• Sen ne güzel bir kitapsın. Alırken birkaç kez gidip gidip geldiğim, kararsızlıkla ve açıkçası sıfır beklentiyle aldığım bir kitap oldu. Arka kapak yazısını okuyup meraklanıp sırf sonunu merak ettiğim için almıştım. Hatta aldıktan sonra burada ve kitapyurdu'nda baktığımda hiçbir inceleme/yorum bulamamam üzerine biraz çekindiğim bir kitaptı. Ki burada bunu okuyan ikinci kişiymişim ve bu beni okuduktan sonra epey şaşırttı. Bu yüzden de kendimi inceleme paylaşma ve önerme sorumluluğunda hissettim. Yanlış anlaşılmasın saçma sapan bi nedenden değil gerçekten beğendiğim için bu puanı verdim ve her neyse. Gerçekten beğendiğim bir kitap oldu bu kadar gözardı edilmeyi hak ettiğini düşünmüyorum. Okuyunnn :'') Keyifli okumalarr.
  • FELSEFİ DÜŞÜNCENİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

    Bütün bir insanlık tarihi düşünüldüğünde “felsefî düşünce”nin nadir rastlanılır bir düşünce pratiği olması, bireylerin ve toplumların kimi zafiyetlerinden ileri gelir. Her ne kadar, bazı toplumlar bazı zaman aralıklarında bu zafiyetleri en aza indirmişse de (Antik Grek, 18. ve 19. yüzyıl Fransası ya da Almanyası örnek olabilir); toplumlar, genel eğilimleri gereği bu zafiyetlere her zaman açıktır. Felsefî düşünce geliştirmenin önündeki engelleri, dört başlıkta toplayabiliriz:

    i. Sonuca odaklanma kolaycılığı

    Ortalama bir birey ve ortalama bir toplum; bir düşünceyi, o düşüncenin muhtemel sonuçlarına göre incelerken ya da bu sonuçlara odaklanırken; felsefenin ereği, bizzat o düşüncenin kendisidir.

    Örnek i:
    Önerme: Camus’ye göre yaşam tümüyle saçmadır.
    Ortalamanın tepki: E o zaman ölelim.
    Felsefî düşünce: Camus’nün “saçma” ile kastettiği nedir?

    ii. Aşırı fikirlerden korkma hastalığı

    Bireyler ve toplumlar, yine genel bir eğilim olarak, fikirlerin de kendileri gibi ortalama ve aşırıdan uzak olmasını isterler. Aşırı fikirler onlar için tehlike arz eder, oysaki bütün büyük felsefeler, çağının en aşırı fikirlerinden peydah olmuşlardır.

    Örnek ii.
    Önerme:Nietzsche “Tanrı Öldü!” der.
    Ortalama tepki: Tartışmaya girmemek, ortamdan uzaklaşmak ya da şiddetle kınamak.
    Felsefî düşünce: Nietzsche bunu derken ne kastetmiş olabilir?

    iii. Dilin mucizelerine inanmamak

    Dil; esneyebilen, bükülebilen, yırtılabilen ya da yarılabilen bir mucizeler alanıdır. Dilsel mucizeler, felsefenin temel araçlarıdır. Oysaki ortalama birey ve ortalama toplum için “dilsel mucize” yoktur ve dil, yalnızca günlük yaşamın kolaylaştırıcısı olan bir araçtır.

    Örnek iii.
    Önerme: Heidegger “Dil, Varlık’ın evidir” der.
    Ortalama tepki: Lâf salatası bu!
    Felsefî düşünce: Dilin dışında bir varlık alanı gerçekten mümkün değil midir?

    iv. Eleştirel yoksunluk

    Felsefî düşünce, son olarak, eleştirel bir perspektif geliştirmekle mümkündür. Söylenen şey, olduğu gibi kabul edilmeden ya da hemen reddedilmeden önce, eleştirel bir süzgeçten geçirilmelidir. Oysaki ortalama birey ve ortalama toplum için bir önerme ya bütünüyle doğrudur ya da bütünüyle yanlış.

    Örnek iv.
    Önerme: Descartes’a göre “ruh” ve “beden” iki ayrı tözdür.
    Ortalama tepki: Aynen, bir ruhumuz bir de bedenimiz var. Kesinlikle doğru.
    Felsefî düşünce: Peki ama bu ikisi iki ayrı tözse, nasıl oluyor da birbirlerine etkide bulunabiliyor ya da birbirlerinin tesirinde kalabiliyorlar?

    Sonuç: Anlaşılıyor ki felsefî düşünce ancak; sonuca odaklanmamış, aşırı fikirleri dile getirebilen, dilin mucizelerini tanıyan ve kullanabilen ve de eleştirel düşünce yeteneğine sahip bir bireyde ve böylesi bireylerin oluşturduğu bir toplumda var olabilir. Tüm bunlarla beraber, felsefî düşünce geliştirmek için saçmalama cesaretine ve tarihsel sorumluluk hissine de sahip olmak elzemdir.
    H. C. OKUMUŞ
  • Bazı kitapların müthiş mi yoksa çok mu saçma olduğuna dair arada kaldığım durumlar olur. Bunun en iyi örneği Palahniuk kitaplarıdır bana göre. Okursunuz, hoşunuza gider okuduklarınız, fakat okuduklarınız size tuhaf bir şey hissettirse de bütün olarak baktığınızda ne anlamı var dersiniz. Daha da açayım, mesela bir betim okursunuz, size hiç yaşamadığınız bir duygu ya da anı hissettirir. Tekrar okuduğunuzda bu his bir anda kaybolur. Az önce neden öyle hissettim peki bu cümlede ilginç bir şey var dersiniz. Gariptir yani böyle kitaplar. Cümlelerin sizlerle bağ kurduğu belki yazarın bile düşünmediği bir atmosferi siz yaratmışsınızdır kafanızda. Bu kitap da biraz böyle. Çok katmanlı yapısı ile beyin yakan cinsten. Katmanlar arasındaki geçiş ise pamuk ipliği kıvamında, bazen de hiç bulunmamakta. Özellikle kitaba ismini veren öykü çok acayipti. Farklı bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim.

    Öykülere geçersek:


    1- Denizin Dibindeki Çam Ağaçları : Babasını kaybettikten sonra annesinin yeni eş adayı ile çıktığı denize girme macerasını hayalgücü yardımı ile eşsiz bir deneyime dönüştüren ufaklığın hikayesi

    2- Levathan Meseli : Dev bir deniz canlı tarafından yutulan Orhan'ın herkesin takdir ettiği bir adama dönüşmesinin hikayesi

    3- İlahi Bugs Bunny Komedyasına İki Ciltlik Metro Bileti : Bir feniküler hattında gençliğe doğru çıkılan bir yolculuk. Üstelik iki ciltlik bir kitap ile. Üstelik bugs bunny thsirtlerle.

    4 katmanlı bir hikaye.

    4- Müthiş Bir Klip : Bir klibin görüntülerinden yola çıkarak sevdiği kadına methiyeler yazan yine tuhaf bir hikaye.

    5- Bay A ve Bay B: Yine çok katmanlı, bir rüyayı temel alan, öykü içerisinde öykü içeren bir yazım.

    6- Ruh Doktoru: Ölümden sonraki belli bir süre ruhun bedenden ayrılmadığı andaki hayat/varoluş ismi ne ise artık; durumu ele alan, önerme ve felsefe ile dolu bir hikaye.

    7- Adını Sen Söyle: Konudan konuya geçen, konulara neden geçildiği hiç anlaşılmayan adını sizin koyabileceğiniz bir hikaye.
  • arthur schopenhauer'in 38 hile yoluyla bir tartışmadan nasıl galip çıkılacağını anlattığı eseridir. 

    diyalektik bir konuşma sanatıdır ve onun aracılığıyla bir önerme çürütülür yada ileri sürülüp ispatlanır ve bu konuşmacıların soru ve cavaplarıyla yapılır. diyalektik bir akıl yürütme yöntemidir.
    yunanca eris kelimesinden (yunan mitolojisinde anlaşmazlık tanrıçası) gelen eristik ise kazanma amaçlı tartışma bilgisi, tartışmaları kazanma sanatıdır. tartışmayı gerçeğe ve doğruya ulaşma aracı değil haklı çıkma amacı sayan felsefe yöntemidir. 

    schopenhauer'in oldukça makyavelci görünen 38 maddesi, tartışmada savunduğu şey doğru olduğu halde hileli argümanlara kurban gidenler için kullanışlı bir bilgi oluşturur. 

    giriş bölümünde, tartışırken objektif doğruyu dikkate almamayı salık verirken son maddede şu sözler yer alır: 
    "yalnızca iyi tanıdığın, saçma sapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü budalalık insan hakkıdır."