• "Bir sorunu çözmeye karar veren devletin onu çözmemesi mümkün değildir. Bir başka deyişle, ortada çözülmemiş bir sorun varsa biliniz ki, öyle bir sorunun olması, iktidar sahiplerinin işine gelmektedir. Örneğin, Türkiye'de eğer toplumu sarmış bir «uyuşturucu» sorunu yoksa veya «uyuşturucu kaçakçılığı» bir ulusal sorun niteliği kazanacak kadar büyümüyorsa, asıl sebep siyasi iktidarın o konuya ciddiyetle eğilmiş olmasıdır. Ama «vergi kaçakçılığı» baş edilemez bir sorun olarak ortada duruyorsa ki Türkiye’de özellikle 1950’den bu yana öyledir. Biliniz ki, «vergi kaçırılmasına» siyasi iktidar göz yumuyordur. Çünkü desteğini, vergi kaçıran kesimlerden aldığı inancındadır.
    Aynı şeyleri «gerici hareketlerin gelişmesi», «para değerlerinin düşmesi», «enflasyonla ve yolsuzlukla başedilmemesi» dahil hemen her konu için söyleyebilirsiniz.
  • ـ4333 ـ1ـ عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #: إذَا جَمَعَ اللّهُ ا‘وَّلِينَ وَاŒخِرِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يُعْرَفُ بِهِ فَيُقَالُ: هذِهِ غُدْرَةُ فَُنٍ[. أخرجه الخمسة إَّ النسائي .

    1. (4333)- İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Kıyamet günü, Allah öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır" denilir." [Buhârî, Edeb, 99, Cizye 22, Hiyel 9, Fiten 21; Müslim, Cihâd 10, (1735); Ebû Dâvud; Cihâd 162, (2756); Tirmizî, Siyer 28, (1581).][1]

    ـ4334 ـ2ـ وفِِي أخرى لِمُسْلِمٍ عَنِ الْخُدْرِىّ: ]لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ عِنْدَ اسْتِهِ، يُرْفَعُ لَهُ بِقَدْرِ غُدْرَتِهِ: أَ وََ غِادِرُ أعْظَمُ مِنْ أمِير عَامَّةٍ[ .

    2. (4334)- Müslim'in el-Hudrî'den nakline göre, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demiştir:"
    Her zalimin arkasında bir bayrağı vardır, zulmü ölçüsünde bu bayrak yükseltilir. Haberiniz olsun, âmme hizmetlerini üzerine alandan daha büyük vefasız yoktur." [Müslim, Cihad 15, (1738).][2]

    AÇIKLAMA:

    1- Gadr, vefasızlık demektir. Yani bir şeyi yapmaya söz verdiği halde sözünde durmamak. Vefasıza gadir denir.
    2- Dinimiz verilen sözün tutulmasını emreder ve bu hususa ehemmiyet verir. Vefasızlık şiddetle yasaklanmış ve haram ilan edilmiştir. Ahde vefa, Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah'ın vasıflarından biri" olarak zikredilmiş (Tevbe, 111), mü'minlerin de bu vasıta muttasıf olmaları taleb edilmiştir (Bakara 177). Ahde vefayı emreden birçok ayetten sadece bir tanesini kaydediyoruz: "Ahdi de yerne getirin. Muhakkak ki ahidden dolayı mes'uliyet vardır" (İsra, 34).
    Sadedinde olduğumuz İbnu Ömer (radıyallahu anh) hadisi, ahdini tutmayan vefasızların kıyamet günü arkalarına dikilecek bir bayrakla teşhir edileceklerini belirtiyor. Bayrak vefasızlığın ölçüsü nisbetinde yüksek tutulackatır. İbnu Ebî Cemre "gadr" kelimesinin mutlak gelmesine bakarak, "büyük" veya "küçük" her çeşit vefasızlığa şâmil olduğunu söyler ve hadisin, herhangi bir günah işleyen kimsenin dahi, Cenab-ı Hak teşhir edilmesini dilediği takdirde, onu gösterecek bir alemeti bulunacağını ifade ettiğini söyler. Bu hususu şu âyet te'yid eder: "Günahkârlar simalarıyla tanınacaklar" (Rahmân, 41). İbnu Ebî Cemre devamla der ki: "Hadisin zahiri her bir vefasızlık çin bir bayrağın bulunacağını ifade eder. Böylece anlaşılır ki, tek bir şahıs için vefasızlıkları adedince, birçok bayrak olacaktır." Bu ifadenin şümûlünü anlayabilmemiz için, her bir günahın Allah'a karşı işlenen bir gadr, bir vefasızlık olduğunu hatırlamalıyız. Çünkü her bir günah, Allah'a olan kulluk misakımızın bozulması, bezm-i elestteki ahdimize vefasızlık ifade eder. Şu halde Allah'a karşı ahdimizi tutmayı (yani gadr'e düşmemeyi) emreden ayet-i kerîme (Bakara, 27) bizi günaha karşı uyarmaktadır. İbnu Ebî Cemre devamla der ki: "Bayrak dikilmesindeki hikmet, cezanın, çoğunlukla günahın zıddı ile vaki olmasındandır. Nitekim gadr (günah) gizli işlenir. Öyleyse bunun cezasının açık şekilde verilmesi pek münasip düşer. Arap örfünde bir şeyin teşhirinde en iyi vasıta bayrak dikilmesidir."
    3- Hadis, bir başka meseleye de parmak basar: "Kıyamet günü insanlar babalarına nisbetle çağrılacaklardır. Bu hükmüyle hadis, insanların Kıyamette annelerine nisbetle çağrılacağnı bildiren hadise muhalefet etmektedir. İbnu Hacer o hadisin Taberânî'de İbnu Abbâstan rivayet edildiğini, senedce çok zayıf olduğunu söyler. İbnu Battâl, "babalara nisbet edilerek çağırılma tarifte daha açık ve başkalarından tefrikde daha mükemmeldir" der.
    İbnu Hacer, İbnu Battâl'ın bu yorumunu şöyle açıklar: "Bu söz, "babalar (=âbâ)" kelimesini nefsü'l-emire değil, dünyada adamın nisbet edildiği şahsa hamletmeyi gerekli kılar. Esas alınan yorum da budur."
    4- Hadiste, zahire göre hükmetmenin caiz olduğu da anlaşılmaktadır.
    5- İkinci hadiste, amme hizmetinde bulunan devlet reisi, vali, kaymakam gibi yetkililerin verdikleri sözü tutmamalarının daha büyük bir cürüm olduğu ifade edilmektedir. Çünkü insanlar ahidlerini yerine getirmemek suretiyle güvensizlik hasıl ederlerse beşeri hayatta ilerleme olmaz. Pek çok işin yürümesi, karşılıklı güvenle olur. Bu kalkarsa her şey muallakta kalır. Hele memurlar vefasızlıkları sebebiyle güvensizlik verecek olurlarsa, amme hizmetleri fevkalade aksar, milletin devlete itimadı kalmaz.
    Kadı İyaz, hadisten iki çeşit vefasızlık anlar: Birincisi yukarıda temas ettiğimiz devlet adamının millete karşı gadri, ikincisi de milletin devlet adamına karşı gadridir. Yani millet de hükümdarına karşı vefasızlık yapabilir. Bu, çeşitli itaatsizlik, isyan, vergi kaçakçılığı, fitnecilik, vatandaşlık vazifelerinde ihmal gibi değişik menfi davranışlarla kendini gösterir.
    Şu halde, hadiste gelen tehdide bu hallere düşen herkes muhatap olabilecektir.
  • "Binanın pırıltılı görüntüsünün ardında her türlü vergi kaçakçılığı, dümen, rüşvet, karanlık anlaşmalar hazır ve nazırdı."
  • Biraz daha yürekli olmalıyız ve gerçeklerden korkmamalıyız. Türkiye gene Avrupanın hasta adamıdır. Örneğin Türkiye dünyanın kaçakçılık merkezlerinden biridir. Silah, afyon ve türlü uyuşturucu madde kaçakçılığı yapılır. Büyük evrensel şebekeler kurulmuştur Türkiyede. Bu kaçakçılardan biri parlamentoya girmek yolunu bile bulmuştur. Türkiye, dünyanın vergi kaçakçılığı rekortmenidir. Uzmanlar, araştırıcılar öyle diyorlar. Türkiye, dünyanın rüşvet, suiistimal merkezlerinden biridir de. Türkiye başka önemli bir hastalıkla daha maluldür, kumarla. Türkiyede eskiden çok az içki içilirdi. Ne sebeptense şimdi Türkiye gece gündüz zelzeleye uğramış gibi sallanıyor. Daha da önemlisi, Türkiye toprakları ölüyor. Orman bitmiş, bu yüzden de seller her yanı silip süpürüp götürüyor. İnsan sayısı her yıl bir buçuk milyona yakın artış gösteriyor. İşsizler ordusu her gün çığ gibi büyüyor. Fabrikalar, montaj. Sömürü almış başını doludizgin gidiyor. Birkaç yüz aile sülükler gibi şiştikçe şişiyor. Manzara-i umumi çok fena, şöyle bir bakacak olursak. Bir de politik düzensizlik… Bir de yalan dolan. Dört başı bayındır bir çöküntü. Türkiye, Avrupanın değil yalnız, belki de dünyanın iflah kabul etmez hasta adamıdır. Bu sözümü gene tekrar ediyorum, dikkat buyurula: Türkiye dünyanın hasta adamıdır artık.

    Bu hastalığa çare aranıyor, bulunuyor mu, yoksa, hastalığın üstüne mi yürünüyor? Benim kanım şudur ki, hastalığın üstüne yürünüyor ve gözüne gözüne gidiliyor.