B

B
“Истинно великие люди должны ощущать на свете великую грусть.” —F. D.
303 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Spoiler// İnsan ve Seçim Yapmak Üzerine
10/10
·656 syf.··
2025 20. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2025 00:00
Cennetin Doğusu en nihayetinde “Habil ve Kabil”in hikayesinin yeniden anlatımı. Kitapta insanı çok farklı açılardan ele alıyor Steinbeck, bunu da dini hikayelerin ışığında yapıyor. Ana kahraman Adam, Adem’i temsil ediyor gibidir. Sonra karısı olacak Cathy ile tanışır ve hem güzelliğinden etkilenerek hem de zihninde onu idealleştirerek ona (ya da kafasında yarattığı haline) âşık olur. Cathy’ye öncelikle şöyle bir parantez açmak gerekir ki kendisi tamamen DSM’den çıkıp gelmişçesine spot-on bir psikopat. Düşüncelerini okudukça bir antisosyal kişilik bozukluğunu bu denli gerçekçi yazabilmesine oldukça şaşırdım yazarın, gerçekten hayranlık verici. Zaten kitapta Cathy’nin bu psikopatlığına vurgu çok yapılıyor. Bilindiği üzere bu bozukluğa sahip olan insanların empati yapma, sevgi ve şefkat duyma yetenekleri yoktur, doğuştan bundan yoksun olarak dünyaya gelirler. Adam, Cathy hakkında şöyle der: “Senin neden nefret ettiğini biliyorum. Onlarda anlayamadığın bir şeyden nefret ediyorsun. Kötülüklerinden nefret etmiyorsun. Ulaşamadığın iyiliklerinden nefret ediyorsun.” Kitaptaki en zeki karakterlerden Lee, Cal’e annesi hakkında şunları söyler: “Cal” dedi, "bu konuyu uzun saatler boyunca düşündüm ve hala bilmiyorum. Annen bir muamma. Bana öyle geliyor ki o, diğer insanlardan farklı. Onda bir şey eksik. Belki iyilik, belki vicdan. İnsanları anlayabilmek için onları kendi içinde hissetmen gerekir. Ben anneni hissedemiyorum. Onu düşündüğüm anda duygularım karanlığa gömülüyor. Onun ne istediğini, neyin peşinde olduğunu bilmiyorum. İçinde çok nefret vardı, ama sebebini de, neye yöneldiğini de bilmiyorum. Bir muamma. Ayrıca sağlıklı bir nefret değildi. Öfke yoktu içinde. Merhametsiz bir nefretti.” Normal insanlar, bu alıntılardan da anlaşılabildiği gibi, saf kötülük konseptini
Edebiyat
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,4bin okunma
Reklam
Spoiler //
10/10
·240 syf.··
2025 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2025 23:54
Berserk'ün dönüm noktası sayılabilecek Eclipse'in gerçekleştiği volume. Neler olacağını bilerek okumaya başlamama rağmen beni oldukça sarsan bir kitap oldu. Sanırım edebi, felsefi ve sanatsal anlamda en çok beğendiğim sayı bu olmuştur. Miura'nın çizimlerinde detaylara verdiği öneme hep hayran olurum fakat bu kitaptaki bazı paneller ayrı bir güzeldi. Önceki sayıda Griffith'e oldukça üzülüyordum, bunda ise o hariç herkese aynı duyguları hissediyor insan. Eclipse'teki o mahşeri hava gerçekten çok etkileyici, insanın içini karartıyor. Berserk'ü okumaya başlamadan önce 97 yapımı anime'sini izlemiştim. O yapımda yer verilmeyip de mangada olan bir sahne var, Griffith yeniden doğmadan önce boyutlararası bir mekanda Tanrıyla konuşur. Önce ne olduğunu anlamayıp "Bu da ne?" diye sorar. Yapı da şöyle der: "Hislerden oluşan bir okyanus. İnsanlar ruhlarının derinliğinde bireyselliği aşan bir ortak bilince sahiptir. O kolektif bilincin karanlık tarafı işte bu genişleyen okyanus. Ben bu dünyanın egosu olarak o genişlikten doğdum. Ben, dünyanın ta kendisiyim, her insanın içinde olan karanlığım; kötülük düşüncesi, tanrının özü budur." Berserk gibi karanlık bir dünyaya oldukça uygun bir Tanrı tasarısı bu. Kolektif bilinç ile yaratılmış, kökenini insanın karanlığından alan bir Tanrı. Bana bir nebze de Dostoyevski'nin şu sözünü hatırlattı: "Düşünüyorum da, şeytan yoksa, o zaman onu insan icat etmiştir; hem de kendi benzeri olarak." Griffith de şöyle der: "Tanrı... O zaman Tanrıyı insanlar mı yarattı? O zaman bunun oluşmasını isteyen insanlık mıydı? Bu korkunç şeyi biz mi yarattık? Şey gibi sanki... Cehennem." "Cehennem. Bazıları öyle der. Bu pek çok zihinsel derinliğin en dış kısmı sadece. Fakat sen de tahmin edersin ki içerisi korkunç derecede insanî. Vahşet ve yalnızlık... Burası
Edebiyat
Berserk, Vol. 13Kentaro Miura · Dark Horse Manga · 2006414 okunma
9/10
·234 syf.··
2025 12. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2025 00:49
Spoiler // Griffith'e duyulan haklı nefretin farkındayım fakat yine de elleri ve ayakları tutmayan Griffith'in arkadaşları düşmanla savaşırken kılıcını kavramaya çalışması, tutamayışı ve mağarada öylece oturup izlemekten başka bir şey yapamayışı en çok içime işleyen sahnelerden biri oldu. Guts Zodd'la çarpışırken onu kollarından tutan iki askerle birlikte Guts'ı izliyor ve gidip müdahale etme isteği gözlerinden okunuyor, Miura'nın çizimleri bu panellerde oldukça etkileyiciydi. Hayatı başarı dolu, herkeste hayranlık ve saygı uyandıran bir komutandan, kılıcını savurmayı bırak yürüyecek hale bile gelememek gerçek bir "dibi görmek" olarak tanımlanabilir. Miura böylelikle Eclipse'e iyi zemin hazırlamış, o denli her şeyini kaybetmiş ve ölümün bile daha iyi bir seçenek olduğu durumda, arkadaşlarını feda etmemek bence biraz aptallık olurdu. Şu ana kadar okuduklarım arasında (yani vol. 13'e kadar) beni duygusal olarak en çok etkileyen Berserk kitabı bu oldu. İnsan ister istemez Griffith'le empati yapıyor, Zodd'un Griffith'in çıplak bedenini askerlerine gösterip "Look at this mangled body!" dediği yer de mesela oldukça çarpıcı. Ki durum etrafındaki insanlar için bile inanılmaz üzücü ve yıkıcı zaten. Casca, hayranlı duyduğu, hayatını kurtarmış adamın başkalarına muhtaç hale gelmesine tanık oluyor, Guts en yakın arkadaşının yüzünü gördüğü an şok oluyor ve akabinde ağlıyor. Pre-Eclipse Griffith narsisistik, manipülatif ve oldukça makyevelist bir adam olabilir fakat bence farklı birisi olsaydı da sonuç değişmezdi. Ayrıca vol. 10 ve 11'de, Casca ile Guts arasında bir şeyler yaşandığını fark eden Griffith'in kıskançlığı da karakterine dair biraz ipucu veriyor. Amacı uğruna her şeyi yapabilecek birisi (bedenini satmaktan çocuk öldürmeye kadar) fakat aynı zamanda insanlar üzerinde
Edebiyat
Berserk, Vol. 11Kentaro Miura · Dark Horse Manga · 2006431 okunma
10/10
·637 syf.··
2021 4. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2021 18:17
Kitabın başkahramanı Nehlüdov toplumun üst sınıfına mensup birisi. Gençliğinde temiz, iyi yürekli bir delikanlı olarak anlatılır fakat, özellikle orduya katılmasıyla katılmasıyla beraber, ileriki zamanlarda karakterinde bozulmalar meydana gelmiştir: «Bu korkunç değişikliğin tek nedeni, kendine inanmayı bırakıp başkalarına inanmaya başlamasıydı. Kendine inanmaktan vazgeçmiş, başkalarına inanmaya başlamıştı, çünkü kendine inanarak yaşamak çok zordu: kendine inandığında sorunlarını kolay sevinçler arayan hayvansal “ben”in yararına değil, neredeyse her zaman bu hayvansal “ben”e karşı koyarak çözümlemesi gerekiyordu; oysa başkalarına inandığında ortada çözümlenecek bir sorun olmuyordu. Her şey zaten çoktan çözümlenmişti, hem de ruhsal “ben”e karşı, hayvansal “ben”in yararına çözümlenmişti. Ayrıca kendine inandığı sürece hep insanlar tarafından ayıplanmışken, başkalarına inandığında çevresindeki insanların övgüsünü kazanıyordu.» Nehlüdov içinde bulunduğu topluma uyum sağlamak uğruna, önceden ruhunda baskın olan iyi tarafını baskılamış ve kendini hayvanî tarafına teslim etmiştir ya da etmek zorunda bırakılmıştır. Çünkü aynı Peyami Safa’nın dediği gibi: "intibak zorlaştıkça ferdiyet artar. Çünkü intibak daima ferdiyetten bir fedakârlık pahasına mümkündür.” insanın, içinde yaşadığı topluma uyum sağlaması için gerçekte olduğu kişiden fedakarlıklar yapması gerekir. Nehlüdov; tanrı, gerçeklik, yoksulluk gibi konular hakkında kafa yorduğunda, harcamalarını kısıtlayıp eski paltosunu giymeye devam ettiğinde veya içki içmediğinde insanların onunla alay ettiğinden bahseder. Büyük paralar harcadığında ise herkes onu övüyordur. En sonunda teslim olur ve kendisine inanmayı bırakır: «Nehlüdov, ilk başta bununla mücadele ediyordu ama mücadele çok zordu, çünkü kendisine inanarak iyi
Edebiyat
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,5bin okunma
10/10
Liza Knapp'ın önsözünde bahsettiğine göre, Dostoyevski notlarında Prens Lev Nikolayeviç Mışkin'i "kutsal çılgın" olarak tanımlar.* Ardından Knapp şöyle yazar: kutsal çılgın tiplemesi Aziz Paulus'un havari mektubuna dayanır ("biz isa uğruna çalışan çılgınlarız, fakat sen İsa'da bilgeleşiyorsun"). Kutsal Çılgın, azizlikle, dünyeviyattan uzak olmayla, toplumun kıyısında kalmışlıkla bağdaştırılmıştır.* bu Prens'i güzel tanımlıyor: toplumun kıyısında kalmışlık. Lev Nikolayeviç o kadar iyi niyetli, saflığı öylesine bozulmazdır ki içinde bulunduğu toplum tarafından garipsenir ve "budala" diye anılmaya başlar. Dostoyevski Budala'nın ilk bölümünü yazdıktan sonra yeğeni Sonya'ya şöyle yazmıştır: “Romanın temel düşüncesi, mutlak iyi adamı anlatmak. Özellikle bugünlerde, dünyada bundan güç iş yok.” ve şöyle devam eder: “Bütün dünyada mutlak iyi olan tek insan vardır: İsa... Hıristiyan edebiyatındaki iyi kişilerin en kusursuzu Don Kişot'tur. Fakat iyi olmasının tek nedeni, aynı zamanda gülünç olmasıdır. Dickens'ın Pickwick'i de gülünçtür ve bu yolla başarılı olmaktadır. kendi değerinin farkında olmayan bu gülünç kişilere karşı bir merhamet uyanmakta ve bu yoldan, okuyucuda bir yakınlık duygusu ortaya çıkabilmektedir. Merhametin uyanışı, mizahın sırrıdır. Jean Valjean da güçlü bir girişim, fakat o bahtsızlığın derinliği ve toplumun ona yaptığı haksızlıklar yoluyla okuyucuda yakınlık uyandırıyor. Benim romanımda bu tür şeyler hiç yok ve tam bir başarısızlığa uğramaktan müthiş korkuyorum.”** Bunun anlamı şudur ki Dostoyevski Suç ve Ceza'dan farklı olarak bu kitapta ahlaka yaklaşımını dıştan değil, içten yapar. yani Mışkin iyidir, onun iyiliği dışarıdakilerin kötülüğüyle daha da görünür kılınmaz. Mutlak İyi'dir o, tıpkı bozuk toplumda dirilmiş İsa gibi. Çoğu kişi gibi ben de ilk
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Reklam