John Steinbeck

John Steinbeck

Yazar
8.6/10
24.974 Kişi
·
89.017
Okunma
·
4.780
Beğeni
·
70436
Gösterim
Adı:
John Steinbeck
Tam adı:
John Ernst Steinbeck, Jr
Unvan:
Nobel ve Pulitzer ödüllü Amerikalı yazar
Doğum:
Salinas, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Şubat 1902
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 20 Aralık 1968
John Steinbeck, (27 Şubat 1902 - 20 Aralık 1968) ABD'li yazar.

27 Şubat 1902'de Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaleti Salinas kentinde doğdu. 20 Aralık 1968’de New York'ta yaşamını yitirdi. 1940Pulitzer Ödülü ve 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi gerçekçi roman-öykü yazarı.

Bir ırgat ailesinin çocuğudur. Babası Prusyalı, annesi ise İrlandalı göçmen bir aileye mensuptur. Yaşıtları gibi o da küçük yaşlarda çiftçilik yaptı. 1920-1926 arasında aralıklarla Stanford Üniversitesi'ne devam etti. Öğrenimini sürdürebilmek için duvarcılık, boyacılık, kapıcılık, eczacılık gibi işlerde çalıştı. Okulu bitiremedi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazmayı sürdürdü. Irgatlık ve işçilik yaparken edindiği deneyimler, eserlerinde işçilerin yaşamlarını gerçekçi bir dile anlatmasına büyük katkı sağladı. İlk romanlarından başlayarak hep işçileri, yaşam koşullarını, ilişkilerini anlattı. İlk kitabı " Altın Kupa " (1929). 1936'da yayınlanan "Bitmeyen Kavga"da tarım işçilerinin grevi ve bu greve önderlik eden iki Marksisti anlattı. Amerikan çalışma sistemine keskin eleştiriler yöneltti. Üçüncü kitabı "Fareler ve İnsanlar" 1937'de yayınlandı. Bu kez iki göçmen işçi arasındaki garip ve karmaşık ilişkinin öyküsünü anlatıyordu. Kendisine "Pulitzer Ödülü" getiren ünlü romanı "Gazap Üzümleri" 1940'ta sinemaya aktarıldı. II. Dünya Savaşı yıllarında daha çok ideolojik eserler verdi. İzleyen yıllarda politikadan uzak, eğlendirici yanı ağır basan duygusal öğelerin de yer aldığı eserler ve senaryolar yazdı.1962'de edebiyata katkılarından dolayı Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü.
"Kitaplar bir halta yaramaz. İnsanın birine ihtiyacı vardır, birine yakın olmak ister." İnler gibi devam etti. "Kimsesi yoksa delirir insan. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında biri olsun. İnanın bana, insan fazla yalnız kaldımı, hastalanır."
''Biz onlara benzemeyiz. Niye mi? Çünkü, çünkü yanımda sen varsın, beni kollarsın, senin için de ben varım. Niyesi bu işte...''
Lennie sordu:

" Neden istemiyorlar senin gelmeni ? "

" Zenciyim diye. Orada hep iskambil oynarlar, ama ben oynamam, çünkü ben zenciyim. Leş gibi de kokarmışım. Ben sana bir şey söyleyeyim mi Lennie , asıl siz leş gibi kokuyorsunuz. "
"Eh hepimiz hayatımızı kazanmak zorundayız."
"Öyle," dedi Tom. "Ama keşke başkasının hakkını almadan kazanmanın bir yolunu bulsaydın."
"Onların tek bir lideri ve tek bir başı olduğu için hepimizi kendileri gibi zannediyorlar... ama biz özgür insanlarız; kaç kişiysek o kadar başımız var ve ihtiyaç olduğunda aramızdan mantar gibi lider biter."
John Steinbeck
Sayfa 102 - Sel Yayıncılık - 4. Baskı - 2019
126 syf.
·1 günde·10/10
Fareler ve İnsanlar John Steinbeck tarafından yazılmış bir novelladır (kısa roman). Yazar Califonianin Salinas kentinde dünyaya gelir. Zaten eserlerinin çoğuda buradan esinlenmiştir. Universite de okurken yazarlığına katkısı olacağını düşündüğü derslere girmiştir. Sonra bırakıp tezgahtarlkk marangozluk vs halkla iletişimi yüksek olan işler yapmıştır. Eserleri edebi olduğu kadar hayatın içinden olduğu için her dönem okunmaktadir.

Kitaba gelince yazarın Pulitzer ödüllü Gazap üzümleri kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıdır. İnsan ilişkileri üzerine yazılmıştır. İçeriğini dostluk, yalnızlık ve sevgi konuları oluşturmaktadır. Amerika'da orta öğretimde okunması zorunlu kitaplardan biridir.

George Milton, Lennie Small, Curley, Seyis Crooks, Slim, Clara Teyze, Carlson ve ismini hiç bilmediğimiz Curleyin karısı bu romandaki karakterler.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Fareler ve İnsanlar kitabını çizimlerimle birlikte yorumladım : https://youtu.be/HHo8Z-JgYzU

Hepimiz hayalleri olan varlıklarız. Bazen gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz halde yorulmadan hayaller kurmaya devam ederiz. Fakat zaten hayalin kelime anlamına baktığımızda da: "Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey." olarak bir açıklama görürüz. Biz canlı varlıklar, gerçekleşmesini özlediğimiz şeylerin hayalini kurarız.

1759 tarihinde doğmuş olan Robert Burns adlı İskoç şair "İnsanlarla fareler hiçbir zaman hayallerini gerçekleştiremezler." temasıyla "To a Mouse" adında bir şiir kaleme almış. Şimdi bu cümleden yola çıkarak ilk olarak 1937 tarihinde yayınlanan Fareler ve İnsanlar kitabına yaklaşık olarak 150 yıllık bir köprü kurmayı amaçladım.

Farelerin hayali peynirdir, insanların hayali ise paradır. Kadınların hayali ise -en azından Amerikalı olanların- Hollywood'da bulunup sahne alabilmektir. Bu hayal edilen şeyler ise her zaman bir hayal döngüsünde kalır aslında. Fare peyniri bulunca daha çok peynir ister, insan da parayı bulunca daha çok para ister. Hatta bu duruma Amerikalıların bulduğu bir kelime bile var... Amerikan rüyası adında. Bu kitap da aslında tam olarak gayet yerinde bir Amerikan rüyası eleştirisidir. Ne fareler peynire ulaşabiliyor, ne de insanlar arzuladıkları paraya ulaşabiliyor...

Kitapta fiziksel ve zihinsel özellikleriyle birbirine tam olarak zıt olan iki başrol kişi söz konusu. Bunlardan George adında olan mantığı, zekayı, zihinsel gücü, parayı, totaliterliği ve salt maddiyatı temsil ediyorken Lennie adında olan karakter ise duygusallığı, fiziksel gücü, sevgiyi, boyun eğmeyi ve salt maneviyatı temsil etmekte. Fiziksel olarak da George zayıf olan taraf, Lennie ise şişman olan taraf. Şimdi bu sıkıcı içerik detaylarıyla ulaşmaya çalıştığım bazı önemli noktalar var.

1763 yılında James Watt tarafından bulunan buharlı makinenin icadı Sanayi Devrimi'nin başlangıcı kabul edilir. Aslında bu devrim sayesinde bizden 200 yıl önce yaşayan insanların hayallerini şu an gerçekleşmiş olarak yaşıyoruz diyebilirim size. John Steinbeck'in de Fareler ve İnsanlar kitabıyla bize George ve Lennie karakterleri üzerinden bir metaforla tam da bu konuyla ilgili bir mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum. Sanayi Devrimi'nden önce Lennie'nin karakter özellikleri olan fiziksel güç dünyayı yöneten güçtü. Fakat Sanayi Devrimi'nin başlamasıyla birlikte artık fiziksel güç yerini George'un özelliği olan zekaya ve zihinsel güce bıraktı. Para her şeyin yerini aldı ve aşırı hızlı bir üretim süreci başladı. Kısaca zekanın fiziksel güçten daha etkili olduğu ve onun yerini hemen alması gerektiği geç de olsa anlaşılmış oldu. Aynı Fareler ve İnsanlar kitabının sonunda olan o olayın seslerini kitabın daha ilk sayfalarından duyabildiğimiz gibi.

Bu kitapla birlikte sorgulamasını yaptığım bir başka nokta ise; geniş ve büyük halk topluluklarının sayıca ve hacimce küçük ama etkili devlet sistemleriyle olan etkileşimleriydi. Yani, aslında aynı Lennie ve George gibi tamamen birbirine zıt iki karakterin arasında geçen o atışmalar ve George'un her daim Lennie üzerinde totaliter bir hakimiyet sahibi olmasından bahsediyorum. 1902 tarihinde doğmuş olan Steinbeck'in, Sanayi Devrimi'nin sonuçlarıyla beraber büyüdüğü bir çağda, güncel siyasi ve ekonomik olayları bu iki karakter üzerinden kısacık ve oldukça yalın bir dille yazdığı bu kitapla çok başarılı bir şekilde anlatabildiğini düşünüyorum.

Son olarak ise aklıma gelen bir başka şeyden daha bahsedeceğim. 1886 yılında Amerika'da yapılmış olan Özgürlük Heykeli'yle birlikte evrensel özgürlüğün temsili amaçlanmıştı. Hatta Özgürlük Heykeli'nin tacında bulunan 7 köşe, 7 kıtayı veya 7 okyanusu simgeleyen köşelerdir. Böylece evrensel özgürlük, hakların kısıtlanmaması gibi amaçlar hayal edilerek bu heykel inşa edilmiştir. İşte bu sebeple Özgürlük Heykeli'nin bulunduğu bir ülke olan Amerika'da kaleme alınan Fareler ve İnsanlar romanındaki karakterler de zencisinden kibirli beyazına, zeka olarak gerisinden fiziksel olarak ilerisine çeşit çeşit kişiyle doludur. Aynı dünyadaki bütün insanları temsil eder gibi sanki. Fakat Özgürlük Heykeli'nin amacının işlemediği bu çiftlikte insanlar bu heykeli bildiğiniz pompalı tüfeklerle ve Luger marka tabancalarıyla kovalıyorlardı!

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
556 syf.
·11 günde·10/10
Toplanın Oklahama'ya gidiyoruz. Tom Joad ve eski Papaz Casy bizi karşılayacak. Kapitalizmin insanı nasıl insanlıktan çıkardığını hep beraber gösterecekler bize.

Büyük buhran dönemi küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tatafindan ellerinden toprakları alınıp Kaliforniya'ya göç etmek zorunda kalmaları ve orada hayata tutunmaya çalışmasını konu alan romandır.

Fareler ve İnsanlar eseriyle de ses getiren John Steinbeck Amerika'nın büyük buhran dönemini bu kitaba ve okuyanların kafasına kazımış. Özellikle sonlara doğru 'o nasıl bitiş' diyeceksiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
556 syf.
·4 günde·9/10
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Franz Kafka'nın dediği gibi bu kitap beni sarstı, beni fazlasıyla rahatsız etti.

Duyguların, kelimelerle damara enjekte edildiği kitaplardan bu.

Beton yolun iki yanı, birbirine dolaşmış kuru otlardan bir şilteyle  kaplı gibiydi. Her birinin uçlarında ya köpeklere takılmayı bek­leyen yulaf kılçıkları, ya at toynaklarına sırnaşmaya heveslenen  yüksük otları, ya da koyun yünlerinin belası pisi otları hazırdı.  Uyuyan hayat, dağılmanın, yayılmanın fırsatını kolluyordu.  Her tohumda dağılma yetenekleri yaratılıştan vardı. Kıvrık ok­lar, rüzgar için minik paraşütler, ufak mızraklar, dikenler ...  hepsi de kendilerini taşıyacak bir hayvan, bir pantolon paçası,  bir kadın eteği bekliyordu. Hepsi pasifti ama harekete geçecek  donanımları da hazırdı. Hareketsizdiler ... ama birikmiş hareket  yüklüydüler.(s. 19)

Kitabın başındaki yaşadığı yerin tasviri ve bu alıntıdaki gibi, geçişlerdeki dinlendirici küçük bölümler bana Yaşar Kemal'i hatırlattı. Aynı tarz, olayların yaşandığı dönem aynı ve çekilen zulümü de göz önüne alırsak iki eserin birbiriyle birçok bağlantısı var gibi. Aynı tarz ve yaşananların izlerini takip ederek ulaştığımız şey bize insanın ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. İnsanın insana yaptığını bu dünyada başka hiçbir canlı diğerine yapmaz.

Tom Joad'ın adımlarıyla başlayan kitabımızda birçok etkileyici konudan bahsedilmiş ama asıl mesele bence aile olabilmenin zorluğu. Anne tabii ki bu zorluğun üzerinden gelebilecek en güçlü kişi. Zor zamanlarda aldığı doğru kararlar ailenin dağılmasını ve kötü duruma düşmesini engellerken, yaptığı fedakarlıklar sayesinde birbirine sımsıkı sarılan bir yumak insan görüyoruz. Dönemin şartlarının altında ezilen halkın geçim derdi, toprak biçer gibi kıtlıktan insanların biçilmesi ve gözü doymaz insanların, bankaların avucuna düşmüş biçare insanlar.

Metrobüsler, otobüsler günümüzün işçi kuluçkası. Servis beklenen köşebaşları bundan yüzyıllar öncesinin köle pazarları gibi. İşine mutlu giden var mı cidden? Ordaki asıl yüzlerin kaçı verimli çalışabilir ki bu şartlar altında. Kitabımız yüz yıl önce yazılmış ama aynı şeyi anlatıyor. Metrobüste yolculuk yaparak asgari ücret için çile çeken işçiler = birkaç hasat mevsimine denk gelip üç beş kuruş kazanıp boğazlarından biraz hamur ya da bir parça et geçsin diye yaşam mücadelesi verenlerin mücadelesi.

Bir düşünün aile denen kavram nedir? Günümüzde aile olan bireyler çalışıp geçinmeye çabalamaktan başka ne yapıyor ki? Hee Reina'da İnferno Aura'daki BRİDE partisi düzenleyen ailelerden bahsetmiyorum burda(siz de onlardan değilsiniz herhalde).Kıt kanaat geçim derdinden ne birlikte sosyalleşip tatile çıkmaya, yeni yerler, yeni hayatlar keşfetmeye vakitleri var ne de imkanları. Çocuğuyla vakit geçirip onun büyümesini seyreden kaç aile var etrafınızda? Ana baba olarak çalışmaktan, yaşamaya fırsat bulamayan insanlar topluluğu, yani modern köleler. Kayınvalideler-anneler olmasa torunlara bakıcı bulmakta ayrı bir dert tabi. Oysa aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Ve bu taşlar sayesinde halk oluşur, ulus oluşur, devlet oluşur. E bu aile içindeki yaşam bıçak kemiğe dayanmış halde yaşanarak nasıl sağlam bir toplumun temelini oluşturabilir ki bir düşünün. Size güncel bikaç örnek veriyim. Kendiniz de erken kalkarsanız görürsünüz. Kendi bulunduğum çevrede 8.00'da işte olmak için sabah 6.00 da kalkıp otobüsle yol çeken insanlar var. Metrolarla İstanbul trafiğini, büyük şehirlerin çilesini ise hiç sormayın. Peki ne için bunca dert? Çalıştığımızın karşılığı nerde derseniz onu da söyliyim. Manavın önünden geçerken meyve sebzeleri görüp canı çekmesin diye çocuğunun gözlerini kapatan babanın çaresizliğinde.
https://m.haberler.com/...olis-7121420-haberi/

Ölen oğlunu saatlerce yol yürüyerek şehre çuval içinde götüren babanın imkânsızlığında.
https://www.google.com/...tinda-tasidi-1832362

Bunlar gibi daha onlarca örnek var. Biz yüz sene önce yazılmış bu eserdeki trajedileri günümüzde yaşıyoruz. Söyleyecek çokta fazla söz yok aslında bu konuda. Ama daha acı şeyler de var.

Kısır döngü. Kapitalist sistemin zengini daha çok zenginleştirip, fakirinse kıçındaki dona göz koyacağı, soyup iyice soğana çevireceği adi sistemin eseri. Devletin holdinglerin, milyon dolarlık transferler yapan spor kulüplerinin, kan emici müteahhitlerin borçlarını silip asgari ücretle çalışan işçinin vergi dilimini yükseltmesi ve kazandığımız paranın daha bizim elimize geçmeden suyunu çekmesi... Alım gücünün azalıp vergilerin  ve hayatta ihtiyacımız olan her şeyin fiyatının durmadan yükselmesi. Halkı çalışmaya muhtaç kılması, düşünmeye fırsat vermemesi ve koyunlaştırıp gütme politikası buna en güzel örnektir.

SON DAKİKA
İncelemeyi yazdım ve paylaşmayı düşünürken TV de yeni bir haber...
Tatil vergisi. Tatilde otellerde kalanlardan konaklama vergisi alınacak. Otelin yıldızına ve kalınan güne göre 8 tl ile 16 tl arası günlük vergi alınacak :))) Hoş geldiniz. Yeni ülkemiz "Vergiye"

KİTABI OKUYANLAR İÇİN BİR ESER
https://vintagebillboard.com/...en-kadinin-hikayesi/

Kitap dediğin böyle olur işte. Pulitzer ödülünü de kapıp götürür. Küçük Tom Joad, Annesi ve Peder’in sırtına yüklenmiş bir kitaptı. Dilliyle, olayların akışıyla, okuyucuyu düşünüp geçişlerde hafif ve rahatlatıcı betimlemelerle süslemesi, karakter yoğunluğuna rağmen pürüzsüz anlatımla. Yazarın içtenliğine diyecek laf yok. Duygu ve düşüncelerini, bileklerini kullanıp kalemle, kağıda akıtmış. Bu tamamen yazarın kalitesinin eseri. Fareler ve İnsanlar'dan sonra okuyup beğendiğim 2. eseri. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
128 syf.
Kitabı henüz bitirdim ve bıraktığı etkiyle kaleme, kağıda sarıldım. Bazı kitaplar vardır tam yüreğinize dokunur ve etkisinden kurtulup, gözünüzden kopup bağımsızlığını ilan eden gözyaşlarınıza engel olamazsınız. Bunun gibi kurgu olduğunu unutturup, böyle hisler yaşatan kitapları seviyorum.

George ve Lennie hayatlarını idame ettirmek için, ırgatlık yapan iki zavallı, evsiz, gezgindir. Çok nadir görülen ve çıkarsız bir dostlukları vardır. George ufak tefek, zeki bir adam. Lennie ise koca cüsseli, hayvani ve orantısız bir güce sahip, zeka geriliği olan bir karakter. George sürekli olarak yeni işler bulur. Ama Lennie bir şekilde başlarını belaya sokup, işten atılmalarına sebep olur. Arada ondan kurtulmak istediğini söyleyip isyan eder George. Ama anında pişman olur, yumuşar. Tıpkı bir anne şefkatiyle üzerine titrer, arkasını kollar, sahiplenir Lennie ' yi. Fareler ve İnsanlar, birbirine tamamen zıt iki insanın tuhaf dostluğu.

Yahya Kemal Beyatlı ' nın bir sözü vardır ; " İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar. " Evet, bu söze kitapta fazlasıyla şahit oluyorsunuz. George ve Lennie ' nin hayata tutunmalarına sebep olan hayalleri vardır. Kendilerine ait, dışlanıp horlanmadan yaşayacakları bir ev ve arazi sahibi olmak. Tabi birkaç tavşan da olmalı. Çünkü Lennie ' nin tuhaf bir hastalığı, takıntısı vardır. Yumuşak şeylere dokunmayı, okşamayı çok sever. Ama gücünü kontrol edecek bir zekaya sahip olmadığı için, severken, okşarken öldürür fareleri ve diğer canlıları. İnsan en büyük zararı en çok sevdiklerine verir, sözü tam bu duruma uygun.

Çok ince bir kitap olmasına rağmen dolu dolu bir hikaye. Yoksulluk, ırkçılık, dostluk, vefa, hırs, masumiyet, saflık... gibi konulara değinmiş, zengin içerikli bir kitap. 1930' lu yılların Kaliforniyasında yaşanan insanlık ayıbı ırkçılığa özellikle yer verilmiş. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazar, işçileri farelere benzetiyor. Çünkü tıpkı onlar gibi bir hedefleri, amaçları olmadan, karın tokluğuna kan ter içinde çalışıyor, insan olduklarının bilincinde dahi değilmişcesine iğrenç yataklarda uyuyor, berbat yemekler yiyorlar. İşin kötü tarafı bunu kabul ediyor, değiştirmek için bir çaba sarfetmiyorlar. George ve Lennie onların aksine hayallere sahip. George her ne kadar bu hayallerin gerçekleşmeyeceğini bilsede sırf umudunu yitirmemek ve Lennie ' yi mutlu etmek için sürekli anlatıp durur. İnsanların emeklerinin karşılığını alamamasına yani işçi hakları sorununa da değinmiş John Steinbeck.

Ah zavallı Lennie koca cüsseli, çocuk akıllı, saf ve yüreği kocaman, masum adam. Senin gibi ne çok insanlar var bu hayatta. Sırf zeka geriliği yaşıyor diye toplumdan izole edilen, aşağılanan, hırpalanan... Belki de hikayenin içimize en çok dokunan, bizi bu kadar etkileyen sebebi bunun etrafımızda da varolduğunu bilmek. Bu kitabı okurken aklıma sürekli olarak Yeşil Yol kitabı geldi. Lennie ve John Coffy arasındaki benzerlik çok fazla. İki koca cüsseli ve çocuk akıllı, yüreği tertemiz, saf ve masum adam. Küçük hayalleri ve imkansızlıklar.

Uzun süredir okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyen hikayelerden biri diyebilirim. Bu kitaba Ahmed Yasir Orman ' ın ortak kitap sayımızı artırma teklifi üzerine başladım ve bu sayede okumama sebep olduğu için kendisine teşekkürü borç bilirim. :) Kesinlikle tavsiye ederim....
128 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Birkaç gündür , bir şekilde süre gelen aksiliklerden ötürü girizgahını yapıp nihayetine erdiremediklerimden oldu bu kitap..daha önce Steinbeck okumuşluğum da vardı..ne hikmetse sahaflarda bir türlü denk getirip alamamıştım bu eserini.. methini çok duymuştum yalnız..her neyse sağolsun sahaf bir arkadaşım eline geçer geçmez ayırmış biz de kattık arşivimize.

----- Spoiler içermez rahat rahat OKU güzel kardeşim =) -----

İNCİR ÇEKİRDEĞİ VS KARPUZ!! (anlatıcam OKU sen n'apcan?!) =)

"Büyük Buhranın" başta Amerika olmak üzere tüm dünyada ailelerin ocağına incir ağacı ektiği , insanları çekirdek gibi çitleyip açlık ve sefaletten yokettiği dönemler..bu yetmezmiş gibi bir de ırkçılık ve hiçbir daim anlam veremediğim siyahlardan - beyazlardan ve akan kandan oluşan bir beşiktaş sendromu..siyahların bariz şekilde aşağılandığı , toplumdan soyutlandığı , KKK ' nin (klu klux klan) altyapıyı kurup süper ligte iyiden iyiye, bölge bölge terör estirip top koşturduğu sıralar.. bununla beraber halkın genelinde inanılmaz bir yoksulluk ve umutsuzlukta cabası..evet genele bakacak olursak romanın arka planında o zamanın Amerika' sında vaziyet bu şekilde..
gelelim kahramanlarımıza ..biri nokta biri ÜNLEM kıvamında takılan ,öncesinde kaderin bir şekilde hayatlarını kesiştirdiği , çalışmak için sürekli iş arayan bu sırada da çeşitli badireler atlatıp seyyah moduna geçmiş iki göçmen işçi..biri ufak tefek ve çok akıllı, takımın beyni.. diğeri ise bunun tam tersi ve kas gücü..hal böyle olunca başları da dertten kurtulmuyor bir türlü..
Yorum yaparken genelde olaylara girmek pek adetim değil.. sadece şunu söyleyeyim kelimenin tam anlamıyla "inanılmaz" bir arkadaşlık hikayesi okuyacaksınız..kitabın bitiminde "KURUYEMİŞ TEZGAHINDA FİYAT ETİKETİ LEBLEBİYLE =( KARIŞAN KAJUNUN BİRİM FİYATINI GÖRÜP , ANLIK BİR SEVİNÇLE " ŞUNDAN 2 KİLO GÖMEYİM BARİ" DİYEN KÖYLÜ KURNAZI MUHARREM AMCANIN , KASAYA GİDİP YANLIŞLIĞI KENDİSİNE BELİRTMELERİ ÜZERİNE YAŞADIĞI DERİN ÜZÜNTÜYÜ İLİKLERİNİZDE HİSSEDECEK", yaşanan "SON" olayın tesiri altında ise RANDOMİZE GİRİLİP PAVYONLARDA KAYDA ALINMIŞ , SONRASINDA TERSTEN KAYDEDİLEREK KOLAJLANMIŞ , YETMEMİŞ DJ AKMAN TARAFINDAN REMİXLENİP CİLALANMIŞ PARÇALARDAN OLUŞAN BİR SETLİSTİN ORTAMI GEVRETTİĞİ RUSYA'DA VUKU BULAN BİR KINA GECESİNE DENK GELMİŞÇESİNE ŞAŞIRACAKSINIZ...

roman için tanım :eğer bu 110 sayfalık incecik romanı bir İNCİR ÇEKİRDEĞİ olarak düşünecek olursak ,Steinbeck bu incir çekirdeğinin içine hayaller , umutlar , umutsuzluklar, toplumdan dışlanıp yalnız kalanlar, güçlünün hep haklı güçsüzünse sorgulanmaksızın haksız ilan edildiği durumları çok güzel bir şekilde zerk etmiş..daha dogrusu İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ KARPUZLA DOLDURMUŞ..

Kimdir yahu bu dj akman diyenler için not :

https://www.youtube.com/watch?v=K9UeH3gKidQ

ZEHİRLENENLER İÇİN NOT : yoğurdu bol yiyin!! =)
101 syf.
·1 günde·10/10
Gazap üzümleri, Fareler ve Insanlar dan sonra yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Bu kitabı da sade ve anlaşılır. Ve yine kitap bittiğinde "o nasıl bir son" durumu oluyor.

Kızılderili inci avcısı Kino’nun tam da paraya ihtiyacı olduğu bir zamanda çok büyük ve değerli bir inci bulmasıyla çevresinde gelişen olaylar ve değişimler kitabın konusunu oluşturuyor.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
101 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
John Steincbek'in Fareler ve insanlar kitabından sonra okuduğum ikinci kitabıydı; ve de okurken etkilendiğim güzel bir kitap. Yoksul insanların yaşam koşullarını, kavgalarını, anlattığı bu kitapta: Bulduğu eşsiz bir inciyle yaşamını değiştirebileceğine inanan ve bunun için mücadele eden inci avcısı Kino'nun hikayesini okuyacaksınız. Okurken gerçekten etkileneceğinize inandığım ve bir solukta okuyabileceğiniz; kesinlikle kitaplığınızda olması gereken bir eser.
128 syf.
·Beğendi·8/10
İnsanlar ikiye ayrılır: Güçlüler, EZİLENLER. İnsanlar ikiye ayrılır: Zenginler, FAKİRLER. İnsanlar ikiye ayrılır: Erkekler, KADINLAR. Ve insanlar yine ikiye ayrılır: Beyazlar, ZENCİLER. Bunu uzatabiliriz, daha elbette. Ve tüm bunları yazarken ciddiye almadınız beni değil mi? Almayın çünkü benim bildiğim yani inanmak istediğim insanlar ikiye falan ayrılmaz. Bir çeşit insan vardır. Etiyle, kemiğiyle ve yüreğiyle tek bir tür "İNSAN"... Sahi ciddiye aldıysanız niye aldınız ki söylediklerimi? Siz de insanları belli sınıflara bölerek algılayanlardan mısınız yoksa?

Oysa ne diyordu Sevgili Yaşar Kemal: "İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar." Ne güzel demiş değil mi? Keşke bu sözü okuyup geçmesek de zihnimize ve kalbimize harfi harfine işleyebilsek. Fareler ve insanlardan kasıt bence büyük insanlar ve KÜÇÜK insanlar. Ama ne saçma böyle bir ayrım yapmak. Ben kalbine bakarım karşımdakinin. İşte o an karar veririm. Küçük mü büyük mü, diye bakmam, mesleğine, ten rengine, zekasına ya da güzelliğine ve yahut cinsiyetine. Davranışlarına, dünyayı algılayış biçimine, bakarım; at gözlükleriyle bakıp tüm dünyayı gördüğünü ve anladığını sanan bir ahmak mı yoksa çıplak gözlerle bakıp insana sadece ve sadece insan olduğu için değer veren insan gibi insan mı? (Not: Adam gibi adam demiyorum, kadın gibi kadın da demiyorum evet yanlış duymadınız İNSAN gibi İNSAN) İşte bu yüzden insanları ikiye ayırmıyorum. Basit ve tek bir soru bu kişi insan mı değil mi?

Bu arada bazı kelimeleri özellikle büyük harfle yazdım sevgili dostlarım. Genelde insanların ilk okuduklarında küçük sınıf olarak göreceklerini düşündüğüm kelimelerdi bunlar. Onları büyük yazarak aradaki farkı kapatıp eşitlemeye çalışmadım elbette. Çünkü arada zaten bir fark yok, deminden beri anlatmaya çalıştığım gibi. Kelime büyük de küçük de yazılsa kelime olarak görüleceği gibi, insan da daima insan olarak görülmeli, bunu anlatmak istedim. Bunun için en başta beynimizdeki zincirleri kırmalıyız. Bu kadar zor mu bir insana insan olduğu için değer verebilmek, sınıfından, dilinden, dininden, fizikinden ötürü aşağılamadan insanca görebilmek?

Kitaba tekrar dönecek olursak birbirine çok zıt iki dost olan Saf Lennie ve kurnaz George'u anlatan bu hikâye kahramanlarımızın işten kovulmaları sonucunda başka bir çiftlikte işçi olarak çalışmaya gitmeleriyle başlamaktadır. Lennie, çok saftır istemeden de olsa başına belalar açmakta, George ise onu hep kurtarmakta aynı zamanda da bu durumdan şikayet etmektedir. Kitapta dikkatimi çeken birkaç husustan bahsedip incelememe öyle son vermek istiyorum. Bu kitapta dostluk ilişkisinin ele alınmasının yanı sıra hayvanlar ve insanlar arasındaki ilişki de ele alınmıştır. Bu iki kahramanımızın birlikte kurduğu hayaller vardır, daha sonra bu hayale üçüncü bir kişi daha eklenir.

Bir nokta dikkatimi çekti ki inanın çok üzüldüm bir insanın kurduğu hayal bile küçük olabilir mi? Sonra düşündüm de olabilir. Neden mi? O insan hep küçük görülmüşse ezilen sınıftaysa artık içinde bulunduğu durumu kabullenmiş ve tüm benliğine sindirmişse, hayalinde bile bundan kurtulamaz daha iyi olmayı düşünmez yine kendisinin öyle olduğu bir hayal kurar. Çünkü bilir ki daha iyisi onun için imkansızdır, bu öyle bir imkansızlık ki hayalinde düşlemek bile mümkün değildir sanki. Yine de küçük de olsa bir hayaldir ve bir umuttur onun için. Bense o hayalde çaresizce bir kabulleniş gördüğüm için umudun içindeki umutsuzluğu sezdim, bu çok acıydı bence...
Ama benim canımı en çok acıtan durum ne biliyor musunuz? Kendini diğerinden üstün gören kişinin onu aşağılaması değil. Aşağılanan kişinin onun haklı olduğunu düşünüp kendini bir aşağılık olarak görmesi. Ne yazık ki beni en çok üzen durum bu. Diğerine kendini bir başkasından üstün görmeye hakkı olmadığını anlatabilecekken oysa, çaresizliğinin esiri olmuş ve kendini diğerinden daha aşağıda gören bir insana ne diyebiliriz ki? O bile bu haksızlığı hak olarak iddia ettiğine göre kelimelerin gücü yeter mi artık savaşmaya? İşte tam da bu nokta insanı insanlığından soğutan, her şeyin bittiği ve kelimelerimin lâl olduğu nokta... Buraya kadar sabırla okuyan güzel yüreğinize sağlık. Sevgiyle kalın...

Yazarın biyografisi

Adı:
John Steinbeck
Tam adı:
John Ernst Steinbeck, Jr
Unvan:
Nobel ve Pulitzer ödüllü Amerikalı yazar
Doğum:
Salinas, Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 27 Şubat 1902
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 20 Aralık 1968
John Steinbeck, (27 Şubat 1902 - 20 Aralık 1968) ABD'li yazar.

27 Şubat 1902'de Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaleti Salinas kentinde doğdu. 20 Aralık 1968’de New York'ta yaşamını yitirdi. 1940Pulitzer Ödülü ve 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi gerçekçi roman-öykü yazarı.

Bir ırgat ailesinin çocuğudur. Babası Prusyalı, annesi ise İrlandalı göçmen bir aileye mensuptur. Yaşıtları gibi o da küçük yaşlarda çiftçilik yaptı. 1920-1926 arasında aralıklarla Stanford Üniversitesi'ne devam etti. Öğrenimini sürdürebilmek için duvarcılık, boyacılık, kapıcılık, eczacılık gibi işlerde çalıştı. Okulu bitiremedi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazmayı sürdürdü. Irgatlık ve işçilik yaparken edindiği deneyimler, eserlerinde işçilerin yaşamlarını gerçekçi bir dile anlatmasına büyük katkı sağladı. İlk romanlarından başlayarak hep işçileri, yaşam koşullarını, ilişkilerini anlattı. İlk kitabı " Altın Kupa " (1929). 1936'da yayınlanan "Bitmeyen Kavga"da tarım işçilerinin grevi ve bu greve önderlik eden iki Marksisti anlattı. Amerikan çalışma sistemine keskin eleştiriler yöneltti. Üçüncü kitabı "Fareler ve İnsanlar" 1937'de yayınlandı. Bu kez iki göçmen işçi arasındaki garip ve karmaşık ilişkinin öyküsünü anlatıyordu. Kendisine "Pulitzer Ödülü" getiren ünlü romanı "Gazap Üzümleri" 1940'ta sinemaya aktarıldı. II. Dünya Savaşı yıllarında daha çok ideolojik eserler verdi. İzleyen yıllarda politikadan uzak, eğlendirici yanı ağır basan duygusal öğelerin de yer aldığı eserler ve senaryolar yazdı.1962'de edebiyata katkılarından dolayı Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü.

Yazar istatistikleri

  • 4.780 okur beğendi.
  • 89.017 okur okudu.
  • 1.466 okur okuyor.
  • 44.540 okur okuyacak.
  • 785 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları