• "Dibe vurmanın en iyi yanı ne biliyor musun? Düşecek yerin kalmıyor, mecburen ayağa kalkıyorsun."
  • Ben sözlerden değil bakışlardan tırsardım. Bakışların arkalarını sezer, sezgilerim doğrulanana kadar mecburen bekler, beklerken kafayı yerdim.
  • Ayrılır.
    Annenle baban.
    Siyah, beyazdan.
    Yıldızlar, geceden.
    Tuzundan, deniz.
    Kan, damarından.

    Ayrılırız canımın içi,
    Ansızın.
    Kaçarız vedalardan.

    Alışılır,
    Yalnızlığa,
    Kırgınlığa,
    Ya siyaha ya beyaza.
    Uyunur yıldızsız gecelerde de.
    Yüzülür tuzsuz denizlerde.

    Alışırız canımın içi,
    Mecburen unuturuz.
    Kaçarız anılardan.
    Özlenir,
    Çocukluğumuzun bayram sabahları,
    Samimiyeti dostlukların,
    Kavgaların mertliği,
    Şehveti hislerin.

    Özleriz canımın içi,
    Apansız.
    Kaçarız arzularımızdan.

    Unutulur.
    Her gün değişir insanın öncelikleri.
    Yeni bir acıya sığınır yara izleri.
    Her gün yaşamak telaşı büyür.
    Büyür insanın korkuları, elleri gibi.
    Nursen Yıldırım
    Sayfa 130 - Dokuz Yayıncılık
  • Soru: “Şehzade Mustafa’nın yedi yaşındaki oğlu Şehzade Mehmed’in ne suçu vardı ki, o da babası gibi katledildi?”

    Elcevap: Elbette bir suçu yoktu, zaten kimse de suç isnadında bulunmadı. Ancak istikbalini Mustafa Bey’in padişah olmasına endekslemiş bazı paşalar, beyler, ağalar,

    “Babasını padişah yapamadıksa oğlu Mehmed Bey’i yaparız, onu tahta çıkaralım” diye propagandaya başlamışlar, orduya nifak sokmuşlardı...

    Şehzade Mustafa’nın acısı kendi ikballerini arayanlar tarafından istismar ediliyor, söylentilerin etkisinde kalan asker ve halk intikam sevdasına kapılıyor, devleti yüreğinden vuracak bir kargaşaya zemin hazırlanıyordu.

    O umudu devletin selameti açısından mecburen yok ettiler.

    Diyeceksiniz ki; “Yedi yaşında bir çocuktan padişah mı olur?”

    Olur elbet! Nitekim daha sonra oldu. IV. Mehmed, yedi yaşındayken padişah yapıldı (8 Ağustos 1648). IV. Murad on bir yaşında, I. Ahmed on üç yaşında tahta çıktı. Fatih Sultan Mehmed ise ilk padişahlığında on iki yaşın içindeydi.
  • İnandığınız şey ve doğru olan şey mecburen aynı olmak zorunda değildir.
  • Kibritçi Kız, heyecanla kaybolan ayakkabılarını aramaya başladı. Oraya baktı; buraya baktı. Fakat zavallı kızcağız ayakkabılarını bir türlü bulamadı. Kar yığınlarının arasında kaybolmuştu. Mecburen o korkunç soğukta çıplak ayakla yürümeye devam etti. Üstelik o gün tek bir kibrit bile satamamıştı...
  • *Duyarsız mı doğulur yoksa sonradan mı olunur?*

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mikrobiyoloji Dok. torası almış, başarılı bir bilim insanı olan ve şu anda NASA’da çalışan *Dr. Neva Çiftçioğlu* Banes’in başından geçen bir olayı, kendi kaleminden aktarıyorum;
    “İş ve eş geregi ABD Houston Teksas’ta yaşıyorum. Geçen hafta başımdan geçen ilginç ve gerçekten çok etkilendiğim olay, evime yakın bir postanede gerçekleşti.
    Yeni yıl hediyesi olarak internet aracılığıyla satın aldığım kol saati paketten camı çatlamış çıkınca, vakit kaybetmeden derhal iade formunu doldurup soluğu postanede aldım. Postaneye girdiğimde 20–25 kişi kuyrukta hizmet bekliyordu.

    Burada Noel de yaklaştığı için marketten bir ekmek bile alınsa mecburen onlarca insan arkasında sıraya dizilip _normalden çok daha uzun süre beklemek zorunda kalınıyor._

    _Hizmet eden sayısı sadece 2 kişi olunca,_ hele bir de hizmet edenler işinden, canından bezmiş bir suratla ve isteksizliğin yansıdığı süratle iş görünce _bekleme süresi sabırları zorlayacak düzeye tırmanıyor._

    Girdiğim kuyrukta arkama döndüğümde bir 30–35 kişinin daha geldiğini gördüm. “Neyse, en azından ortalardayım” diye sevinme payı çıkardım.

    _Tam 40 dakika sonra sıra bana geldi._ Paketi görevliye uzattım, “Adresler üzerinde yazılı” dedim. “Paketi neden bantla kapatmadınız?” diye sordu.

    Girişteki“Paket içeriğini görmek isteyebiliriz. Lütfen paketlerinizi açık bulundurunuz”uyarısını gösterdim.

    Sesini yükselterek sinirle “Kapıda ne yazdığını iyi biliyorum. Derhal paketinizi bantlayın” dedi.

    *Sıradaki herkes artık bizi dinliyordu.*

    Yanı başındaki bantı göstererek, “Rica etsem verebilir misiniz?” dedim.

    Yanıt yine aynı yüksek sesle geldi: “Hayır, o bant bana ait, müşteri kendi bantını kullanacak!” “Yanımda bant yok, sizin bant için para ödesem...” dediğim an görevli hanım sesini daha da yükseltti. 3 adım ötede, bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki, sadece paketleme servisleri için yapılmış 20 dolarlık bantı işaret ederek satın almamı istedi. “15 santimetrelik kutu için bana o bantı aldırmanız size mantıklı geliyor mu?” diye sordum. “Bantı al ve derhal sıranın sonuna geç!” diye bağırırken sinirden kıpkırmızı kesilmişti.

    Aynı hışımla kuyruktaki bir sonraki kişiyi (“Sıradaki” anlamına gelen) “Next!” diye çağırdı.

    *İşte o an dondum kaldım*... Çünkü sırada hiç kimse ilerlemedi.

    _Sıranın başındaki beyefendi,_ “Şu kutuyu derhal bantlayın ve hanımefendinin *işini bitirin önce*” dedi.

    Görevli öfkeyle bağırıyordu: “Anyone else... Next!” 30 kişi yerinden kıpırdamıyordu.

    İkinci görevliye de gitmiyorlardı. *Hizmet durmuştu.*

    Sıradan _bir yaşlı bayan_, “76 yaşındayım ve dizlerim ağrıyor, ama o bayanın paketini bantlayıp *görevinizi yerine getirmediğiniz sürece buradan bir adım atmıyorum*” dedi.

    Görevli elimden paketi sinirle çekip kutuyu benim söylediğim postane bantıyla yapıştırdıktan sonra ödememi alana kadar karmakarışık duygularla kalakalmıştım. _Neredeyse ağlamak üzereydim._ Sıraya dönüp “Thank you all” (Hepinize teşekkürler) diyebildim sadece...
    Gülümseyerek el salladılar.

    Dışarı çıkıp arabama oturunca kontağı çalıştırmadan bir süre park yerinde düşündüm.
    Herkesin işi gücü var.
    Nasıl oldu da tek bir kişi “Acelem var” diyerek sıranın önüne atlamadı?
    Nasıl oldu da onca kişi bir kişiye yapılan haksızlık için tepki gösterdi?

    O sırada benden hemen sonraki yaşlı beyefendi işini tamamlamış, dışarı çıkmıştı. Arabama yaklaştı, pencereyi açtım. Gülümseyerek kafamdan geçen soruları yanıtladı:
    “Size yapılan bu yanlış için üzgünüm. Doğada hayvanlar, ağaçlar ve hatta mikroplar birbirleriyle bağ içerisinde hareket ederken biz insanlar birbirimizden çok koptuk. Yanlış, anında tespit edilerek sineye çekilmeden, derhal toplu olarak tepki gösterilmez ise ‘normalleştirilir’. O hizmet eden bayan bir dahaki sefere yanlış yaparken iki kez düşünecek. Biz görevimizi yaptık...”

    *Kendimize veya bir başkasına yapılan haksız bir davranış karşısında korktuğumuz veya başka nedenlerle tepkimiziiiui göstermediğimiz sürece* yaşamımızda bizi _*çok daha kötü günlerin beklediğine kesinlikle inanabiliriz.*_

    Hayırlı haftalar...