• Mutsuzluğun yokluktan değil bolluktan kaynaklandığını , acı çekmenin de özgürlüğün de bir sınırı olduğunu ve bu sınırların birbirine çok yakın olduğunu , aklıyla değil hayatın kendi içinde öğrenmişti.
  • Özgürlüğün sınırı bireyin liyakatıyla orantılıdır.
  • 176 syf.
    ·2 günde·8/10
    Okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi.Kesinlikle 18 yaş sınırı olmalı.Şiddet,aşırı duygular insanın içinde ki nefret ve saldırganlık duygusunun ön planda tutulduğu özgürlüğün ne denli önemli olduğu kişisel tercihlere her şartta öncelik verilmesi gerektiğini anlatan kendine özgü argo diliyle bence yaş alan insanların okuması gereken kitaplardan biri
  • İnsanın tam anlamıyla mutlu, tam anlamıyla özgür olmasını sağlayacak bir çare bulunmadığı gibi, tam anlamıyla mutsuz, tam anlamıyla özgürlükten yoksun olmasına yol açacak bir durum da olamazdı; bunu öğrenmişti. Anlamıştı ki, acının da, özgürlüğün de sınırı vardı ve mutlulukla mutsuzluğun sınırı birbirine çok yakındı.”
  • - "... Piyer esirlikte, barakada iken aklıyla değil, bütün varlığıyla, bütün hayatıyla insanın mutluluk için yaratılmış olduğunu, mutluluğunu da kendi içinde taşıdığını, mutluluğun insanın kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret olduğunu, bütün mutsuzluğun da yoksunluktan değil, fazlalıktan ileri geldiğini anlamıştı. Ama şimdi, yola koyulduklarının bu üç haftası içinde yeni, teselli verici bir gerçeği daha öğrenmişti. Öğrenmişti ki, dünyada korkulacak hiçbir şey yoktu. İnsanın tam anlamıyla mutlu, tam anlamıyla özgür olmasını sağlayacak bir çare bulunmadığı gibi, tam anlamıyla mutsuz, tam anlamıyla özgürlükten yoksun olmasına yol açacak bir durum da olamazdı; bunu öğrenmişti. Anlamıştı ki, acının da, özgürlüğün de sınırı vardı ve mutlulukla mutsuzluğun sınırı birbirine çok yakındı...”
  • 416 syf.
    Peyami Safa'nın bir çok romanını okumuş olmama rağmen; Benim sevdiğim romanı yine her daim Bir Tereddütün Romanı olacak; ondan aldığım hazzı sanırım pek az kitapta aldım. Çünkü oturmamış duygular, düşünceler ve her daim kendini sorgulayan kimlikler,... Roman içinde roman, kimlik içinde kimlikler.. Peyami Safa'nın vazgeçemediği ya da bir parçası olan ikincilikler... Bir cümle vardı ki ben her okuduğum romanda kendime dair bir cümle bulurum derim ki bu ben! işte gururla o cümleyi buraya ekliyorum. :D bu sefer eklemeyeceğim..

    Peyami Safa bence ahlaki değerleri sorgulayan bir yazar. Bu kitabında özelikle yarattığı karakterler üzerinde aile içi ensest mevzusunu yüreğimiz ağzımızda bize düşündürdü. Samim ve Selmin'in (Dayı_Yiğen). Kardeşler arasında ki güvensizlik_ aynı çatı altında yaşayan ama birbirlerine güveni olmayan insanlar topluluğu( aile kavramını) sorgulatıyor. Birbirini tanıdığını zanneden ama her şekilde bir zerre birbirine güven duymayan, neyi nereye kadar yapabilir sınır çizgilerini bilmeyip, şüphe ve kuruntularının sınırı olmayan, aynı çatı altında kan bağı dışında ortak yemekleri mirasları olan insanlar topluluğunun iç içe geçmiş ilişkileri, düşünce ve duygusal hayatlarının kaleme alındığı ve hepsinin de kendi yaşamlarına yönelik çıkış noktası ararken çevirdiği entrikalar...

    Safa'nın eski sosyalist camia ile olan bağı düşündükçe, aklın yolunun bir olduğunu yarattığı ütopik toplum (Simerenya) yapısı ile sosyalist öğretilerini içinde barındıran bir toplum özleminde olduğunu açıkça ifade ettiği, eğitim, sosyal yapıyı idealize ederken, eksiklikleri çıkarım yapabileceğimiz bir fikirsel düşünüş içinde olduğunu görüyoruz ve bu düşünüşü okurlarına da yaptırmak istiyor. O bir fikir adamı.

    Safa'nın kitaplarında kadınlar en çabuk yozlaşan ve savrulan karakterlerdir. Ben nedense bu duruma tepkisel bakmayan bir insanım. Doğrudur ve ona bu konuda katılıyorum. Onun kitapları asla cemiyet hayatından bağımsız değil. Sosyal yapının içinde ki tüm tutarsızlıkların bireyin yaşam ve düşünüş dünyasına yansıdığını bilen bir yazar, o sert rüzgarlarda öncelikle kadınların dallarını kırıyor. Bireyselleşememiş maddi ve manevi özgür olmamış her kadın, cinsi kimliğini kullanarak, sosyal baskıları çevirdiği entrikalarla üstünden atmaya çalışan ve bağımsızlığına kavuşma hayalleri kuranlar. Özgürlük ve Bağımsızlık onlar için ; reddettikleri bağlardır. Işıklı Paris Şanzelize sokakları, onlar özgürlüğün, çağdaşlığın kendilerini sıkı sıkı ele geçirmiş geleneksel bağlarından kurtulmanın yolu olarak yüzünü çevirdikleri yerdir.
  • Ama saf aklın, nereden olursa olsun alınabilecek başka güdüler olmaksızın, kendi başına nasıl pratik olabileceği, yani (kuşkusuz saf pratik bir aklın biçimi olacak olan) b ü t ü n m a k s i m l e r i n i n y a s a l a r o l a r a k s ı r f g e n e l g e ç e r l i l i k l e r i i l k e s i n i n , istemenin önceden herhangi bir ilgi duyabileceği hiçbir içeriği (nesnesi) olmaksızın, kendi başına bir güdüyü nasıl sağlayabildiğini ve a h l â k s a I denebilecek bir ilgiyi ortaya çıkarabildiğini, başka bir deyişle: s a f a k l ı n n a s ı l p r a t i k o l a b i l d i ğ i ni açıklamak, insan aklının gücünün tamamen ötesindedir; buna açıklama aramak için gösterilen her çaba, verilen her emek de boşa gider.

    Bu, özgürlüğün kendisinin bir istemenin nedenselliği olarak nasıl olanaklı olduğunu temellendirmeğe çalışmam gibidir. Çünkü orada felsefî açıklama temelini terkediyorum, başka temelim ise yoktur. Gerçi şimdi, elimde kalan düşünülür dünyada, düşünce varlıkları dünyasında dolanıp durabilirim; ama ona ilişkin sağlam temeli olan bir i d e ye sahip olsam da, onun hakkında en ufak bilgim yoktur: böyle bir bilgiye de doğal akıl yetimin bütün çabalarıyla da hiçbir zaman ulaşa- mam. O ancak, duyular dünyasına ait herşeyi istememi belirleyen nedenlerin dışına çıkardıktan sonra kalan bir şeye; duyusallık alanından çıkarılan hareket nedeni ilkesini sınırlamağa, böylece de sınırlarını çizerek, herşeyi karmakarışık kapsamadığını, onun dışında daha fazla bir şeyin olduğunu göstermeğe yarayan bir şeye işaret eder; bu daha fazla şeyi ise bundan öte bilmiyorum. Bu ideali düşünen saf akıldan, hertürlü içerik, yani nesnelerin bilgisi çıkarılınca, onun biçiminden başka —yani maksimlerin genel geçerliliğinin pratik yasasından başka ve buna uygun olarak, saf bir anlama yetisi dünyasıyla ilgisinde akla etkide bulunan, yani istemeyi belirleyen neden olarak düşünmekten başka— bir şey elimde kalmıyor. Burada güdüler hiç bulunmamalıdır; o zaman da bir düşünülür dünyanın bu idesinin kendisi güdü ya da aklın aslında ilgi duyduğu şey olur; ama bunu kavranılır kılmak, tam da bizim çözemediğimiz sorundur.

    Bütün ahlâk araştırmalarının en üst sınırı işte buradadır; bunu belirlemek de, yalnızca şu kadarı için bile: aklın, bir yandan en üst hareket nedeni ve kavranılır ama deneysel bir ilgiyi duyular dünyasında aramamasını, diğer yandan ise düşünülür dünya adı altında kendisi için boş olan aşkın kavramlar uzamında, uçamadan güçsüzce kanatlarını çırpıp durmamasını, hayal kuruntuları arasında kendini yitirmemesini sağladığı için bile çok önemlidir. Bunun dışında, tüm düşünce varlıklarından oluşan bir bütün olarak —bizim de akıl sahibi varlıklar olarak (diğer yandan aynı zamanda duyular dünyasının üyeleri olsak da) ait olduğumuz— saf bir anlama yetisi dünyası idesi, bütün bilgi onun sınırlarında son bulsa bile, akla dayanan bir inanç için her zaman yararlı ve olmasına izin verilen bir ide olarak kalır; özgürlük maksimlerine göre, doğa yasalarıymış gibi, dikkatle davrandığımız zaman üyesi olarak ancak ait olduğumuz genel bir k e n d i b a ş ı n a a m a ç l a r krallığının soylu ideali aracılığıyla, ahlâk yasasına canlı canlı bir ilgi duymamızı sağlar.
    Immanuel Kant
    Sayfa 80 - 81 - 82 Üçüncü Bölüm: Ahlâk Metafiziğinden Saf Pratik Aklın Eleştirisine Geçiş