz. Onlar, kendi içinde doğrulardı.

Akıcı, anlaşılır bir dil, konudan kopmadan ilerler. Sizi savurmadan ve sıkmadan içine çeker. Dün ve bugün içinde siyah beyaz ve renkli fotoğraf gibi kareler değişir. Siyah beyaz bir fotoğraf karesine bakarken daha sonra renkli bir kareye bağlanır. Farklı karakterlerin sesinden bütünlük sağlanır.
Hayatın içinden kopup gelen olaylar, duygular, kişiler olduğu için daha kolay bir bağ kurabiliyor.

Okuyanların - tabi belli bir yaşın üstündekiler - kendileriyle
bütünleştirebildikleri yerlerde olabilir. Şimdiki zaman da e-postalar, cep telefonlarına karşın, zamanın kendi sesi olan günlükler ile olay anlatılır.
Yitip gidenler bir rüzgar gibi geçer insanın gözü önünden.

Devrime aşık olduğu kadar Ayşe'yi sevemez Deniz. 1980 öncesinde yaşanan hayattan kesitler sunulur. Daha iyi bir dünya kurmak için çıkılan yol da, yoluna devam edenler yanında yolda kalanların da bir hikayesidir.

Kadının devrime aşkı, otoriteye itirazı ama kadınca duygularla bir eve, evde bir çocuğa da özlemi var. Çelişki içinde yaşadıkları da var. Kendisini güçlü hissetse bile kadın olduğu için ona atfedilen zaaflar, ayrıca kadınlığa duyulan bir özlem de var.

Yaşananlar anlatılır. Yaşanacaklar ise şimdilik beklemede. Cihan geçmiş zaman ile şimdiki zaman içinde bir film şeridi gibi olayları yaşar. Zaman iç içe geçmiş. Kendisi geçmişle gelecek arasında bir köprü olmuş. Ayşe gelmiş, Deniz gitmiş.


Üçüncü şahsın anlatımıyla başlayan daha sonra birinci kişilerin devreye girmesiyle ilerler. "Şarkını Söylediğin Zaman", yaşanan olayların farklı adlarla oluşturulması sonucu ortaya çıkan bir roman.

Bir kadın, bir erkek ve bir çocuk. Yıllar sonra bir günlükle buluşur. Deniz, Cihan ve Ayşe yıllar sonra bir günlükte bir araya gelir.

Not: Eğer bu kitabı anlatırken; şu oldu, bu oldu, şöyle oldu, böyle oldu dersek - günümüz tabiriyle spolier- kitabın arka kapak tanıtım yazısı okunsun yeter denilebilir. Ama okuyucu kendi gözüyle gördüklerini anlatacak ki, her gözün kendi açısıyla kitabın derinliğine bakılabilsin diye düşünüyorum. Yoksa arka kapak yazısında zaten kişilerden ve olaylardan kısaca bahsedilmiş.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şarkını Söylediğin Zaman
Baskı tarihi:
Mart 2011
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944756716
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
"Bende anlayamadığın nedir biliyor musun?"
"Neymiş?"
"Nazım'ın dediği gibi: 'Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. Kendi şarkımı.' Ama yapamam biliyorum, çünkü o şarkı içimde kuruyup kaldı. Beni öldüren bu işte."
"Şarkılar bitmez, yeni şarkılar filizlenip doğar her zaman..."

Bu roman, Deniz ile Cihan'ın hüzünlü şarkısını anlatıyor. 70'li yılların sonunda Ankara'da, üniversitede tanışan Deniz ile Cihan'ı ortak tutkuları olan müzik bir araya getirir. Deniz, Ankaralı bir ailenin isyankar kızı, Cihan taşradan gelmiş bir genç adamdır. 12 Eylül öncesinin en karanlık günlerinde yolları kesişen bu iki genç arasındaki ilişki birini tutkulu bir aşka götürürken, diğeri devrimci düşlerinin rüzgarına kapılır. Yaşanmamış bir aşkın izdüşümü, aradan otuz yıl geçtikten sonra farklı bir boyutta, ama aynı tutkuyla iki insana yansır: Biri artık orta yaşını sürmekte olan Cihan, diğeriyse ona hem yabancı hem de son derece tanıdık olan bir kadındır.

İnci Aral, arka planında değişen bir ülke, insanlar, gençlik ve siyaset olan, bambaşka bir aşkın izini sürüyor. Umudun, arzunun, hüznün, şarkılarla canlanan iklimini bir kez daha, derinlik ve ustalıkla anlatıyor.

İnci Aral, Şarkını Söylediğin Zaman'la Türk romanını zirveye taşıyor. Okuyanın aklından yıllarca çıkmayacak bir ezgi dinletiyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 474 okur

  • Tuba sahan
  • İlliyya
  • Kübra
  • Damla ozan
  • Cigse bakay
  • xxx yyyy
  • Merve karakaplan
  • Elif kostak
  • Cihan
  • zaynah

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%85.9
Erkek
%14.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.8 (25)
9
%15 (18)
8
%30.8 (37)
7
%13.3 (16)
6
%10.8 (13)
5
%2.5 (3)
4
%1.7 (2)
3
%1.7 (2)
2
%1.7 (2)
1
%1.7 (2)