"Yetersiz beslenme. Parçalanma. Kıtlık. Mevcut altyapının her parçasının yiyecek üretimine ve savaşa aktarılması. Toplum bütünüyle çökecek. Salgınlar da yaşanacak. Hem de bir sürü. Dünyanın dört bir yanında. Çünkü sağlık sistemi çökecek. Başka zaman olsa kolaylıkla kontrol altına alınabilecek salgınlar kol gezecek." ​Yüzünü bana çevirdi. "Savaş, kıtlık, salgın ve ölüm. Astrofaj, kıyametin bir diğer adı. Tek şansımız Meryem Ana. Fazladan bir başarı şansı kırıntısı bile kazanabilmek için her şeyi gözden çıkarmaya hazırım." ​Yatağıma sırtüstü uzanıp gözlerimi kaçırdım. "Vicdanını nasıl rahatlatabiliyorsan artık." ​Kapıya geri dönüp tıklattı. Korumalardan biri kapıyı açtı. "Öyle işte. Sana bunu niye yaptığımı açıklamak istemiştim sadece. Bu kadar hatırın var." ​"Cehenneme git." ​"Ah, merak etme, gideceğim. Sen Tau Ceti'ye gidiyorsun. Geri kalanlarımızsa cehenneme gidiyoruz. Daha doğrusu, cehennem ayağımıza geliyor." ... ​Öyle mi diyorsun? Eh, cehennem hakikaten ayağına geliyor, Stratt. Benim o cehennem işte. ​Yani... ona ne diyeceğime dair en ufak bir fikrim yok. Ama açacağım ağzımı yumacağım gözümü. Pis konuşacağım.
Alıntı
YOLSUZLUĞA BULAŞANLAR İÇİN YAPILMASI GEREKEN!
Kendini yolsuzluğa kaptıran herkesin vurulması gerekecek. Bir salgın hastalıkla mücadele etmek söz konusu olduğunda ölüm cezasından kaçınılmamalı.
Sayfa 117·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Akın Özdemir cinayeti (1978, Adana)
Akın, Temmuz 1978'de Kadirli ilçesinde; çeltik üretimi yüzünden küçük üreticilerin zarara uğradığını, sıtmanın yanı sıra bağırsak enfeksiyonlarının da salgın haline dönüştüğünü açıklıyor, "Bir avuç çeltik ağasının çıkarı uğruna halk sağlığı tehdit edilemez ve küçük üreticiler köylerini, tarlalarını terk etmek zorunda bırakılamaz" diyordu. Bu nedenle çeltik ağalarının boy hedefi haline geliyordu.
Sayfa 322 - İmge
Ne diyebilirim ki babacığım, dünya daha iyi bir dünya değil. Her şey çekilmez bir hal aldı. Kabaca özetleyeyim istersen. Büyük bir ekonomik krizden geçiyoruz, Amerika özgürlük ve demokrasi uğruna cinayet işliyor, doğuda-batıda silah ticareti devam ediyor, Afrika’da açlık-sömürü-salgın üçgeninde her dakikada onlarca insan ölüyor, Avrupa’da eline silah alan okul basıyor, faili meçhul cinayetlerin failleri hâlâ ve fena halde meçhul, kaçak işçiler kaçak atölyelerde çürüyor, tersaneler eğitimsiz işgücüne mezar oluyor, gazete manşetlerinde sıfatlar kirliliği sürüyor –bilirsin işte; derin devlet-sarı sendika-yeşil sermaye–, dünyanın bir köşesinde çocuklar beş yaşına gelmeden ölürken bir diğer köşesinde beş dakikada bir estetik ameliyat yapılıyor, genetik araştırmalar aldı başını gitti… Efendim? Bu kadar yeter mi dedin? Yetmez babacığım, söylenecek daha çok şey var, gerçeklerin yanında bu dediklerim çerez kalır. Gerçi bildiklerimiz de birtakım egemen güçlerin, sermaye gruplarının, iktidarların, artık ne dersen de onlara, işte o orostopolların yutmamızı istedikleri drajelerle sınırlı.
Alıntı
Friedrich Nietzsche
Nedenlerin, sonuçların ve gerçekliğin küçümsenmesi. — Bir topluluğun başına gelen beklenmedik kötü hava koşulları, kuraklık ya da salgın hastalıklar gibi kötü rastlantılar, topluluğun tüm üyelerinde geleneklere karşı gelindiği ya da başka yeni doğaüstü bir güç veya yazgıyı önlemek için yeni gelenekler bulmak gerektiği kuşkusunu uyandırır. Bu tür şüphe ve düşünce özellikle gerçek doğal nedenlerin araştırılıp çıkarılmasından kaçınır ve doğaüstü nedeni önkoşul sayar. Burada insan aklının kalıtımsal yanılgısının bir kaynağı vardır. Bunun yanında başka bir kaynaksa, bir olayın gerçek, doğal sonuçlarına doğaüstü sonuçlardan (Tanrı'nın cezası ve lütfu olarak adlandırılan sonuçlardan) daha az önem verilmesidir. Örneğin belli zamanlarda belli banyoların yapılması öngörülmüştür: İnsan temizlenmek için değil, böyle buyurulduğu için yıkanır. İnsan kirliliğin getireceği gerçek sonuçlardan kaçınmayı değil, yıkanmanın ihmal edilmesiyle tanrıların sözde bundan hoşlanmayacağını öğrenir. Batıl inançlardan doğan korkunun baskısıyla, bu kirlilikten arınmanın çok daha önemli olması gerektiği düşünülüp, ona ikinci ve üçüncü anlamlar yüklenir; insanın gerçeklik sevinci ve duygusu köreltilir ve sonuçta insan bunu bir sembol olabildiği ölçüde değerli bulur. Kendini gelenek ahlakına kaptıran insan önce nedenleri, ikinci olarak sonuçları, üçüncü olarak da gerçeği küçümser ve tüm yüce duygularını (hürmet, yücelik, gurur, minnettarlık, sevgi) kurmaca bir dünyayla ilişkilendirir: Sözde yüce dünya. Şimdi bile bunun sonuçlarını görmekteyiz: Bir insanın duygusunun yüceldiği yerde, bir biçimde o kurmaca dünya işin içindedir. Bu üzücü bir durum: Ama bütün yüce duygular öylesine mantıksızlık ve saçmalıkla iç içe geçmiştir ki, bilimle ilgili insanların bu arada yüce duygulardan şüphe duyuyor olmaları
Felsefe
Artık mesele sadece doğru cevabı bulmak değil, onu Salgın Doktoru'na ulaştırana kadar elinde tutabilmekti.
Sayfa 231·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam