• Soru:"Sık sık mideme taş oturmuş gibi hissediyorum. Onu nasıl yumuşatabilirim?"
    İnsanların çoğu taş gibi bir mideden şikayetçidir. Bu bin bir hastalığın nedenidir – fiziksel, zihinsel, ikisi birden – çünkü mide psikoloji ve fizyolojinizin birleştiği merkezdir; göbekte birleşirler.
    Göbek psikoloji ile fizyolojinin buluşma noktasıdır, o yüzden o bölgedeki kaslar taşlaşınca çok bölünürsün.
    Zihin ve beden ayrılır; sonra neredeyse iki ayrı uç olurlar, neredeyse arada köprü kalmaz.
    O yüzden bazen sadece beynin istediği, ama bedenin henüz hazır olmadığı bir şey yapabilirsin. Örneğin, yemek yersin: beden aç değildir, fakat yemeye devam edersin, çünkü beyin o lezzetin keyfini çıkarır.
    Bedenin ne hissettiğini bilemez, çünkü arada bağlantı yoktur; köprü kalkmıştır.
    Bazen de kağıt oynamaya veya bir film izlemeye öylesine dalarsın ki bedeninin aç olduğunu fark etmezsin. Bu olduğunda iki paralel çizgi gibi asla buluşmazlar.
    İşte şizofreni budur ve bir şekilde şizofren olmayan bir insan bulmak çok nadirdir. Ama bir belirti hep mevcuttur: taş gibi bir mide.
    Yapılacak ilk iş derin nefes almaya başlamaktır. Sonra doğal olarak derin nefes aldığında karnını içeri çekmen gerekir. Sonra rahatla ve bırak hava içeri girsin. Derin nefes aldıysan hava büyük bir hızla içeri dolacaktır. Çekiç gibi inecektir – mide çevresindeki taş gibi yapıyı yok edecektir. Bu ilk adım.
    İkinci adım: sabah, tuvalete çıktıktan sonra miden boşken, kuru bir havlu al ve mideni ovala, karnına masaj yap. Sağdan başla ve çepeçevre dolaş ve üç-dört dakika masaj yap. Bu mideni de rahatlatacaktır.
    Üçüncü adım: vaktin olduğunda biraz koş. Koşmak çok iyidir. Bu üç adımı gerçekleştirirsen bir ay içinde o taş yok olur.
  • Hep endişeli ve kaygılı biri oldum.. bugünüm , yarınım ve geleceğim için hep sorularla doludur aklımın içi. Az şeyle gerçekten mutlu olurum. Mutluymuş gibi yaptıklarımı saymıyorum...
    İyi gülümserim hayata.

    Bir öykü dinlemiştim günün birinde ;
    Bir adam seyehatteyken yorulur ve aracını bir köy mezarlığının yanındaki çeşmeye çeker. Kana kana su içip soluklandıktan sonra , mezar taşlarındaki yazılar çarpar gözüne. Okudukça hayreti artmaktadır. Çünkü bu köyde en uzun yaşamış kişinin ömrü 150 gündür. Gider köy kahvesini bulur ve merakını gidermek için sorar neden insanların bu kadar az yaşadıklarını. Köylü güler ve der ki ; bu köyün bir âdeti vardır , biz gerçekten mutlu olduğumuz her gün için defterlerimize bir çentik atarız. Ve öldüğümüzde kaç gün yaşadığımız değil , kaç gün mutlu olduğumuz bilinsin isteriz. Çünkü aslolan ne kadar uzun yaşadığımız değil , yaşarken ne kadar mutlu olduğumuzdur.

    İşte bende bir defter edinip çentik atmaya başlayacağım yolun yarısını geçtiğim bu günde. Geçen yıl kendime bir söz vermiştim , "mutlu olamayacaksam bile , artık mutsuz olmayacağım" diye... galiba başaramadım. Yine kolayca üzülüp mutsuz olabiliyorum elimde olmadan.

    Geçirdiğim çocukluk dönemi ve şartlarımız sebebiyle yokluğu iyi bilirim. Ama yokluktaki huzuru da iyi bilirim. Her şeye sahip insanlardan olmayı hiç istemedim. Yeteri kadar olması en doğrusu. Bazı şeyler amaçlarımıza ulaşmamız için birer araç çünkü. Kimsenin kalbini kırmamak , sevgi dolu olmak , empati yapmak , ince ruhlu ve hassas olmak en büyük kazanım bu hayatta. Ve paha biçilemez şeyler..

    Bir yaş daha yaşlanırken kim olduğumu ve nerde olmak istediğimi çok iyi biliyor olmanın huzuru içindeyim. Bu günden sonra beni yolumdan alıkoyabilecek veya beni yıkabilecek tek şey çocuklarım olur sanırım.

    Beni yakından tanıyanlar , ne kadar zor bir süreçten geçtiğimi bilir... Bu zaman zarfında , nasıl güzel insanlar biriktirdiğimi bir kez daha anladım. Hayat yansımalardan ibaret , neysek onu yansıtıyor ve karşılığını alıyoruz...
    Geçen her gün ömürden alıp gönüle koyuyormuş , bir yıl boyunca da bunu öğrendim... Son parağraf hariç yazı geçen yıla ait ama her yıl aynısını ekleme yaparak paylaşacağım galiba 🙄🙈🤭

    En güzel hediyem çocuklarımın gelişi oldu.. beni yalnız bırakmayan , arayan , soran , gelen , kutlayan herkese çooook teşekkür ederim 🙏😊🙏
    Eee o zaman...
    İyi ki doğdum diyorum 😊🎂🎉

    25.09.2019
    Figen
  • Dünden kalmış ne var acaba
    Çok tebrikler bulup alana
    Tam bir yapboz hayat acımaz
    Yoktur diyen bunu nasıl göremez?

    Tabi göremez, bakamadı hiç
    Kafasını çevirip o yere gömer hep
    Birden fazla bundan varsa
    Artık yandık hep

    İnsanlar, insanlıktan çıkmış bazen gördüm gerçekten
    Sen yok zannetsen de gerçek böyle her yerde
    Haykırsan, inletsen de asla duymaz hiç kimse
    Hep anlatsan, zannetmem ben duysun kimse bir yerde
  • "Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olanlar, önce gönüllerinde ve zihinlerinde yol almak zorundadırlar. Evvela, 'Bu yolu ben nasıl aşarım korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki yol ne kadar zor olursa olsun bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman yüreklerinde, aslında engellerin zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar."
  • 384 syf.
    ·7/10
    Kitap girişten itibaren sizi içine çekiyor ve sürüklüyor. Temuçin'in nasıl sıfırdan yükseldiğine şahit oluyorsunuz. Dönemin atmosferinin de güzel yansıtıldığını düşünüyorum. Ancak kitap ilerledikçe özellikle Cengiz Han'ın vefatı sonrası kısımdan itibaren o kadar çok yazım ve baskı hatalarıyla karşılaştım ki genel olarak tarihi bildiğimi ve olayları doğru şekilde yorumlayıp analiz ettiğimi düşünen beni bile aşırı şekilde yordu ve kitaptan maksimum keyfi almamı engelledi. Kronik Kitap mümkünse bu hataları düzeltsin çünkü gerçekten fazla hata var. Kitabın giriş ve orta seviye okurlara hitap ettiğini düşünüyorum. Son olarak kaynakçaların çok kaliteli olduğuna değinmeden bitirmek istemedim. Cengiz Han ve Moğollar hakkında daha fazla okuma yapmak isteyenler Jean Paul Roux Moğol İmparatorluğu Tarihi'ni ve Kronik Kitap'tan Moğolların Gizli Tarihi'ni okuyabilir.
  • Adâvet etmek istersen kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.

    Eğer hasmını mağlup etmek istersen fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen husumet tezayüd eder. Zahiren mağlup bile olsa kalben kin bağlar, adâveti idame eder.

    Eğer iyilikle mukabele etsen nedamet eder, sana dost olur.
  • Bigün birlikte çalıştığı bir Alman işçi, Halil’i manavdan karpuz alırken görüyor. Soruyor:
    —O nedir?
    —Karpuz.
    —Nasıl şey?
    —Yemesi çok güzeldir.
    Ne bilsin Alman...
    —Nasıl pişirilir? diye soruyor.
    Alman böyle sorunca birden Halil uyanıyor, başlıyor karpuzun nasıl pişirildiğini anlatmaya:
    —Şöylece kesersin tepesini, bir kapak kaldırırsın. Kapağı atma. Karpuzun içinden kırmızı bişey çıkar, çekirdeklidir. Orası yenmez. Çekirdeklerle birlikte o kırmızı yeri güzelce temizler çöp tenekesine atarsın. Karpuzun içini bıçakla oyar boşaltırsın. Sonra şu kadar pirinç, şu kadar tuz, şu kadar kıyma... Bunları karıştırıp kızart, içini boşalttığın karpuza doldur. Daha önce kestiğin kapağı da üstüne yerleştirip fırına koy. Hafif ateşte yarım saat kadar pişsin. Çıkar fırından, çoluk çocuk bir güzelce yiyin...