Eser, Modern dünya düzeninde kendi değerlerine, inancına ve kültürüne yabancılaşan insanın içine düştüğü varoluşsal bunalımı ve korkuyu anlatır.
Belirli bir zaman ve mekanın olmadığı soyut bir atmosferde geçen oyunda, baskıcı sistemlerin (otoritenin) insanları "korku" yoluyla nasıl sindirdiği, mekanikleştirdiği ve köleleştirdiği gözler önüne serilir. Nuri Pakdil, insanın bu ruhsal hapishaneden ve derin korkudan kurtulabilmesinin tek yolunun; sahte modern prangaları kırarak kendi inançsal köklerine, öz değerlerine dönmesi ve dirilişçi bir bilince ulaşması olduğunu savunur.
Müslüman olarak dünya tanımımız, dünya telakkimiz çok özet ve kabaca şöyle: Dünya bize ait değil, ilelebet değil. Bize bir emanet; biz bu dünyada emanet bir hayat yaşıyoruz, vademiz dolduğunda çekip gideceğiz. Bu dünyayla bizim alakamız bir imtihan esprisi içerisinde izah ediliyor. Esas kalıcı sahici hayatımızı belirleyecek olan bir geçici dönem için buradayız. Fakat burada bulunmamızın başkaca boyutları da var. Nedir o? Gene imtihan esprisi çerçevesinde çevremizle, etrafımızla, hemcinslerimizle, diğer varlıklarla münasebet içinde olacağız burada var olduğumuz sürece. Bu münasebet nasıl olacak? Geçici bir hayat yaşıyoruz burada; evet, ama bu geçici hayat bize, hayattan kopmayı telkin etmiyor; hayatın içinde yaşıyor olacağız. “Zühd” derken, mağaralara çekilip orada yaşamayacağız mesela. Toplumsal bir hayat yaşayacağız. Zühdün temel esprisini, “dünyaya kendini kaptırmamak” olarak tarif etmemiz gerekiyor. Dünyaya bağlanmamak, dünyaya bel bağlamamak, dünyaya kendini, elini eteğini kaptırmamak...
"Günümüz dünyasında insanlar arasındaki sanal mesafeler kapansa da duygusal mesafe genişledi. Dost canlısı görünen insanlar, düşman çıkabiliyor. Kendimizi açmak için cesaret topluyoruz ancak güvendiğimiz kişiler tarafından incitiliyoruz. Bazen çevrim içi yaptığımız yorumlar yüzünden eleştiriliyoruz ve yanımızda olduğunu düşündüğümüz birinin bizi alt etmeye kararlı bir rakibe dönüştüğünü görüyoruz. Sonuç olarak, içimizi açabileceğimiz kadar rahat hissetmiyoruz, açtığımızda da söylediklerimizi sürekli sansürlüyoruz. İstediğimiz herkese açılma fırsatımız olsa da kimsenin bunu umursayacağını düşünmüyoruz. Bu nedenle çoğumuz, sürekli bağlantıda olmamıza karşın, korkunç derecede yalnızız."
Bernays, kadınların ev dışında sigara içmeleriyle ilgili tabuyu yıkmanın yolunu en özet haliyle kadın özgürlüğü kavramına indirgedi. Sigaranın fallik bir nesne, bir oral tatmin kaynağı olduğuna dair bazı üstünkörü Freudçu yaklaşımlara bel bağlayan Bernays, sigara içmeyi daha tatminkâr bir hayat sürmenin vazgeçilmez unsuru olarak ortaya koydu. Ardından 1929 New