• Kaldı ki, Fazlur Rahman 1966 tarihli bir makalesinde -yani yasanın çıkmasından beş yıl sonra- bu yasanın belli ölçüde iyi sonuçlar doğurduğunu ve uygulanmaya başlandığından itibaren çok eşliliğin azaldığını söyler. Maamafıh o, bu iznin genelleştirilip, ahlaki emrin yok sayılmasını hiçbir zaman kabul edemezdi. Bundan dolayı da çok eşliliği sınırlayan ya da yasaklayan düzenlemeleri Kur'an'ın ruhuna daha uygun bulur.
  • "Senin içinde bir ses var. Neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu her zaman bilen bir ses. Bu kitapta yazılmış her şeyi, o ses zaten en başından biliyordu. Fakat bize öğretilen yanlış şeyler yüzünden biz maalesef o sesi artık duyamıyoruz."
  • Bir gün, bilge bir köpek kedi topluluğunun yanımdan geçti.
    Yaklaştığında kedilerin çok meşgul olduğunu, ona hiç dikkat etmediklerini gördü; duraladı o zaman.
    Kocaman bir kedi, ciddi bir tavırla, topluluğunun ortasından başını kaldırdı, arkadaşlarına bir göz atıp şöyle dedi: “Kardeşler, dua edelim! Siz dua ettiğinizde, daha da dua ettiğinizde, hiç kuşkunuz olmasın, gerçekten, gökten fareler yağacak.”
    Köpek bunu duyunca güldü içinden ve kendi kendine konuşarak uzaklaştı oradan: “Kör ve akılsız kediler, dualara, ibadetlere, dileklere karşılık olarak gökten fare değil, kemik yağacağını bilmiyorlar! Benden önce atalarımın da bildiği şeydi bu!”
    Halil Cibran
    Sayfa 9 - modern klasikler dizisi-45
  • Kayıktaki insan evrenin sonsuzluğu karşısında bir hiç olduğunu çok iyi anlıyordu. Ama insan düşünürdü, düşüncesiyle Denizin ve Göğün yüceliğine erişirdi. Ve yüce düşüncelerinde, doğa güçleriyle evrenin derinliği ve yüksekliği ile bir tutardı kendini. İşte bu yüzden insan, yaşadıkça, deniz kadar, gökyüzünün sonsuzluğu kadar yüce ve güçlü olacaktır. Çünkü düşünceler sonsuzdur. O öldüğü zaman, bir başka insan onun düşüncelerini daha ileriye götürecek ve bu, sonsuza kadar böyle sürüp gidecektir.
  • “Baba,
    Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

    Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi”
  • 124 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10 puan
    Hakkında bildiği en çarpıcı özelliği, hayatının son yıllarında girdiği bütün tuvaletlerin fotoğrafını çekmesi olan hiç tanımadığı babasının ölümünden sonra, ormanda bisiklet sürerken düşüp kafasını çarpan, sonra uzandığı çalılıklar ve yaprak hışırtıları arasında daha önce hiç hissetmediği bir huzur hissedip ailesini, düzenini, konforunu bir kenara bırakıp ormanda yaşamaya başlayan bir adamı konu ediniyor kitap. Olaylar nereden bakarsan ilginç ve saçma sapan ama buna rağmen sanki Doppler hep yapmak istediğimiz bir şeyleri yapıyor gibi geliyor.
    Başarılı, akıllı olmaya, sürekli en tepeye her şeyin en iyisine ulaşma anlayışına ve bu anlayışa sahip olan tüm insanlara, özellikle sağcılara tahammül edemiyor artık, ta ki hiç tanımadığı bir adamın evinden çikolata çalmaya çalışırken, hiç tanımadığı adamın, hiç tanımadığı babası için uğraş verdiği o 'anıt'ı ve hikayesini dinleyene kadar. Dünyada hiçbir iş yapmayan bir insan olmayı hedeflemişken birdenbire hiç tanımadığı babası anısına bir şey yapması gerektiği fikri uyanıyor kafasında ve eşi, çocukları, onlara göstermesi gereken tüm ilgi, açlığını gidermek için öldürdüğü geyiğin yavrusu Bongo'ya ve hiç tanımadığı ve artık yaşamıyor olan babasına kayıyor. Tüm bu aykırı tavrına rağmen karısı bu eşten yeni bir çocuk dünyaya getirebiliyor, tüm bu süreçte hiç yanında olmamasına rağmen, hikayenin sonunda kocasının bu yaşayış tarzına tamamen olgunlukla yaklaşabiliyor. Şaka gibi.
    Sistem eleştirisi vesaire bir kenara, adamın ruh halini anlamaya çalışarak tamamladım okumayı. Ne derece doğru olur bilmem, ama sanki hiç tanımadığı babasını kaybettiği için babasına duyduğu gizli öfkeyi yatıştırmak ve onu affetmek adına, babası kadar saçma ve gereksiz, bomboş bir hayat yaşamaya ant içmiş ve böylece onu artık anlayışla karşılayabilmiş, bu yeni hayatında eşi ve çocuklarına bir hiç gibi muamele etmek de bu anlayışa dahil gibi geldi. İnceleme yazarken sanki kitaptan çok nefret etmiş gibi göründüm, haberim yoktu :D epey beğendim aslında kitabı.

    Her şeye rağmen, girişinden de belli olduğu üzere: "Babam öldü. Dün bir geyik avladım. Ne diyebilirim? Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı." epey Camus'nun Yabancı eserini çağrıştırıyor fikriyatı. İnsanın varoluşunda bir anlam ararken sonuçta bunun tamamiyle bir anlamsızlıktan başka bir şey olmadığı fikri. Varoluşçuluk okumayı sevenler bu kitaptan çok zevk alacaktır diye düşünüyorum. Biraz daha öznele gelecek olursak: Annem bu tarz şeyleri kafaya taktığım zaman rahat batıyor der. Her şeyi iyi koşullarda giderken hayatın anlamı üzerine düşünmeye vakit bulabiliyor insan çünkü, haklı bir noktada, rahat batıyor. Çünkü o zaman fark ediyoruz ancak ruhumuzun beslenmesi, gelişmesi gereken esas şey olduğunu. Doppler de aşağı yukarı böyle bir arayış içinde. Gidiş yolu benim bakış açıma taban tabana zıt olsa da amaç noktasında birleşiyoruz. Bu hayatın dışında başka hayatlar da var. Geçmişin izlerinde veya gelecekte veya tesadüfen düşüp başınızı çarptığınız bir ormanda arıyorsunuz o başka hayatı. Size gerçekten huzuru getirecek olanı. Umarım bulabilenlerden oluruz. Keyifli okumalar.