·
Okunma
·
Beğeni
·
63,6bin
Gösterim
Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
8 Temmuz 2020
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052986486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Tanzimat döneminin ikinci kuşak yazarları arasında yer alan Samipaşazade Sezai, adını edebiyat tarihine yazan Sergüzeşt adlı eserinde; 19. yüzyılda bütün dünyada güncel bir tema haline gelen esaret konusunu işler. Yazarın amacı, esaret kurumunun insanlık dışı yönü üzerinde okuyucuyu düşündürmektir. Olaylara, güçsüz kahramanı Dilber’in gözüyle bakarken bu sayede ezen-ezilen, kuvvetli-zayıf zıtlığını çarpıcı şekilde dile getirir ve toplumun merhamet duygularını harekete geçirmek ister. Edebiyat tarihimizin kilometre taşlarından Sergüzeşt’in elinizdeki baskısı, yazarı hayattayken yapılan ikinci baskısı temel alınarak hazırlandı. Yazarın üslubunu koruyarak, bugünün okurlarının kolaylıkla anlayacağı şekilde sadeleştirildi.
“Gece bütün sakinlik ve karanlığıyla ortalığı istila etmişti. Ne gökte bir yıldızın ne yerde bir kandilin ışığının göründüğü bu koca gecenin içinde hiçbir ses işitilmez, yalnız uzaktan uzağa havlayan köpeklerin sesleriyle ara sıra şiddetle esen soğuk, içe işleyen bir rüzgârın eski Bizans harabelerinden çıkardığı müthiş yankılar korkulu kulaklarına ulaşırdı.”
128 syf.
·7 günde·8/10
Sergüzeşt, Türk romanında gerçekçilik akımının ilk örneği sayılır. Sergüzeşt macera serüven anlamına gelmektedir. Türk klasiklerinin efsane 100 temel eserinden biridir. İçerisinde aşk konusu çok hassas işlenmiş. Her zaman nostalji diyen biri olarak bu eseri çok seveceğinizi umuyorum.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
127 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Kitabın başındaki Sami Paşazade Sezai'nin hayatında Sergüzeşt romanı ile gözaltına alındığı (Hiç şaşırmadım...) ve bu romanın Türk edebiyatında romantizimden gerçekçiliğe geçiş akımının ilk örneği sayılmakta olduğu yazıyor.

Sergüzeşt: Baştan gelen haller, macera.

Dilber, 9 yaşlarında Rusya kumpanyasının Batum'dan gelen vapurunda Kafkasya’dan iki kız ile birlikte İstanbul'a getirilmiş Çerkez bir esir.

Celal Bey: Paris'te resim öğrenimi görmüş konak sahibinin oğlu bir genç.

Oradan oraya satılarak esirlik hayatında cehennemi yaşayan Dilber son olarak Asaf Paşa'nın konağına satılır. Konak sahibinin oğlu Celal Bey ile birbirlerine aşık olurlar.

Biri esir, diğeri Avrupa'da eğitim görmüş bir ressam olan varlıklı bir ailenin oğlu.

"Batı'nın verdiği bir gösteriş ve asalet sevdası, hırs ve emelin doğurduğu bir ikbal ve servet düşkünlüğü ve Mısır aileleri arasında yaygın olan bedbaht esirleri hakir görme duygusuyla... " (diyor kitapta bence duygusuzluğuyla) annesi bu aşkı duyar duymaz Dilber'i evden gönderir.

Ve Dilber için daha da zor olacak bir hayat başlar. Celal Bey ile Dilber aynı acıyı başka şekillerde, başka başka yerlerde çekerler.

Batılılaşmış burjuva sınıfının esirlere karşı davranış ve düşüncelerini ve bu sınıfın öncelikle evlilik ile ilgili genç kuşakla çatışmasını #41475853 ve #41497846
görüyoruz..
Sonucunda ise meydana gelen üzücü bir son.

Celal Bey'in arayışlarında, Dilber'in eline geçen fırsatta bekledim kavuşacakları anı.

İnsanın kendi isteği ile herhangi bir sınıf veya sınır fark etmeden birbirini sevip, aşık olmasını çok güzel bir şekilde anlatılışı. Ah keşke kavuşsalardı da, çok mutlu olsalardı da bu ayrımı yapanların gözüne girseydi bu durum.

Dilber en sonunda şu güzel anlatımla gidiyor özgürken özgürlüğe;

#41527916

Esaret nedir? Esir kimdir?
Sabit bir düşünce ile hayatı sürdürmek mi?
İnsanları sınıflandırmak, bu sınıflara göre aşağılamak, eziyet etmek kişinin kendisini esir etmesi değil midir?
İnsanı insan olarak sevmek, değer vermek, ötekeleştirmemek bizi kendimizde değerli kılan en önemli özelliktir.

Arada güldüğüm yerler oldu. Celal Bey'in önüne gelene özellikle mutlu olanlara "Dilber sende, bu yüzden mutlusun" demesi :)

Eski bir Türk filmi tadında bir kitaptı. Ve baktım filmi de varmış. İzlemeli.

Ve son olarak

Aşk bir resme bakıp "Bu oda karanlık, soğuk... Belki üşürsün!" diye düşünebilmektir.
  • Eylül
    7.6/10 (3.176 Oy)3.054 beğeni17,6bin okunma11,3bin alıntı147,8bin gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (4.118 Oy)3.661 beğeni21,3bin okunma6,4bin alıntı58,3bin gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (3.205 Oy)2.670 beğeni16,3bin okunma9,3bin alıntı59bin gösterim
  • Yaban
    8.3/10 (4.248 Oy)3.949 beğeni20,8bin okunma10,1bin alıntı59,3bin gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.1/10 (2.472 Oy)2.361 beğeni15,3bin okunma2.993 alıntı42,6bin gösterim
  • Acımak
    8.7/10 (3.940 Oy)3.795 beğeni16,6bin okunma8,7bin alıntı58,7bin gösterim
  • Kaşağı
    8.1/10 (1.444 Oy)1.322 beğeni11,3bin okunma553 alıntı29,2bin gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (5,6bin Oy)5,7bin beğeni20,7bin okunma19,1bin alıntı154,3bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (4.980 Oy)5,2bin beğeni20,3bin okunma16,8bin alıntı95,5bin gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (5,8bin Oy)6,2bin beğeni24,1bin okunma65,5bin alıntı106,8bin gösterim
128 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Türk Edebiyatının Klasiklerinde en beğendiğim kitap olan Sergüzeşt aslında aşk konusu işlemektedir ancak bunun yanında esaret,kölelik,hürriyet gibi kavramlarda işlenmiştir.Konu olarak Dilber isminde küçük bir kızın köle olarak esirlerin eline düşmesiyle başlamaktadır.Birden fazla yere satılır önce bir memura daha sonra paşakonağına orada konağın oğluyla arasında yakınlaşma olunca evin hanımı başka yere satar ve böyle derken artık tükenmiş olan Dilber bir gün kendini suyun derinliklerine bırakmasıyla biter.Kitabın büyük bölümü esaret üzerinde durmuştur konu o kadar muhteşem anlatılmış ki sanki gerçek hayattan bir keşifmiş gibi.
Kesinlikle Okumasını Tavsiye Ederim
119 syf.
·9/10
Tasvirler şahaneydi. Film gibi seyrediyorsunuz kitabı yaşayarak, görerek, hissederek. Artık böyle güzel aşk kitapları yazılamıyor.
Aşk bile GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) olduğu şu günlerde gerçek, tutkulu, duygulu bir aşk romanı isteyenler 1960tan 1970ten önce yazılanları okumalılar.
Kitabın konusu küçük bir kızın vatanından ayrılıp köle olarak satıldığı evde çektigi eziyetleri ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk anlatılıyor. Betimlemeler çok güzeldi. Sanki dilberi sizde tanıyorsunuz. Köle oluşunuzu hayal edip acılar cekiyorsunuz sonra imkansız bir aşka düşüyorsunuz.
Türk klasiklerinin baş sıralarında olmayı hak etmiş hakkını vermiş şahane bir eser.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Dilber’in başından geçenlerin işlendiği Sergüzeşt, Tanzimat edebiyatının romantizmden gerçekçiliğe yöneldiği dönemde yazılmıştır."
Sami Paşazade Sezai, Sergüzeşt'te ele aldığı kölelik ve özgürlük temaları nedeniyle hükümet tarafından 1908 yılına kadar göz hapsine alınmıştır..
Kitap hakkındaki düşüncelerime gelirsek kelime dağarcığım yettiğince açıklamak isterim fakat kelimeler kifayetsiz kalır. Çok beğendim. Yazarımız esareti, hürriyeti, aşkı o kadar güzel anlatmış ki bir solukta okudum. Dilber ve Celâl, sevip de kavuşamamak adlı eski Türk geleneğine misafir olmuş. Cevher'im ise misafir bile olamamıştır. İçim parçalandı. "Sergüzeştin ne pusulası vardır ne haritası..." Dilber bir nehrin üzerinde "Nehir merhametsiz, ağaçlar hissiz, ay kayıtsız..."
112 syf.
·4 günde·Puan vermedi
NOT : Dram severleri buraya alalım. :)

Öncelikle eski dönemde insan ticaretinin olması kesinlikle çok can sıkıcı bir durum. Kitapta geçen Dilber karakteri ise 9 yaşında bir esir hayatı sürmüştür. O kadar çok işkence görüyor ki fiziki ve psikolojik yönden okurken o üzüntüyü , çaresizliği yaşıyorsunuz. Bu yönüyle bile kitaptan ; esaretin her türlüsü her yaşı etkiler mesajını alabilirsiniz.

Kitaptaki dilden bahsedeyim ; çok severek okuduğum uzun cümle yapıları vardı. Ayrıca akıcı ve yalın bir anlatımla yazılmış olması da kitabın çekici yönlerindendi.

Aslında okumaya başlarken ben bu kısmı biliyorum hatta ondan sonraki kısmı da biliyorum diyorsunuz. Ancak kitabın sonunu tahmin etmek bir kısma kadar zor. Kitabın tek parça da yazılmış olması okurun bu kitabı hızlı bir şekilde bitirmesi gerektiğine işaret ediyor gibi. Duygu yoğunluğu fazla olan ama insanı yormayan bir kitaptı , denemek isteyenler için tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
128 syf.
·4 günde·8/10
Birisine derinden duyulan sevgi neler yaptırabilir bir insana? Sorusunun cevabını gayet güzel vermiş Sami Paşazade Sezai bey.
- Spoiler olan bir inceleme olacak baştan uyarayım -
Kitabın temel konusu esaret olsada imkansız bir aşkın yaşatacağı tüm sorunları da çok güzel işlemiş olaylara yazar.
Hayatı boyunca satılan, eziyet edilen, bir insan olarak duygu ve düşünlerine önem verilmeyen bir esirin dramı anlatılıyor.
Yazar, insanın hayvan gibi alınıp satılamayacağını, esir dahi olsa her insanın duygu ve düşüncelerinin olduğunu en önemlisi bir kalbe sahip olduğunu vurguluyor.
Kafkasya'da yaşayan ve çok güzel bir kız olan Dilber'in esircilerin eline düşüp İstanbul'a getirilmesi ve bir aileye satılması ile başlıyor her şey. Dilber'in gördüğü eziyet ve aşağılanma karşısında daha fazla dayanamayıp kaçması, daha sonra başka bir aileye satılması ve o ailenin oğluna aşık olması ile bambaşka bir hal alarak gelişiyor olaylar. Ve malesef ki kötü bir şekilde son buluyor her şey...
Kitabın son cümlesini paylaşarak incelemeyi bitiriyor, sonrasını ise size bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum (:

" Üzerinde, hüzün saçan ayın donuk ışığından başka bir renk olmayan o yüzde, bütün elem ve acıların dindiği, bütün sevda ve emellerinin söndüğü görünüyordu.
Acaba Nil'in bu ürkütücü, bu öldürücü girdap ve taşkın suları zavallı Dilber'i, bu talihsiz esiri nereye götürüyor?
Nihayet Hürriyetine! "
116 syf.
·7/10
Konusu için 9 yaşında İstanbul'a getirilen Çerkez esirin büyürken yaşadığı ötekileştirilme ve aşk hikayesi denilebilir. Okurken Dilber için üzülürken, "Böyle seven bulunur mu, Celal Bey?" diyeceksiniz. Bir çırpıda biten harika bir eserdi.
Okurken bir filmin içindeymişçesine sahneler gözünüzün önünden akıp gidecek. Sergüzeşt, Türk Edebiyatının aynı zamanda ilk gerçekçi eseri olarak kabul edilir. Keyifli okumalar dilerim.
120 syf.
·Beğendi·9/10
Sami Paşazade Sezai Divan Edebiyatına karşı çıkmış ve Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan gibi yazarların etkisiyle Batı edebiyatına yönelmiştir. Alphonse Daudet’den esinlenerek yazdığı kısa öykülerle Batılı anlamda ilk gerçekçi ürünleri vermiştir. 1874’te “Kamer” gazetesinde yayımlanan söylev türünde ilk yazılarıyla adını duyurmuştur. İlk kitabı 3 perdelik tiyatro oyunu “Şir” 1879’da basıldı. İlk romanı olan ve kendisine büyük ün sağlayan “Sergüzeşt”, Türk edebiyatında romantizmden gerçekçiliğe geçişin başarılı örneklerinden biri.
Kafkasya’da yaşayan dokuz yaşındaki Dilber esircilerin eline düşer ve İstanbul’a getirilir. Hayatı boyunca ağır işler yapmak zorundadır, sahipleri değişse de yaşadığı aşağılanma ve çektiği eziyet artar. Asaf Paşa Konağına satılır ve ailenin oğlu Celal Bey ile birbirlerine aşık olurlar. Ailenin bu durumu fark etmesiyle Dilber için çok daha zor bir dönem başlar.
İnsanın yüreğine dokunan hem aşkı hem acıyı tattıran bu eserin sonu beni çok çok etkiledi.
128 syf.
·Beğendi·9/10
Bu eserin konusu esarettir .Evinden ,yurdundan,annesinini sevgi dolu sevkatli kollarından ,acımasızca koparılarak esir pazarında satılan ve hayatı adeta bir zindana dönen ,küçük Çerkez kızı Dilber in acı dolu hayatını konu alır
120 syf.
·2 günde·9/10
BÖYLE BİR KARASEVDA KARA TOPRAKTA BİTER

Her gün kaç tane cinayet taciz tecavüz hırsızlık haberleri duyuyoruz
Düşünüyorum da en son ne zaman iyi birşey duydum maalesef zihnimde canlanamadı
İşte böyle bir zaman da insan okuduğu kitaplarda belki mutlu bir şeyler okumak istiyor gerçek hayatta bulamadığı mutluluğu orda arıyor ama farkettim ki nerede ciğer söken kitap var onu okuyorum:))))
Ve ne hikmettir ki her okuduğum kitapla yüreğim yine dağlanıyor yüreğimde kalan minik mutluluk parçacıklarını da böyle sıyırıp atıyorum
Ah Dilber Ah!
Ne üzüldüm sana
Ne dağladın kalbimi
Küçücük yaşınla bir mal gibi satılmanamı
Sana yapılan şiddete mi gerek sözlü gerek fiziki
Esirliğine mi
Bir şeker yüzünden bile yediğin dayağamı
Bu kısımda artık o kadar etkilendim ki sokağa çıkıp bütün çocuklara şeker dağıtma isteği uyandı içimde
Ya aşk
Belki de yüzünü güldüren tek şey
Belki klişe zengin kız fakir oğlan diyenler olabilir ama hayatta tek mutluluğu hatta sevdiği tek insan olan bir kadın için bu kadar basit ilerlemedi herşey

Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi sinin sonu mutlu bitseydi vb. yorumlar alan Aytmatov hayat keşke o kadar güzel mutlu olsa ama maalesef gerçek hayat bu kadar mutlu ilerlemiyor bunun için kitabın gerçekliği hissinin daha iyi geçmesi için en iyi son bu şekilde olmalıydı şeklinde açıklamış bunlar aklımda kalanlar okuduğum bir yerden

Aynı şekilde bu kitapta aynı hissi verdi bana mutlu sonla bitse Dilber bu kadar yer eder miydi kalbimde?
120 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir aşk romanı olan Sergüzeşt (macera demek) 19. yüzyılın sonlarından kesitler sunuyor. Esaret ve hürriyet kavramlarını da gözler önüne seriyor. Çerkez kızı Dilber ile zengin konağın oğlu Celâl arasında hüzünle sonuçlanan bir aşk.. Beni en çok etkileyen biçare esir kızların katlanmak zorunda kaldıkları küçümseyici, ezici muameleler.. içlenmemek elde değil.. o dönemlerde yaşasaydık ve bir tanecik dahi olsa bir esir kızı özgürleştirebilseydik.. belki de insanlık şimdiki halinden daha merhametli, daha güzel, daha yaşanılası bir halde olurdu..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
8 Temmuz 2020
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052986486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Tanzimat döneminin ikinci kuşak yazarları arasında yer alan Samipaşazade Sezai, adını edebiyat tarihine yazan Sergüzeşt adlı eserinde; 19. yüzyılda bütün dünyada güncel bir tema haline gelen esaret konusunu işler. Yazarın amacı, esaret kurumunun insanlık dışı yönü üzerinde okuyucuyu düşündürmektir. Olaylara, güçsüz kahramanı Dilber’in gözüyle bakarken bu sayede ezen-ezilen, kuvvetli-zayıf zıtlığını çarpıcı şekilde dile getirir ve toplumun merhamet duygularını harekete geçirmek ister. Edebiyat tarihimizin kilometre taşlarından Sergüzeşt’in elinizdeki baskısı, yazarı hayattayken yapılan ikinci baskısı temel alınarak hazırlandı. Yazarın üslubunu koruyarak, bugünün okurlarının kolaylıkla anlayacağı şekilde sadeleştirildi.
“Gece bütün sakinlik ve karanlığıyla ortalığı istila etmişti. Ne gökte bir yıldızın ne yerde bir kandilin ışığının göründüğü bu koca gecenin içinde hiçbir ses işitilmez, yalnız uzaktan uzağa havlayan köpeklerin sesleriyle ara sıra şiddetle esen soğuk, içe işleyen bir rüzgârın eski Bizans harabelerinden çıkardığı müthiş yankılar korkulu kulaklarına ulaşırdı.”

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları