Kitap
Vadideki Zambak

Vadideki Zambak

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.9
5,3bin Kişi
23,2bin
Okunma
4.983
Beğeni
326bin
Gösterim
366 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 10 sa. 22 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Boyut Kitap · Karton kapak
Diğer baskılar
5 mağazanın 186 ürününün ortalama fiyatı: ₺15,16
7.9
10 üzerinden
5,3bin Puan · 816 İnceleme
Gönül.
Vadideki Zambak'ı inceledi.
328 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Olağanüstü Bir İfade Gücü
Kitabı ikinci kez okudum.İlkinde, 16-17 yaşlarında olduğum için sanırım,aklımda kalan tek şey Felix'in aşkıydı. Şimdi ise beni en az etkileyen nokta aşk oldu. Kitapta aşkın anlatıldığını zaten baştan biliyordum .Ben, aşkın kendisinden çok güzel ifade edilişini sevdim bu kitapta. Aşkı ile ön plana çıkan üç kahramana bir bakalım: Felix:Çocukluğunda ailesi ve çevresi tarafından hiç sevilmemiş.En temel ihtiyaçları bile tam karşılanmamış. İçinde dolduramayacağını sandığı büyük bir boşluk var. O yüzden güzel ve kendinden yaşça büyük bir kadını sevmesi şaşılacak bir şey değildi. Felix, Henriette'in anneliğine de hayrandı. Çünkü kendi annesinden hiçbir zaman "annelik" görmedi. Henriette:Kendinden önce ölen üç ağabeyi var. Tek çocuk. Paranın ve soyluluğun miras kalabileceği tek kişi ve bu bir kız. "Kız"olarak doğması annesi tarafından asla bağışlanmamış. O da sevgisiz ve ilgisiz bir çocukluk geçirmiş. İçinde öyle bir beğenilme tutkusu var ki erdemli olacağım diye çıldırdı sonunda. İçindeki derin boşluk kocası tarafından görülmeyince onun da Felix'e bağlanması normaldi.Daha romanın başında Felix'e aşkını açıklamazken ve Felixsi de sustururken onun daha çok seven taraf olduğu hissediliyordu. Lady Dudley:Onun Felix'e tutkusu klasik bir söylem: "Kaçan kovalanır". Başka bir kadını çok seven erkeğe diğer kadınlar tarafından hayranlık beslenmesi... Ayrıca Lady Dudley'in gözünde Felix bir bakir. Oyunları oynayacağı tecrübesiz bir oyuncak. Bu da onu hazdan delirtiyor. Yani işin bu kısmı bana ilginç gelmedi. Başka kitaplarda da karşımıza çıkabilir. Beni asıl ilgilendiren olayların anlatılışı. Yani edebilik... Aşkın bu kadar çok yönünün ele alınabilmesi ,kelimelere bu denli özenli dökülebilmesi beni şaşırttı. Aslında bu kadar karmaşık olan bir duygu nasıl da zamana yayılınca anlam kazanabiliyor? Bunu gördüm eserde. İnsanları bu kadar iyi analiz edebilmek büyük bir başarı. Kitabı okumadan hemen önce Stefan Zweig'ın "Üç Büyük Usta" kitabından "Balzac" kısmını okumuştum. Zweig, Balzac'ın insanları bu kadar iyi anlatabilmek için gözlem yapma fırsatının olmadığını, bu başarının bir yetenek olduğunu düşünüyordu. Zweig 'a hak verdim bu konuda. Güzel tasvirler yapan ,insanı çok iyi anlatabilen yazarları daha önce okudum ama Balzac bu konuda özgün ve kesinlikle farklı bir tat bırakıyor. Bir başka başarı gerilimi hissettirebilmek: Felix de Henriette de duyarlı kişiler. İnsanları iyi anlayabiliyor, yönlendiriyorlar. Ama kendileri sürekli bir kriz halinde. Aşkın cinsel boyutu mu, ruhsal boyutumu? Bu soru hep kafalarında. Biri çiçek demetlerine işliyor aşkını diğeri nakışlara. Bu gerilim halinin bize yansıtılabilinmesini de çok sevdim. Yoksa aynı konuyu başarısız bir yazar anlatsa benim için çok sıkıcı olabilirdi. Felix, tam sevgisini akıtabilecegi bir vadi bulmuşken buna izin verilmemesi nasıl da yıprattı onu. Henriette'in arada kalışları,ikiye,üçe bölünüşleri benim de yüreğimi sıkıştırdı. Aslında Henriette benim onaylayacağım bir karekter değil.Onu okudukça aklıma sürekli Freud'un savunma mekanizmalarından özgecilik geldi.Kendinden vazgeçmekten kocasının eziyetlerine katlanmaktan,çocukları için kendini yıpratmaktan zevk duyuyordu. Kendisi de söylüyor:"Başkalarının mutluluğu,artık mutlu olamayacakların tesellisidir." Bu tür insanlar çevresindekilerin mutluluğu için kendini feda ettiğini düşünür ama aslında kendi mutsuzlukları çevresindekileri daha mutsuz eder.Bu bakımdan Kont'un daha az erdemli ama erkeğini mutlu etmeyi daha iyi bilen biriyle evlenmediğine pişman olması ironik değil mi? Ben, Kontesi onaylamasam da acılarını, ruhunun haykırışlarını hissettim. Yani yazar bunu hissettirdi. Kendimi özdeşleştiremediğim bir karekteri bu kadar iyi tanımam da Balzac'ın gücü bence. Kontes, hep bir yanıyla aşkı bedensel anlamıyla yaşamak istiyor ,diğer tarafıyla bunu bastırmaya çalışıyordu. Ölümüne yakın sayıklamalarda İngiliz kadın gibi yaşamak istediğini haykırması çok acıklıydı . Yazar bir yerde anneler çocuklarını, çocukların annelerini tanıdığından daha iyi tanıyamaz, benzeri bir cümle kuruyordu.O kadar haklı ki.Çünkü Henriette kızının olan biteni anlamayacağını düşünüp onu Felixle evlendirmeyi hayal ediyordu.Bu konunun ahlaki boyutu başka bir tartışma konusu. Madeline annesinin düşündüğünün aksine tüm olanları gözlüyor, annesinin kendileri için neyi feda ettiğini çok iyi biliyordu.Başlarda onun çocukluktan itibaren Felix'e hayranlık beslediği düşündürüldüğü için son tavırları çok etkileyici oldu . Kont'un Felix ve eşi hakkında düşündükleri benim icin bir muamma olarak kaldı.Ama bu adamın hastalıklı hali çok gerçekçi yansıtılmıştı. Kitapta gördüğüm bir eksik dönemin Fransa'sını çok fazla görememek. Herhalde aşk ön plana çıkarılmak istenmişti. Natali'nin mektubu beni çok etkiledi. O kadar içtendi ki. Her kadın bunu kolay kolay itiraf edemez. Okurken gülümsemekten kendimi alamadım. Yazarın farklı yaştan ve karakterden kadınları bu kadar iyi çözebilmesine bir kez daha hayran kaldım. Tabi Felix'in dördüncü aşkı arayıp aramayacağını merak ettim:) Felix'in sevdiğini vadinin zambağına benzetmesi çok hoştu. Ve bu benzetmeyi her okudugumda kafamda çok sevdiğim bir şiirin şu dizeleri yankılandı durdu: Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Vadideki Zambak
7.9/10
· 23,2bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
209
Resul Bulama
Vadideki Zambak'ı inceledi.
328 syf.
·
14 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Vadideki Zambak’ı ikinci kez okudum. İlk okuyuşumda özellikle kırlardaki çiçeklerin anlatıldığı kısımlarda betimlemelerin fazlalığı nedeniyle rahatsız olmuştum. Dahası Balzac’ı betimlemeyi abartan bir yazar olarak değerlendirdim. Ve bu sitedeki bir yorumda bu rahatsızlığımı paylaştım. Belki bunda daha önceki okuduğum çevirinin de payı olabilir. İkinci okuyuşumda Kübra ‘ nin Klasikler ve Çevirmenler iletisini (#26528064) dikkate alarak İş bankası Yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum. İncelememe başlarken Sait Faik’le ilgili bir giriş yapmaya çalışacağım. Sait Faik öncelikle: “Ben herhangi bir ḳāriʾ değilim, yazar okuyucuyum” diyor. Daha sonra ise bir yazardan bahsedildiğini duyunca: “Ondan yazar olmaz, daha balık çeşitlerini bilmiyor” diyor. Dolayısıyla, kitap yazı ve şiir atölyesinde ders konusu olarak verildiği için; ikinci okuyuşumda kurguyu takip ederek, nasıl yazıldığına, cümleleri kurma şekline, anlatım diline, gizli ve açık mesajları nasıl yerleştirdiğine dikkat ederek okumaya çalıştım. Bu kadar farklı iki sonuca nasıl ulaştığıma hayret ettim ve kitaba hayran kaldım. Ortalamamın çok üzerinde paylaşımlar yaptım. Demek biz hep aynı insan değiliz. İç dünyamızla ve okuma anındaki duygu ve beklentilerimizle farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Diğer önemli bir nokta ise; yazarın botanik bilgisi ve kırlarla, çiçek ve aşk üzerine yaptığı benzetmeleri dikkatle okudum. Ve Sait Faik’in bahsetmeye çalıştığı bu olmalı diye düşündüm. Tanpınar’ın musiki eşliğinde hikâyeyi taşıması gibi burada da demet demet çiçeklerle bir aşk hikâyesi taşınıyordu. Kitap hakkında giriş bilgisi olarak şunu söyleyebiliriz: Vadideki Zambak, 1836 yılında ilk yayınlandığında beklenen ilgiyi görmez ve Balzac’ın o dönemde en az satılan romanı olmuştur. Ama yazar eserine olan güvenini asla kaybetmez. Ve onun kitaba olan derin inancı eseri bugünkü başarıya kadar ulaştırır. Bugün bazı yazarlar tarafından Balzac’ın başyapıtı olarak kabul edilir. İşte 1836’larda ilk okuyup beğenmeyen, Daha sonra 2019’da okuyup beğenenlerden biri benim :) Bu noktadan sonra kitabı daha detaylı aktarabilme amacıyla hikâye hakkında fazla derine girmeden rahatsız etmeyecek derecede spoiler bulunabileceğini vurgulayarak devam etmek istiyorum. Hikâyemiz, istenmeyen bir çocukluk geçiren Felix’in sağlığının düzelmesi için kırlara gönderilmesi ile başlıyor. İncelemenin başında ifade ettiğim betimlemeler burada başlıyor. Ve doğal güzellikten etkilenen kahramanımız âşık olduğu kadını bu vadinin zambağı olarak simgeliyor. Kontun krallık ordusundaki yenilgi ve sürgün sonrası gergin ve tutarsız davranışları kontesi evlilikle ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Ve şatodaki yaşantı ve karakter tahlillerinin anlatıldığı bu bölümde yazar oldukça başarılıdır. Burada özellikle kitaba damgasını vuran mektuplardan bahsedilmesi gerekiyor. Birincisi kitabın girişinde Nathalie’ye yazılan mektup ile kitabın sonunda Nathalie’nin yazdığı mektup. Diğerleri ise; kitaba önemli ölçüde değer katan kontesin yazdığı mektuplardır. Mektuplar aracılığıyla insan, toplum ve kurallar üzerine yazar önemli denemeler ortaya koyar. Aşığa yazılan öğütler şemsiyesi altında ahlak ve değerler üzerine göndermeler yapılır. Mektupların gerek yazışma, gerek vasiyet şeklinde olsun son derece samimi ve öğretici olduğunu düşünüyorum. Ve bu romanda kitabın kurgusunun tamamlanması ve mesajların yerine oturtulması için son derece ustalıkla yerleştirildiğini gördüm. Özellikle kontesin Felix’e yazdığı iki mektupta yazarın hayat hakkında söylemek istediği birçok mesajın kuvvetli bir şekilde aktarıldığını görüyoruz. Felix Paris’e giderken kontesin onun karşılaşacağı iş, siyaset, çevre ve kadınlar hakkında her şeyi önceden görüp uyarma amacıyla yazdığı mektup, yazarın tüm birikimine ışık tutacak derece kuvvetliydi. Yine kontesin öldükten sonra aşığına okuması için bıraktığı mektup; aşk, fedakârlık, inanç ve ihanet kavramları açısından son derece etkili ve öğreticiydi. Ben genelde batının anladığı aşk kavramının fiziksel ve fayda merkezli olduğunu, doğudaki aşkın ise duygusal, manevi ve fedakârlık eksenli olduğunu düşünüyorum. Nitekim Leyla diye yola çıkan birçok âşık ya fiziki olarak verem derdine düşmüş veya manevi olarak Mevla’ya ulaşmıştır. Elbette günümüzde doğu ve batı diye bu kadar net sınırlar çizmek mümkün değil, ama kültürel olarak böyle bir kaynaktan beslendiğini düşünüyorum. Zweig’in(Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu) ‘nda işlenen uzaktan sevme temalı romanında bile tek taraflı dahi olsa, bir faydaya uzandığı ve ulvi olmaktan uzak olduğu görülebilir. Daha fazla derine inmeden kitabımıza dönüyorum. Bu romanımızda ise; yazar, aşk, fedakârlık, annelik ve ihanet kavramlarını iki kadın karakter üzerinden sorgulamamıza imkân tanıyor. Âşık olan, fakat çocuklarından vazgeçemeyen Fransız kadını ile yine aynı kahramanımıza âşık olan ve aşkı için ailesi, serveti ve itibarından vazgeçen İngiliz kadınını karşılaştırma imkânı buluyoruz. Tabi her ikisi de evli olan kadınların eşlerine ihaneti ve bu ihanet için zemin sağlayan büyük hoşgörü konusuna girmiyoruz. Zira buradan çıkmamız zor olur. Ben özellikle çocuklarından vazgeçebilme noktasına ve yazarın hangi tarafı tuttuğuna dikkat çekmek istiyorum. Yazarımızın İngiliz soğukluğu ve menfaatçiliği aleyhine bir duruşu olduğunu ve Lady Dudley üzerinden bütün İngiliz kadınlarını suçladığını söyleyebiliriz. Markizin aşkının yüzeyselliği anlatılırken; Britanya’lılara özgü bencil tutumu ve aşkına dünyayı boyun eğdirtme vurgusuyla yine İngiliz düşünce dünyasına bir gönderme yapmaktadır. Bir diğer konu ise; Protestanlık ve Katoliklik karşılaştırmasıyla yine Fransız kadınının dini duyarlılığı ve erdemleri ön plana çıkarılmaktadır. Ve kitabın ana özünün; Kontesin aşkını yüreğine gömüp, erdemin yüceliğine vurgu yapması ve aşığını değil çocuklarını tercih ederek ölüme gidişine varan bir yüceltme ile yazar tarafından ödüllendirildiğini düşünüyorum. Gerek kitaplar, gerekse sinema ve tiyatro olsun, insanın iç dünyasındaki çelişkilerin anlatıldığı eserleri son derece dikkat çekici buluyorum. Beş Katlı Evin Altıncı Katı ‘ da olduğu gibi. Burada ana karakter Felix’in iki aşk arasındaki çelişkisi, diğer iki kadın karakter Kontes ve Markizin aileleri ve aşkı arasındaki çelişkileri, daha sonra iki kadının birbirlerine karşı tutumlarını belirlerken yaşadıkları çelişkiler uzun uzun incelenir. Daha sonra, tanımadığımız Nathalie kitabın sonunda yazdığı mektupta bütün bu çelişkileri Felix’e gösterir ve kahramanımızın etik yönden muhasebesini yaparak kitabı finale taşır. Son olarak söylemek istediğim kontesin bu kadar yoğun aşk duygusunu annelik vurgusuyla taşıması, kızını aşığıyla evlendirme çabası ve Felix’in yaşayamadığı anne baba sevgisini ve korumacılığını bu aşkta araması ilginç olan ve buralardan bakınca anlaşılması çok kolay olmayan kitabın başka bir yönüydü. Kitaba geri dönüp baktığımda aklımda özellikle kalan noktalar; çelişkiler, sorgulamalar, vicdan azabı, kıyaslamalar ve özellikle kontesin ölüm döşeğinde Felix’ i karşılaması oldu. Konunun ve mesajın tamamlanması adına başarılı bir sahneyle sayfanın kapatıldığını düşünüyorum. Sayfalar kapansa da artık ara sıra açılması gerektiğini biliyorum. Eksiklerimiz olabilir ama kitaba özür mahiyetinde elimden geleni yaptım:) hizliresim.com/4jBDZG Keyifli okumalar dilerim…
Vadideki Zambak
7.9/10
· 23,2bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
44
347
Ali İhsan
Vadideki Zambak'ı inceledi.
328 syf.
·
8 günde
·
Puan vermedi
Öncelikle kitabı okumadan evvel yazıldığı dönemin Fransasını iyi araştırmanızı tavsiye ederim. (hitaplarda karışıklık yaşadım çünkü :) Kötü bi çocukluk geçirmiş, ailesi tarafından da dışlanmış bir evlat olan Felix'in, Henriette adındaki evli ve iki çocuk annesi olan bir kadına vurulmasıyla başlayan bir aşk hikayesi.. Ahh Henriette... Felix'in olumsuz düşüncelerle yoğrulmuş ruhunda açan beyaz, temiz zambak... Henriette karakterinin hayata karşı duruşuna, sevdiklerine bağlılığına, onlar için sezdirmeden yaptığı fedakarlıklara, zarifliğine, annelik görevini asilce yerine getirmesine ve yaşadığı acıları içine atıp çevresine ışık saçmasına hayran oldum. Kitap, son bölümleri hariç gerçekten çok yavaş ilerledi ve ilk bölümlerdeki betimlemeler güzel olmasına rağmen oldukça bunalttı diyebilirim. Okuma alışkanlığını yeni edinenler için tavsiye edemeyeceğim ama ilerleyen zamanlarda okunulabilecek, güzel bir klasikti. Kitapla kalın, iyi geceler.
Vadideki Zambak
7.9/10
· 23,2bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
29