Slaughterhouse-Five

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,2bin
Gösterim
Adı:
Slaughterhouse-Five
Baskı tarihi:
3 Kasım 1991
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780440180296
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Bantam Doubleday Dell Publishing
Baskılar:
Mezbaha No:5
Mezbaha No. 5
Mezbaha No:5
Slaughterhouse-Five
Slaughterhouse-Five
192 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
#spoiler#
Farklı bir yazım türü okumak isterseniz "tam da doğru yerdesiniz"..bütün bu "falan-filan" lar aslında anlatacak çok şeyim var ama "daha sonra "der gibi bir izlenim bıraktı bende :) ..zekice yazılmış farklı bir savas kitabı diyebiliriz "Mezbaha No5'e"
Her ne kadar bilim kurgu etiketi ile anılsada, bence "öyle değil " zamandaki sıçramalar olarak bahsetti bölümler bana göre yazarın psikolojisinden kaynaklı... bir nevi savaş anılarına (belkide istemeyerek)dönüşümler yaşaması ve başka zamanlar başka galaksiler icad ederek bu anılardan kaçmaya çalışması. .Ölümü inkar edişi de ölüme tanıklık etmesinden kaynaklanıyor, bu boyutta ölebiliriz, fakat zamanın bir çok noktasında yaşamaya devam etmekteyiz ,fikrini benimsemeside bence bir yok olma duygusundan kaçış.
Dresden bombardımanı ile ilgili hiç bir şey okumadım, eğer gerçekten yaşanmış ve bir insan olarak hatta bir SAVAŞ esiri olarak sizde buna şahitlik etmiş iseniz ..başka bir dünyada ,başka bir zamanda olmayı hayal etmeniz hatta olduğunuzu zannetmeniz ve hatta böyle bir düşünceyi icat etmeniz -doğal -

Ne zamandır listemde olan fakat bir türlü okuma fırsatı bulamadığım Kurt VONNEGUT. ..başka bir beyin ve bambaşka kelimelerle savaşı anlatmış. .Kısa, büyük harfli ,incecik bir kitap farklı bir adamla tanışmak için "okuyunuz"

-Barışla kalın -
275 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mezbaha No:5, 20 Yüzyıl Amerikan edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Kurt Vonnegut’un en bilinen, en çok satan romanı. Sitede 360 kişi okumuş yaklaşık 190 sayfalık bu romanı. 60-70 binlerin okuduğu Zweig kitaplarıyla karşılaştırınca az geliyor biraz insana. Çeşitli nedenler vardır elbette, pahalı olabilir kitapları telif ücretinden dolayı, ya da Amerikan Edebiyatına olan önyargıyı kıramadığımızdandır belki. Belki de fazla baskısı yoktur, bakalım. 1975 – 2007 ve 2015’de olmak üzere üç kere yayınlanmış ülkemizde farklı çevirilerle. Bendeki versiyonu 2007 yılından, fazla beğenmediğimden çeviriyi (Bilim kurgu yerine hayal bilim diyor mesela) orijinalini bulup oradan okudum kitabı. 2015 çevirisini görmedim ama kitapta 100’den fazla geçen “So it goes” cümlesini “falan filan “diye çevirdiğini öğrenince ondan da soğudum açıkçası. Bugünlerde fazla takıyorum galiba çevirmenlere. Ama basit kitaplarda bile yapılan çeviri hataları ya da kötü cümle kurulması okuma zevkini mahvediyor tamamen ve yazardan soğuyoruz sırf bu yüzden.

Neyse kitaba döneyim diğer konuları fazla zorlamadan. Zaten diğer incelemelere göz attıysanız ya da kitabın arkasından (Daha yeni fark ettim, burayı da oldukça eğlenceli yazmışlar:) bunun farklı bir roman olduğunu anlamışsınızdır. Açıklamaya çalışayım. Öncelikle bir nevi anı roman bu – Kurt Vonnegut’un İkinci Dünya Savaşında yaşadıklarını andırıyor bir nevi. Kurgu ağırlıklı tabii. Bu aynı zamanda bir savaş romanı oluyor dolayısıyla, türün klasiklerinden çok farklı ama. Savaş karşıtı roman diyelim o zaman. Ama sadece savaşı ya da karşıtlığını içermiyor ki? Dönem romanı? Ama hangi dönem, yazar kitap boyunca bir yıldan başkasına atlıyor. Bu bildungsroman olayını da geçersiz kılıyor bir parça. Nasıl yapıyor bunu peki, uzaylılar kaçırmamış mıydı onu? Hoop bilim kurgu, ama bir sürü de insan ölüyor kitapta. Hayat böyle ama ya da so it goes.

Evet hayat gibi kitap da geçiyor bir şekilde. Oldukça keyifli bir anlatımı var Kurt Vonnegut’un. İkinci Dünya Savaşının en dramatik olaylarından birisi olan Dresden Bombardımanını oraya katılan askerlerin gözünden anlatıyor, kitabın yazılış amacı bu zaten. Ama bombardımanın kitaptaki yeri en fazla bir iki sayfa, toplarsak.

Ben anlatıcı var kitapta, ilk bölümde bu anlatıcı Kurt Vonnegut, kitabın yazım öyküsünü anlatıyor. Daha sonra esas anlatıcı girip Billy Pilgrim isimli bir savaş gazisi optrometristin gözünden hayatı ve savaşı anlatıyor. Ama bu anlatıcıyı da rahat bırakmıyor yazarımız, kendisi de yaşamış olayları çünkü. Arada girip ben de orada şunu yapıyordum diyor ya da bir şekilde anlıyorsunuz hardal gazı ve gül kokusundan.

İkinci bölümden itibaren bir o yana bir bu yana savrulup duruyoruz zaman ve mekan olarak. Karışık biraz evet, çünkü kendisini kaçıran Tralfamadoryanlardan hayatın her anının orada bir yerde durduğunu ve bizim istediğimiz an istediğimiz yere gidip bakabileceğimizi/yaşayabileceğimizi öğrenmiş Billy. Böyle olunca bir an Dresdendeki 5 No’lu mezbahadayız, bir an Tralfamadoryan hayvanat bahçesinde Billy ile birlikte sergileniyoruz, ya da hak ettiği değeri bulamamış bilim kurgu yazarı Kilgore Trout’un kitaplarından birini karıştırıyoruz. Böyle olunca da kitabı anlamak oldukça zorlaşı… saçmalamayın, bu kadarcık bir kafa karışıklığını bile kaldıramıyorsanız belki de doğru yerde değilsiniz en başından beri.

Yazarın oldukça keyifli bir dili var daha önce söylediğim gibi, bilim kurgunun altın dönemleri henüz bitmiş ve feyz alıyor ustalardan, ama daha önce söylediğim gibi bu bir bilim kurgu kitabı değil tamamen. (Zaten kaçırılma olayının gerçek olup olmadığı muallak her şeye rağmen). Bolca ironi var romanda. Mesela, Billy Pilgrim’in o zayıf çocuğun o kadar insan etrafında ölürken savaştan sağ çıkması ve Dresden nüfusunun büyük bir kısmının öldüğü bir saldırıdan, ölümle bağdaştırılan bir mezbahada kurtulmaları. Onbinlerce sivilin eridiği Dresden Saldırısını haklı göstermeye çalışanlarda var kitapta. İnternette gezindiğimizde gerçek hayatta da bunların benzerlerini görüyoruz ama. Yine atom bombasını haklı göstermeye çalışan bir ABD başkanı görüyoruz arada. Savaşı normal hayatın bir parçası gibi anlatmış Vonnegut. İnsanlar ölüyor kitap boyunca sürekli, bazen tek tek , bazen binler halinde. Ama sonuçta hayat devem ediyor yine (Ya da diğer çevirmenin dediği gibi falan filan)

Bundan başka, simgelerle doldurmuş yazar romanı. Bazı şeyler (İsa, Ölümler, Berber dörtlüsü,vb.) sürekli tekrar ediyor kitapta, bir şeyleri hatırlatıyor bize. Savaş ve ölüm ana temalar evet, ama zaman yolculuğu ve buna bağlı olarak özgür irade, bilim kurgu , ya da Amerikan rüyasının gerçekleşmesi de insanı düşündüren şeyler arasında.

Sözün kısası “Mezbaha No:5” kesinlikle” overrated” bir kitap değil bana göre. En fazla bu kadar kısa bir kitaba bu kadar çok şey sığdırdığı için şikayet edebiliriz belki yazardan. Ya da Tralfamadoryanlar gibi hayatımızın neşeli günlerine bakıp kalan kısımları boş vermeye çalışırız. Ne de olsa hayat devam ediyor ve bizim yapabilecek hiçbir şeyimiz yok bununla ilgili.
192 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Eseri edindiğim bilgiler sebebiyle okuma gereği hissettim, birkaç gün önce okudum. Eser kurgusal olarak biraz farklı, romandan ziyade film gibi ama ben roman olarak da beğendim.

Esere geçecek olursak; Kitabın ilk bölümünde yazar ikinci dünya savaşında bulunduğunu ve bunları yazmak istediğini söylüyor. İkinci bölümdeyse esas roman başlıyor. Baş karakter Billy ‘nin bazı özellikleri şunlardır;
1)Hayatında trajik olaylar olmuştur, bunlardan biriside ikinci dünya savaşında bulunmasıdır.
2)Billy kendisinin farklı gezegenlerden gelen kişiler tarafından kaçırıldığını ve sahne de gösterime sunulduğunu iddaa etmektedir.
3)Billy aynı zamanda hem 1947’de , hem 1958 de ,hem de şimdiki zamanda bulunabilmektedir.
Roman anlatıma şimdiki zamandan başlar. Belirli bir anlatıdan sonra Billy birden kendini ikinci dünya savaşında bulur. Belirli süre sonra hayatının trajik bir sahnesine, sonrada farklı bir gezegende yaşadığı olaylara geçer. Yazar bu teknikle hem ikinci dünya savaşında yaşadığı gerçek olayları anlatır, hem de distopik bir olayı okuyucuya verir. Ayrıca atom bombası atılmadan önce başkan Thruman’ın yaptığı konuşma da romanda yer almaktadır. Amerikalı bir yazarın Dresden bombardımanını eleştirmesi de eserin okunması için bir başka neden.

Eseri ben yaklaşık birkaç saatte okumuştum, yazı puntoları büyük ayrıca bölümler arası boşluklarda var. Farklı bir tarz görmek isteyen arkadaşlara tavsiye ederim.

Herkese iyi okumalar dilerim.
192 syf.
·3 günde
"Birer çocuktan başka bir şey değildiniz!"
"Ne?"
"Birer yumurcaktınız savaş sırasında!"

Kurt Vonnegut, 2.Dünya Savaşı sırasında Almanya'da, Dresden'e atılan bombalardan ve peşinden gelen öldürücü ateş fırtınasından sağ kurtulmuş Amerikan askerlerinden biri. Yani savaşta bizzat bulunmuş. Savaşta yaşadıklarını kitap olarak toparlayabilmesi ise 25 yılını almış. Alaycı bir dille savaşı eleştiriyor bu eserinde.

Dresden, Almanya'nın savaştan uzak kalan kentlerindenmiş. Uzunca bir süre, savaşın bitmesine az kalana kadar savaşın etkilerinden uzak kalmış çünkü sıcak çatışmanın olduğu bir bölge değilmiş. Hatta kimse oranın bombalanacağını beklemiyormuş. Fakat 13 şubat 1945 tarihinde bombalandığında 135.000 kişinin (bu sayı birçok kaynakta tartışmalı. 25.000 olduğu söyleniyor çoğu yerde fakat kitapta bu şekilde belirtilmiş.) hayatına mal olmuş, şehri yerle bir etmiş. Öyle ki yazar şehrin bombadan sonraki halini "ay yüzeyi"ne benzetiyor. Beyaz bir toz zemin..

Kitabın konusuna gelince, zayıf bir genç olan Billy Pilgrim, Amerikan ordusuyla birlikte 2.Dünya Savaşı'nda Almanya'ya giden bir askerdir. Daha sonra ABD'ye dönüp zengin olan Pilgrim, zamanda yolculuk yapabilen tuhaf birisidir de, bu nedenle ne zaman öleceği gibi geçmişe ve geleceğe dair çoğu şeyi aynı anda bilir. Savaş bittikten sonra bir de başka bir gezegenden gelen Tralmafadorlular tarafından kaçırılır. Bu uzaylılar 4.boyuta hakimdirler, dünyalılar gibi 3 boyutlu değildirler, bu nedenle geçmişi geleceği ve bugünü aynı anda bilirler. Pilgrim'i bir zaman yırtığından geçirip kendi gezegenlerine götürür ve hayvanat bahçesinde sergilerler.

Yazar ilginç bir tarz belirlemiş romanında. Anlattıklarını şakaya vuruyor gibi, kara mizah yapıyor gibi ama olanca gerçekliğiyle vermiş romanında. Karmakarışık bir kurguya sahip, bunun nedenini de kitabın başında kendisi açıklıyor:
" Kitap çok kısa, karışık ve dağınık. Çünkü bir kıyım hakkında aklı başında hiçbir şey söylenemez."

Gerek Tralmafadorluların ağzından anlatıldığı şekilde, gerek Billy Pigrim'in düşüncelerinde yadsınamaz bir kadercilik hakim. Hatta bir yerde Tralmafadorlular cüz'i iradeyi sadece dünyalıların kabul ettiğini söylüyor. Siz ne yaparsanız yapın, kader işler, manasında. Bu sebeple anlattığı akılalmaz olayları da bir anda söylüyor sonra da bir cümle iliştiriyor peşine: "Hayat bu!" İngilizce orjinali: "So it goes." Hayat böyledir, böyle olmuştur, böyle olacaktır yani.

Kitapta dönemin komutanlarından yapılan alıntılar da yer alıyor. Karışık olsa bile çok değişik, çok vurucu bir kitap. Tavsiye ederim
184 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
Şimdi size öyle bir kitaptan bahsedeceğim ki, içinde savaş var, askerler tabi ki var, sürekli bir zamandan başka bir zamana ışınlanan bunun öncesinde bir uçan daire tarafından kaçırılan ana karakter Billy Pilgrim, Tralfamador gezegeni, ailesi, Dresden, Ilium, bombalar. Falan filan.

Falan filan lafını geçiştirmek için söylemedim yanlış anlamayın. Bu kitapta çoğu yerde geçen, pelesenk haline gelmiş bir sözcük ikilisi bu. Tralfamadorluların ölenlerin ardından söylediklerini söylüyor Billy; Falan filan.

Savaş dediğimde hepinizin tüylerinin diken diken olduğunu, acının, vahşetin, insafsızlığın dibine dibine vurduğu başka bir şey çağrıştırmıyordur eminim. Her türlüsü, her karesi. Bu trajediyi yaşayanlarla, yaşamayanlar tabi ki aynı kapta erimiyorlar. Özellikle görmüş, geçirmiş, yitirmiş ama beni öldürmüyorsa, güçlendirir ve belki de beni biraz yarım bırakabilir vakasının hayat görüşü halini alması kuvvetle muhtemeldir. Hayattan pek hazzetmemek gibi mesela. Hayata uyuz oluyorum der gibi!

İlk kez okuduğum yazarın tarzı nasıl söyleyeyim, bir kaçış, bir delilik, eleştirel dalga, kimi zaman absürt diyebileceğim yerlerle dolu kendine özgü bir üslup. Savaş kısımlarını anlattığı bölümler hakiki, sahte kurgulamanın dışında olduğu belli oluyor. İnce olarak yonttuğu yergilerinden sistem ve ülkeler de nasibini alıyorlar. Öte yandan mizahsen dokunuşlar kondurduğu kurmaca da ise yazar sen bunları benim yazdığım gibi gör oku, gerisini merak etme savaşın anlatılacak o kadar da sempatik tarafları olmadığını sen de biliyorsun der gibiydi. Okuduğum kısımların bazıları tamam buraya kadar sonrasını boşver hissiyatını veriyordu.

Peki kitabın kahramanı Billy Pilgrim kimdi? O zamanda kopmuş biri. Optometri okumuş, ilgi çekmeyen komik biriydi. Okulun kurucusu ve sahibinin kızıyla evlenerek turnayı gözünden vurarak, para çerçevedir olayının ne olduğunu bizzat deneyimliyordu. Bir de iki çocuğu oldu. Sonrasında ise lanet olası askerlik ve falan filan.

Zaman geçişleri de ayrı bir olaydı kitapta. Billy göz kırptığında kendini 1963’te buluyordu. Bir kapıdan geçtiğinde ise yıl 1941’di. Okurken zaman geçişlerinde zorlanmadım çünkü anlatım akıcı ve kısaydı. Uzun uzadıya değildi hiçbir şey. Hikayenin içeriğinde çokça bilim kurgunun malzemelerinden yararlanılmıştı. Billy’nin kafası oldukça renkli ve yazarın ta kendisi gibi serbest düşünür. Bu tanım benim çok hoşuma gitti bakın;

Serbest düşünür: Herhangi bir şeyin gerçekliğini kabulde otorite, gelenekler veya diğer dogmalar yerine mantık akıl ve deneycilikten yararlanan kişi. Yazara tamamen uyan bir tanım.

Bazı sayfalarda resimler çizilmiş. Bunlar da ayrı bir tebessüm katmış esere. Mezar taşı ve kadın göğsüne gülümsedim.

Kitap, Kurt Vonnegut’u üne kavuşturan ve özellikle Doğu cephesinin el kitabı olarak anılmasından dolayı ve naçizane olarak bilim kurguyla gerçeğin birbirine karışıp, zamanların içinde gezinmek istiyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Bu kitapla ve yazarla tanışmamı sağlayan değerli okur arkadaşım Murat Sezgin 'e buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Bazı insanlar ve bazı kitaplar iyi ki var.

Kitaplarla kalın.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir kitaba neden 10 puan verilir?konusu güzeldir, kapak tasarımı iyidir? sunuş güzeldir? yazarı seviyosundur? anlatımı iyidir? falan filan...
Popüler tabirle okuduğum en iyi ''anti savaş '' kitaplarından biri oldu.vesaire.
Önce karın, dondurucu, mosmor eden soğukluğunu, sonrasında fosfor bombalarının sıcaklığını eti kemiğinden ayıran ateşini yaşattı bana.Bir tarafta bir asker tiyatro dekoru perdelerle vücut ısısını korumaya çalışırken, bir tarafta çürüyen, kokan asker cesetleri alev tabancalarıyla yakılıyordu.Bir tarafta uyduruk bir revirde hasta başında bilimkurgu kitapları okuyan bir albay, diğer tarafta tam donanımlı bir hastanede kocasının başında gofret yiyen karısı.Mavi köşede bi optometris bir çocuğun gözlerini numaralandırırken kırmızı köşede bir albay demlik yüzünden yargılanıp kurşuna diziliyordu.Bir ayağın Drestende ikinci dünya savaşında 132,000 kişiyle ölürken diğer ayağın tralfamador da yeşil bir berjer koltuğunda uzaylılara sergileniyor.falan filan...
Bunların hepsi yaşandı.en azından savaşla ilgili olan kısımları, hemde hiç birbirine karışmadan...
Kurt Vonnegut bunları yazdığı gibi yaşadımı, yaşayıp delirdi mi yoksa delirmemek için mi yazdı bilmiyorum; hepsine inanırım çünkü! vesaire.
Hikayenin sonu; savaşta hep aynı insanlar ölüyor ve savaşı isteyenler bir kere o cepheye inmiyorlar ceset toplamıyorlar ve tahtadan uydurulmuş tuvaletlere sıçmıyorlar ve açlıktan ölmüyorlar ve soğuktan donmuyorlar ve üniformalarının ütüleri dahi bozulmazken, kamufulajı kurşun motifleriyle süslenmiş insan evlatlarına emirler veriyorlar falan filan... ve savaş hakkında son bir söz cik cik cik...
276 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
2. Dünya savaşıyla ilgili okuduğum en ilginç romanlardan biri. Klasik bir tarihi roman değil kesinlikle. Kitabın kapağını kapattığımda zihnimde yankılanan sözler: “Hayat bu...”
180 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Şöyle başlıyor:
Dinleyin:
Billy Pilgrim zamanda kopmuştu.
Şöyle bitiyor:
Cik, cik, cik?

Savaş, belli güçteki insanların daha fazla güç elde edebilmek için çeşitli yolları, insanların inandığı bazı değerleri ve bizzat insanı kullanan kanlı bir oyundan başka bir şey değil. Fakat ne yazık ki, insanlar kibir dolu olduğu için bu oyunu göremiyorlar ya da görmek istemiyorlar. Ve işin içine bir de, bir insanın canını almak gibi büyük bir olay girdiğinde kişi tanrıcılık oynamaktan zevk, karşıdaki kişinin gözlerindeki hayat ışığını almaktan tatmin duygusu girince savaş kaçınılmaz oluyor. Bu böyle olmuş, böyle de olacak.

İnsan karşısındaki sadece ve sadece insan olarak görmedikten sonra değişmeyecek bu savaş mevzusu. Zaten değiştirmek isteyenlerin de olduğunu çok sanmıyorum. Bir insanın canını kıymanın verdiği vahşetin yanında bunun "savaş" yoluyla meşrulaştırılmasını asla anlam veremiycem. Kitaptaki Rumfoord karakteri gibi, mecburdular, mecburen yapanlara acımalısın, gibi düşünce içinde olan birçok insan var maalesef. Hiçbir güç ya da değer bir insanı öldürme mecburiyetine sokmaz seni. Sadece sana öyle gözükür, bunu yapmak isteyen de sen olursun. Bebar bilimin dediği gibi Yahudi kamplarına götürülen insanlar, yine kendileri gibi yiyen içen, işe giden, ailesi olan insanlar tarafından götürüldü ve öldürüldü.

Yani sen istemediğin sürece hiçbir şey olmaz. İktidar halk olduğu için iktidardır. Ve savaş askerler olduğu için savaştır.

Mezbaha No:5 bu yönüyle çok güzel bir romandı. Savaşı anlatan beni etkileyen bir diğer roman da 22-Britanya Yolu. O da savaşın apaçık duran korkunçluğunu çok güzel biçimde yansıtmıştı. Fakat bu kitap anlatım olarak farklı tabii. Biraz mizah biraz bilimkurgu ve çokça gerçekten oluşuyor. Çok akıcı, tuhaf ama bir o kadar da cazip bir anlatımı var. Çünkü;
"Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı. En azından savaş kısımları gerçek."

Kitapta adı geçen bazı romanlar;
Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı - Karışıklığın Karmaşası
Rüzgâr İçin Sözler
Erika Ostrovsky- Céline and His Vision
William Bradford Huie- Er Slovik'in İdamı
Bebekler Vadisi
The pirates of penzance- Gilbert/sullivan
Kanlı Madalya
Tom Amca'nın Kulübesi
184 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Tüm zamanların en büyük savaş karşıtı romanlarından
Mezbaha 5'te, Dresden bombardımanı merkezinde bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.

Billy Pilgrim beceriksiz bir zaman gezgini; nereye gideceğini kontrol edemiyor ve seyahatleri eğlenceli falan geçmiyor.
Hayatının hangi kısmında kendini oynayacağını önceden bilemediğinden, sürekli sahne korkusu çektiğini söylüyor.

Billy Pilgrim bir savaş esiri. Güzel ve yaşanabilir bir kentin mahvına tanık oldu. Tanıdığı biri, başkasına ait bir demliği aldığı için vuruldu Dresden'de. Bir diğeri, şahsi düşmanlarını savaştan sonra kiralık katillere öldürteceği tehdidini sahiden savurdu.

Unutmayın: Hepsi yaşandı bunların. Aşağı yukarı.
En azından savaş kısımları gerçek.

Evet, kitabın arka kapağında yazanlar bunlar. Ama kitapla ilgili söylenebilecek o kadar çok şey var ki...
Söylemek istediğim ilk şey, Kurt Vonnegut o muhteşem edebi diliyle daha yalnızca hikayeyi nasıl yazdığını anlattığı kitabın ilk bölümünde kendisini ne kadar seveceğimi gösterdi bana. Ve kitap bittiğinde de, en sevdiğim 5 yazardan biri olacağını görmüş oldum. O kadar mükemmel aktarıyor ki, okuduğum bütün yazarlardan çok daha farklı. Kelimeler resmen akıp gidiyor. Kimi zaman kahkahalarla gülerken kimi zaman savaşın dehşetini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Özellikle bir bölümde savaşta yaşananları sondan başa doğru tasvir ettiği bir kısım var ve bu kısım inanılmaz.

Ben Mezbaha 5'i hiç düşünmeden herkese tavsiye ederim. İster bilim kurgu sevsin ister klasik. Bu kitap her türden insanın sevebileceği bir kitap. Savaşa karşı olan bakış açınız da Vonnegut okuduktan sonra kesinlikle değişecek.
184 syf.
Kitap savaş karşıtı bir hiciv romanıdır ve bu türde gördüğüm en iyi romanlardan biri. SPOİLER içerir! Bunun yanısıra roman kahramanının yaptığı anlık zaman yolculukları Trafalmagorlular adlı uzaylılar ve bunların gerçek mi adamın hezeyanları mı olduğu sorusunu son ana kadar öğrenemiyorsunuz. Bu zaman yolculukları da arada çok zaman olması nedeniyle okurken bana yorucu geldi. Kitap çok farklı olduğundan okunmsta değer fakat sürükleyici değil.
Sistemli olarak, rastladığı herkese sevimli görünmeye çalışıyordu. Bu olayın dünyayı belki biraz daha yaşanılır hale getireceğine kendini inandırmıştı.
TANRI BANA DEĞİŞTİREMEYECEĞİM ŞEYLERİ KABUL ETME RAHATLIĞINI MÜMKÜN OLANLARI DEĞİŞTİRME CESARETİNİ VE BUNLARI HER ZAMAN BİRBİRİNDEN AYIRMA BİLGELİĞİNİ BAĞIŞLASIN.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Slaughterhouse-Five
Baskı tarihi:
3 Kasım 1991
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780440180296
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Bantam Doubleday Dell Publishing
Baskılar:
Mezbaha No:5
Mezbaha No. 5
Mezbaha No:5
Slaughterhouse-Five
Slaughterhouse-Five

Kitabı okuyanlar 470 okur

  • Ayşenur T
  • Büş
  • Theliongs1905
  • R Hazan Orhan
  • Dilan Kuyurtar
  • •dandelion wine•
  • Ophelia
  • Elif Tan
  • Profesyonel Hayalperest
  • Aslıhan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.5 (1)
8
%0
7
%1.4 (3)
6
%0.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0