Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

6/10
·140 syf.··
2020 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2020 02:36
Tanzimat dönemi eserlerinden olan Sergüzeşt romanı, Türk edebiyatında romantizmden realizme geçiş dönemi eseri olarak kabul edilir. Ayrıca 100 temel eserlerden biridir. II. Abdulhamid döneminde yazılmıştır. Dilber adında bir esir kızın hikayesidir. Dilber’in gördüğü işkenceleri, kötü kaderini, yaşadığı aşkı konu alıyor. Samipaşazade bu eserinde esaret , kölelik sorunlarına değinip toplumu eleştirmiştir. Bildiğim kadarıyla yazdıklarından dolayı sürgün edildi. Diline gelirsek çok fazla tasvir var, en ufak ayrıntıları bile o kadar çok tasvir ediyor ki şaşırıyorum açıkcası. Çok uzun cümleler bulunuyor, kısa cümleler yok denecek kadar az, bu da size yorucu gelebilir. Genel itibariyle güzel bir kitap.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
10/10
·140 syf.··
2019 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2019 23:00
Okuduğum ilk eski dönem Türk kalsiklerinden kendisi. Bilmiyorum ya sanırım bizim insanlarımız, ben de dahil, seviyoruz böyle dramı. Okuduğum dönemde psikolojim çok kötü durumdaydı, ağlamak isteyip de ağlayamamak diye bir şey var, insanın kursağına takılır konuştuğu her kelime, o hissin üzerine bardak bardak su içsen yine gitmez ordaki sertlik, işte öyle bir dönemde okuyup ağlayabildiğim için unutulmayacak kadar değerli bir kitaptı. Eski Edebiyat hocam önermişti, ne deyim Allah razı olsun.. Beğendiğim bir kitap tavsiye ediyorum, okunulası.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2026 3. kitabı
Bu ay dolabımın köşesinde kalmış kitapları okumaya karar verdim. Okumayı tercih ettiğim ilk kitap da lisenin ortalarında, 10. sınıfta okuduğum Sergüzeşt romanı oldu. Bu kitabı 10. sınıfta okurken çok severek okumuştum. Her şeyi çok iyi anladığımı düşünüyor ve Celal’i de çok seviyordum. Her şey bana çok normal gelmişti, neden bilmiyorum. Ama şimdi kitabı tekrar okuyunca aslında o zaman pek de iyi anlamadığımı fark ettim. Şimdi daha net görüyorum birçok şeyi. Bu kitap zaten realist bir roman. Dönemi gerçekten çok iyi anlatıyor. O dönemdeki insan ticaretini ve alt–üst sınıf ayrımını zamanında bu kadar iyi anlamamışım. Şimdi okurken acayip sinirleniyorum. halayıkların bir insan gibi değil de adeta bir oyuncak gibi görülmesi beni özellikle çok sinirlendiriyor. Okurken içim daralıyor. Tanzimat döneminde yazıldığı için kitapta betimleme çok fazla. O zaman nasıl rahat rahat okumuşum bilmiyorum. Muhtemelen sınavı var diye zorlayarak okumuştum. Ama şimdi okurken hem daha iyi anlıyorum hem de bazı yerlerde daha çok sıkılıyorum. Kitabın başından itibaren Celal karakterinden nefret ettim, yalan yok. Dilber’e zaten en başından beri çok üzülüyorum. Daha dokuz yaşında bile değilken ailesinden koparılıp satılıyor. İlk gittiği yerde kötü davranılıyor. Tam kurtuldu derken yine satılıyor. İhtiyar kadının gidip haber vermesine çok sinirlendim. Ne gerek vardı? Saklasaydı kimse bulamayabilirdi Dilber’i. O evde bir tas çorbayla bile mutlu yaşayabilirdi belki. O yüzden o kadına da çok sinirlendim. Sonunda biraz daha iyi bir yere gidiyor gibi hissediyoruz ama bu sefer de Celal yüzünden başı beladan kurtulmuyor. Celal onu adeta oyuncak gibi kullanıyor; giydiriyor, süslüyor, resmini çiziyor. Sonradan aşık olması benim için hiçbir şeyi değiştirmedi. Çünkü Celal bence iradesiz bir karakter.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
7/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2019 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2019 13:12
Eserde vurgulanan en önemli konu Esarettir. Kafkasya'dan kaçırılarak İstanbul'a getirilen dokuz yaşlarında güzel bir çerkez kızı olan Dilber' in yaşadığı sıkıntıları anlatır.Konusu gerçek hayattan alınmış,esir ticareti, sosyal sınıflar arasındaki dengesizlik kitaptaki başlıca unsurlar.
Edebiyat
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2021 2. kitabı
Evet, belki olaylar hep okuduğumuz türdendi, insanı şaşırtacak, merak ettirecek ögeler barındırmıyordu; ana fikrin, konunun özgün bir tarafı yoktu ama buna rağmen kitabın her satırının eşsiz bir ruhla beni bağlamasına hiçbir şey engel olamadı. Zarafet dolu cümleler beni sayfaların içine öyle bir çekti ki, böyle bir kitabın kavuşmalarla bitmeyeceğini bile bile, olayların ne yöne gideceği aşikar olmasına rağmen oldukça etkilenmekten, sona varınca yüreğimde acı hissetmekten kendimi alamadım. Olay örgüsünün can alıcılığı sürekli kullanılmaktan yıpranmış olsa da, bu kitaptaki kelimeler büyülü parıltılarını hiç yitirmeden orada durabilirmiş gibi...
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
7/10
·140 syf.··
2023 1. kitabı
1888 de 2.abdülhamit, Tanzimat Döneminde yazılan ilk realist eserimiz kölelik düzenini ve halkın eğitim konusunda geri kalmasını eleştirdiği için yazar göz hapsinde tutulmasına karar verilmiş. Kitap, zaman zaman betimlemeleri uzun olsada zamanına göre ve ilk defa yazılmasına rağmen kendini kolaylıkla oktturmakta.
Edebiyat & Roman
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
8/10
·140 syf.··
2025 20. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 14:40
Sadeleştirilmiş bir Türkçe de olsa okunan, cümleler öyle derin, kelimeler öyle çeşitli, anlatım o kadar zengin ki. Böyle eserleri okuduğumda aldığım hazzı anlatamam! Bu eserlerden sonra dil fakiri, imla hatalarıyla dolu kitapları, yazıları gel de oku, oku da değer ver şimdi.. Konusuyla sürükleyici, bir çırpıda müthiş bir edebiyat zevki almak isteyenler için harika bir eser.
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
Puan vermedi·140 syf.··
Beğendi
·
2020 130. kitabı
Türk Klasikleri Etkinliği için Samipaşazade Sezai'nin " Sergüzeşt " adlı eserini okudum. Osmanlıca Türkçe Sözlükte ,Sergüzeşt'in karşılığı: serüven, baştan geçen. Bu kitabı okuyunca klasiklerin verdiği keyfi bir kere daha yaşadım. Sezai ve diğer Türk edebiyatı klasik yazarlarını, edebiyatımızın nasıl oluştuğunu görmeleri, bu keyfi yaşamaları için tüm okurlara tavsiye ederim. Edebiyat tarihçileri ve araştırmacıları Sezai'yi edebiyatımızın Halid Ziya Uşaklıgil'den önce yetişen en dikkate değer romancı ve hikayeci, üslubuyla dikkat çeken bir söz ustası olarak değerlendirirler. Edebiyat milletlerin kültürlerini yapan değerlerin başında gelir. Edebi birikim ise, bugünün aktüel eserlerinin yanında geçmişin yaşayan eserlerini de okumak ve özümsemekle oluşur ve zenginleşir. Samipaşazade Sezai başta roman olmak üzere, tiyatro, kısa hikaye, sohbet, anı, gezi notları ve gazete yazıları türlerinde yazılar yazmıştır. Sergüzeşt, Türk Edebiyatının 19. yüzyıldan bugüne katettiği çizgide bir klasiktir. Yazıldığı döneme uygun olarak çok güzel tasvirler yapılmış. Yayın evi eseri güncellerken bu tasvirlere mümkün oldukça dokunmamış, yazarın sanat üslubunu bozmamış , yazara ait dip notları korumuş. Bu tasvirlerden bir kaç örnek : Gökyüzünde seher vaktinin renkleri, yeryüzünde altın renkli bir sabah, çiçeklerden bir gelin odası, kuşların şarkılarıyla alkışlanan ilk aşk öpücüğü, sonsuz olmaya layık değil midir ? "Bilinmez ki, Doğu'da her hakikat, kadınlar gibi örtülü." O gönül çelen endam, toprağın üzerine kapandığı zaman, beş yaşındaki çocuklara mahsus bir şiddetle hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İnsan, derin hayaller içinde kaybolup gittiği zaman, hiç bir kelimenin tarif edemeyeceği - ruha karşı şimşek gibi açıldığı anda biten - bir sonsuzluk tebessümü olmaya layık değil midir ?
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Say Yayınları · 201656,4bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
Sami Paşazade Sezai bir cariyenin hayatını anlatarak esir alım satımını, bunun ne kadar vicdansızca ve insafsızca yapıldığını anlatıyor. Kitabın konusu gelecek olursak; Kafkasya'da yaşayan ve çok güzel bir kız olan Dilber'in vatanından ayrılıp esircilerin eline düşüp İstanbul'a getirilmesi ve bir aileye köle olarak satılması ile başlıyor. Dilber'in gördüğü eziyet ve aşağılanma karşısında daha fazla dayanamayıp kaçması ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk hikayesi anlatılıyor. Romanda her ne kadar esir ticaretinin korkunçluğunu anlatılsa da aşka derince yer verilmiştir. Öncelikle eski dönemde insan ticaretinin olması kesinlikle çok can sıkıcı bir durum. Kitapta geçen Dilber karakteri ise 9 yaşında bir esir hayatı sürmüştür. O kadar çok işkence görüyor ki fiziki ve psikolojik yönden üzüntüyü, çaresizliği derinden hissediyorsunuz. Bu yönüyle bile kitaptan; esaretin her türlüsü her yaşı etkiler mesajını alabilirsiniz. Sami Paşazade Sezai, Sergüzeşt'te ele aldığı kölelik ve özgürlük temaları nedeniyle, yazıldığı dönemde hükümet tarafından gizlice göz altında tutulmasına ve Paris'e gitmesine neden olduğunu düşünürsek yazarın gerçekleri söylediğini anlayabiliriz Sergüzeşt macera serüven anlamına gelmektedir. İçerisinde aşk konusu çok hassas işlenmiş. Duygu yoğunluğu fazla olan ama insanı yormayan bir kitaptı, okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Bilge Kültür Sanat · 201656,4bin okunma
Yağıyor! Yağıyor! Aralıksız yağmur yağıyordu!
8/10
·112 syf.··
2026 33. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 23:16
Sergüzeşt Zavallı Dilber'in hikayesi. Akıcı ve sürükleyici. Tanzimat döneminde yazılmış muhteşem eserlerden biri. Olay örgüsü çok güzel. Kelimeler bu kadar mı güzel ve anlamlı kullanılır. Aşk ve çaresizlik müthiş işlenmiş. Betimlemeler fevkalade. Kitapta cariye ticaretinden bahsedilmiş,esaret eleştirilmiş, muhteşem bir özgürlüğe kaçış. Kitaplığınızda yer almayı hakeden bir roman. İnsanın hayatın görev ve sorumluluklarından istifası.. Kesinlikle okunmalı. Okutulmalı. Keyifli okumalar...
SergüzeştSamipaşazade Sezai · Panama Yayıncılık · 201556,4bin okunma

Yazar Hakkında

Samipaşazade SezaiYazar · 18 kitap
Sami Paşazade Sezai (Osmanlıca: سامى باشا زاده سزائى), (d. 1859 İstanbul - ö. 26 Nisan 1936 İstanbul) Türk realist öykücü, romancı.rnrnTürk Edebiyatının ilk gerçekçi romanlarından birisi olma özelliğiyle edebiyat tarihinde büyük önem taşıyan “Sergüzeşt” adlı romanın yazarıdır. Türk edebiyatında modern kısa hikâyenin kurucularındandır. Yaşamı 1859 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Tanzimat devrinin ileri gelen isimlerinden, Osmanlı Devleti’nin ilk Maarif Nazırı (Eğitim bakanı) Abdurrahman Sami Paşa ile Paşa’nın ikinci eşi olan Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının Taşkasap, Taşkasap’taki konağında özel öğrenim gördü. Konaktaki eğitim yıllarında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca; daha sonra Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. Yirmi yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayımlandı. 3 perdelik bir piyes olan “Şir” isimli ilk eseri 1879’da yayımlandı. 1880'de, ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından izledi. 1885’te elçilik görevlerinin şapka giymesi yasağına uymadığı için elçilik kadrosu azledildiğinde İstanbul'a döndü, İstişare Odası’na memur oldu. Bu dönemde Latife Hanım ile kısa süren bir evlilik yaptı. 1885 - 1901 arasında İstanbul’da yaşadı ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirdi. Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem ile yakın dost oldu. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile sürekli mektuplaştı. Diğer Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermedi; bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları yazdı. 1888’de bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünü anlattığı Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Şemseddin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi. Alphonse Daudet'den “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891’de hikayelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı. 1897'de İkdam Gazetesi'nde makaleler ve hikayeler yazdı. Bazı makale ve hikayelerini “Rumuzü'l-Edeb” (1898) adlı kitapta topladı.rnrnSergüzeşt romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için 1901’de Paris'e gitti ve 1908'de Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı. Yurtdışına kaçışını Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımlanan “1901‘e Ait Bir Hatıra” başlıklı yazısında anlattı. Paris’te Jön Türkler’le tanıştı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyet içinde saygın bir yere geldi. Cemiyetin 15 Şubat 1902’de yayın hayatına başlayan "Şüra-ı Ümmet" adlı yayın organında Osmanlı Devleti politikalarını ve rejimini eleştiren yazılar yayımladı. Paris yıllarını “1901’den İtibaren Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıratından”, “Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında anlattı.rnrnII. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul'a döndü ve Madrid elçisi olarak görevlendirildi. I. Dünya Savaşı başlayınca Madrid'den İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. İspanya yıllarını “Gırnata ve El-Mescidü’l Camia: Elhamra” adlı iki yazıda, İsviçre’de geçirdiği zamanı “İsviçre Hatıratı” başlıklı yazılarında anlattı.rnrnMütareke devrinde 1921 yılında yaş haddi dolmadan hükümet tarafından emekliye sevkedildi ve İstanbul'a döndü.rnrnSon yıllarını Kadıköy’ün Mühürdar semtindeki evinde geçirdi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını 1924’te yayımladığı “İclal” isimli kitapta topladı.rnrn1927'de kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı Vataniyye" tertibinden maaş bağlandı. 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da zatürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına, yeğeni İclal’in yanına defnedildi. Edebi Kişiliği İlk eserini Namık Kemal etkisinde yazdığı “Şir” adlı eseri ile tiyatro oyunu alanında veren sanatçı; roman, hikâye, hatıra, sohbet, makale ve şiir ile üne kavuştu. Tek romanı olan Sergüzeşt, bütünüyle esaret konusunu işleyen ilk roman olarak edebiyatımızda yer aldı; cariyelik ve kölelik siteminin eleştirildiği roman, onun en ünlü eseri oldu. Besim Ömer Paşa tarafından Fransızca’ya çevrildi. Romanının getirdiği ünle hikâyeci yönü gölgede kalmış olsa da hikayecilik yönü çok güçlü bir yazardı. Küçük olayları konu alan hikâyeleri ile kısa hikâye türünü, Türk edebiyatına soktu. Tanzimat döneminin en genç yazarı olan sanatçı, “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servet-i Fünun yazarlarını etkiledi. Namık Kemal’in etkisiyle bir çok hikayesinin dilini süsledi, uzun cümleler kullandı. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirdi. “Sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Konularını her zaman yerli hayattan seçti.