Sefiller üzerine yazılacak o kadar çok şey var ki... Ama kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir kitap. En azından benim için öyle. Tarif edemeyeceğim kadar yoğun duygular besledim. Bazı kitaplara doyamazsın ve yeniden okumak istersin. O kitaplardan biri sefiller.
Kürek mahkûmu olan Jean Valjean'ın hikâyesiyle başlar. İlk sefillik düşündüğümüz gibi yokluktan ortaya çıkmış. Daha sonra sefillik anlamının, evrenseli ortaya çıkmıştır. Kurgu o kadar iyi ki, birbirine bağlanıp yeni bir olay çıkması muazzam.
Gelelim Jean Valjan'e nasıl bir adamdın. Ellerine, yürüyüşüne kadar beynime işlendin. Peki ya o karakterin? Günü birlik özgürlük için yaktığın o limanlar. Umudun,azmin... Hayat böyle bazı mecburiyetler insanların karakterini şekillendiriyor, oluşturuyor. Tabii ki bizim elimizde. Ama bazısı için ufak bir dokunuş gerekiyor. Jean Valjean kendini o kadar çok değiştirip, geliştirdi ki, bir kere adı kirlendi o yine de pes etmedi. Ne değişmekten, ne de umut etmekten ..
Ya Fantine onun yaşadıkları, sabrı, evladı için vazgeçtiği hayatı. Tam bir yürek yangını. Sonuç olarak kitapta kahramanlar çok iyiydi. Olay örgüsüde öyle .
Peki ya asillerin, yöneticilerin,toplumun mahkûmlara davranışı. Üstelik yokluğun olduğu bir dönemde. Asıl Sefillik bu işte. Hugo'nun cesareti gerçekten inanılmaz. Bu dönem de bile cesaret edemiyoruz. Hukukun, adaletin o yıllardaki uygulanışına sağlam bir tokat atmış. Jean'in ilk hikâyesini okurken aklıma bizim ülkemizde baklava çaldığı için ceza alan çocuklar geldi.Değişmiyor bazı şeyler zaman, yer fark etmiyor. İnsanoğlu acımasızlığının ülkesi yok.
Fransız ihtilali, siyasî konulara da girmiş ve yerinde yerleşim yapmış. Akıcılık iyiydi bazı yerleri fazla detaydı. Okuduğum 400 sayfalık, 2 cilttli olanlar var onlarda betimlemeler nasıldır bilemem. Beni sıkmadı
Çok güzel bir kitap ve başından sonuna kadar hiç sıkılmadan büyük bir istekle ve sonuna yaklaşırken de yutkunarak okudum ve bu kitabı şimdiye kadar okumadığım için de pişmanlık yaşadım.Herkese okumasını tavsiye ettiğim bir kitap bu kitabı okumayan kalmamalı.
Kitap babasız büyüyen küçük bir kızın ne acılarla hayyatta kalabildiğini en güzel şekilde anlatmış ve tabi küçük kızın annesinin de kızının mutluluğu için ondan uzakta bile olsa herşeyini onun için feda ederek hayatta kalma mücadelesini yine çok güzel bir şekilde aktarmış bize. Küçük kızın hayatı boyunca sevdiği,baba dediği bir adama denk gelmiş olması belkide çektiği acılarının karşılığıydı.
Ve kitaptan şunu da öğrendim ki birbirini gerçekten seven iki insan hiçbir zaman ayrılmazlar hep birliktedirler.Bu kitap şunu gösterdi:Sevgi daima kazanır yeter ki sevgisiz kalmayalım, karşılık beklemeden sevmesini bilelim işte o zaman ruhlar aydınlanır.Sevgi emek vermektir.
Herkesin bu kitabı okuması dileğiyle...
Oysa Fantin mutluydu; şöyle düşünüyordu: "Artık kızım üşümüyor, onu saçlarımla giydirdim."
Akşamleyin bitkin bir hâlde eve döner, tek söz söylemeden çorbasını içerdi. Ablası "Jan Ana" kardeşinin tabagindaki bir et parçasını gizliden alır, kendi çocuklarından birinin ağzına tıkardı. Oysa Jan Valjan bunu görmezlikten gelir, saçları tabağa dökülerek hiç bir şeyin farkında değil gibi, yemesine devam ederdi.
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Baş kahraman Jan Valjan, 19 yıldan sonra nihayet -görece- özgürlüğe kavuşmuş bir kürek mahkûmu. Jan Valjan hakkında öğrendiklerim ve onun başına gelenleri okumak her geçen sayfada içimi ısıttı. Bu insanlığın sefil bırakıp yine insanlığın cezalandırmak istediği iyi kalpli adamın, aslında her şeyin farkında olması bilgeliğini gün yüzüne çıkardığı "sefillik" hakkında attığı tirad sahnesinde, karakterin benim için ayakları yere basmış oldu. Hem sürükleyici hem de çok hisli bir hikayeydi.
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Hayat şartlarının insanları ne denli büyük bir etki ile etkilediğini,özgürlük,adalet,gurur ve okuduğunuz zaman anlayacagınız diğer konular, karakterler arası çok etkileyici ve ders verici nitelikte okurlara sunulmuş.
Fransız Devrimi sonrası Fransa'daki Sefaleti anlatan bir romanı okuyoruz. Her ne kadar Fransa üzerinden anlatılmış olsa da aslında tüm insanlığın sefaletini anlatıyor roman, dünyanın her yerinde sefalete mahkum edilen bedbaht insanların psikolojilerini...
Yeğenleri açlıktan ölmek üzere olan Jan Valjan'ın bir somun ekmek çalması ve bu ekmeğin bedelini on dokuz yıl kürek mahkumu olarak ödemesiyle başlıyor sefaletin öyküsü. Jan Valjan serbest bırakıldığı zaman kalacak bir yer ve yiyecek bir lokma ekmek arıyor ancak geçmişte mahkum olduğunu gösteren bir belge yüzünden bırakın bir handa konaklamayı köpek kulübesine bile giremiyor sefil adam. En sonunda temiz kalpli bir psikopos kabul ediyor onu evine, ona o kadar hürmet gösteriyor, o kadar iyi niyetli davranıyor ki psikopos, Jan Valjan neye uğradığını şaşırıyor. Bu iyi kalpli din adamı Jan Valjan'ın hayatını yüz seksen derece değiştiriyor adeta. Ancak gelin görün ki Jan Valjan'ın iyi bir insan olmaya karar vermeden önce yaptığı ufak bir hırsızlık onun tekrar aranmasına sebep oluyor.
İkinci sefil karakterimiz Fantin. Fantin'in sevdiği adam kendisini karnındaki çocuğuyla berber terk ediyor. Bir gün Fantin bir seyahate çıkıyor ve yol üzerinde uğradığı bir handa, iyi insanlar sandığı Tenardiye ailesine kızı Kozet'i ücret karşılığında emanet ediyor. (Tabi emenet ettiği insanlar Kozet'i kullanıyor ve ona yıllarca zulmediyorlar.) Çünkü çalışmak için gideceği kasabada ahlak ve empati yoksunu insanların geçmişte yaptığı bir hata yüzünden kendisini dışlamalarından, kendisine kötü davranmalarından korkuyor. Doğrusu anlayamıyorum bu insanları, bir insanın hatalarını örtüp onu topluma kazandırmak dururken neden insanları sırf geçmişte yaptığı bir hata yüzünden sefalete mahkum ediyorlar?
Fantin gittiği şehirde ilk zamanlar bir iş
Bu kitabı okuyun, okutun. Neden mi ?
Erdem sahibi olarak yaşamanın mutluluk getirmese de yaşamın son düzlüğünde ya da son nefeste bile ihtiyaç olduğunu yüzümüze çarpıyor.
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Sadece bir kürek mahkümunun hayati değil anlatilmak istenen hayatini kazabilmek için
Neler yapabildigini veyahut neleri göze alabildgini anlatan güzel ve ve okunakli bir kitap
Ve hayati boyunca sürecek kaçakçılik hikayesini anlatmaktadir
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Gereksiz olan birçok şeyi ihtiyaç gibi hissettirirken aynı oranda tüketim çılgınlığı yarattırılan yaşantımızda
yoksulluk, fedakarlık, inanç, cesaret içeren bu kitap eğer sayfaları EMPATİ yapilarak okunursa asla yaşayamayacağımız hayatları hissettirmesi ile çetin ceviz yapı, sağlam irade, dürüstlüğün gücünü anlamamız için büyük bir adım attırıyor.
Özellikle günümüzdeki popüler kültür ile zehirlenen yeni nesillere bu kitabı hediye edelim.
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Dünya edebiyatının en önemli eseri olan sefiller 19.yy fransasında yoksulluk ve çaresizlik içinde yaşayan toplumun gerçeğine ayna tutuyor.
Susmak,yalan söylemek değildir,diyeceksiniz,hayır haksızsınız,yalan söyleyen suskunlar vardır. Ben de her gün yalan söylemek istemedim.Benim mutluluğa hakkım yok mösyö,ben bir sefilim.
SefillerVictor Hugo · İlgi Kültür Yayınları · 2018105,2bin okunma
Victor Hugo 26 Şubat 1802'de Fransa'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı. 1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de kazayla boğularak ölmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Devrimleri'nden sonra parlemento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı, başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı.
Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi.
Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti.
1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir." diyerek 22 Mayıs 1885 yılında hayata gözlerini yummuştur.