• Keşke sen bir rüzğar olsaydın , bense bir martı. Sen, buraya esiyorum deseydin ben de peşinden gelseydim. Olmaz mıydı ? Olmamış demek ki .
  • Sana ben anlatırdım
    Şarkıların dilini.
    Sen burada, sen burada olsaydın.
    Gelirdi kulağına.
    Unuttukça mutluyum.
    Mutluyum unuttukça
    Derdi bir ses, sıcacık..
    Ama ben mutluluğa
    İçimden inansaydım.
  • Sevgili Bilge,bana bir mektup yazmış olsaydın ben de cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

    İnsanlara yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
    bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine
    düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla.

    Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
    kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır.

    Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
    durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları
    tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.

    Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)

    Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar
    radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
    sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf
    bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
  • Sana ben anlatırdım
    Şarkıların dilini, 
    Sen burada, sen burada olsaydın, 
    Gelirdi kulağına, 
    Unuttukça mutluyum, 
    Mutluyum unuttukça
    Derdi bir ses, sıcacık..
    Ama ben mutluluğa
    İçimden inansaydım.
  • Oğuz'cum Atay,
    Seninle daha önceden tanışmak isterdim, hatta bu sen yaşarken olsa muazzam olurdu, ama önceden tanışsaydık şu an ki kadar değerini anlayabilir miydim bilmiyorum. Neler yaşadın da böyle kitaplar yazdın onu da bilmiyorum. Ama yaşanmışlık olmasa tek kelime dahi yazılamaz. Kitaplarını okudukça seni daha çok merak ediyorum. Karşımda olsaydın mesela, seni saatlerce dinlerdim, seninle saatlerce konuşurdum. Hatta kitaplarını bana okumanı isterdim, hangi cümleyi ne hissederek yazdığını anlamak için... Değerin sonradan bilindi ve kesinlikle çoook önceden bilinmesi gerekiyordu. Kitaplarını okumak için değil, seni anlamak için okumak lazım. O yüzden de kitapların defalarca okunmalı, daha çok anlamak için. Sana sadık kalmak gerçekten çok zor, ama seni anlamak çok daha zor. Ben sana sadık kalmayı başardım, şimdi sırada daha zoru var. Seni anlamakta zorlansam da okudukça anlayacağımdan eminim.
    R.U.
  • Sen benim ilkokul arkadaşım olsaydın; seni ilk gördüğümde saçını çekerdim. Böylece beni unutamayacağını düşünürdüm.

    Sen benim sıra arkadaşım olsaydın; sana sadece edebiyat dersinde kopya verirdim. Böylece sana olan aşkımı olduğu gibi kağıdına geçirirdin.

    Yan komşum olsaydın her gün annene geliyormuş gibi yaparak seni görmeye gelirdim. Çünkü mesele seni görmekse, “Annem evde yok” söylenebilecek en güzel yalan olur.

    Sen bizim mahalledeki bakkalın kızı olsaydın; her gün o bakkalın önünde otururdum. Çünkü kız çocukları babalarına düşkün olur. İllaki gelirdin; görürdüm.

    Senin en iyi arkadaşını tanımış olsaydım; onun en iyi arkadaşı olurdum. O zaman beraber gittiğiniz yerlere gelip, gözlerine bakabilme şansım olurdu.

    Seni lisede tanımış olsaydım; senin sınıfına geçiş yapabilmek için müdürün karısını kızını etkilerdim. Çünkü kadınlar aşkta daha anlayışlıdır. Beni anlarlar. Seninle olabilmem için müdürü ikna ederler diye düşünürdüm.

    Mesela mahalleden arkadaş olmuş olsaydık; yakan top oynarken ortada hep ben olurdum. Çünkü ben sana yanmayı seviyorum.
    Abinin arkadaşı olsaydım; adamı rakı masasına oturtur, içer içer hiçbir şey söyleyemezdim.

    Annen annemi tanısaydı her gün anneni bize çağırsın diye annemi ikna ederdim. Çünkü annen beni severse çok kolay görüşebilirdik.
    Bütün bunları yapardım. Çünkü herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde karşılaşmış olsaydık, ben yine seni severdim.

    Nerede ve nasıl olursa olsun; seni ilk gördüğüm an aşık olacağımı biliyorum. Biliyorum. Çünkü sen benim ruh eşimsin. Yerler, zamanlar, mekanlar, olaylar ya da nasıl olduğu bunun önünde diz çöker.

    Seni o kadar çok seviyorum ki, olur da günün birinde seni başkası da severse, seni sevdiğini bile düşünemeyeceksin. Düşünürsen bana da yazıklar olsun. Çünkü bu aşkın hakkını verememişim demektir. Söyleyeceklerim bu kadar