• Dünyada bu kadar çok ilişki yaşanırken bir o kadar da ilişki içinde kendini yalnız hisseden insanların varlığı ne kadar da ironik!
  • 108 syf.
    ·5 günde·10/10
    Evham: Kuruntular (TDK)
    O kadar basitleştirilmiş bir tanım ki evhamı, evhamlıya sormak gerek. Kelimeler tanımlanamadığında orda bir sorun var demektir. Evham nedir?

    10 öykü. İçlerinde muhtelif evhamlar barındıran.
    İnsanların evhamlı türünden olduğum için yazara bir miktar kırgın ve biraz minnetarım. İnsan başına bir şey geldiğinde veya yaşadığı bir duygu karşısında yalnız olmadığını bilmek, "bak onun da başına gelmiş aynısı, aynı şeyi hissetmiş o da" diye teselli bulmak istiyor. Bu kitapta bu var. Ama bir yandan da "nasıl bilebilirsin bu kadar içimi, neden bizi anlamayacak olanlara içimizdekiler anlattın?" demek istiyor. Bu kitapta bu da var.

    - - - Tad kaçıran ipucu uyarısı - - -

    Kitabın içindeki ilk 3 öykü birbiri ile bağlantılı ve bu o kadar güzel aktarılmış ki etkilenmemek elde değil.

    En beğendiğim öykülerden biri olan Kartela'nın son sayfalarını okurken boğazı düğümlenmeyen kadın zaten bu ülkede yaşamıyordur. Ayrıca kedisi olan, benim gibi durmadan onunla sohbet eden herkes bu öyküyü çok sevecektir.

    Uzun Uzun Çalan Ziller ve Bir Mutfak Kapısı Hakkında çok sevdiğim bir diğer öykü. Olayın kurgulanma biçimi ve harika sonu ile gözlerimden birkaç damla yaş düşüren 7 sayfalık bu öyküyü herkesin okumasını isterdim. Bunu nasıl hayal edip aktardı yazara imrendim doğrusu.

    Kitabın son öyküsü ve kapanış için yapılan doğru bir seçim olarak yüzümün ortasına inen bir yumruk olan Sessizliği Öldüren Tuzluk. Baştan sona sıkıntıyla okuduğum ve ikinci kez okumaya cesaret dahi edemeyeceğim, son zamanlarda okuduğum en etkileyici, tuhaf, huzursuz yazı.


    - - - Tad kaçıran ipucu uyarısı - - -

    Kitabı bir süre bağrıma basıp sonra, çok sonra bir daha incelemek için bir kenara koyacağım. Eğer melankolik bir dönemden geçiyor ve "bir öykü kitabı okuyayım" diyorsanız. O kitap bu değil. Uzak durun.

    Bir ilk kitap olarak Haldun Taner Öykü Ödülü, Ankara Üniversitesi Öykü Ödülü, Notre-Dame de Sion Liseliler Edebiyat Ödülü'nü alan oldukça özgün bir anlatım ve dipsiz, evhamlı, ıskalamış, 90+3'te basit goller yemiş olaylar bütünü.

    Ayrıca kitabın çok beğendiğim ve bende bir kenara atılmışlık duygusu uyandıran kapak fotoğrafı da yazara ait. Yazarın izini sürmeye devam edeceğim. Çünkü kapıyı tanımadığı birisi çaldığında anti-alerjik yastığının altında boğuluşunu düşünenler takipleşmeli.
  • 490 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    Merhabalar.
    Bu sefer incelemesini yapacağım eser, Orhan Pamuk'tan "Kafamda Bir Tuhaflık".
    Bence kitap tam anlamıyla bir şaheser.Her satırda Orhan Pamuk'a hayran kalıyorsunuz.Kitap hakkındaki düşüncelerime geçmeden evvel Orhan Pamuk hakkındaki fikirlerimden bahsetmek istiyorum.Pamuk, Türk edebiyatında sevdiğim yazarlar arasında ilk üçe mutlaka girer.Yazım dili, anlatımı, işlenilen konular, olay örgüsü, karakterleri ele alışı ile Pamuk, yazar olmak için yaratılmış ve Dünya edebiyatının en iyi yazarlarından biri desem iddialı bir cümle kurmamış olurum. Aksine bu cümlenin onun dehasını anlatırken eksik kaldığını bile söyleyebilirim.Orhan Pamuk her kitabında beni şaşırtıyor.O kadar derine iniyor ki bir kitabını okuduğunuzda çok farklı konular hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz.Eserlerinde baştan aşağı yaşanmış gerçek bir konuyu anlatırcasına her şey yaşamın içinden hiçbir zaman ya acaba bu konu şu şekilde işlenseydi daha mı doğru olurdu demiyorsunuz.Çünkü bir süre sonra konunun neden o şekilde işlendiğini anlıyor ve daha farklı bahsedilemez en iyi bu şekilde anlatılabilirmiş bu konu diyebiliyorsunuz.Tıpkı hayat gibi.Hayatta da aslında yaşadığımız her şeye aradan zaman geçtikten sonra baktığımızda her zaman olması gereken en iyi şeyin olduğunu fark etmişizdir.İşte Orhan Pamuk'un eserlerinde de sık sık bu söz aklınızdan geçiyor.Kitaba başlamadan önce Umberto Eco'nun Pamuk hakkında dile getirdiği şu sözleri okumuş ve abarttığını içimden geçirmiştim "Orhan Pamuk'un çılgınlığında deha var" fakat bu düşüncemde yanıldığımı kitabın daha başlarındayken anladım.Daha önce Pamuk'un Kara Kitap, Masumiyet Müzesi, Benim Adım Kırmızı, Yeni Hayat ve Kırmızı Saçlı Kadın" adlı eserlerini de okudum ama hiçbiri bu denli etki etmemişti.Bu kitabı okuma konusunda tereddütleriniz varsa durmayın okuyun derim.Tabii benim gibi uzun kitaplar ve yavaş ilerleyen konulardan hoşlanıyorsanız.
    Gelelim kitabın içeriğine: kitap Beyşehir'den babasıyla birlikte İstanbul'a boza satmaya gelen Mevlüt Karataş'ın 1969 ve 2012 yılları arasındaki yaşamından bahsediyor.Ana kurgu bu hikaye etrafında toplanmış olmasına karşın.Kitap'ta yer alan diğer önemli konulardan biri ise İstanbul'un geçen bu 43 yıllık dönemde nasıl sancılı bir süreçten geçtiği.İlk göçler neticesinde gerçekleşen gecekondulaşma, bu gecekondulaşma ile eş zamanlı gerçekleşen usülsüzlükler.Devlet arazilerinin nasıl oy uğruna peşkeş çekildiği.Ardından değişen toplum ve hayat ile birlikte hayatımıza giren kentsel dönüşüm faciaları vb. birçok konu tüm çıplaklığıyla ele alınmış.
    Kitap anlatımında en çok beğendiğim nokta yazarın hakim bakış açısıyla anlatmasının yanısıra ayrı ayrı tüm karakterlerin fikirlerini yeri geldiğinde onların ağzından öğrenebilmemiz.Bu şekilde bozacı Mevlüt, babası, amcası, kuzenleri, hatta ve hatta Rizeli müteahhit Hacı Hamit Vural ile empati yapma şansı yakalıyorsunuz.Bu ise çok faklı açılardan bir konuya bakma fırsatını bize sunuyor.Daha fazla uzatmak istemiyorum.Aslında kitap hakkında uzun uzadı ya yazmak isterdim ama sizleri sıkmak istemiyorum.
    Benim puanım yıldızlı bir 10/10.
    Sabırla okuduğunuz için teşekkürler.
  • "Beni bu kadar ölçüsüzce, utanmazca, hatta arsızca rencide etmeye nasıl cüret edersiniz? Artık vergi yok demek! O halde barış da yok! Evet, Romalılar, Yunanlar ve hadımlar! Deneyin bakalım! Beni öfkeden deliye döndürmeyi deneyin, fakar unutmayın ki ben... ben hunların ve barbarların Büyük Kağanı'yım! Ben, Muncuk Han'ın oğlu Atilla! Demek artık vergi ödemeyeceksiniz! İyi! O halde barış da yok! Cevabım budur..."
  • Yer sarsıldığında, insan sarsılır..!!

    Hikâye bir an için kopar..!!
    Devam eden her şey,
    Fay hatlarıyla birlikte kırılır..!!

    Bilinenler unutulur, elimizde olduğu vehmine kapıldığımız her şeyden şüpheye düşülür..!!

    Hikâyenin iki ucu zamanla koptuğu yerden yeniden düğümlenip bağlansa da o düğüm yeri unutulmaz, hikâyenin hafızasından silinmez..!! Kaldı ki, koptuğu yerden yeniden bağlanamayan hikâyeler de vardır, bazı hayatların dünyadaki ışıkları söner, son cümleleri yazılır..Kafalardaki iyi kötü hesaplar bu derin kırılmanın etkisiyle anlamını yitirir..!!

    Her şeyin, söylendiği anda havaya karışan kelimeler kadar ömrü olduğu, dünyanın gerçeğinin fanilikten gayrı bir şey olmadığı anlaşılır.. İnsanlar soğuğun, karanlığın, yıkımın ortasında çaresizliğin içinden bir çare çıkarmak için didinir.. Feryatlar hem kalplere saplanan bir hançer gibi acı verir işitenlere hem bir umut olur, uçuşur acıyan kalplerde..!!

    Yerin sarsıldığı o gün her şeyin farklı hissedildiği, hayatın keskinliklerinin unutulduğu, insanın bir süre için de olsa kendine döndüğü bir gündür. Bir önceki güne, ondan öncekine ve öncekilere benzemediği bir gündür..!!

    Herkesin beraberce yaşadığı bir acıdır bu, ortak bir insanlık halidir, kendiliğinden, tabii, dolayısıyla insancadır. Toplasanız ortak bir duygudur bunların hepsi, adını koymakta zorlanacağınız. Bütün insanlara sarılmak, bütün acıları dindirmek, bütün yitikleri bulmak, bütün kanayan yaraları kapatmak istersiniz. Bu, artık yaşamaya yaşamaya unutmaya yüz tutmuş insanlığımızın evine mecburi geri dönüşüdür..!!

    Hakikat, söyleyeceğini o kadar açık seçik söylemiştir ki, yalanlarımızın hiç biri yetmez üstünü örtmeye.. Eğer sadece ona inandıysak, dünya bir vehimdir..İnsan, dünyanın hakimi değildir, hayatın sahibi değildir, eli her şeyin üstünde olan bir kader vardır. Didinip durmamız, didişip durmamız, itişip durmamız ne kadar nafile, ne kadar acınasıdır..

    Esen bir rüzgâr, kırılan bir fay, bendini aşan hoyrat sular, hayat diye biriktirdiğimiz her şeyi tarumar edip geçer..!!

    Artık hiçbir şey eskisi olmayacak deriz,
    Yekinir devam etmeye çalışırız yaşamaya..!!

    Sonra her şey eskisi gibi olur ya da hiç eskisi gibi olmaz. Aslında her sarsıntının fay hattı uzanır insanın içine kadar. Her kırılma, kırar bir uçtan bir uca, kırılmaz sandığı ne varsa insanın. Günler geçtikçe, gerçeğin ağırlığı artar, insanı ezer..!!

    Bu yükü taşımaya gönülsüz olanlar panik içinde yalanlarını aramaya çıkar..Kırılganlığını unutmaya çalışır hayatın, insanın, insan insan büyüyen asıl hikayenin. Yalanlar yeniden büyük, gerçeğin üstünü örtmeye yetecek kadar... Didinmeye, didişmeye, itişmeye kakışmaya döneriz bıraktığımız yerden..!!

    Yer sarsıldığında hiç sarsılmayan, gerçekliğimiz orta yerinden kırıldığında hiç oralı olmayan, sıcak zihinlerinden çaresizliğin kol gezdiği ayazlara hiç çıkmayan çirkin türediler yeniden kalabalıklardan şöhret dilenmeye çıkar. Onların hesapları hiç kesintiye uğramamıştır. Onlar kırılmazlar, çünkü kalpleri kırılamayacak kadar katılaşmıştır. Onlar bilmeden bilenlerdir, araştırmadan söyleyenlerdir, aşağılayan ve yargılayanlardır, kendini bir kıyıya çekip başkalarına azap sopası gösterenlerdir, insanlıktan çıkmış dalgacılardır, onlar kendi kibrinden zehirlenenlerdir. Onlar her fikrin içinde bir miktar vardır, bir türlü insan olamazlar, kimse de olmasın isterler..!!

    İçinde yaşadıkları konfor balonları gafletlerini sürekli tazeler, daim kılar..Battıkça batarlar yalanlarında..Bir fikirleri yoktur, bir davaları yoktur, bir yere ait değildirler, sahip oldukları dünyalıkların şımarığıdır sadece onlar..!

    Onlara bakar ibret almak, onlara acımak ve olabilecekse hâlâ, hesapsızca hisseden bir kalp sahibi kılınmaları için dua etmek düşer, kalbinden hissetme kabiliyeti alınmamış olanlara..Yer sarsıldığında insan sarsılır çünkü, sarsılmalıdır..Gecenin ayazında, felâketin karanlığında, dayanıksızlığı bir enkaz olarak görünür hale gelmiş hayatıyla yüzleşerek ve dünyanın üstüne yığdığı ağır molozları kaldırıp atarak kendini aramaya çıkmalıdır..!!

    Yer sarsıldığında hayatı nihayete erenler mazlumdur, rahmete erişirler..!!O enkâzın altından insanlığını bulup çıkaranlar içinse yaşanacak şeyler vardır daha,

    Yalanlara karşı hakikâtin yanında..!!

    Gökhan Özcan

    https://kaybolan-cumleler.tumblr.com
  • Arkadaşlar küçük bir bilgi vereyim hikaye tamamen bana aittir.. düşüncenizi merak ettiğim için paylaşıyorum ..

    Çok yorucu bir gün daha . sonunda gün bitti artık papirüsün hayata geçmesiyle derdimi daha iyi anlatmaya başladım en azından ben öyle düşünüyorum .Size bu zamana kadar ki süreden kısa bir şekilde bahsedeceğim . öncelikle ben mısıra hizmet eden burjuvanın bize verdiği ünvanla hizmetçiydim . tapınaklara gelen şikayetlerden de ben sorumluydum .. o zamanlarda tablet taşlara yazılar yazdığımız için normalden çok daha ağırlardı ve taşıması da saklaması da çok zordu .papirüs hayatımıza girdikten sonra çok daha rahat bir şekilde kalıcılığı yakaladık .Mısır da olduğumuz için etrafımız çölden ibaretti ve bir de nehirimiz vardı bu yüzden komşularımız yoktu dolayısıyla hep geride kalmıştık .Aslında bu diğer ülkelerce iyi karşılanmasa da bizim için gelişmemişlik seviyesi değildi en azından zengindik ve istediğimizi alabiliyorduk yani zengin tüccarlar alabiliyordu. Zaman böyle akıp giderken yine işimin başındaydım akşam üzeri bana gelen şikayetleri okurken bir gencin yazdığı şikayet dikkatimi çekmişti . Alıp incelemeye başladım . yazısında Uzak doğuda çalkalanan o olaydan bahsediyordu. garipsedim ..daha önce böyle bir şikayetle karşı karşıyaya gelmemiştim. Alman asıllı bir gencin çinde yaptığı o büyük hatta çağ atlatan olayından bahsediyordu . Daha da ilgilimi çekti okumaya devam ettim.alman asıllı genç bir makine icad etmiş yeni bir buluş, bu gerçekten insanlık açısından çok önemliydi .. makineye matbaa adı verilmiş ve kağıtlara bir takım yazılar basılıyor bunlar çoğaltılabiliyordu .müthiş bir şeydi gözlerimi kocaman ayırmış etkilendiğim o makineyi kafamda tasarlamaya başlamıştım . Makine için mürekkep gerekliymiş bir nevi kalem görevini görmesi için ..devamında genç bana neden hala bizim tabletlerle ve papirüslerle çoğaltılması ayrıca ,taşıması zor olan bir durumdayken kültür yoksunluğu yaşadığımızın şikayetini ediyordu .Gerçekten haklıydı ve bu şikayeti yazan genci bulmaya koyuldum . Genç 20 yaşında bir kumaş tüccarıydı .çinlilerle sürekli alışverişte bulunduğu için yerel halkın diline dolaşan olayı duymaması imkansızdı .Bunu teyit etmek amacıyla gençle beraber panayırların kurulduğu gün onunla beraber bende gitmiştim . Gerçekten çinde hayat çok canlıydı insanlar okumaya ,çok fazla okumaya,kendilerini geliştirmeye başlamışlardı . Öğrendiğim bilgilere göre çinde okumayı ve yazmayı bilen bürokratlar maatbayla gelen yeniliğe ayak uydurup yazdıkları bilgileri bir arada toplamışlar . yapılan baskılarla bilgiler daha kolay toplanıp saklanıyordu . Bunu Mısır'a taşımamız gerekirdi.Benim gutenberg ile matbaayı mısıra nasıl taşımamız gerektiğini konuşmamız gerekiyordu. Bu görüşmeyi bize kadim dostum sağlayacaktı . Her şeyi planlamıştım geriye sadece görüşme kalmıştı . Bunları yaparken çinde 3 gün kalmıştım ve o 3 gün içerisinde çinde olup biten her şeyi öğrenmiştim . ertesi gün gutberg beni kendi evinde ağırladı .Bana maatbayı nasıl bulduğunu nasıl işleme geçirdiğini uzun uzun anlattı .Mısıra döndüğümde bunu akşam yemeğinde mısırın hükümdarına anlatmam gerekiyordu . çünkü matbaa'nın mısıra gelmesi için büyük servet harcamamız gerekiyordu . Kısa zaman sonra mısıra dönmüştüm işler yolundaydı .akşam olduğunda mısır hükümdarına anlatmak için fırsat kolluyordum . içkisini yudumlarken ondan izin alarak konuşmaya başladım .Hükümdar uzun uzun düşündükten sonra bana dönüp bunun görevini bana vereceğini söyledi .Çok mutlu olmuştum bu işin sonu karlı bitecekti .Gutenbergin anlattığı gibi matbaa'nın aletlerini çinden getirmeyle işe koyulduk .5 gün süren çalışmayla matbaa artık mısıra gelmişti .Ve artık kolaylıkla yazılarımızı yazıp basabilecektik . Hükümdarın yanına gittiğimde benim özgür oldugumu ve artık istediğim gibi çalışabileceğimi bu işin karşılığında bana ödül olarak bağışladıgını söyledi. mutlu olmuştum artık yaşadığım olayları, kısa hikayelerle insanlara ulaştırabilecektim .zamanla bu mesleğe dönüşerek yazarlık adını almıştı .Bizim serüvenimiz de böyle başlayıp böyle bitti..
  • 64 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap üç kısa öyküden oluşuyor. Bunlar kitaba adını veren ateş yakmak öyküsünün iki farklı zamanlarda yazılmış hali ve birde yaşama azmi isimli bir öyküsüdür.Jack London bu öykülerinde soğuğu, ölümü, çaresizliği ve yalnızlığı okuruna, iliklerine kadar hissettiriyor. Sizi okumuş olduğunuz öykülerde ki karakterle birlikte o ıssız yolculuklara çıkarıyor. Kolay okunabilir ve küçük bir kitap olmasından dolayı da herkesin severek okuyabileceği ne inanıyorum.