Kaç yabancı dil biliyordu, en sevdiği kitap, en sevdiği şarkı neydi, resim çizmeye ne zaman başlamıştı, aklıma gelen her şeyi sordum. Şunu fark ettim o konuşmada, her şeye ve herkese karşı hevesi o kadar çabuk kaçıyordu ki, bu tedirgin edicidi.
Kuzey Avrupa' da, Estonya, Letonya ve Litvanya'da Şarkı Devrimi beni çok etkiledi. Onlar da Sovyet egemenliği altındaydı. Ülkelerinin sınırları boyunca bir uçtan bir uca el ele tutuşup şarkı söylediler. Yaratıcıydı. Kendini feda etmeden, güler yüzle, güldürerek neler olabileceğinin yakın zamandan bir örneği.
Her insanın ömrü boyunca ezberinde tutacağı bir yağmur olmalı. Ansızın veya keskin bir gök gürültüsü sonrası şehre düşen bir yağmuru ezberinde tutmalı insan.
Damla damla ezberlemeli kendi yağmurunu.
Elifbayı ezberler gibi, bir kısa sureyi ezberler gibi, bir şiiri ezberler gibi ezberlemeli yağmuru.
Hiç değilse bir şarkı nakaratı kadar akılda kalmalı yağmur. Annenin yüzü kadar, sevgilinin parmakları kadar aklında tutmalı bir yağmuru.
Gece olduğunda, uykuyu bulabilmek için aramadık yer bırakmayıp, artık vazgeçtiğinde insan, o yağmuru mırıldanmalı kendi kendine.
İnsan bir yağmuru ezberinde tutmalı.
Bedîüzzaman Şarkî Anadolu'da "Medresetüzzehra" namında bir dârülfünun açmak, ya Van'da veyahut da Diyarbakır'da dârülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: "Şarkın yalçın kayalıklarından, bir ateşpare-i zekâ, İstanbul âfâkında tulû' etti."