• Ankara Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer:“…Emniyet Müdürlüğünün bir sistemi var. Aldığı istihbarata göre herhangi bir suç işleyen kişi yakalandığında, hemen komutandan, o kişinin durumuna göre 10, 15, 20, 30 güne kadar gözetim yetkisi istiyorlar.
    Tarihini tam hatırlamıyorum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Ankara’da Bahçelievler’de yedi kişiyi boğarak öldüren sanıklardan Haluk Kırcı‘yı yakalamışlar. Nasıl yakalamışlar bilmiyorum. Aranan kişiydi ve çetenin önemli adamlarından biriydi. Neyse ki İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu sanığı yakalamış, Ankara Emniyet Müdürlüğü‘nün bu sanığı en az 28 gün gözetim altında tutması gerekir ki, çete hakkında, cinayet hakkında bilgi toplanabilsin.
    İstanbul Emniyeti’nden geldiği gün baktım, Haluk Kırcı polis nezaretinde benin kapımın önüne getirildi. ‘Bu nedir böyle’ dedim, ‘sorgusu var mı? Yok, dediler, yok. ‘Sorgusu yapılmadı, nasıl getirildi buraya?’ ‘Vallahi’ dediler ‘Birinci şubeden emir verildi, biz de getirdik.’
    Savcılık olarak bu sanığı biz sorguladık. Tabii ne çeteyle bilgi verdi, ne de başka şey… Yalnız yedi kişiyi öldürdüğünü bizlere söyledi. Söylemeyebilirdi. Ama söyledi.. ‘Bundan nedamet duyuyorum’ dedi.. ‘Sıkıntı içindeyim’ dedi. ‘Onun için söylüyorum’ dedi. Hatta çocuklardan birini tel askıyla boğduğunu anlatırken, savcı yardımcısı ‘Bak neler söylüyor’ dedi. Ben de koştum dinledim bir nebze.
    Şimdi bu olay oldu. Benim çok ağrıma gitti. Bu korkunç bir örgüt.. Bu örgüt ile ilgili bu adamdan yığınla bilgi alınacak.
    O sırada savcı yardımcılarından biri ‘Ağabey pankart astı diye bir kızı yakalamışlardı. Bende evrakı vardı.’ Kızı 15 gün emniyette gözetimde tutmuşlar, sorgulanmış, öyle gönderilmiş. Savcı yardımcısı ‘3 ay önce pankart astı diye 15 gün gözetimde tutmuşlar, bu ne biçim iş!?’ diye sordu.
    Emniyet Müdürlüğü’nün bu hareketinin çok sakıncalı olduğunu komutana yazı ile bildirdim. Fakat komutandan bir cevap alamadık. Sözlü olarak da sordum. ‘Emniyetin işi başından aşıyor’ dedi. Biri sağdan… Katliam yapmış bir kişi; biri soldan, pankart asmış bir kız…”
  • Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi. ‘’Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar’’. Zaten iş de yok, siftah etmedim. Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim. Çocuğun sesi beni bitirdi. İnliyor garibim, o inledikçe bende gaza daha da yüklendim. Acile yanaştık. Ben kimliğini aldım, kayıt yaptırdım. Anne odaya geçti. Doktor çok acil müdahale etti. Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş. Doktor hanım öyle dedi. Tam 4 saat annesi ayakta bekledi. Bir defa olsun ne bir yudum su içti, ne de nefes aldı sanki. Aslında benim işim bitmişti. Ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti. Baktım yüzüne annenin bir ara, ne kadar da benziyordu benim vefat eden Nuray ablama. Neyse çıktık tekrar yola ,çocuk iyi olunca sabaha. Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik. Yorgun olduğu için annesi ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım. Şöyle bir etrafa baktım. Nasıl yani, şimdi bu ev mi? Tek bir oda var, ikincisi yok. Bir yatak var, çocuğun ki yok. Küçük tüp var, 4’ lü ocak yok. Çeşme var, su yok. Tencere var, ama buzdolabı yok. Ekmek var, ama bir litre sıvı yağ yok. Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin? Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış. Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş. Çalıştıkça eksiklerini alırsın demiş. Abla anlattı her şeyi: ‘’Abi 7. günüm bu evde. 45 TL param vardı o da bitti istemesem de. Evlere temizliğe giderim, gerekirse 100 değil 50 TL isterim. Allah’ın izni ile geçinir giderim. Mesela ilk sizin evi temizlerim. Sen sabaha kadar işinden oldun, bende böylece sana olan borcumu öderim. Yeter ki iş verin bana, vallahi dilenci değilim ben asla. Sadece tutunmaya çalışıyorum bu hayata’’. O arada ev sahibi yaşlı teyze geldi. Elinde bir tabak yemek ve iki ekmek var idi. Yazık, o da yardım etmeye çalışıyor, yaşı belki 80 elinden bu kadar geliyor. Abla da çok kültürlü, ayrıca konuşurken yüzüme bakmıyor, iffet sahibi. Ben aslında taksici değilim. Geçen ay işten çıkarılmış idim. Çalıştığım firma kapandı. Benim gibi 11 kişi işsiz kaldı. Cebimde de 2.900 TL para var. Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım. Bugün doğum günü de. Akşama almam da lazım. Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu da? Ellerim titrese de, kulak verdim içimden gelen sese. Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL. Gitti bizim bilgisayar parası. Hanımda anlamayacak kızacak, çocuğunda ağlaması cabası. Ne yalan söyleyeyim. Evden çıktım ama içimde pişmanlık tavan yaptı. Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce ‘’Allah’ım dedim. Sen gördün her şeyi, sana teslim ettim emaneti. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin’’. Bütün duam bu kadardı. Moralim sıfır arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı. Bizim işten çıkarılan ağabeylerden olan Mustafa abi aradı. ‘’Müjdemi isterim,1.5 iskenderi de yerim. Vedat kardeşim. Müjde tazminatlar hesaba yatmış. Ben çektim, sende git çek dedi.’’ Benim tazminatım tam 27.000 TL idi. Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım. Elime sığacak kadar her şeyi de aldım. Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak. Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

    Alıntı
  • .

    Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi. ‘’Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar’’.
    Zaten iş de yok, siftah etmedim. Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim. Çocuğun sesi beni bitirdi. İnliyor garibim, o inledikçe ben gaza daha da yüklendim. Acile yanaştık. Ben kimliğini aldım, kayıt yaptırdım. Anne odaya geçti. Doktor çok acil müdahale etti. Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş. Doktor hanım öyle dedi.
    Tam 4 saat annesi ayakta bekledi. Bir defa olsun ne bir yudum su içti, ne de nefes aldı sanki.
    Aslında benim işim bitmişti. Ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti. Baktım yüzüne annenin bir ara, ne kadar da benziyordu benim vefat eden Nuray ablama. Neyse çıktık tekrar yola ,çocuk iyi olunca sabaha. Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik. Yorgun olduğu için annesi ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım. Şöyle bir etrafa baktım. Nasıl yani, şimdi bu ev mi? Tek bir oda var, ikincisi yok. Bir yatak var, çocuğun ki yok. Küçük tüp var, 4’ lü ocak yok. Çeşme var, su yok. Tencere var, ama buzdolabı yok. Ekmek var, ama bir litre sıvı yağ yok. Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin? Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış. Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş. Çalıştıkça eksiklerini alırsın demiş. Abla anlattı her şeyi: ‘’Abi 7. günüm bu evde. 45 TL param vardı o da bitti istemesem de. Evlere temizliğe giderim, gerekirse 100 değil 50 TL isterim. Allah’ın izni ile geçinir giderim. Mesela ilk sizin evi temizlerim. Sen sabaha kadar işinden oldun, bende böylece sana olan borcumu öderim. Yeter ki iş verin bana, vallahi dilenci değilim ben asla. Sadece tutunmaya çalışıyorum bu hayata’’.
    O arada ev sahibi yaşlı teyze geldi. Elinde bir tabak yemek ve iki ekmek var idi. Yazık, o da yardım etmeye çalışıyor, yaşı belki 80 elinden bu kadar geliyor. Abla da çok kültürlü, ayrıca konuşurken yüzüme bakmıyor, iffet sahibi.
    Ben aslında taksici değilim. Geçen ay işten çıkarılmış idim. Çalıştığım firma kapandı. Benim gibi 11 kişi işsiz kaldı. Cebimde de 2.900 TL para var. Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım. Bugün doğum günü de. Akşama almam da lazım. Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu da? Ellerim titrese de, kulak verdim içimden gelen sese. Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL. Gitti bizim bilgisayar parası. Hanımda anlamayacak kızacak, çocuğunda ağlaması cabası. Ne yalan söyleyeyim. Evden çıktım ama içimde pişmanlık tavan yaptı. Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce ‘’Allah’ım dedim. Sen gördün her şeyi, sana teslim ettim emaneti. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin’’. Bütün duam bu kadardı. Moralim sıfır arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı. Bizim işten çıkarılan ağabeylerden olan Mustafa abi aradı. ‘’Müjdemi isterim,1.5 iskenderi de yerim. Vedat kardeşim. Müjde tazminatlar hesaba yatmış. Ben çektim, sende git çek dedi.’’ Benim tazminatım tam 27.000 TL idi. Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım. Elime sığacak kadar her şeyi de aldım. Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak.
    Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

    .
  • Bak bende yalan yok vallahi billahi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur.
  • Bosna'nın meşhur bir sarhoşu vardır.ismi mestan,mestan her gün içer her gün etrafını rahatsız eder ve her gün herkes ondan şikayet ederdi. Mestanı yolda görseler yollarını değiştirirler Adını duysalar illallah ettik ondan derlerdi..Mestan bir gün köyün muhtarının kapısını çalar,kapı açılır Mestan telaşlı bir şekilde der ki; Muhtar ben rüyamda Resulullah (a.s.v) gördüm,beni yakamdan öyle bir tuttu ki,öyle bir salladı ki; Mestan yeter artık! nedir senin bu rezilliğin ? çabuk bana geliyorsun ! çabuk bana geliyorsun..yeter artık! dedi.

    Beni ne olur Medine'ye götür muhtar,Allah aşkına beni Medine'ye götür.
    Muhtar Mestan'ın sırf içki almak için ona bu hikayeyi uydurduğunu ve ondan para almak istediğini düşünmüştür..Mestan sırf başına bela olmasın diye cebinden üç beş kuruş verip göndermiştir.
    Mestan bütün Köyü kapı kapı gezmiş,ben Peygamberimi gördüm ne olur beni Medine'ye götürün,diye herkese yalvarmıştır..

    ama maalesef Köyde ki herkes Muhtar gibi düşünüp Mestan başlarına bela olmasın diye üç beş kuruş cebine koyup göndermişlerdir.Mestan paralar cebine girdikten sonra,en son cebinde ki paraya bakar ve düşünür; Bu parayla Medine'ye gidemem ki..ve çaresiz tekrar Muhtara gider,der ki;

    Muhtar sen bizim başımızsın,sen bizim emirimizsin ben sana beni Medine'ye götür diyorum.Vallahi damınızı taşınızı yakarım sizin,beni Medine'ye götür bu köyü yakarım..beni Medine'ye götür,Beni Muhammedim çağırıyor beni Medine'ye götür der ve Muhtar durumun ciddiyetini anlar..Muhtar baktığı dört beş ineği satmış Mestan'la beraber hacca gitmeye karar vermiştir.

    Mestan'la Muhtar Medine'ye vardıklarında otobüs Medine de durur durmaz hemen aşşağıya fırladı ve birinin kolundan tutup Peygamber nerede diye sordu..

    karşısında ki sorusundan anladı ve bu tarafta diyerek Mescid-i Nebevi gösterdi,Mestan bir anda oraya koşmaya başladı..Muhtar arkasından bağırmaya başladı; Mestan valizlerimiz burada odalarımıza yerleşelim gideriz zaten,Mestan dinlemiyor..

    Muhtar'da peşinden koşuyor,yer bilmiyorlar yurt bilmiyorlar bir birlerini kaybetmesinler diye Mestan önde Muhtar arkada koşturuyorlar..Mestan Mescid-i Nebevi'yi sarmalayan duvarlardan girdi,koy verdi öne doğru gitti ve dedi ki ;Ya Resulallah! ben geldimm,ben geldimm ben bir yolunu buldum ve geldim Ya Resulallah (gözlerim doldu ya) sen beni davet ettin bende geldim Ya Resulallah..

    ve Mescid-i Nebevide ki görevliler normalde ses çıkarılmasına izin vermezler edep derler ama kimse Mestana karışamaz ve hac döneminde Mescid-i Nebevi'de yeşil halıların bulunduğu Cennet Bahçesi denilen bir yer vardır ve o yerde namaz kılmak en önemli şeylerden biridir.normalde birisinin orada namaz kılması için üç dört saat sıra beklemesi gerekiyor ve normal de sıra da gelmez o kadar kalabalık olur ama Mestan önünde ki kalabalığı bir sürat teknesi gibi yardı ve Peygamber efendimizin (s.a.v) kabrinin yanında ki parmaklıklara yanağını dayadı ; Ya Resulallah ben geldim,sen beni bu kadar mı çok sevdin beni davet ettin,bu ne büyük bir şeref! ben bütün günahlarıma tövbe ettim ama biliyor musun sen bana şefaat edicek misin ben onu çok merak ediyorum..

    ben seni çok seviyorum Ya Resulullah diyor ve hep aynı şeyleri söylüyor..Muhtar başında bir saat bekledi iki saat bekledi olucak değil omzuna vurdu;Mestan hadi gidelim abicim otelimize yerleşelim,tekrar geri geliriz..Mestan aldırış etmez ve der ki; Muhtar git başımdan tamam sen vazifeni yaptın artık ben burdayım otelde senin otobüste senin olsun..

    ve mescid normal saatlerinde gece 12 de kapatıp imsak vakitlerinde geri açılıyordu.Kapanış vakti geldiğinde polisler Mestan'a gidip hadi tamam saat geldi çık artık diyorlar,Mestan polislere bakıp ben onun misafiriyim beni o davet etti ne olur beni çıkarmayın der ve gelin görün ki polisler ağlayışına samimiyetine bakarak müsade ediyorlar..

    yeşil kubbenin altında sadece Mestan ve Alah Resulü (s.a.v) beraber sabahlıyorlar,ve Mestan hiç bir şey yiyip içmiyor.ikinci gün olunca yine yalvarıyor yakarıyor yine kalıyor..
    üçüncü gün orada ki emniyet müdürü Mestanı görüyor bakıyorlar ki sadece zemzem içiyor ve namaz kılıyor ve Mestana baktıklarında ise rengi benzi solmuş..
    bu Adamı çıkartın buradan bir şeyler içsin yesin ondan sona tekrar anlayış gösterin yine kalsın ama bu halde olmaz,bu adam ölücek diyor.

    emir olduğu için polisler Mestanın yanına gidiyor ve diyorlar ki;Mestan hadi çık sen artık,yemek ye sonra gel,Mestan onlara bakıp diyor ki ben aç değilim..iyiyim ben,beni çıkarmayın beni ondan ayırmayın ben onun misafiriyim,beni kendisi davet etti..tamam diyorlar yemeğini ye tekrar gel,Mestan hayır beni çıkartmayın diyor..

    fakat polisler kollarından bacaklarından tutup çıkartıyorlar Mestanı,tam bütün Mü'minlerin esselamü aleyke ya resulallah dedikleri noktada Mestan başını çeviriyor Allah Resulun'e ve diyor ki;
    Ya Resulallah! senin misafirine neyi reva görüyorlar,beni sen çağırmadın mı? senin türbedarları'nın benden haberi yok mu? beni senden ayırıyorlar Ya Resulallah! derken tam o anda polislerin elinde ruhunu teslim ediyor Mestan..

    orada bir arbede yaşanıyor Mestanı alıyorlar mermerin üzerine yatırıyorlar birisi ben doktorum diyor kalp masajı yapıyor,Muhtar yanında göz yaşları içerisinde ve Mestan ruhunu Hakka teslim ediyor.ve Mestan bir tebessümle güldü gülecek.

    kardeşim neyi bekliyorsun? ne zaman düzeliceksin ?ne zaman düştüğün yerden kalkacaksın? bak Allah her zaman seninle beraber..yapamam edemem deme zamanını bekliyorum gelicek deme! zamanı ne zaman gelicek? öldün ölüceksin farkında değil misin? ne yapıcağını bilmiyor musun çoktan ezan okunmadı mı kardeşim..hadi namaza belkide Resulallah seni seccade'nin başında bekliyor.

    SELAMETLE..
  • Bak bende yalan yok vallahi billahi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur.
  • Bak bende yalan yok vallahi billâhi
    Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur.