·
Okunma
·
Beğeni
·
627,6bin
Gösterim
Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059144858
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Satranç, görünüşte bir gemide yolları tesadüfen kesişen bir satranç şampiyonu, hırslı oyuncular ve tutukluluğu sırasında gizlice ele geçirdiği bir satranç kılavuzundan öğrendiği oyunlarla kendi zihninde kaybolmuş Dr. B’nin hikâyesi gibi görünür. Oysa âdeta yazarın bir veda mektubu niteliği taşımaktadır.

Stefan Zweig, muhteşem ve gerilim dolu bir kurguyla kaleme aldığı bu öyküyü Brezilya’dayken yazmış ve intihar etmeden kısa bir süre önce tamamlamıştır. Hikâye, Avrupa kültürünün Nazi tehlikesi altında yok oluşuna, zorbalık ve baskı gören toplumların ruhsal gelgitlerine ve çalkantılarına ışık tutar. Zweig, gizliden gizliye kendi hayatında da yaşadığı baskılar ve sürgünü, Satranç hikâyesinin içinde kimi zaman eğlenceli, kimi zaman da derinden etkileyici sahnelerle harmanlayarak okuyucuya sunmuştur.
77 syf.
·10/10
New York’tan, Buenos Aires’e gitmekte olan bir gemide geçiyor hikaye. Nazi döneminde hücrede işkence çeken birinin askerin paltosunun cebinden düşen satranç kitabıyla esaret günlerini yenmesi. Eser yazarın tamamlanmış son kitabı olma özelliği taşıyor. (Clarissa yarım kalmıştı) Yazar Stefan Zweig daha sonra eşiyle beraber intihar etmiştir...

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
77 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Satranç kitabını Kubrick, Bergman ve Harari gibi yazar ve yönetmenlerle birlikte yorumladım : https://youtu.be/CDOgYowjZHg

Bir kitap düşünün, içinde Kafka'nın Dava'sına ait izlerden Trevanian'ın Şibumi'sine kadar izler var. Hatta Zweig'ın kendi kitabı olan Olağanüstü Bir Gece'ye benzediğini düşündüğüm bazı kısımlar da oldu.

Öncelikle psikolojik olarak yukarı-aşağı ayrımı kitapta hissedilen konulardan. Kafka'nın Dava kitabında olduğu gibi aşağı, meraklı ve sinirli bir kesimin yukarı, sakin ve insanı bekletmekten çekinmeyip çıldırtan, gizemli bir liderlik içeren kesimle savaşını hissettim. Czentovic ile Dr. B arasında tabii ki.

Zweig karakterlerinin psikolojilerini o kadar iyi anlatıyor ki bize, buradan karakterlerin nasıl tinsel karşıtlıklar içinde bulunduklarına dair önemli ipuçları çıkartabiliyoruz aslında. Bunlara örnek vermek gerekirse:

Czentovic hayatı boyunca sadece satranca ilgi duymuş mesela. Fakat Dr. B böyle değil, geçmişinde başka işlerle ilgilenmiş ve gizli dosyalar, malvarlıkları üzerine çalışmalar yapmış, satranç onun için sonradan gelen bir şey olmuş.

Czentovic, Dr. B'ye nazaran satrancı bir para malzemesi ve ün aracı olarak görüyor, bu davranış kendisini tamamen rasyonel biri yapıyor ve her şeyin disiplinli, neden-sonuç ilişkilerine dayanan, satrançta bile her seferinde her oyunu ezberle değil de yeni bir oyunmuş gibi düşünen bir kafaya sahip, satranç oynama dürtüsünü distopik ögelerle ya da zorla ona verilen bir ilaç gibi değil de tam tersine kendisine gelen tekliflerle sağlayan biri yapıyor. Fakat Dr. B böyle değil. Dr. B için bu dürtü, hiçliği örtmek için gelen ihtiyaçtan kaynaklı. Küçücük bir mekan içine sıkıştırılmış kasvetli bir odada kendi beyniyle satranç oynayan bu adam Czentovic'in aksine her oyunu ezberine atarak bir satranç tekniği oluşturuyor. Bu yüzden de Dr. B daha saldırıya yönelik bir sisteme sahip. Yani Dava kitabında geçtiği gibi, Dr. B'de, K.'nın sürekli o sistemin kaynağını arama merakı gibi bir ofansiflik sezdim.

Czentovic, yukarı kesimin vermiş olduğu totaliter bir kafaya sahip, kendini tanıma amacından çok kendini daha çok ünleştirmek ve egosunu tatmin etmek için kazanmak istiyor. Dr. B ise satrancı kendisi için kazanmak istiyor, sadece kendi beynine karşı vermiş olduğu savaş için ve kendisini daha da çok tanıyabilmek için.

Bir oyun üzerinden karakter analizleri yönüyle kitabı Şibumi'ye çok benzettim. Orada da Bay Hel, Go oyununun tekniklerine göre hayatını sürdürüyordu.

Satranç aslında sadece bir örnek. Bunun yerine her şeyi koyabiliriz, kendi nefsimizle olan mücadeleyi satranç yerine koyup 4-5 hamle sonrasını takip edebilince ve aynı zamanda da sakin kalmayı, üstüne gidilmemesi gereken konuda gitmemeyi becerebilince bir şeyler oturmuş oluyor insanlar için de. Yani sizin satranç arzunuz sinirlenip de sürekli sıra beklediğiniz vergi dairesi de olabilir, kendi nefsinizin sizi yönelttiği şey de.

*Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.
  • Dönüşüm
    8.1/10 (25bin Oy)24,4bin beğeni101,8bin okunma5,5bin alıntı2,3milyon gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (26,1bin Oy)27,3bin beğeni94bin okunma6,2bin alıntı2,5milyon gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (28,4bin Oy)32,9bin beğeni110,5bin okunma21,4bin alıntı1,8milyon gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (25,1bin Oy)26,8bin beğeni94,7bin okunma16bin alıntı310,1bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (26,5bin Oy)30,2bin beğeni98bin okunma14,5bin alıntı479,2bin gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (44bin Oy)51,6bin beğeni147,8bin okunma28,9bin alıntı486,8bin gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (23,4bin Oy)26,8bin beğeni83,7bin okunma8,8bin alıntı299,6bin gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (17,8bin Oy)18,1bin beğeni69,2bin okunma5,4bin alıntı269,1bin gösterim
  • 1984
    8.9/10 (19,6bin Oy)20,8bin beğeni65,4bin okunma17,1bin alıntı262,4bin gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (18,4bin Oy)19,6bin beğeni75,6bin okunma12,7bin alıntı399,1bin gösterim
83 syf.
Kitabın özenle ve detaylıca hazırladığım video incelemesi şuradadır: https://youtu.be/oIpnKUW5XqQ

Metin incelemesi ise aşağıdadır.

"Satranç", Zweig'ın ölümünden hemen önce kaleme aldığı bir "entelektüel ölüm" kitabı.

Kitabın başlangıcı bir Titanic atmosferi sunuyor: bahsedilen o koşturmaca, gemideki ünlüler ve "istifini bozmaksızın güverte konseri veren çalgıcılar". Bu atmosfer okuyucuyu kitaba ve ortama çekmek için gayet başarılı biçimde kurgulanmış.

Metnin hemen başında, kitabın adından da ötürü, aslında "kilit karakter" diyebileceğimiz şampiyon satranççı Çentoviç tanıtılıyor ve onun entelektüel yoksunluğunun soru sormamaktan, yaşıtı olan çocuklarla oyun oynamamaktan, kendine bir meşguliyet bulmamaktan geldiği anlatılıyor. Bunun vurgulanması, kültürel cehaletin bir yansısı aslında. Yani Çentoviç temelde sorgulamayan, sosyaliteden uzak, kendisiyle bile vakit geçirmekten âciz hâlleriyle bir kültürel cehalet örneği olarak önümüze konuluyor. Çevresi tarafından en azından akademik anlamda yetiştirilmeye çalışılmasına rağmen Çentoviç'in öğrenmeyi becerememesi, onun akademik cehaletini de gün yüzüne çıkarıyor. Bu durumda, kültürel ve akademik cehalet de birleşince, entelektüel cehalet vücut bulmuş oluyor. Günümüzün de en büyük problemlerinden birisi olan bu entelektüel cehaletin timsali olan satranç şampiyonu; günümüzün sorgulamayan, oyun oynamayan, arkadaş edinemeyen, kendine bir uğraş bulup yaratamayan hazırcı nesillerini anımsattı bana. Bu nesil içinden akademik anlamda sadece kâğıt üstünde başarılı insanlar çıkabilse de ne yazık ki bu nesillerin içinde bulunduğu bu entelektüel yoksunluk hâli, insanlığın sonunu bile getirebilecek düzeydeymiş gibi geliyor bana ve bu son derece korkutucu...

Şöyle örneklemek gerekirse Türkiye'de örneği ne yazık ki çokça bulunan bir tip satranç şampiyonu Çentoviç. Ünlü, zengin, havalı, popüler; ama cahil. Ünlü ve zengin olmasında hiçbir entelektüel yetisinin etkisi olmayan Çentoviç; becerebildiği tek şey ile, satranç oynayabilmek ile bu üne ve zenginliğe sahip biçimde yaşıyor. Hayatında kitabın başında da bahsedildiği üzere aşırı entelektüel cehaletinin, insanların gözüne çarpan hiçbir olumsuz etkisi olmuyor. Sadece yapabildiği tek eylem ile ünlü ve zengin bir insan...

Biraz da kitaba döneyim tekrar. Gene kitaptaki karakter tanıtımı aşamasında anlatıcı, Çentoviç'ten bir dâhi olarak söz ediyor. Fakat girişte, az önce de dediğim gibi Çentoviç'in entelektüel cehaletin yüz bulmuş hâli olduğu anlatılıyordu. Burada cehalet ile deha arasında nasıl bir bağ kurulmak istendiğini anlayamadım. Salt bir konuda uzmanlaşmış ve başkaca bir insani ve akademik, entelektüel meziyeti bulunmayan bir insan da dâhidir, deniliyor zannımca. Ki zaten tarihte de dehası ispatlanmış birçok insanın sorunlu karakterler olduğunu anlatan bilgileri de bir yerlerden hatırlıyorum. John Nash, Da Vinci, Galilei, Mozart gibi birçok dâhinin farklı psiko-sosyal sorunları olduğunu biliyoruz. Burada da böyle bir mesele mi anlatılmak istenmiş, orası soru işareti olarak kaldı bende.

Nazizme yapılan atıflar ve eleştiriler ayrıca dikkat çekiciydi. Nazizm, dünyada birçok yıkıma yol açtığı gibi birçok bilimsel gelişmenin de öncüsü olmuş bir hareket aslında. Dr. B. de bu durumu tam olarak karşılayan bir örnek. Yani Nazizmim hem yıkımını veriyor Dr. B. bize hem de bilinçsizce yol açtığı gelişimi... Örneğin bakınız günümüzdeki birçok tıbbi gelişme, Nazi doktorlarının canice ortaya koydukları tıbbi çalışmaların (?) sonucu ortaya çıkmış olarak kabul ediliyor. İnsan bedeninin tanınması gibi ve hatta organ nakilleri, farklı ameliyatlar gibi tıbbi eylemlerin birçoğuna Nazi doktorlarının yaptığı canice deneylerin ön ayak olduğu, konuşulan ve anlatılan bir gerçekliktir. Başka bir örnekle, dünyanın en ünlü uzay markalarından birisi ve hatta birincisi olan NASA'nın kurucu liderlerinin de Nazi Almanya'sından kaçan mühendisler olması, bunun başka bir anlatımıdır. İşte Dr. B. de bu bağlamda hem Nazizmin çilesini çekmiş, mesela NASA'yı var eden mühendisler gibi ülkesinden kaçmak zorunda bırakılmış hem de bu zulmün sonucu olarak bir yeti kazanarak satranç konusunda uzmanlaşmış ve fakat bunu da bilinçsizce yaptığından, gene bir olumsuzluk olarak bu durum ona geri dönmüş.

Gene Nazizme yapılan bir başka atıfla, yalıtılmış ve toplumdan soyutlanmış insanların işkencenin en büyüğünü çektiği, Gestapo'nun otel odası sorguları sırasında şöyle anlatıyor 41. sayfada: "... etrafımda hep yalnızca masa, dolap, yatak, duvar kâğıdı, pencere vardı, oyalanabilecek hiçbir şey yoktu, hiçbir kitap, gazete, yabancı yüz, bir şeyler not etmek için kurşunkalem, oynayacak kibrit yoktu, yoktu, yoktu. ... Toplama kampında belki insan elleri kanayana ve ayakkabıların içindeki ayakları donana kadar el arabasıyla taş taşımak zorunda kalıyordu, iki düzine insanla berbat bir kokunun içinde, soğuktan donarak yatıyordu. Ama öte yandan insan, yüzler görebiliyordu, bir tarlaya, bir el arabasına, bir ağaca, bir yıldıza, herhangi bir şeye, ne olursa olsun, herhangi bir şeye bakışlarını dikebiliyordu, oysa burada insanın çevresinde hep o aynılık vardı, hep o değişmeyen, korkunç aynılık vardı."

Bu durum, tarihte yaşamış bütün toplumlarda bir işkence yöntemi olarak kullanılmıştır. Günümüzde de biz, kendi kendimizi yalnızlaştırarak kendimize işkence ediyoruz sanırım.

Dr. B.'nin durumunda bir "altın orta" örneği de sezdim ben. Elli dokuzuncu sayfada, kendi kendisiyle satranç oyarken kendi kendisine öfkelenen Dr. B. "... bu durum aşırı tinsel yüklenmenin bütünüyle patolojik bir biçimiydi." diyor. Buradan, Aristoteles'in altın ortasına bir atıf yapabiliriz diye düşünüyorum. Altın orta, Aristoteles’in erdem anlayışının özetidir. Ona göre erdem, ortada olandır. Erdemli eylem, her zaman pratik bilgelik sahibi olan bir kişinin seçeceği türden bir araçtır. Burada Nazi zulmü gören Dr. B. altın ortayı bulamamış ve aşırılığa kaçarak hem kendine hem de satranç meziyetine yazık etmiştir...

Çarpıcı bir sonla biten kitabı ben genel Zweig tutumum eğiliminde gayet beğendim. Hele ki yukarıda bahsettiğim türden çıkarımları bana sağlaması, beğenimi daha da artırdı. Tek eksik yanı, yeterince alıntı çıkaramamam oldu. Belki ben alımlayamadım, o da olabilir; ama kitaptan beklediğim seviyede alıntı çıkaramadım. Bunu da olay örgüsüne yoğun bağlılıktan kaynaklı olarak görüyorum. Bu bağlamda incelemenin bu kısmını kitaptan yaptığım ve en beğendiğim alıntıyla sonlandırıyorum:

"... bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir." (s. 10)

Kendinizi, altın ortanızı bularak, o ortada sınırlayınız değerli dostlar. Yoksa ucumuz bucağımız, kendimize bile faydasız olacaktır...

Son sözde özetle, çok güzel bir kitap. Entelektüel boşluklardan, bu boşlukların dolduruluşundan ve doldurulamayışından, salt yeteneğin özellikle zekâ gerektiren bir şey olmadığından ve alt ve üst sınırlı aşırılıkların aslında ne kadar zararlı olabileceğinden ve bu zararı kâra çevirebilmenin de entelektüel birikimle bile kimi zaman sağlanamayabileceğinden bahseden, çok hoş bir kitap.

Hem kısacık. Bir çırpıda okunuyor. Okutuyor da kendini. Kabiliyetli bir yazı bütünü yani.

Okunmalıdır.
77 syf.
·Beğendi·9/10
Satranç. Bir kelime, iki hece, 7 harf, milyonlarca farklı kombinasyon, dizilim, olasılık, hesap, strateji, saldırı, savunma, sabır, öngörü, zeka, dikkat... Kralların, öğrencilerin, işsizlerin, dahilerin oyunu satranç...

Üniversite yıllarımda deliler gibi oynardık bu oyunu, yenilen hep rövanş ister, yenen müthiş bir haz duyar, bazen gece geç saatlere kadar sürer de sürer, kan çanağı olan gözler 64 karede uzayan satranç dolu gecelerde.. Sonra iş güç derken oynamaz oldum bu oyunu. Şimdi kitabı bitirince ilk işim alıntı ve yorumlardan sonra akıllı telefonuma satranç uygulaması indirmek oldu. Kısalığına tezat biçimde harika bir kitap.. Hani bir solukda okunacak kitap derler ya işte bu onunda ötesinde yarım solukta okunacak cinsten. Hiçlik, delilik ve deha ancak bu kadar gerilim dolu bir şekilde anlatılabilir. Beni bu kitapla tanıştıran 1000kitap üyelerine çok teşekkür ederim. Mutlaka ama mutlaka okuyun...
77 syf.
·Beğendi·9/10
Hiç ara vermeksizin bitirdiğim nadir kitaplardandır, Satranç.

Kitabın olağanüstü bir akıcılığı var. Hikayesi uzun süre akılda kalabilecek cinsten.

Zweig'in kitabı bitirdikten sonra intihar etmesi, daha bir önemli kılıyor kitabı. Okuyun okutturun derim.
80 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Aslında uzun zamandır bekleyen kitabım. Seni okumakta neden bu kadar geciktim diye kendime kızmadan edemedim.. Yine Stefan Zweig yine harika bir eseri. Tavsiyemdir, okuyun okutturun..
77 syf.
Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri olarak bu şaheseri bugüne kadar okumamış olmanın eksikliğini yaşıyordum. Uzun süredir merak ediyordum ama bana yakın zamanda kaybettiğim bir arkadaşımı hatırlattığı, hayatımın kitabı dediği için kendimi hazır hissetmedim, sürekli erteledim. Stefan Zweig kalemini çok beğendiğim bir yazar. Acımak kitabını da tıpkı bunun gibi çok sevmiştim.


Nazi döneminde yaşamış ve türlü türlü işkencelerle kendisinden bilgi almak için, hapsedilen Dr., işkencecisinin cebinden çaldığı bir satranç kitabıyla satranç oynamayı öğrenmiştir. ( İlkokul 5. sınıftan beri satranç oynayan, yarışlara katılan, lisanslı bir satranç oyuncusu olarak satrancın kitaptan okunarak öğrenilmesi hakaret gibi geldi :)) New York'tan, Buenos Aires' e giden bir gemide dünya satranç şampiyonuyla satranç oynayan Dr. B' nin yaşadıkları gerçekten heyecanlandırıyor okurken. Hitler döneminde yaşamış ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olan Zweig, nazi işkencelerinin bir insanın duyularını nasıl körelttiğini işliyor ve satrançla bir parça özgürleştiriyor kahramanı. Çünkü satranç bir oyun değil, stratejilerin yapıldığı, bir adım ötesini düşünüp görebildiğiniz bir yaşam tarzıdır. Kesinlikle bir başyapıt ve okumayan herkese öneririm...
Bize hiç bir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz.
" İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız... "
Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.
Stefan Zweig
Sayfa 49 - Tutku Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satranç
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059144858
Orijinal adı:
Schachnovelle
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
Satranç, görünüşte bir gemide yolları tesadüfen kesişen bir satranç şampiyonu, hırslı oyuncular ve tutukluluğu sırasında gizlice ele geçirdiği bir satranç kılavuzundan öğrendiği oyunlarla kendi zihninde kaybolmuş Dr. B’nin hikâyesi gibi görünür. Oysa âdeta yazarın bir veda mektubu niteliği taşımaktadır.

Stefan Zweig, muhteşem ve gerilim dolu bir kurguyla kaleme aldığı bu öyküyü Brezilya’dayken yazmış ve intihar etmeden kısa bir süre önce tamamlamıştır. Hikâye, Avrupa kültürünün Nazi tehlikesi altında yok oluşuna, zorbalık ve baskı gören toplumların ruhsal gelgitlerine ve çalkantılarına ışık tutar. Zweig, gizliden gizliye kendi hayatında da yaşadığı baskılar ve sürgünü, Satranç hikâyesinin içinde kimi zaman eğlenceli, kimi zaman da derinden etkileyici sahnelerle harmanlayarak okuyucuya sunmuştur.

Kitabı okuyanlar 107,3bin okur

  • Şeyma
  • İlayda Yöney
  • Ezel
  • Maria puder
  • zümra kaya
  • S.Nur ❃
  • Ali Doğan
  • Mehmet akın ilhan
  • Melike Aydınsoy
  • Said

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.1
14-17 Yaş
%21.5
18-24 Yaş
%31.8
25-34 Yaş
%15
35-44 Yaş
%13.1
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.1
Erkek
%30.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (61)
9
%0.2 (64)
8
%0.2 (54)
7
%0.1 (25)
6
%0 (9)
5
%0 (3)
4
%0 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları