Şeyma Diler, Huzur'u inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 37 günde · Puan vermedi

Okurken ömrümden ömür götüren bir roman. Yaşımın getirdiği bilgi birikiminin ve kelime darcığımın kitaba göre noksan olması yüzünden okurken çok zorlandım açıkçası.

Ahmet Hamdi kitapta kendini Mümtaz karakteri olarak ortaya koyar. Yaşamında Yahya Kemal'in öğrencisi olmasından dolayı kitapta da hem amcasının çocuğu hem de öğretmeni olarak Yahya Kemal'i İhsan karakteri ile anlatır okuyucularına. Yani buradan da anlaşılacağı üzere kitap otobiyografik bir roman lâkin onu farklı ve profesyonel kılan kısım 3.kişi ağzından otobiyografik şeklinde yazılmış olması.

Kitap dört bölümden oluşuyor. Birinci ve dördüncü bölümde 24 saat içinde geçen olayları ikinci ve üçüncü kısımda ise bir yıl evvelini anlatıyor Tanpınar.

Konusu basit bir aşk romanı gibi geliyor başta ama aslında anlatılmak istenen 2.Dünya savaşı öncesi yaşanan toplumsal buhranlar, aydınların huzuru bulamaması.

Özetinden ziyade belirtmek istediğim bazı konu var bu incelemede ne de olsa özetini her yerde bulabiliyoruz. 1949 yılında yazılmış bir roman ama görüyoruz ki kadının toplumdaki yerinde pek bir değişiklik yok. Kitaptaki kadın karakterimiz olan Nuran yapmak istedikleri ile yapmaya mecbur bırakıldıkları arasında bocalayan bir kadın. Kocasından boşandıktan sonra bile rahata eremeyip barışmak durumunda kalıyor.

İleride mutlaka tekrardan okuyacağım ve bambaşka haz alacağım bir kitap olacağından eminim ama yanlış zamanda okumak durumunda kalmak beni Tanpınar gibi bir ustadan soğuttu diyebilirim. Ama kelime heybeme bir sürü sözcük eklendiği için verimli bir okuma gerçekleştirdim yine de.
Saygılar

Ebru, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 7/10 puan

Kitap okumak bir labirentte dolaşmak gibidir. Hatta okurlar okudukları çok ilginç bir kitaptan söz ederken kendilerini kitabın içinde kaybettiklerini söylerler. Özellikle de kitabı yazan Mark Twain gibi büyük bir yazarsa, bizi bir labirentin içinde yolculuğa çıkarır. Belli bir çizgi üzerinde ilerler, arada sırada anlamı daha iyi yakalayabilmek için biraz geri döner, sonunda da o en son noktaya ulaşmanın keyfini yaşarız. Edebiyat insana en kısa mesafenin -düz çizginin- her zaman en zevkli yol olmadığını öğretir.

Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 242 - Ayrıntı Yayınları)Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 242 - Ayrıntı Yayınları)

Şehirlerarası otobüs yolculuğunu güzelleştiren, ne kadar uzun yol olursa olsun katlanılabilir duruma getiren fiil. Kitap okumak, iyiki varsın. 📚
Hoş şehiriçi bir yerlere giderkende okuyorum, her türlü güzel yahu.

Gülendam Tok, Güneşi Uyandıralım'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde

Nasıl bir his biliyor musunuz? Yıllar sonra çocukluğunuzun en güzel yıllarına ait bir ize rastlamak gibi. Bir oyuncak, bir oyun, bir hikaye, bir şeker ya da bunlara benzer şeyler...
Uzun zaman önceydi Zeze ile tanışmam. Sonrasında üzerinden çok kitap çok hikaye çok kahraman geçti. Ama o unutulmayanlarda kalmış. Şimdi yıllar sonra Zeze'yi büyümüş bir Şüş olarak görmek işte bütün o çocukluğumun en güzel yıllarına ait şeylerle tekrar kucaklaşmak gibi oldu. Büyümüştü. Kalbini büyütme kendini büyütme hikayesini okumak güzeldi...

Elif Serdar, Şeytan'ın Çırağı'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şeytan'ın Çırağı; 4 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Nedendir bilinmez ama Pegasus Yayınları sadece ilk iki kitabı başmış bırakmış. Kitaba bayıldım. Kitapta her şey var. Korku, mizah, dostluk, aşk vs. Melek gibi bir çocuğun bir yanlışlık sonucu kendini şeytanın çırağı olarak cehennemde bulmasını anlatıyor. Her şey dozunda ve yerli yerindeydi. Kötülüğün varlığı ve neden var olması gerektiği, kötülüğe neden ihtiyaç olduğu gayet güzel açıklanmıştı. Biran önce diğer kitabı da alıp okumak istiyorum. Keşke tüm seri yayınlansa, soluksuz okurdum dediğim bir kitap oldu.

Tuco Herrera, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 9 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünme Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın birkaç icraatlerini sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal , insani ve bitkisel) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!

ozakiabi, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nasıl oldu, ilk kim kanıma girdi tam bilmiyorum ama herhalde yalnızlığı bana sevdiren şeylerin başında okumak geldiği için kitap okumaya başladım ben.

OT Dergi Sayı: 01, KolektifOT Dergi Sayı: 01, Kolektif
neli, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

“Sözde liseye göndermiyordu babası, ev kızı olmasını istiyordu... Kimbilir, zekâsından ürktüğü için de olabilir. Ayten de okumak istemiyordu herhalde. Okumak istiyordu da, diplomada gözü yoktu. Elinden kitap düşmüyordu hiç... Kendisini anlayacak, sevecek birini bulmasını çok isterdi Ayten’in... Kolay değildi, bir karakol komutanı gibi adamın kızı olarak yaşamak... Ya ömrü ona başkaldırmakla geçecekti ya da boyun eğmekle... Yoktu ikisinin ortası... Ayten de bu iki yoldan birini seçmişti.”

Karartma Geceleri, Rıfat IlgazKarartma Geceleri, Rıfat Ilgaz
Ömer Gezen, Tartışma Sanatının İncelikleri'ni inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 6/10 puan

Öncelikli olarak güzel bir etkinlik düzenleyerek benim Arthur Schopenhauer ve genel olarak felsefe kitapları okumamı hızlandıran Quidam 'a teşekkür ederim. Kendisinin Arthur Schopenhauer okuma etkinliği:#29220221 />
Neyse hadi kitap incelememize geçelim:
Kitap için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Kitabında isminden anlaşıldığı gibi Arthur bize Tartışma Sanatının İnceliklerini anlatıyor. Peki bu kitaba 6 puan vermemdeki neden nedir?
Nedeni basit, tartışmayı seven bir insan değilimdir ki bunun nedeni tartışacak kalitede insan bulamayışımdır. Kitapta da denildiği gibi 100 kişiden sadece 1'i tartışabilecek kalitede birisidir...
İşte bu yüzden de kitaba 6 puan verdim ama bana kalırsa güzel bir kitaptı. Tek sevmediğim noktası kitabın konusu oldu o yüzden puan kırdım.
Kitapta Schopenhauer bol bol alıntılar yapıyor ki çoğu Sokrates'ten.
Ama burada kitap için sevemeyeceğiniz bir konu daha var ki kitabın yayınevini ben hiç sevmedim. Çevirmenlikleri resmen vasattı.
Neyse okumak isteyen olursa ya da Tartışma Sanatının İnceliklerini öğrenmek isteyen olursa hemen alıp okusun.
Herkese iyi okumalar dilerim :)

Ömer Gezen, Minimalizm'i inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 2/10 puan

Kitap için boş bir kitap diyebilirim. Nedenine gelirsem kitaplara bakış açım ile kişisel gelişim kitaplarına bakış açım çok farklıdır.
Bana kalırsa bir insan kendisini değiştirmek isterse bunu kendisi başarmalıdır. Yani bi' kitap okudum hayatım değişti gibi bi' mevzu bana göre asla olmaz. Burada kişisel gelişim kitapları okuyarak kendisini belli bir noktaya getiren insanlarla hiç tanışmadım desem yeridir.
Neyse dediğim gibi kitap Minimalizm'i anlatıyor tabi burada farklı konulara da değinmiş. Ama bana kalırsa her kişisel gelişim kitabı gibi boş bir kitaptı. Minimalizm'e merak ettiyseniz bu kitabı okumak yerine 5-10 dakikalık videolar izleyin ya da gelin ben anlatıyım daha faydalı olur bana kalırsa...
Neyse okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.