Günümüzde “beyaz yakalı kölelik” benzetmesini sıkça duyuyoruz.
Ancak köleliğin tarihine dair bu satırlar, gerçek köleliğin ne anlama geldiğini acı bir şekilde hatırlatıyor: Zincirler, damgalanmış insanlar, açlık, zorla çalıştırma ve ölüm…
Çalışma hayatındaki sorunları konuşmak elbette önemli. Ama tarihsel kavramları kullanırken, onların gerçek ağırlığını da unutmamak gerekiyor.
Bu nedenle, “beyaz yakalı kölelik” benzetmesini yapanların bu satırları okumasını tavsiye ederim. Bazen tarih, kullandığımız kelimeleri yeniden düşünmemizi sağlar.
Tzvetan Todorov, Amerika’nın Fethi adlı kitabından, İspanyolların Meksika halkına yaptığı zulüm üzerine kısa bir alıntı;
Sekizinci bela, İspanyolların maden ocaklarında çalıştırmak için köle almalarıydı. Öncelikle, daha önce Azteklerin kölesi olanları aldılar; sonra boyun eğmeyi kabul edenler, son olarak da yakalananlar alındı. İstiladan sonraki ilk yıllarda köle trafiği arttı, kölelerin efendileri sık sık değişti. Kölelerin yüzlerine kraliyet alametine ilave olarak o kadar çok işaret koydular ki yüzleri kimin alıp kimin sattığını gösteren harflerle doldu.
Dokuzuncu bela, Yerlilerin erzak taşımak için sırtlarında ağır yüklerle altmış league (5km) yol gittikleri maden ocaklarında çalışmaktı… Yiyecekleri bittiğinde, maden ocaklarında veya yollarda ölüyorlardı, çünkü yiyecek satın alacak paraları yoktu ve kendilerine yiyecek verecek kimse de yoktu. Eve dönenlerin çoğu öyle kötü bir durumdaydı ki kısa süre sonra öldüler. Maden ocaklarında, özellikle Oaxaca’dakilerde ölen Yerlilerin cesetlerinden çıkan kötü koku salgın hastalıklara yol açtı. Maden ocaklarının etrafındaki yarım league mesafede ve yolun büyük bir kısmında cesetlere veya kemiklere basmadan yürümek zordu, cesetleri yemek için doluşan kuş ve karga sürüleri öyle çoktu ki