1000Kitap Logosu
Resim
6.9
10 üzerinden
1.398 Puan · 370 İnceleme
%36 (200/544)
SEN BİR TARİHÇİ DEĞİLSİN ORHAN PAMUK
3 puan verip yarım bıraktığım kitabın incelemesinde üzerinde duracağım konu haliyle kitabı neden beğenmediğim ve kitabın bende bıraktığı hisler ve izlenimler olacak. Öncelikle, kitabın yayınlanacağının ilk duyurulduğu anda beklentim epey yüksekti. O zamandan bugüne ise giderek düşmesine rağmen dikkate değer bir seviyede sabit kalmıştı. Bence Orhan Pamuk’un ilk hatası, kitabı belirlenen ilk tarihinde yayınlamayıp bir sene ertelemesi oldu. Her ne kadar reel hayatta karşı karşıya kaldığımız pandemiyi gözlemlemek istediğini belirtse de romanının hazırlık süreci için sarf ettiği, otuz senedir aklımda son beş senedir de yazmaktayım minvalindeki diğer bir açıklamasıyla tezat oluşturan bir tabloyu önümüze çıkardı bu rötar. En son dinlediğim konuşmasında bu sefer ticari kaygıların ve pandeminin okur psikolojine yapacağı muhtemel etkiyi gerekçe göstermiş olsa da bu, beni tatmin etmedi. Bir kere, pandemiyi anlatabilmek için ona maruz kalmak gerekmez, aynı şekilde nasıl uç bir aşk ilişkisini anlatmak için bu ölçüde aşık olmamızın gerekmemesi gibi. Gözlemi ve deneyimi önemsizleştirmiyorum kesinlikle ancak eğer bir durum veya olayı anlatabilmenin koşulu onu bizzat yaşamak ise bu roman fikrini otuz senedir zihninde taşımanın ne manası vardı, diye sorarım. Bir yazarı büyük yapan etkenlerden birisi de yüksek hayal gücüne sahip olmak ve bunun ürünlerini etkileyici bir bütün oluşturup ortaya koymak değil midir? Romanın adını ve konusunu görünce tarihsel bir dokunun içinde geçeceğini anladık doğal olarak lakin benim bu konudaki beklentim, tarihsel içeriğin arka plan olması, haliyle odak noktasının edebiyat olmasıydı. Ancak, okuduğum ilk iki yüz sayfada ben ne bir roman okudum ne de bir tarihsel metin. Evet, yoğun tarihsel bilgi aktarımı mevcut hatta bilgi bombardımanı… Lakin, bu bir tarih kitabı olmadığı için atılan her bir bombadan sonra benim aklımda yazarın aktardığı bu bilgiler ne kadar gerçekle örtüşüyor sorusu oluştu ve internetten bunu kontrol ettim. Örneğin: Boxer Ayaklanması. Ancak, her bir aktarımdan sonra bunu yapmak hem de akıcılığı bu kadar düşük bir eser için bunu yapmak benim için yorucu ve yorucu olmasından öte gereksiz bir çabadır. Orhan Pamuk söylüyor diye aktarımları baştan doğru diye kabul de edecek değilim ve bundan daha önemlisi, eğer tarihi kurgunun, edebiyatın önüne bu kadar geçirmemiş olsaydı, bu araştırmaları yapmak zevkli olabilirdi ya da bunun yapılmasına gerek kalmayabilirdi; çünkü edebiyata, kurguya odaklanabilirdim. Önceki paragrafın konusuyla alakalı diğer husus, Pamuk’un tarih bombardımanı içinde güncel politik atmosfere gereğinden fazla odaklanmış hissi veriyor olması ve yine bunu, bir edebiyat temelinde değil, salt kişisel politik görüşünü esas alarak icra ediyor izlenimi vermesidir. S.101’de 2017 yılında yaşayan (sanırım) bir tarihçi olan anlatıcının da dediği üzere “Kitabımız en sonunda bir tarih kitabı olduğu için …” sözünde de Pamuk bu izlenimi kasten üzerimize bırakmak istiyor. O halde, ben bu kitabı tarih eseri olarak okumalıyım ancak az önce dediğim nedenlerden dolayı neden bunu yapayım ki ben Abdülhamid dönemini okumak istesem, neden bir edebiyatçı olan Orhan Pamuk’un yazdığı bir kitabı tercih edeyim halihazırda bir sürü tarihçinin eserleri dururken? Bununla birlikte bu tarih aktarımları kurguya epey zarar vermiş. Tam, romandaki cinayet hakkında olsun gelişmekte olan salgın hakkında olsun bir şeyler okuyacağım derken bir anda anlatıcının ya da Pamuk’un tarih aktarımlarını, bu aktarım üzerinden güncel politik atmosfer hakkında vermek istediği mesajlarla karşılaşıyorum ve tüm kurgunun gidişatı aksıyor, bozuluyor; adeta Çorum’dan İzmir’e hareket etmişken Aydın’a gelmeden aniden yoldan sapıp Mersin’e doğru kontrolüm dışında direksiyonu kırıp soluğu bir anda alakasız bir şekilde Artvin’de almışım gibi. Sonra, kitabın adı bir salgın, veba ancak bu bir ana zemin değil, ana zeminin üstünde yükselen ikincil bir konu bile değil. Şu iki yüz sayfada salgın atmosferi hakkında ne izlenim ne his aldın diye sorarsanız, hiçbir şey derim size, net olarak. Üstelik, girişte de değindiğim üzere kitabın yayın tarihini ertelemesinin başlıca nedeni olarak pandemi şartlarını bizzat yaşayıp, gözlemlemek olduğunu söylemişti; eğer bu yaşanmışlıkların ve gözlemin sonucunda çıkan ürün bu ise bence Pamuk uzun bir tatile çıkmalı ve bu esnada uzun uzun gözlemler yapmalıdır. Kurgudan ve içerikten devam edersem, adaya gelen Bonkowski Paşa’nın ölümüyle birlikte bir an için kurgunun en azından bir bölümüne cinayetin dahil olacağını düşünüyorken ilerleyen sayfalarda adada çok önemli bir kişi öldürülmüş mü buharlaşıp havaya mı karışmış yoksa hiç adaya gelmemiş mi belli değil. Çünkü bence Pamuk’un bu romanı yazarken derdi ne bir cinayet anlatmak ne salgını anlatmak ve amacı bu olmayıp tarihten hareketle güncel hakkında mesaj verme amacını kurguya o kadar acemice yerleştirmiş ki, açıkçası şu ilk iki yüz sayfada ne okuduğum belli değildi. Birbiriyle bağlantısı oldukça kopuk ve bunların arasındaki oldukça çürük bağlantı da her an tamamen kopacak gibiydi, belki biraz daha devam etsem bu gerçekleşecek ve soluğu Antartika’da alabilirdim. S.20-21’den başlayarak bence gereksiz bir sıklıkla vurgulanan ve yazarın kendisinin de gördüğüm kadarıyla tepki çekebileceğini düşündüğü bir husus ise salgın konusunda Rumların oldukça bilinçli, Müslümanların ise bilinçsiz olmasıdır. Bunu bir ‘tarihçi’ olarak 1901’de Avrupalı bilim adamlarının açıkladığı ve Müslüman entelektüellerin de gizli gizli kabul ettiği bir olgudan kaynaklandığını ifade ederek, dönemin Müslüman dünyasının kısaca birçok konuda geri kalmasından kaynaklı olarak bilhassa Hac olayındaki insan kalabalıklarının hareketi sonucunda meydana geldiğini ifade etmiş. Bu konuda benim yazardan aldığım şu oldu: kendince tarihsel bir durumu ortaya koymak istemiş ancak kamuoyunun tepkisinden haylice çekinip bunu birden fazla yerde açıklama gereği duymuş, yani neden böyle olduğunu. Sonuç olarak yazarın bu tarz çekinceleri ve kaygıları da bence kurguya oldukça zarar vermiş. Sonuç olarak, tarih tabi ki edebiyatta yer verilen bir konu olabilir. Güncel politik atmosfere yönelik mesajlar da edebiyatla verilebilir lakin bunu mesela Dostoyevski’nin Ecinniler romanındaki gibi yapmak var bir de Pamuk’un Veba Geceleri romanındaki gibi yapmak var. Pamuk, çok şey yapmak isterken bence bu romanında hiçbir şey yapamamış. Keyifli okumalar..
Veba Geceleri
6.9/10 · 3.983 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
544 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci.."
Popüler olan her şeyden uzak kaldığımı burda takriben 85-90 kez belirtmişimdir. Bundan mütevellit bu kitap çıkar çıkmaz okuyup aradan çıkarmak istedim. İncelemeye de kitabı alış hikayemle başlamak istedim. Her zaman gitmiş olduğum sahafa gittim. Kitabı alırken orda bir baba bir oğul muydu yoksa bir dede bir torun muydu tam bilmiyorum; "Yeni çıkmadı mı kitap? Bu kadar mı çok seviyorsun Orhan Pamuk'u?" dedi. Cevap vermeyecektim lakin sorusuna soruyla karşılık verdim. "Siz sevmiyor musunuz?" dedim. "Biz sevmiyoruz." dediler. Ben de neden sevmiyorsunuz diye sordum ve zırvaladılar. Düzgün iki cümle kuramadılar. Bakın; bir yazarı, bir devlet adamını, bir sanatçıyı yahut herhangi birini sevmeyebilirsiniz. Bu en doğal hakkınız. Lâkin kendinizce bir sebebiniz olmalı. Kulaktan dolma üç beş cümle ile amcadan, dayıdan işitilmiş yüzde sekseni asılsız şeylerle sevmiyorum demek sadece beyin fukaralığıdır zannımca. Ülkemizin de en büyük sorunlarından birisi bu. Herkesin mutlaka sevmediği birileri var ve yüzde doksanı neden sevmediğini kendi de bilmiyor. Orhan Pamuk'un siyasi tavrını vs ben de tasvip etmiyorum pek. Lâkin o bir yazar. Kendisiyle evlenmeyeceğim ya da kız kardeşimle falan da evlenmeyecek. Sanatçı kimliği ile ilgilenirim dolayısıyla. Kendisini okurum. Herkesin de okuması gerektiğini düşünürüm. Lâkin düşüncelerini isteyen kabul eder, isteyen kabul etmez. Düşünceleri, tavrı sanatçı kimliğini gölgeleyebilir ama yok edemez. Orhan Pamuk romancılık konusunda bir markadır. Bunu bir kere kabul etmemiz gerekiyor. Nobel Ödülünü aldıktan sonra da çıtayı bence de yukarıya çıkartmış, gerçekten de güzel eserler yazmıştır. Kırmızı Saçlı Kadın'dan sonra Veba Geceleri ile de buna bir kez daha ikna etmiştir bizleri. Yalnız bu roman diğer romanlarından çok daha farkı bir roman. Yıllar boyu düşünüp ki kendi deyimiyle 35-40 sene fakat  5 yıldır yazdığı ve son 1 yılda düzenlemeler yapıp bize 120 yıl öncesini şimdi yaşıyormuş gibi anlattığı bu eseri Osmanlının en entelektüel sultanlarından olan V. Murat'ın kızı Sultan II. Abdülhamid'in yeğeni Pakize Sultan'ın torunu Mina Mingerli'den dinliyoruz. 1900'lu yıllarda, Hatice Sultan'a yazmış olduğu 113 adet mektubun içeriklerini derlemesiyle oluşturulan bu kitap bizleri Veba Salgının hatsafaya çıktığı o dönemde konuk ediyor. Mükemmel betimlemeleri, karakterlerin ruh analizi ile karakterlerin adeta yanında yaşıyor, onlarla beraber salgınla mücadele etmiş gibi oluyoruz. Kitabın spoiler vermeden hemen kısa bi bilgilendirmesini yapacak olursak; Minger Adası’nda veba salgını baş gösterince Sultan Abdülhamit önce Sağlık Başmüfettişi kimyager Bonkowski Paşa’yı, onun arkasından da genç ve başarılı Doktor Nuri’yi salgını durdurması için adaya gönderiyor. Padişah kısa bir süre önce genç doktoru, sarayda yaşattığı ağabeyi önceki padişah V. Murat’ın kızı Pakize Sultan ile evlendiriyor ve Pakize Sultan da bu yolculukta kocasına eşlik ediyor. Yolculukta Osmanlı Kolağası Kamil, onun aşık olduğu Zeynep, fedakar Vali Sami Paşa ve sevgilisi Marika da sonradan eşlik ediyor. Kitabın başlangıcında Tolstoy'dan alıntı yaparak başlaması ile bir kez daha Tolstoy hayranlığını kanıtlayan Orhan Pamuk, Savaş ve Barış'ın Prens Andrey Bolkonski'sinden karakterlere bir şeyler serpmiştir. Hem sürükleyici bir siyaset ve aşk romanı hem de Pamuk’un salgın, karantina, devlet ve birey konularını bir masal havasıyla tartıştığı bu tarihi roman, konusuyla yaşadığımız günlere atıfta bulunuyor. Tesadüf odur ki kitabın tanıtımında romanı için uzun araştırmalar yaptığını, pek çok kitap okuduğunu ve sabırla yazdığını anlatan Orhan Pamuk, kitaba başlamasının 3. yılında koronavirüs salgınının başlamasıyla çevresindeki herkesin ölümlerde, söylentilerden, hastalığı kimin getirdiğinden, karantinadan, sokağa çıkma yasağından, hastanelerin dolmasından söz etmeye başladığını kendisi de şu şekilde belirtmişti.  "Romanımda yazdıklarım gerçek olmuştu." Bu açıdan dönemi entelektüel bir yazar tarafından okumaktan çok zevk aldım. Karantina ve salgın hastalık sırasındaki insan psikolojileri ve bunun ardına oluşan toplumsal olayları çok başarılı bir şekilde ele almış.  Salgının dışında kitapta Din, Milliyetçilik gibi konularda eleştirini hiç esirgemeden yapan Orhan Pamuk bu konuda okurları yanıltmamış. Özellikle son kısmın bayağı tartışma yaratacağını düşünüyorum. (Müslümanları Rumlardan kat kat daha fazla eleştirmesi, Osmanlı hakkında yaptığı biraz acımasız çıkarımlar vs.) Benim gibi Sultan II. Abdülhamid hayranları bazı kısımlarda dişlerimizi sıkarak okuduğumuz bu kitapta yazar, söylemlerin birçoğunun kendi söylemleri olmadığını ve her Sultan yeğen gibi Pakize Sultan'ın da amcasına olan, daha doğrusu olmayan sevgisi olduğunu dile getiriyor. O zaman biraz da Orhan Pamuk'un okurlara olan katkısını abartarak aranızdan ayrılayım. Orhan Pamuk romanı okuyunca bazen bir dergi, gazete, ansiklopedi ya da tarihi bir kitap mı okuyorum diyorum kendi kendime. Aralara serptiği o didaktik cümleler ile okuru besliyor adeta. Konudan caydırmadığı gibi konuya olan merakı artırıyor. Böylelikle sadece roman okumuş olmuyorsunuz. Bu durumu da kitapın arka kapağında da bulunan The New york Times'ın tespiti özetliyor. "O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı." Kitaplı akşamlar, günler, yıllar, ömürler dilerim. Kalın sağlıcakla.  :)
Veba Geceleri
6.9/10 · 3.983 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
544 syf.
Evet nihayet bitti kitap güzel olmasına güzel ama okadar ağır geldi anlatamam Orhan Pamuk bu kitap için çok emek sarfetmis çok zaman planlamış evet ama bana hiç uymadı belkide bukadar uzun sürede okuduğum için bitirdiğim için mutluyum hiçbir kitabı bukadar uzun sürede okumamıştım Orhan Pamuk diğer kitapları daha güzeldi:)
Veba Geceleri
6.9/10 · 3.983 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
544 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
Günümüz koşullarına Covid-19 salgınına oldukça benzer yanları bulunan bir hastalığı ve karantina sürecini ele alan kitap Osmanlı ile günümüz Türkiyesi arasında bir zaman yolculuğu yarattı. Bu benzerlikler kitaba olan ilgiyi daha da artırarak tarihin tekerrürünü gözler önüne serdi. Veba Geceleri 1900 ve 1901 yıllarında Rodos civarlarındaki hayali bir Osmanlı ada vilayetinde geçiyor. Dönem II. Abdülhamid dönemi fakat kalan her şey aslında başarılı bir kurgudan ibaret. Kurgu bir ada vilayeti olan bu yerde 1894 yılında başlayan ve Hindistan ile Çin’den uzanan bir veba salgını konu ediliyor. Genel manada bir yorumda bulunmak gerekirse geçmiş dönemi ele alan yanları olsa da günümüze çok fazla sayıda göz kırpan terimler var. Keyifli okumalar...
Veba Geceleri
6.9/10 · 3.983 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
38
374 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.