Vadideki Zambak

·
Okunma
·
Beğeni
·
290bin
Gösterim
Adı:
Vadideki Zambak
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karaca Yayınları
Yumuşacık kökleri henüz aile ocağının toprağında, yalnızca sert taşlar gören, ilk yaprakları kin dolu ellerde parçalanan, çiçekleri açar açmaz donan ruhların sessizce çektiği sıkıntıların tablosunu, en acıklı ağıdını hengi yetenek çizecek bize? Dudakları acı bir süt emen, gülümseyişleri sert bir bakışın korkunç ataşiyle bastırılan çocuğun acılarını hangi şair anlatacak bize? Benim gençliğimin gerçek öyküsü, çevrelerine duyarlılıklarının gelişmesine yardımcı olmaları için yetiştirilen insanların ezdiği zavallı yürekleri anlatacak olan öyküdür. Ben yeni doğmuş bir çocuk olarak hangi gururu yaralamış olabilirdim? Annemin bana soğuk davranmasına hangi bedensel, ya da ruhsal kusur neden oluyordu? Ben görev olarak dünyaya getirilmiş bir çocuk muyum? Doğumu rastlantı olan bir çocuk muydum? Yoksa yaşamı bir serzeniş olan çocuk mu?
328 syf.
·6/10
Öncelikle şunu belirteyim Arthur Schopenhauer'un Aşkın Metafiziği kitabını okuyanlar aynı tadı alabilir. Biraz kadın- erkek ilişkisi, biraz hayat, biraz hayaller gerçekler.

Kocasından aradığı sevgiyi bulamayan Henriette'yle kendisinden çok daha genç olan aristokrat ailesinin sıcak sevgisinden yoksun, otoriter bir ortamda yetişmiş, içine kapanık bir genç Felix de Vandennesse'nin imkânsız aşkını anlatır. Aşkı ve toplumsal gerçekliği tüm çıplaklığıyla anlatan bu eser dünyanın ünlü aşk romanları arasında yerini almıştır.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
328 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Vadideki Zambak’ı ikinci kez okudum. İlk okuyuşumda özellikle kırlardaki çiçeklerin anlatıldığı kısımlarda betimlemelerin fazlalığı nedeniyle rahatsız olmuştum. Dahası Balzac’ı betimlemeyi abartan bir yazar olarak değerlendirdim. Ve bu sitedeki bir yorumda bu rahatsızlığımı paylaştım. Belki bunda daha önceki okuduğum çevirinin de payı olabilir. İkinci okuyuşumda Kübra ‘ nin Klasikler ve Çevirmenler iletisini (#26528064) dikkate alarak İş bankası Yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum.

İncelememe başlarken Sait Faik’le ilgili bir giriş yapmaya çalışacağım. Sait Faik öncelikle: “Ben herhangi bir ḳāriʾ değilim, yazar okuyucuyum” diyor. Daha sonra ise bir yazardan bahsedildiğini duyunca: “Ondan yazar olmaz, daha balık çeşitlerini bilmiyor” diyor. Dolayısıyla, kitap yazı ve şiir atölyesinde ders konusu olarak verildiği için; ikinci okuyuşumda kurguyu takip ederek, nasıl yazıldığına, cümleleri kurma şekline, anlatım diline, gizli ve açık mesajları nasıl yerleştirdiğine dikkat ederek okumaya çalıştım. Bu kadar farklı iki sonuca nasıl ulaştığıma hayret ettim ve kitaba hayran kaldım. Ortalamamın çok üzerinde paylaşımlar yaptım. Demek biz hep aynı insan değiliz. İç dünyamızla ve okuma anındaki duygu ve beklentilerimizle farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Diğer önemli bir nokta ise; yazarın botanik bilgisi ve kırlarla, çiçek ve aşk üzerine yaptığı benzetmeleri dikkatle okudum. Ve Sait Faik’in bahsetmeye çalıştığı bu olmalı diye düşündüm. Tanpınar’ın musiki eşliğinde hikâyeyi taşıması gibi burada da demet demet çiçeklerle bir aşk hikâyesi taşınıyordu.

Kitap hakkında giriş bilgisi olarak şunu söyleyebiliriz: Vadideki Zambak, 1836 yılında ilk yayınlandığında beklenen ilgiyi görmez ve Balzac’ın o dönemde en az satılan romanı olmuştur. Ama yazar eserine olan güvenini asla kaybetmez. Ve onun kitaba olan derin inancı eseri bugünkü başarıya kadar ulaştırır. Bugün bazı yazarlar tarafından Balzac’ın başyapıtı olarak kabul edilir. İşte 1836’larda ilk okuyup beğenmeyen, Daha sonra 2019’da okuyup beğenenlerden biri benim :)

Bu noktadan sonra kitabı daha detaylı aktarabilme amacıyla hikâye hakkında fazla derine girmeden rahatsız etmeyecek derecede spoiler bulunabileceğini vurgulayarak devam etmek istiyorum.

Hikâyemiz, istenmeyen bir çocukluk geçiren Felix’in sağlığının düzelmesi için kırlara gönderilmesi ile başlıyor. İncelemenin başında ifade ettiğim betimlemeler burada başlıyor. Ve doğal güzellikten etkilenen kahramanımız âşık olduğu kadını bu vadinin zambağı olarak simgeliyor.
Kontun krallık ordusundaki yenilgi ve sürgün sonrası gergin ve tutarsız davranışları kontesi evlilikle ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Ve şatodaki yaşantı ve karakter tahlillerinin anlatıldığı bu bölümde yazar oldukça başarılıdır.

Burada özellikle kitaba damgasını vuran mektuplardan bahsedilmesi gerekiyor. Birincisi kitabın girişinde Nathalie’ye yazılan mektup ile kitabın sonunda Nathalie’nin yazdığı mektup. Diğerleri ise; kitaba önemli ölçüde değer katan kontesin yazdığı mektuplardır. Mektuplar aracılığıyla insan, toplum ve kurallar üzerine yazar önemli denemeler ortaya koyar. Aşığa yazılan öğütler şemsiyesi altında ahlak ve değerler üzerine göndermeler yapılır. Mektupların gerek yazışma, gerek vasiyet şeklinde olsun son derece samimi ve öğretici olduğunu düşünüyorum. Ve bu romanda kitabın kurgusunun tamamlanması ve mesajların yerine oturtulması için son derece ustalıkla yerleştirildiğini gördüm. Özellikle kontesin Felix’e yazdığı iki mektupta yazarın hayat hakkında söylemek istediği birçok mesajın kuvvetli bir şekilde aktarıldığını görüyoruz. Felix Paris’e giderken kontesin onun karşılaşacağı iş, siyaset, çevre ve kadınlar hakkında her şeyi önceden görüp uyarma amacıyla yazdığı mektup, yazarın tüm birikimine ışık tutacak derece kuvvetliydi. Yine kontesin öldükten sonra aşığına okuması için bıraktığı mektup; aşk, fedakârlık, inanç ve ihanet kavramları açısından son derece etkili ve öğreticiydi.

Ben genelde batının anladığı aşk kavramının fiziksel ve fayda merkezli olduğunu, doğudaki aşkın ise duygusal, manevi ve fedakârlık eksenli olduğunu düşünüyorum. Nitekim Leyla diye yola çıkan birçok âşık ya fiziki olarak verem derdine düşmüş veya manevi olarak Mevla’ya ulaşmıştır. Elbette günümüzde doğu ve batı diye bu kadar net sınırlar çizmek mümkün değil, ama kültürel olarak böyle bir kaynaktan beslendiğini düşünüyorum. Zweig’in(Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu) ‘nda işlenen uzaktan sevme temalı romanında bile tek taraflı dahi olsa, bir faydaya uzandığı ve ulvi olmaktan uzak olduğu görülebilir. Daha fazla derine inmeden kitabımıza dönüyorum.

Bu romanımızda ise; yazar, aşk, fedakârlık, annelik ve ihanet kavramlarını iki kadın karakter üzerinden sorgulamamıza imkân tanıyor. Âşık olan, fakat çocuklarından vazgeçemeyen Fransız kadını ile yine aynı kahramanımıza âşık olan ve aşkı için ailesi, serveti ve itibarından vazgeçen İngiliz kadınını karşılaştırma imkânı buluyoruz. Tabi her ikisi de evli olan kadınların eşlerine ihaneti ve bu ihanet için zemin sağlayan büyük hoşgörü konusuna girmiyoruz. Zira buradan çıkmamız zor olur. Ben özellikle çocuklarından vazgeçebilme noktasına ve yazarın hangi tarafı tuttuğuna dikkat çekmek istiyorum.

Yazarımızın İngiliz soğukluğu ve menfaatçiliği aleyhine bir duruşu olduğunu ve Lady Dudley üzerinden bütün İngiliz kadınlarını suçladığını söyleyebiliriz. Markizin aşkının yüzeyselliği anlatılırken; Britanya’lılara özgü bencil tutumu ve aşkına dünyayı boyun eğdirtme vurgusuyla yine İngiliz düşünce dünyasına bir gönderme yapmaktadır. Bir diğer konu ise; Protestanlık ve Katoliklik karşılaştırmasıyla yine Fransız kadınının dini duyarlılığı ve erdemleri ön plana çıkarılmaktadır. Ve kitabın ana özünün; Kontesin aşkını yüreğine gömüp, erdemin yüceliğine vurgu yapması ve aşığını değil çocuklarını tercih ederek ölüme gidişine varan bir yüceltme ile yazar tarafından ödüllendirildiğini düşünüyorum.

Gerek kitaplar, gerekse sinema ve tiyatro olsun, insanın iç dünyasındaki çelişkilerin anlatıldığı eserleri son derece dikkat çekici buluyorum. Beş Katlı Evin Altıncı Katı ‘ da olduğu gibi. Burada ana karakter Felix’in iki aşk arasındaki çelişkisi, diğer iki kadın karakter Kontes ve Markizin aileleri ve aşkı arasındaki çelişkileri, daha sonra iki kadının birbirlerine karşı tutumlarını belirlerken yaşadıkları çelişkiler uzun uzun incelenir. Daha sonra, tanımadığımız Nathalie kitabın sonunda yazdığı mektupta bütün bu çelişkileri Felix’e gösterir ve kahramanımızın etik yönden muhasebesini yaparak kitabı finale taşır.

Son olarak söylemek istediğim kontesin bu kadar yoğun aşk duygusunu annelik vurgusuyla taşıması, kızını aşığıyla evlendirme çabası ve Felix’in yaşayamadığı anne baba sevgisini ve korumacılığını bu aşkta araması ilginç olan ve buralardan bakınca anlaşılması çok kolay olmayan kitabın başka bir yönüydü.

Kitaba geri dönüp baktığımda aklımda özellikle kalan noktalar; çelişkiler, sorgulamalar, vicdan azabı, kıyaslamalar ve özellikle kontesin ölüm döşeğinde Felix’ i karşılaması oldu. Konunun ve mesajın tamamlanması adına başarılı bir sahneyle sayfanın kapatıldığını düşünüyorum. Sayfalar kapansa da artık ara sıra açılması gerektiğini biliyorum.

Eksiklerimiz olabilir ama kitaba özür mahiyetinde elimden geleni yaptım:)
https://hizliresim.com/4jBDZG

Keyifli okumalar dilerim…
328 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitabın temelinde (yasak) aşk ve romantizm konuları yatsa da Balzac; Zenginlik, ticaret, toplum, erdemli bir yaşam ve siyaset konularına da temas ediyor. Özellikle toplum siyasetine güzel değinmeler yapmış. Bunu yaparken oluşturduğu karakterler çok canlı. Hikayeyi, olayları karanlık bir çocukluk dönemi yaşamış karakter üzerinden inşa ediyor.

Fransız edebiyatı klasiklerinden olan kitabın dili de oldukça sade ve akıcı -isimler hariç-. Edebi yönü oldukça güçlü, betimlemeler çok güzel. Ancak paragrafların uzunluğu sizi biraz yoruyor. Kitapta yaşanan olaylar zaman zaman neredeyse aynısıyla tekrar ediyor ki bu da kitabı uzatmış.

Usta yazarın duygusal, romantizm yüklü ve tutkulu aşkı anlatırken sevileni, "Vadideki Zambak"a benzetmesi olağanüstü güzel.

İyi okumalar
328 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitabı ikinci kez okudum.İlkinde, 16-17 yaşlarında olduğum için sanırım,aklımda kalan tek şey Felix'in aşkıydı. Şimdi ise beni en az etkileyen nokta aşk oldu.

Kitapta aşkın anlatıldığını zaten baştan biliyordum .Ben, aşkın kendisinden çok güzel ifade edilişini sevdim bu kitapta.

Aşkı ile ön plana çıkan üç kahramana bir bakalım:

Felix:Çocukluğunda ailesi ve çevresi tarafından hiç sevilmemiş.En temel ihtiyaçları bile tam karşılanmamış. İçinde dolduramayacağını sandığı büyük bir boşluk var. O yüzden güzel ve kendinden yaşça büyük bir kadını sevmesi şaşılacak bir şey değildi. Felix, Henriette'in anneliğine de hayrandı. Çünkü kendi annesinden hiçbir zaman "annelik" görmedi.

Henriette:Kendinden önce ölen üç ağabeyi var. Tek çocuk. Paranın ve soyluluğun miras kalabileceği tek kişi ve bu bir kız. "Kız"olarak doğması annesi tarafından asla bağışlanmamış. O da sevgisiz ve ilgisiz bir çocukluk geçirmiş. İçinde öyle bir beğenilme tutkusu var ki erdemli olacağım diye çıldırdı sonunda. İçindeki derin boşluk kocası tarafından görülmeyince onun da Felix'e bağlanması normaldi.Daha romanın başında Felix'e aşkını açıklamazken ve Felixsi de sustururken onun daha çok seven taraf olduğu hissediliyordu.

Lady Dudley:Onun Felix'e tutkusu klasik bir söylem: "Kaçan kovalanır". Başka bir kadını çok seven erkeğe diğer kadınlar tarafından hayranlık beslenmesi... Ayrıca Lady Dudley'in gözünde Felix bir bakir. Oyunları oynayacağı tecrübesiz bir oyuncak. Bu da onu hazdan delirtiyor.


Yani işin bu kısmı bana ilginç gelmedi. Başka kitaplarda da karşımıza çıkabilir.

Beni asıl ilgilendiren olayların anlatılışı. Yani edebilik...

Aşkın bu kadar çok yönünün ele alınabilmesi ,kelimelere bu denli özenli dökülebilmesi beni şaşırttı. Aslında bu kadar karmaşık olan bir duygu nasıl da zamana yayılınca anlam kazanabiliyor? Bunu gördüm eserde. İnsanları bu kadar iyi analiz edebilmek büyük bir başarı.

Kitabı okumadan hemen önce Stefan Zweig'ın "Üç Büyük Usta" kitabından "Balzac" kısmını okumuştum. Zweig, Balzac'ın insanları bu kadar iyi anlatabilmek için gözlem yapma fırsatının olmadığını, bu başarının bir yetenek olduğunu düşünüyordu. Zweig 'a hak verdim bu konuda. Güzel tasvirler yapan ,insanı çok iyi anlatabilen yazarları daha önce okudum ama Balzac bu konuda özgün ve kesinlikle farklı bir tat bırakıyor.

Bir başka başarı gerilimi hissettirebilmek:

Felix de Henriette de duyarlı kişiler. İnsanları iyi anlayabiliyor, yönlendiriyorlar. Ama kendileri sürekli bir kriz halinde. Aşkın cinsel boyutu mu, ruhsal boyutumu? Bu soru hep kafalarında. Biri çiçek demetlerine işliyor aşkını diğeri nakışlara. Bu gerilim halinin bize yansıtılabilinmesini de çok sevdim. Yoksa aynı konuyu başarısız bir yazar anlatsa benim için çok sıkıcı olabilirdi.


Felix, tam sevgisini akıtabilecegi bir vadi
bulmuşken buna izin verilmemesi nasıl da yıprattı onu.

Henriette'in arada kalışları,ikiye,üçe bölünüşleri benim de yüreğimi sıkıştırdı.
Aslında Henriette benim onaylayacağım
bir karekter değil.Onu okudukça aklıma
sürekli Freud'un savunma mekanizmalarından özgecilik geldi.Kendinden vazgeçmekten kocasının eziyetlerine katlanmaktan,çocukları için kendini yıpratmaktan zevk duyuyordu.

Kendisi de söylüyor:"Başkalarının mutluluğu,artık mutlu olamayacakların tesellisidir."

Bu tür insanlar çevresindekilerin mutluluğu için kendini feda ettiğini düşünür ama aslında kendi mutsuzlukları çevresindekileri daha mutsuz eder.Bu bakımdan Kont'un daha az erdemli ama erkeğini mutlu etmeyi daha iyi bilen biriyle evlenmediğine pişman olması ironik değil mi?

Ben, Kontesi onaylamasam da acılarını, ruhunun haykırışlarını hissettim. Yani yazar bunu hissettirdi. Kendimi özdeşleştiremediğim bir karekteri bu kadar iyi tanımam da Balzac'ın gücü bence. Kontes, hep bir yanıyla aşkı bedensel anlamıyla yaşamak istiyor ,diğer tarafıyla bunu bastırmaya çalışıyordu. Ölümüne yakın sayıklamalarda İngiliz kadın gibi yaşamak istediğini haykırması çok acıklıydı .

Yazar bir yerde anneler çocuklarını, çocukların annelerini tanıdığından daha iyi tanıyamaz,
benzeri bir cümle kuruyordu.O kadar haklı
ki.Çünkü Henriette kızının olan biteni anlamayacağını düşünüp onu Felixle evlendirmeyi hayal ediyordu.Bu konunun ahlaki boyutu başka bir tartışma konusu. Madeline annesinin düşündüğünün aksine tüm olanları gözlüyor, annesinin kendileri için neyi feda ettiğini çok iyi biliyordu.Başlarda onun çocukluktan itibaren Felix'e hayranlık beslediği düşündürüldüğü için son tavırları çok etkileyici oldu .

Kont'un Felix ve eşi hakkında düşündükleri benim icin bir muamma olarak kaldı.Ama bu adamın hastalıklı hali çok gerçekçi yansıtılmıştı.

Kitapta gördüğüm bir eksik dönemin Fransa'sını çok fazla görememek.
Herhalde aşk ön plana çıkarılmak istenmişti.


Natali'nin mektubu beni çok etkiledi. O kadar içtendi ki. Her kadın bunu kolay kolay itiraf edemez. Okurken gülümsemekten kendimi alamadım. Yazarın farklı yaştan ve karakterden kadınları bu kadar iyi çözebilmesine bir kez daha hayran kaldım. Tabi Felix'in dördüncü
aşkı arayıp aramayacağını merak ettim:)

Felix'in sevdiğini vadinin zambağına benzetmesi çok hoştu. Ve bu benzetmeyi her okudugumda kafamda çok sevdiğim bir şiirin şu dizeleri yankılandı durdu:

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
384 syf.
·7/10
Herkese merhaba.
Şu anda ilk incelememi okumaktasınız:)
Öncelikle hazırlıklı olun! Fransız edebiyatının en önemli yönelimi olan romantizm akımını buram buram hissedeceğiniz uzun betimlemeler sizleri bekliyor olacak.
Ayrıca konumuz aşk olduğu için mektuplaşmaların da eksik olmadığını söylemek gerek. İçinde bulunulan ulaşılmaz aşk durumu, karakterlerin gizli mektuplaşmalarını okurken insanda merak ve heyecan duygularını uyandırıyor. Dikkatimi çeken bir nokta olarak yazarın İngilizlere çokça eleştirilerde bulunduğu durumlar bir yana Fransızları da çokça yücelttiği anlatımlar bulunmakta.
İlgimi en çok çeken kısımlar ise kafamda kişilerin psikolojik tahlillerini yapmak oldu. Kitaba öyle daldım ki kendimi karakterlerin yerine koyup ben olsam şöyle yapardım vesaire gibi empatik düşünceler yaratmaya başladım.
Aşk konusuyla gram alakası olmayan benim dahi sevgimi kazanan kitap aşka bakış açımı değiştirdi diyebilirim:) Yazarımız yaşanılanları o kadar naif cümlelerle yansıtmış ki “Vay be böyle aşklar gerçekten de yaşanmış mıdır?” sorusunu aklıma çokça getirdi.
Her kitabın bir zamanı vardır durumuna çok inananlardanım. Eğer doğru zaman geldiyse bu kitabı okuyup hiç beğenmedim diyecek insanlar olacağını düşünmüyorum.Özellikle de aşk temalı kitapları tercih etmeyenlere önerimdir:)
328 syf.
·Beğendi·10/10
Aşk bedende değil ruhta yaşanmali ve aşk, geçici değil sonsuz olmali tüm benliğiyle. Ve de çokça ve de çocukça olmalı tüm saflığıyla....
Iste Balzac tamda boyle anlatıyor, asla birlikte yaşayamacakları iki sevgilinin hikayesini. Sürükleyici, bir solukta okumak isteyeceğiniz güzel bir yapıt olmuş..:)
304 syf.
·Beğendi·9/10
Yine çok etkilenerek okuduğum kitaplardan biri oldu.Kitabın konusuna gelince,aile sevgisi göremeyen mutluluktan yoksun olan Felix'in Natalie de Manerville'e yazdığı mektupla başlıyor.Kendi hayatını ve hayatındaki tüm zorlukları ve evli olan Henriette'ye duyduğu o imkansız aşkı konu alıyor.
Henriette'ye de evliliğinden memnun değildir.Ama ikisi de birbirini sevmektedir.Araya Leydi Dudley girince romanın seyri değişiyor.Kitabın sonunda Natalie'den gelen bir mektupla son buluyor.
Natalie yazdığı cevapda haklı da olsa bana biraz ağır geldi yazdıkları.Bu kitap hakkında yazacak çok şey var aslında.Ama daha fazla bilgi vermek istemiyorum.Bu kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
232 syf.
·8 günde·8/10
Kitapla ilgili ne söylesem eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Söylenecek çok şey var esas itibariyle; fakat patavatsızca davranıp roman hakkında çok fazla spoiler vermek istemiyorum.

Konusundan biraz bahsetmek gerekirse; küçük yaşlarda geçirdiği rahatsızlık ve ailesinden göremediği ilgisizlik hasebiyle, mutsuz olan ve her zaman her koşulda yapayalnız olduğunu düşünen Felix'in kırlara gönderilmesiyle, iki çocuk annesi, mutsuz bir evliliği olan, daima huzursuz ve daima kaygılı "çocuklarım yaşama sebebim" düşüncesiyle evliliğinde ve hayatında pekçok şeye göz yumup katlanan Henriette'in umutsuz, imkânsız ve yıkıcı aşkını anlatıyor.

Balzac, Henriette karakterinde, kendi hayatında onu her zaman taşıyan, derleyip toplayan eşinden esinlenmiştir. Ruhuyla seven bir kadın, karşısındakini anne şefkatiyle seven bir kadın olsa olsa Balzac'ın kadını olur.
Betimlemelerine, ifade tarzına bayıldım.

Karanfil Yayınları'ndan okuduğum bu çeviri pek fena sayılmamakla birlikte, geliştirilebilir...

Vadideki Zambak'ın neden klasikler arasına girdiğini, kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım... :)

Normalde bir inceleme yazarken kitaptan yaptığım alıntıları da buraya serpiştiririm; ama bu sefer olağandışı bir şey gelişti, romanı okuduğum süreçte o kadar çok alıntı yaptım ki, -abartmiyorum belki otuz, kirk alıntı olmuş belki de geçmiştir- bundan mütevellit buraya alıntı bırakmayacağım. Bu işkenceyi kendime yapamam, çok fazlalar çünkü. :)
Hatta burada tanıdığım bir arkadaşım bana kitapla ilgili yaptığım alıntıları çok beğendiğini söyleyince ona şu cevabi verdim:

"Utanmasam kitabın tamamını alıntı diye paylaşacağım, Balzac'ın müthiş bir anlatımı var. O vadide gözüm kapalı geziyorum sanki; gözüm kapalı olmasına rağmen tüm güzelliklerini hissettiriyor. Gerçekten çok keyifli. Ve o alıntıların pekçoğunda kendimi buldum, sanırım en önemlisi de bu. Vadideki Zambak ben olabilirim."

Benden hikayesi, ben bu kitaba ba-yıl-dı-m! Okumak isteyene ben kefilim. :)
Kitabı okumak isteyenler, alıntıları merak edenler, profilimden ulaşabilirler.

Keyifli okumalar. :))
336 syf.
·5 günde·8/10
Buruk biten bir hikayeydi. 'Sevmek mi daha güzel, yoksa sevilmek mi' diye sordum kendime kitabı bitirdiğimde. 'Bize hissettilirilen mi daha net yoksa bizim hissettiklerimiz mi'. Ve bu iki halet-i ruhiye, biri olmadan diğeri varolunca neden yakamızdan düşmüyor hüzün? Insanın hallerini düşündürttü bana. Sevgimizle dönüştürdüklerimizi ve ilgiyle sulamayınca kuruyup çatlayan topraklarımızı...
328 syf.
·Puan vermedi
Ben de bir sıkıntı var galiba okurken bu kadar mi sıkılır insan bir kitabı, dünya klasiği olmuş bu günlere kadar okuyucular severek okumus ama ben bir aydır iteleyerek okuyorum sonunda bugün bitirdim. Basladigimdan beri kaç kitap bitirdim ama bu kitap yok bitmedi.Betimlemeler içinde boğuldum koptum resmen icerikten, sonlara doğru diyaloglar arttı da akicilasti biraz.
Kitabin istediği sonsuz ve imkansiz ask ikilisini çok guzel yansitmis Balzac. Insanlarin icindeki gelgitleri, duygusal devinimlerini sonuna kadar hissettim okumalisiniz benden daha cok zevk alicaginiza eminim:(
224 syf.
Yine okuyup etkisinde kaldığım güzel klasiklerden birisi.Kitabımıza aile sevgisini göremeyip, mutluluktan bihaber olan karakterimiz Felix'in Natalie de Manerville'e yazdığı mektupla başlıyor. Kendi hayatını, hayatındaki zorlukları
ve evli olan Henriette'ye duyduğu o imkansız aşkı konu ediniyor.
Aslında Henriette de evliliğinden memnun değildir. İkisi de birbirini sevmektedir. Araya birde Leydi Dudley geldikten sonra romanın seyri değişmekte. Kitabın sonunda da yine Natalie'den gelen bir mektupla son buluyor. Yalnız Natalie yazdığı cevap da haklıda olsa bana göre biraz ağır gibi geldi. Aslında yazacak çok şey var ama ne kadar çok yazarsam o kadar spoiler vermiş olacağım. Okumanızı tavsiye edebileceğim kitaplardan. Şimdiden
okuyacaklara keyifli okumalar dilerim...
Sizi seven bir kadın tenha bir yerde yaşamaktadır;sizin bakışlarınız onun en büyük bayramıdır, sizin sözlerinizle beslenir. O zaman bırakın o kadın sizin dünyanız olsun, zira siz onun her şeyi olacaksınız;onu gerçekten sevin, onu üzmeyin, bir rakiple kıskandırarak ona eziyet etmeyin. Sevilmek, anlaşılmak en büyük mutluluktur;tek dileğim sizin de bunu bilmeniz, ancak ruhunuzun çiçeğini riske atmayın;sevginizi sunacağınız kalbi iyi tanıyın.
“Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiçbir şey; biri sizden bütün hayatınızı isteyecektir, öteki ise arada vereceğiniz birkaç dakika ile, göstereceğiniz bir iki incelik ile yetinecektir. Genç kadınlarla alay ediniz, onların her söylediklerini şaka sayınız; çünkü ciddi bir düşünce onların kafasında yer alamaz. Genç kadınlar, dostum; egoisttirler, basittirler, gerçek birer dost olamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyi sevmezler, aşk alanında herhangi bir başarı için sizi feda edebilirler..”
"Nasıl ölebilirim ben? Hiç yaşamadım ki!"
Honore de Balzac
Sayfa 318 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vadideki Zambak
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karaca Yayınları
Yumuşacık kökleri henüz aile ocağının toprağında, yalnızca sert taşlar gören, ilk yaprakları kin dolu ellerde parçalanan, çiçekleri açar açmaz donan ruhların sessizce çektiği sıkıntıların tablosunu, en acıklı ağıdını hengi yetenek çizecek bize? Dudakları acı bir süt emen, gülümseyişleri sert bir bakışın korkunç ataşiyle bastırılan çocuğun acılarını hangi şair anlatacak bize? Benim gençliğimin gerçek öyküsü, çevrelerine duyarlılıklarının gelişmesine yardımcı olmaları için yetiştirilen insanların ezdiği zavallı yürekleri anlatacak olan öyküdür. Ben yeni doğmuş bir çocuk olarak hangi gururu yaralamış olabilirdim? Annemin bana soğuk davranmasına hangi bedensel, ya da ruhsal kusur neden oluyordu? Ben görev olarak dünyaya getirilmiş bir çocuk muyum? Doğumu rastlantı olan bir çocuk muydum? Yoksa yaşamı bir serzeniş olan çocuk mu?

Kitabı okuyanlar 18bin okur

  • Gizem Gül
  • İpek
  • Yağmur dikici
  • Ayşe Yegin Kul
  • Padmaavati
  • Tanju Kuru
  • Sevim Gülep
  • Blanche
  • Halil İbrahim Yıldız
  • melek meriç bayburt

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.8
Erkek
%22.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0
8
%0 (1)
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları