• Yorgun Padişah, sert mücadelelere girmeyi göze alamamış, suyun akıntısına uymayı yani Meclis’i toplantıya çağırmayı seçmiştir. Ayrıca Sultan II. Abdülhamit Han, Şeyhulislam huzurunda Kanun-i Esasî’ye sadık kalacağına dair yemin etmiş ve bunun halka da duyurulmasını istemiştir. Mabeyn Başkâtibi (Genel Sekreter) Tahsin Paşa’ya şunları söyler: “Yaşlandım ve yoruldum. Suyun akıntısına gideceğim. Meşrutiyeti her derde deva sanıyorlar. denesinler, görsünler...”
  • Fatih sert konuşan, kimseden çekinmeyen, zevk ve eğlenceye düşkün olmayan bir hükümdardı. Hayatının büyük bir kısmı seferlerde geçti. Her günü, her dakikası doluydu. Fethettiği şehirde gönlünce dinlenmek şöyle dursun, son nefesini bile fethettiği şehrin içinde olsun veremedi. Gebze’de Sultan Çayırı’nda, çadır altında öldü.
  • 390 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Bir yanda "Selimî" mahlaslı YAVUZ SULTAN SELİM; diğer yanda "Hıtayî " maslahlı Şah İsmail'in aşk ve hükümdarlık savaşı..Şah İsmail Çaldıran savaşında Taçlı Hatun'u bıraktıgı ve bundan daha sonra çokça pişmanlık ve azap duyduğu için Hıtayî olan maslahını "Hataî" olarak değiştiriyor.Hıtayî ;Hıtay diyarina ait,oralara hükmeden demekmiş.Lakin o "hata eden ,hataya düşen, hatalı" anlamındaki "Hataî" şeklini tercih etmiş ,şiirlerinde bu mahlası kullanmıştir.İki Şair ,iki hükümdar,tek bir ideal..Ve Tüm aşkların tek ortağı "Taçlı Hatun"..Bir inci küpenin sahip olduğu tarihi bir hikaye..Ne kadar tartışmaların odağında olan bi eser olsa da kitabı beğenerek okudum, özellikle sonu çok iyiydi.. İcindeki bilgilerin dogruluğu tartışılır.Tartışmak için okursanız mutlaka tartışılır ama tarihi bir roman olarak okursanız çok begenerek okuyacağınızı düşünüyorum.Kitap anlaşılır ve akıcı, iki hükümdar da sanatını konuşturmuş, beyitlerin açıklamaları da kitapta mevcut.8 yılla sığdırılmış kocaman Bir hükümdarlık..Hem bu kadar büyük bir hukumdar ,bu kadar yürekli, korkusuz ,sert bir Adamın o naif beyitlerini görünce hayret edeceksiniz..Sanırım bir kaç tane daha Yavuz Sultan Selim kitabi okuyacagım :) herkese tavsiye ediyorum, keyifli okumalara..
  • 240 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Osmanlı Devletinin dağılma devrinde ortaya çıkan İlber Hoca'nın tabiriyle 17.yüzyılın en büyük mareşalidir.
    Yavuz Sultan Selim'e benzetilip Şarkın Sultanı denilmiştir.İç ve merkezi otoriteyi sağlamış,toplumda disiplini ve iç nizamı sağlamış,Revan ve Bağdat fatihi olmuş genç yaşına rağmen en önemlisi askeri bir eğitim almamasına ve sancağa atanmamasına rağmen büyük işler çıkarmış büyük saygı ile anılması gereken bir hükümdar olduğu kanaatindeyim.Böyle bir karakterin yaratılmasında annesi Kösem Mahpeyker Sultan'ın ve IV.Murad'ın yaşadıklarının da büyük etkisi olduğu açıktır.Kitapta özellikle seferler sırasında komutanlarla IV.Murad'ın konuşmalarını beğendim.
    Sert mizaçlı,büyük cüsseli ve iri yarı bir adam olan IV.Murad liyakata da çok önem vermiştir.Adeta klasik Dönem padişahlarından biridir. Kitabın sonunda resimlerde esere ayrı bir güzellik katmış, ilgisi olanların elbet okumaktan keyif alacaktır.
  • 156 syf.
    Kanuni devrinde Türk hayatını anlatan bu eser bir İspanyol tarafından, İspanya kralı II. Filip'e takdim edilmiş. Yabancı birinin gözünden Osmanlı'nın en parlak devrini okumak çok zevkli ve güzel bir duygu.

    Pedro adındaki İspanyol genç bir deniz savaşında Sinan Paşa'nın eline esir olarak geçer. Hekimlikten anladığı için kısa sürede Paşa'nın gözüne girer. Sinan Paşa, meşhur Rüstem Paşa'nın kardeşidir. Bir gün Mihrimah Sultan hastalaninca Pedro tavsiye edilir Rüstem Paşaya; istemeye istemeye karısını bir erkeğe tedavi ettirmeye razi olur. Pedro, nabza bakmak, kan almak ve diline bakmak için izin ister ve Rüstem Paşa kıyameti koparır ancak Mihrimah Sultan'ın sert bir şekilde araya girmesiyle tedavi yapılır ve sultan iyileşir. Aklınıza Muhteşem Yüzyıl gelmiştir. O sahneler birebir yaşanmış demek ki.

    Pedro İstanbul'daki başından geçen olayları iki arkadaşı Juan ve Mata'ya anlatır. Şu an biz nasıl ABD'den falan gelen bir arkadaşımız olduğunda merakla sorular sorarsak Juan ve Mata da aynı şekilde soruları peşpeşe soruyorlar. Tabi o zamanlar internet vb yoktu. Bunun için merak kat be kat fazla oluyor. Pedro oldukça samimi, delikanlı, adil, özgürlüğüne düşkün biri. İnsanın kanı hemen kaynıyor kendisine. Arkadaşları onun anlattıklarına "Ama onlar barbar" gibi tepki gösterince Pedro'nun güldüren cevapları insanı kitaba daha çok bağlıyor.

    Anlatilanlardan birkaç alintiya o döneme ışık tutacak olursak;

    "JUAN: Oraları Türk’lerin idaresi altında. Kim sataşabilir?"

    Juan'in Pedro'nun anlattığı bir aniya tepkisi o zaman Türklerin ne kadar güçlü olduğunu; Türklere saldirmanin ne kadar zor ve cesaret isteyen bir şey olduğunu ortaya koyuyor.

    "PEDRO: Sokağa çıkarken sımsıkı örtünürler. Dışarda kendilerini gören, babaları, kardeşleri bile tanıyamazlar. (..) Kadınların oturdukları yer ne kadar uzakta olursa o kadar kibarlık sayılır. Dinleri dört kadınla evli bulunmayı mübah sayar. İstedikleri kadar cariye de tutabilirler. (..) "

    Bu anlatilardan Osmanlı'nın en iyi devrinin ne yazık ki kadınlar için en iyi devir olmadığını ortaya koyuyor. Geçen günlerde okuduğum ve 10. yy a ait olan İbn Fadlan seyahatnamesinde Türklerde kadın çok daha iyi bir konumdayken Osmanlı'da konumunun ne kadar düştüğüne şahit oluyoruz.

    "PEDRO: Seçimi üniversite kürsülerindeki gibi imtihanla yapmıyorlar ki. Araya giren yakınlar, nedimler ve daha başkaları kendi adamlarını öne sürerler, arkası kuvvetli olanlar karışırlar ve kralı kandırırlar. (..)"

    Burada kral derken padişahi kastediyor. Buradan anlıyoruz ki en iyi devirde olsa torpil her zaman oluyor malesef.

    "PEDRO: Söylenecek fazla bir şey yok. Türkler Hıristiyan, Müslüman herkese adaleti eşit olarak tatbik ederler. (..)"

    Pedro'nun anılarında Türk'ün adaletinin ne kadar iyi olduğuna sıkça rastliyoruz. Bunda en büyük pay adaleti kısa sürede sağlamaları; yani davayı kısa sürede sonuclandirmalari diyip kendi ülkelerinde onlarca yıl süren davalardan bahsediyor. Mata da 'elin kâfiri uygular, biz bakarız' diye imreniyor bu duruma.

    Ayrıca kadınların böyle kisitlanmalarina da ozeniyor Mata ve keşke bizim ülkelerde de öyle olsa çünkü kadınlar torpil düzeninin temelindeler ve yönetimi bozuyorlar gibi şeyler söylüyor. Pedro da ona katılıyor lakin Juan, 'kadinlarla bu sorunların ne alakası var' deyip akıllıca bir tavır ortaya koyuyor.

    "MATA: (..) Bunlara nasıl barbar diyoruz? Onlara böyle demekle asıl biz barbar oluyoruz."
    ve
    "JUAN: Demek vahşi insanlar?
    PEDRO: Hayır. İyi ve cesur insanlar."

    gibi bu iki diyalogtan Avrupalinin Türke bakışını görebiliyoruz. Ancak bu bakışın şehri, insanları hiç görmemiş sadece kürek çeken Hristiyan kölelerin memleketlerine döndülerinde yaptıkları abartılı anlatım olduğunu sıklıkla dile getiriyor Pedro.

    Pedro ayrıca, Avrupada Büyük Türk'ün gücünün çok abartıldigini ve kendisinden önce abartılan gücünden ötürü duyulan korkunun gittiğini söylüyor. Ve kendilerinin sürekli kaybetmesinin nedenini bu olduğunu söylüyor.

    Mata, bir yerde 'Kâfirler, bizim aramızdaki anlasmazliklari çok güzel kullanıyorlar ancak biz kullanamıyoruz' diye serzeniste bulunuyor; Büyük Türk'ün İran seferi hakkında konuşurken. Şu an biz, Abd veya bir başkası bizi bölüyor, İslam alemine fitne sokuyor gibi tepkiler gösteriyoruz onları şeytan ilan ediyoruz. O zamanlar da bu şeytanligi biz yapıyorduk ;)

    Keyifli okumalar
  • Yavuz, bazı zaruretler karşısında sert bir hükümdar olmak zorunda kalmıştı. Bu sertlik içinde, yaşların yanı sıra bazı kuruların yandığı da olmuştu. Ama bu sert tavrıyla düzeni tekrar rayına oturtmuş, disiplini sağlamış, serkeşliğe meyleden Yeniçeri Ocağı’nı hizaya sokmuştu. Onun sertleştirdiği düzeni oğlu yumuşatacak, ancak yıllar sonra yeniden bozulduğunda, bu sefer Sultan Dördüncü Murad, çelik iradesiyle Yavuz’laşıp tekrar sertliğine dönecekti.

    Milletlerin layık oldukları biçimde idare edilmeleri bir Peygamber hükmüydü çünkü. Hüküm maziye şamil olduğu gibi, hale ve istikbale de şamil olacaktı.
  • 320 syf.
    ·6 günde·Beğendi·6/10
    Kitabı bugün bitirdim. İsmine bakıldığında bira aşk romanı bekliyor insan fakat kesinlikle değil osmanlıyı Yavuz Sultan Selimden başlayarak Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar başlık başlık inceleyip düşüncelerini atıfta bulunarak güçlendirmiş. Fakat çok tekrara düşmüş açtığı parantezlerde gereksiz açıklamalarda bulunmuş. Kitapta kıyas yapmış yazar fakat ele aldığı noktaların birçoğunda objektif olduğunu düşünmüyorum ve zaman, zamana bağlı olarak koşullara göre değerlendirmelerinin çok sert ve taraflı buldum.