• "Öfkelendiğiniz zaman ne yaparsınız?"

    "Bir iblise dönerim âdeta. Aklıma geleni söyler ve yaparım. Bir keresinde bir adamı az kalsın öldürüyordum."
  • 196 syf.
    ·7 günde·Beğendi
    Adam gibi yıkın duvarlarınızı dedim ama “demesi kolay, gel yerimde ol da sen yık” denildiğini duyar gibi oldum. :)) İşin aslı, herkesin duvarı; kendine zor, kendine aşılmaz, kendine yıkılmaz görülür. Taa ki şans yüzüne gülüp de kendi yarattığı ve yine kendi gözünde aşılmaz duvarının aslında nasıl da kolay aşılacağını, hatta olmayan bir duvara toslayıp durduğunu ancak ve ancak güvendiği farklı bakış açısına sahip birinin gözünden görene kadar durumdan bi haber, bedbaht ve dipsiz kuyulardayız…
    Bu kadar ”DUVAR” dememin nedeni ise; sizden, bizden biri bir genç “ADAM” güzel yurdumun, üzerinden güneş eksik olmayan cennet köşelerinden biri olan İzmir’den kalkıp, binbir umut ve heyacanla Güneşin az görüldüğü sisli-puslu kasvetli :) Norveç’e gidip, Oslo’ya yerleşmesini müteakip, yeni hayatına tutunurken önce inşa edip, sonra yıktığı kendi duvarının hikayesini, kendi duvarında sıkışıp kalanlara ayna tutar gibi ortaya çıkardığı eserini okurlarıyla paylaşımı üzerinedir.
    “Duvar ve Adam” hikayesinde yazar aslında, kısa film senaryosu yazmak niyetiyle yola çıkıyor. Yola çıkıyor, çıkmasına ancak, gelgelelim hikaye kontrolü yazarın elinden alıp, çıkılan kısa yoldan rotayı Kaf Dağı’nın ardındaki uzak ülkelere doğru çeviriyor. Zamanda yolculuk bu ya önce M.Ö. yaklaşık 1500’lü yılların Antik Mısır’na, oradan, 1942 yılının Nazi işgalindeki Norveç’in başkenti Oslo’sundan, 2017 yılı Oslo’suna getiren hikayenin genel yapısı; fantastik kurgulu, azıcık da 1001 gece masalları tadında öyle ki farklı milliyette, farklı inançta, farklı mizaçta ama hayata tutunma bağlamında tüm farklılıkların farkının önem derecelerini “önce insan “ temelinde bertaraf etmekte.
    Hikayeye dair, yazarın hoşgörüsüne sığınarak sıradan bir okur olarak eleştirilerime gelince;
    Oslo’da yaşayan Türk göçmeni olarak öncelikle ana karakter isminden başlamak istiyorum, karakter ismi hikayenin vurucu noktası olarak düşündüğüm için “Yakamoz Öztürk” soyadı evet ama isim seçimi ülke ve milliyete dair daha nokta atışı bir isim hatta her üç din de ve dilde bilindik, marka/logo tarzı "Davut/David, Yusuf/Yasef, Adem/Adim" vb. seçim olabilir miydi?? :) Tıpkı duvarda kalan karakter ve antik Mısır’daki karakter isim seçimleri gibi….
    Esas oğlan karakterinin duygu durum ve aldığı psikolojik tedavi ile ilgili gerçeklik ve sanallık bölümleri biraz daha derinleştirilip, hasta numarası yapan mı yoksa gerçek hasta mı biraz muğlak, aslında psikolojik boyut biraz daha gerilimli, çalkantılı ve okuru hazırlıksız ters köşe yapacak bağlantıları biraz daha zengin betimlenebilir.
    Ayrıca bir de belki çeviri kaynaklı olabilir bazı duygu betimlemelerinde örneğin, “…bu şekilde itilip, kakıldığı için biraz da utanmıştı…”(sy.42) buradaki betimle “utanmak”dan ziyade “gurur kırıklığına ilişkin ufak öfke nöbeti” vb. tarzda ifade edilmeli gibi geldi bana… en azından ben itilip, kakılma durumunda utanmak yerine kin ve öfke duygusu ile savunma duvarımı yükseltirim bu yüzden bu duygu betimlemeleri en az sayfa (41) de Sinagogun yeni şehirleşme içindeki mimari güzelliğinin başarılı ve şiirsel betimlemesi seviyesine yükseltilebilir. Ki en sevğim betimlemelerden biri olduğu için altılarda paylaştım. Bunlara niye yer verdim, benim için yazarın hikayede neyi anlattığı kadar nasıl anlattığı da önemli…
    Eeee naçizane okur eleştirisinin yanı sıra bir de övgü bölümü olmalı diyor ve sadede geliyorum;
    Hemen her kitapta genelde görülen “Ön Söz” yerine bu kitapta “Son Söz” var. “Sonsöz”ü niye sevdim derseniz; sevdiğiniz ve merak ettiğiniz bir filmin kamera arkası izliyor hissi yaratan farklı tarzı ile yazar ile okur arasında duvarlar yıkılmış. Yazarla karşılıklı kitabın yazım aşaması, hikayenin ortaya çıkışı, etkileyen unsurları hakkında okuyucu sohbette buluyor kendisini. bu da pek rastlanmayan güzel farklı bir tarz.
    Ayrıca, genç yaşında yazılım mühendisliği kariyerine bir de yazarlık ekleyen, göçmen olarak bulunduğu Norveç’te yaşamakta ve orada yetişen Türk çocuklarına “Karagöz-Hacivat” gölge oyunu düzenleyerek, kültürümüzü yaşattığı ve bu kitabıyla “Oslo Kitap Festivali İkincilik Ödülü”ne layık görülmesiyle başarısını tebrik ediyor ve kendisiyle gurur duyduğumu belirtmek isterim.
    Genel olarak, eleştiriler bölümünde belirttiğim ufak tefek ve editörünün düzeltmesi gereken bölümleri es geçersek, hikayenin kurgusunu, anlatım dilini, zaman ve mekânsal bağlantı betimlemeleri ile ayrı dünyalara ait sıra dışı uç noktalardaki inanç ve kültürü ortak zaman ve mekanda buluşturması bağlamında; insanlığa dair verdiği mesajı “ne ya da kim olursan ol; haksızlık, ölüm, esaret ve savaşta hissettiğin acı ve merhamet farklı değil” bir damla suyla hayat bulup, sonunda bir avuç toprağa dönüşecek olan “İnsan, İnsanlığını aklından çıkarmamalı” mesajını sevdim.
    Nihayetinde yaşam tüm güzelliğiyle gözününüz önünde durmakta, duvarlarınızın arkasından bu hayata dahil olamazsınız. Eğer, Sercan LEYLEK’in “Duvar ve Adam” adlı eserine dair bu tanıtım- incelemeyi okuyorsanız duvarlarınızı yıkın, kendinizi, kalbinizi korkmadan “yeni” olana açın…okuyun efenim güzel kitap….
    Başarıların daim olsun Sercan Leylek
    https://kayiprihtim.com/...-adam-sercan-leylek/
  • Her insan mutlaka ve mutlaka bir şeyler hisseder. Örneğin yeni doğmuş bir bebek korku ve kaygıyı hisseder ve bizler de bunu rahatlıkla o bebekte gözleyebiliriz. Bazı insanlar kalıcı duygu yitimi rahatsızlığı, nevro psikiyatrik veya nevrotik duygu bozuklukları gibi sorunlardan muzdarip olabilirler. Bu onlarda duygu yitimine neden olur ancak bu türden problemler bir toplumda çok düşük oranlarda seyrederler. Bazı psikolojik rahatsızlıklar, geçici travmalar vs gibi nedenlerle de geçici duygu yitimi veya duyarsızlaşma rahatsızlıkları çekilebilir. Ancak nihayetinde kalıcı olan gerçek; insanların duyguları olan, bunu kişiler arası iletim ile çoğaltan ve çeşitlendiren bir varlık olduğu gerçeğidir.

    Bazı insanlar kendi duygularını algılamaya onları daha olumlu bir şekilde karşılamaya yatkın iken bazı insanlarda bunu yapabilme yetisi daha düşüktür. Duygular arasındaki farkı anlamak, diğer insanların duygularını ”doğru tahmin etmek” veya diğer insanların duygularına karşılık verebilmek, sosyalleşmenin temeli olduğu kadar kişinin kendi ruh sağlığı için de çok önemlidir. Yıllaca kendi başına ıssız bir adada yaşayan Robinson, Cuma gelene kadar tam bir insan değildi bence. Cuma gelince ondaki kısıtlı duygu çeşitliliği, gelişerek dallanıp budaklanmıştı.

    Tüm kaygı bozukluklarında ve birçok diğer ruhsal bozuklukta görülen temel sorun; duygu algılaması, duygu kontrolü ve duygu iletişimidir. Birçok psikiyatrik ilaç, duyguların düzenlenebilmesi amacı ile alınır.

    Peki bu kadar önemli olan bir konuda kendi başınıza birşeyler yapabilir misiniz? Elbette.

    Duyguları kontrol etmek onları anlamaktan o da duygulara açık olmak ve onları kabul edebilmekten geçer. Elbette bunun için fiziksel kondüsyonun yerinde olması şarttır (uykusuz yorgun ve aç bir halde nasıl tepki verildiğini, ne denli duygulara yakın olunabileceği hepimiz için aşikardır).

    Öyle ise duyguları anlamak onlara yakın olmak ve başkalarının duygularına karşılık verebilmek ve duygu kontrolündeki sağlıklı düzeyi yakalayabilmek için düzenli bir hayat, sağlıklı alışkanlıklar ve düzeyli yaşam kalitesi şarttır.

    Duyguları kontrol etmek onları anlamak ve analize etmekle alakalıdır. 9 temel duygu vardır: Mutluluk – Korku/Kaygı – Öfke – Üzüntü (bunlar ilk oluşan duygulardır) – Utanç ve suçluluk - İlgi – Hayret – Tiksinme – Küçümseme.

    Bildiğiniz gibi duygu düşünce ve davranışlar birbiri ile yakın ilinti ve bu yüzden bu açılardan analiz edilmeleri önemlidir. Tavşanın korkup kaçması veya kaçıp korması gibi. Duygunun kişide hangi davranışa (tepki - reaksiyon) yol açtığı, hangi düşünce ile pekiştirildiğini bilmek o duyguyu kontrol etmek için önemlidir. Örneğin olarak korku insanda kaçma isteği ve bu reaksiyonu destekler düşünceleri (düşünce yanlışları, davranış ve bilişsel semaları) de tetikler.

    Bu konu başlı başına başka bir makalede ele alınmalı :-)

    Kontrolü bırakmak, duyguyu farketme ve onları yargılamadan not etme, duygu kabullenme, tepki kontrolü ve nihayetinde kabullenme alıştırmaları önemlidir.

    Kısaca:

    * İyi uyku, düzenli yaşam, aşırıdan kaçınılan yeme içme alışkanlıkları edinin.
    * Duygu farkındalığı çalışmaları yapın. Kendi duygularınız, başkalarının duygularını tahmin edebiliyor musunuz?
    * Kendinizi ve böylece duygularınızı olduğunuz gibi kabul etmeye hazır mısınız?
    * Tepkilerinizi bir kaç salise de olsa geciktirebilir misiniz? Sadece hisler ile tepki vermek yorucu ve zahmetlidir.
    * Hangi duygunun hangi tepkiye yol açtığını biliyor musunuz?
    * Takıntılar ve zorlantılar üzerine düştükçe yoğunlaşır ve güçlenirler. Onlarla nasıl başa çıkılacağını biliyor musunuz?

    https://panikataksite.wordpress.com/...sagligin-kaynagidir/
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Yazar bu eserinde ;insanlar arası ilişkileri düzeltmenin aile bağlarını güçlendirmenin kendini ,eşini ve çocuklarını daha iyi tanıyabilmenin en önemli yönteminin "kendinizle barışık olmanız "olduğunu vurguluyor. Nevzat Tarhan:" Hafıza ve zeka geliştirilebilir," "kötü hafızanın sorumluları, dikkatsizlik, özgüven azlığı, önem vermemek, duygusal boyutun ihmali ve öğrenilen bilgilerin kullanılmamasıdır" ,iddialarında bulunuyor. Depresyon ,panik atak ,yorgunluk, Kronik yorgunluk sendromu gibi durumların belirtileri ve tedavi yöntemlerinden bahsediyor. "iyi olacağım" demenin faydaları ve güzel düşünmenin beyne olan mucizevi olumlu etkilerinden örnekler veriyor. Öfke kontrolü, ahlaksızlık, şiddet, satanizm,bağımlılık gibi gençlerin karşı karşıya olduğu problemler ve çözüm önerilerine de yer vermiş eserinde... Yapabileceğiniz küçük testlerle ,bizlere kendimizi tanıma fırsatı sunuyor; eşinizi yeterince tanıyor musunuz? Çocuğunuz hangi zeka türüne sahip? vb Hülasa ,kendimizle barışık olmaksa hedefimiz, duygularımızı eğitip yönetebilmeliyiz.
  • ”Başkasının yanlışını olduğu yerde bırakmalısın. ”
    Çok doğru ama bir o kadar da zor bir aforizma daha. Başkasının yanlışını olduğu yerde bırakmak. Bunu kaçımız yapabiliyoruz? Ben her zaman yapamıyorum. Peki ya siz?
    Birisi bize bir yanlış yaptığında bu çoğu zaman gözümüze batar. Bazen başkalarının yanlışlarını öyle bir önemseriz ki bu yanlışı düzeltmeye çalışırız. Bazen ise yanlışlar bize yapıldığı için bir yanlışta kendimiz yaparak durumu daha da kötü hale getiririz. Yanlışa yanlış. Yanlışın sonucunda bir yanlış daha. Yanlışın yanlışı.
    Sanırım yanlışa yanlış yapma duygusu insan doğasında var. Yani bu bilimsel olarak kanıtlandı mı bilmiyorum, araştırmadım. Sadece ben böyle düşünüyorum. Yanlışa yanlış yapma duygusu nedir diyeceksiniz. Hemen açıklayayım. Yanlış olan bir şeye yanlış tepkiler verebilmemizi sağlayan tüm duyguların tümü. İntikam, hüzün, öfke vb. Tabi yanlışa yanlış duygusu diye bir şey yok bu benim adlandırmam.
    Bu duruma yanlışa yanlış duygusu diyebilirsiniz ya da başka isimler takabilirsiniz hiç önemli değil. Buna ne derseniz deyin bu gayet insani bir durum ve kesinlikle bu durumu kontrol altına almayı öğrenmemiz gerek.
    Bir insan düşünün. Bu insanla herhangi bir ilişki içerisindesiniz. Mesela bir ortamı paylaşıyorsunuz ve bu ortamda sıklıkla bir arada bulunmak zorundasınız. Bu insanın yanlış olan bir takım düşünce ve inanışları var. Bu düşünce ve inanışlar gereği sizinle arası çok iyi sayılmaz. Çünkü siz onun gibi inanıp düşünmüyorsunuz. Bu durumda ne yaparsınız?
    Bazı insanlar o kişinin düşüncelerini değiştirip söz gelimi ”doğruyu öğretmeye” falan çalışırlar. Ancak bu saçmalıktan başka bir şey değildir. Bu yanlışlar üzerine kurulmuş bir yanlış daha demektir. Evet doğruyu öğretmek oldukça gerekli olabilir ancak bunu her durumda yapamazsınız. Karşınızdaki insan tüm söylediklerinize rağmen yine de düşüncesinden ve inançlarınızdan vazgeçmiyorsa bence siz ona doğruyu öğretmeye çalışmaktan vazgeçin. Çünkü ”öğrenmek” eylemi sadece kişi tarafından istenildiğinde gerçekleşebilen bir eylemdir. Öğrenmek istemeyene hiçbir şey öğretemezsiniz. Aksine inancına ve düşüncesine daha çok sarılıp daha çok kavga çıkarmasına sebep olursunuz. Kendinizi ifade edin ve eğer karşıdaki bunu kabul etmiyorsa onun yanlışını orada bırakıp hayatınıza devam edin. Bu onun hayatı, onun düşünceleri, onun inançları. Size herhangi bir engel değil. Onu orada bırakın ve ileriye doğru adım atın. Sizin için önemli olan o insanın düşünceleri değil, kendinizin eylemleri olmalıdır.
    Başka bir durum ve başka bir örnekten söz etmek istiyorum.
    Birisi size karşı sebepsiz bir negatiflik hissediyor diyelim. Size kanı hiç ısınmadı falan. Sizden hiç haz etmiyor. Eğer bu kişi ile sürekli aynı ortamı paylaşıyorsanız bu sizin için önemli bir şeydir. Ancak arkadaşlar unutun gitsin. Tek cümleyle unutun gitsin arkadaşlar. Bırakın sizi sevmesin, sizden haz etmesin, size hiç kanı ısınmasın. Kimin umurunda? Dünyada o kadar çok insan var ki size kanı ısınanlar mutlaka olacaktır. Dünyada gerçekten amacı olan insanlar var. Genelde bu derece bir haz etmeme durumuna sahip insanlar günlerini dedikodu yaparak geçiren insanlardır. Ancak unutmayın dünyada bir sürü insan var ve hepsi oturup bütün gün dedikodu falan yapmıyor. Hayatınızı yaşayın. Onun sizi sevmemesi size ne kaybettirir? Hayatında neyi etkileyebilir? Neye engel olabilir? Onun ne düşündüğü neden umurunuzda olsun ki?
    Çevrenize bakın. Olmak istediğiniz yeri kendinize sorun. Oturup bütün gün dedikodu yapan insanlardan mı olmak istiyorsunuz? Hayatınızın tüm anlamı bu mu? Arasında olmak istemediğiniz insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü çokta önemsemeyin bence.
    Gelişim önemlidir arkadaşlar. Kendiniz gibi insanlarla birlikte olun. Bu kendini beğenmişlik falan değil. Bu aklını kullanabilmek. Ama dedikodu yapan tiplerin arasında buna kendini beğenmişlik derler. Ben ise buna akıllılık diyorum. Kendimden örnek vereyim. Çevremde kendim gibi insanlar isterim. Sorumluluk sahibi, zekasını kullanabilen, düzgün ve mantıklı insanlar.
    Yahu bütün gün gezip tozan , hiçbir şey yapmamayı seçen, bomboş hayatlar yaşayan insanların arasında olup ne yapacaksınız? Bırakın ya. Kendini geliştirmek isteyen insan zaten aklı başında davranır. Başkalarına yanlış yapmamaya çalışır. Yaptığında düzeltmeye çalışır ve kimseye haz etmemek gibi bir ön yargıyla yaklaşmaz. Bu yüzden gelişin arkadaşlar. Gelişin ve gelişime açık insanlarla iletişim kurun. Çünkü inanın bana gelişmeyen insanlarla olmak sizin de gerilemenize sebep olur.
    Kısacası söyleyeyim ki tek bir hayatınız var. Sadece bu var ya sadece bu var. İşte bu yüzden mümkün olduğunca en iyi şekilde yaşamak gerekmez mi? Dininiz ne olursa olsun, öldükten sonra neye inanıyor olursanız olun bu şuanki hayatınızın tek garantili hayat olduğunu değiştirmez. Ne yaparsan şuan yaparsın. Şuan içinde bulunduğun hayatı sadece şuan yaşayabilirsin. Daha sonraları bunu yaşamak için fırsatında zamanında olmayacak. Yok öyle bir fırsat. Unut bunu. Reenkarnasyona bile inanıyor olsan yine de öyle bir fırsat olmayacak. Arkadaşlar reenkarnasyonun kuralı bile bunu kanıtlar. Öyle dünyaya rastgele gelmeyeceksiniz. Yaptıklarınızın karşılığı bir hayat yaşayacaksınız. Yani en iyi ihtimalle bir daha dünyaya geleceğim diyenler için söylüyorum bunu.
    Bunu okuyan insan. Senin şuanki hayatından başka bir şeyin yok. Bir gün daha bitti. Bir gün daha azaldı. Ve sen bugün kendin için ne yaptın söyler misin? insanların saçmalıklarına takılıp kendi kendini geriletmek dışında ne yaptın? Olumlu bir şey söyle bana. Mesela de ki benim için anlamı olan bir şey yaptım de. Yazı yazdım de. Müzik dinledim de. Görmek istediğim bir yeri gördüm de. Konuşma yaptım de. Alışveriş yaptım de. Birisine yardım ettim de. Ama bir şey söyle. Günün verimli olmasını sağlamak için gün sonunda ne yaptığını kendine söyle.
    Başkalarının yanlışlarını gerçekten de orada bırakın. Bırakın ya. Bırakın ve ilerleyin. Bırakın ve gidin. Daha güzel ve daha verimli günlere gidin. Kendiniz gibi olan insanların yanına gidin. Sizi gerileten her şeyi geride bırakıp ilerleyin. Kendiniz dışındaki şeylere çok fazla takılmayın. Çünkü gerçekten gerek yok. Başkasının yanlışlarına takılmaya cidden gerek yok. Evet kendimizi düşünmeliyiz. Ancak belli bir ölçüde. Başkalarını da düşünmeliyiz ancak bu da belli bir ölçüde olmalı. Yardım etmek güzel, sevmek, sevilmek, zaman geçirmek, dertleşmek. Ama bu başkalarının yanlışlarına takılmanız için yeterli bir sebep değil. Başkasının değil kendi yanlışlarınıza takılın ve düzeltmeye çalışın. Başkalarının yanlışları için sadece ufak uyarılarda bulunun ve eğer anlamıyorsa boş verin gitsin. Gerçekten boş verin. Çünkü hiç önemli değil. Kim ne yaparsa yapsın siz kendi hayatınızı yaşamaya devam edin ve bu hayatı mümkün olduğunca en iyi, en verimli şekilde yaşayın.
    Ne istediğinizi bilin. Gittiğiniz yerde neden orada olduğunuzu bilin. Yaptığınız her eylemin kendiniz için bir anlamı mutlaka olsun. Ne istediğinizi bilirseniz ortamda kötü insanlar olsa bile orada neden olduğunuzu kendinize hatırlatabilir, esas amacınıza odaklanabilirsiniz.
  • Bu platformda olan bekar bay ve bayanlara hadsizlik edip bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum, her ne kadar profilimi eksi yönde etkilesede bi kişiye bile faydası olsa değer

    Evet canlar,

    - öncelikle evlilikle ilgili en az 10 kitap okumanızı ki bunların yabancı, yerli gibi farklı bakış acılarına sahip olması önemli,

    - öfke kontrolü kursu diye bi şey varsa alın bu kursu yoksa sıkı çalışın,

    - teoride değil pratikte yemek yapmayı öğrenin, erinmeyin, erkek yada kadın, bi mercimek çorba, düdüklü tencere yemekleri, fırın yemekleri, inanın çok önemli ve çok işinize yarayacaktır,

    - giyinme konusunda okumalar yapın, elbette teori pratiğe taşınmalı,

    - özellikle damat adayı kardeşim, toplantı yönetimi, ortak karar alma konularında oku ve pratik yap, aileni, özellikle anneni veya kim olursa olsun dinle ama isine karıştırma,

    - kadın / erkek ruhu hakkında bilgiler edinin,

    - yalan hiç bir zaman söz konusu olmamalıdır,

    - gaz verme denilen sey/motive etmeyi öğren ve surekli uygula, karşındaki kişide hoşuna giden / güzel olan şeyleri gör ve dile getir ve bundan asla vazgeçme,

    - kaba, sert, kucumseyici olmak yok hiç bir zaman

    - be kadın başka bi erkeğe, ne erkek başka bir kadına emanet edilmemeli, başbasa kalmalarına, hele kısa süreler haric, göz yumulmamalidir,

    Canım kardeşim aklıma gelen ve bir hayatın tecrübelerini paylaştım,

    Allah mutluluklar versin.
  • 214 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Yarı teorik, yarı günlük dille yazılmış, gayet akıcı, hatta psikolojiye ilgi duymayan birinin bile çok severek okuyabileceği ve kendine dersler çıkarabileceğini düşündüğüm, toplumumuzdaki temel problemlerden biri olan öfke kontrolü ve dinleme eğitimiyle ilgili çok önemli bilgiler veren okunması gereken bir kitap. Mutlaka tavsiye ederim.