1000Kitap Logosu
Margaret Atwood
Margaret Atwood
Margaret Atwood

Margaret Atwood

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
3.214 Kişi
8,8bin
Okunma
661
Beğeni
15,6bin
Gösterim
Tam adı
Margaret Eleanor Atwood
Unvan
Kanadalı Yazar, Şair, Eleştirmen, Denemeci ve Feminist
Doğum
Ottawa, Kanada, 18 Kasım 1939
Yaşamı
Margaret Eleanor Atwood 18 Kasım 1939 doğumlu Kanadalı yazar, şair, eleştirmen, denemeci ve feministtir. Yakın tarihin en onur duyulan kurgu yazarları arasında gösterilir. Arthur C. Clarke ve Prince of Asturias Edebiyat ödüllerini kazanmıştır. Aynı zamanda beş kez Booker Odulleri listesinde yer almis, birini kazanmış ve yedi kez The Governor General’s finalisti olmuş ve iki kez kazanmıştır. Daha çok roman yazarı olarak tanınmıştır. Aynı zamanda günümüze kadar 15 tane şiir kitabı yayınlanmıştır ve bu alanda da ödül sahibidir. Şiirlerini gençken ilgi duyduğu efsane ve peri masallarından esinlenerek yazmıştır. Atwood aynı zamanda Tamarack Review, Harper’s, CBC Anthology, Ms. Saturday Night, Playboy ve bunun gibi birçok dergide kısa hikâyeler yazmıştır. Atwood, Kör Suikastçi (The Blind Assassin) adlı romanıyla 2000 Booker Ödülü'nü kazandı. Yaşamı Ottowa, Ontorario, Kanada’ da Margaret Dorothy ve Carl Edmund Atwood’un ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Margaret Dorothy diyetisyen ve beslenme uzmanı babası Carl Edmund ise entomologdur. Babasının orman entolojisi araştımaları nedeniyle çocukluğunun büyük bir kısmı Northern Quebec bolgesinin ağaçlık arazilerinde geçmiştir. 11 yaşına kadar tam zamanlı olarak okula gitmemiştir. Doymak nedir bilmeyen bir edebiyat okuyucusu olmuştur. En çok ilgi duydukları gizemli öykülerden oluşan Dell cep kitapları, Grimm’s Peri Masalı kitapları , Kanadalı hayvan hikâyelerini anlatan kitaplar ve komedi kitaplarıdır. Leaside’da Leaside Hıgh School’da okumuştur ve 1957'de mezun olmuştur. Atwood yazmaya altı yaşında başlamıştır ve 16 yaşına geldiğinde profesyonel olarak yazmak istediğinin farkına varmıştır. 1957 yılında Toronto Üniversite’ne bağlı olan Victoria Üniversitesi’ne başlamıştır. Jay Macpherson ve Northrop Frye profesörleri arasındadır. 1961 yılında onur derecesiyle Sanat Bölümünden ve ikinci branş olarakta Psikoloji ve Fransızca bölümlerinden mezun olmuştur. 1961’in sonlarında özel basımı yapılan Double Persephone adlı şiir kitabına verilen E.J Pratt Madalyesi’ni kazandıktan hemen sonra Woodrow Wilson bursuyla Harvard’s Redcliffe College’ta öğrenimine devam etti. 1962 yılında Radcliffe’de master derecesi elde etti ve ilerleyen çalışmalarını Harvard Üniversitesi'nde iki yıl boyunca sürdürdü fakat eğitimi ‘The English Metaphysical Romance’ konulu tezinin tamamlamadığı için yarım kaldı. British Columbia Üniversitesi (1965), Sir George Williams Üniversitesi Montreal (1967-68), Alberta Üniversitesi (1969-79), York Üniversitesi Toronto (1971-72) ve NewYork Üniversitesi gibi tanınmış üniversiteler de ders vermiştir.
Radikalizmin Mistik Önderi
Damızlık Kızın Öyküsü'ü inceledi.
384 syf.
Bir hayatım yoktu.Zevk tacirleri,adıma "hayat kadını" dediler.
Devrim, kadının mutfaktan çıkıp ülke yönetmesidir. - Vladimir İlyiç Lenin Ah kör olası Adem :) Ah Adem, Vah Adem. Ne diye yedin o elmayı bak gördün mü nereden nereye geldik :) Bu kitabı, kendine ben şeriat istiyorum diyen hilafet istiyorum diyen kadın ( adına kadın diyorum , feministlere hakaret olacak ) ümmetin kızıyım ben diyen din mücahitleri varsa onlar okusun. Hâla savunmaya devam ediyorlarsa şeriatı gitsin kendini Keban Barajı'ndan atsın lütfen. Cumhuriyet bunlarla ileriye gitmez. Bu kitabı insan ölüsüne sadece Müslüman olduğu için, kendi dininden olduğu için, kendi ırkından olduğu için, kendi cinsiyetinden olduğu için, Cizvit olduğu, Yahudi olduğu için üzülenler okusun eğer hâlâ aynı fikirde ise onlar da şimdiden yola çıksın Keban Baraji'nda durup kendini onlar da atabilir. Cumhuriyet bunlarla da ileriye gitmez. Hani şu yıllardır her türlü zulme susup Türk bayrağı açmaya yüreği olmayıp Filistinlilere sırf müslüman olduğu için üzülüp Filistin bayrağı açanlar. Onlardan kastım :) Biz LGBT bayrağı açınca tepki gösterip kadınların diri diri yakılmasına, çocuk istismarına, seks köleliğine ses çıkarmayan var ya ! ha işte onlara ben onları kast ediyorum. Keban Barajına ! O da yetmezse Yallah arabistana :) İncelememe başlamadan önce nacizane bir özür dilemek istiyorum hemcinslerim adına, hem tanrıdan hem de erkeklerden. VAJİNAYA SAHİP OLDUĞUMUZ İÇİN ÖZÜR DİLERİZ! Başlayalım bakalım. Klavyeme kuvvet. Merhaba ben Fredinki, fahişeyim. 2. Dünya Savaşı yılları yer ABD . Sovyetlerin başarılarını duyuyoruz. Stalin'den bahsediyorlar. Dünyaya özgürlük gelecekmiş. İlk adetimi ne zaman oldum hatırlamıyorum. Tanrı benden genç kızlığımı çaldı. Büyükannem bütün bunların Tanrı 'nın imtihanı olduğunu ve daima şükretmem gerektiğini söylerdi. Peki ama ben Tanrı 'ya ne yaptım? Neden bana ders vermek istiyor? Ders alması gereken ben değilim ki, esas ders almaları gereken savaş çıkaranlar, ırkçılar, kadın düşmanları. Kadın sünneti ve kürtaj , hiç duydunuz mu bu kelimeleri? Ne demek bunlar? Burada bütün kadınlar kadın sünneti olur. Hamile kalamaması için, kalanlar olursa da kürtaj olur. Kürtaj yapan hekimlere burada "melek yapıcılar" diyorlar. Bir şifre gibi. Bebekler melektir... Cennete melek gönderdikleri için galiba. Siz hiç varolduğunuz için hesaba çekildiğiniz oldu mu? Evet bahsettiğim şey, - IRKÇILIK sırf karşı taraftan olduğunuz için alaya alınacaksınız. Erkek olmadığınız için ABD 'li olmadığınız için. Siyahi olduğunuz için. hani şu yıllar sonra Vietnam'da hemcinslerim bu yüzden öldürülecek. Dünya buna sadece seyirci kalacak. Müslüman teröristler bizi kamplara götürüp kendilerine cariye yapıyor. Dünya buna da sessiz kalıyor. Mahrem, gizli, özel gibi kavramlarımız yoktur bizim. Biz erkeklerin malıyız. Onların zevk unsuruyuz. İnsan ırkının üremesi için bir metayız sadece. Bir denek, değersiz bir denek. Komutan her gece gizli gizli yatağıma gelip bana sahip oluyor. Tecavüz ediyor ! Herkesin içinde çırılçıplak soyunduruluyoruz. Bizi izliyorlar. Bedenim hakkında herkes söz sahibi yalnızca ben söz sahibi değilim! Bize sürekli İNCİL okuyorlar. Biz okumuyorduk ama sadece onlar bize okurdu. Arada bazı ahitleri atlıyorlardı. Sadece işlerine gelen ahitleri okurlardı. Bize sürekli dua ve şükür etmemiz gerektiği söylenirdi. Aşk, cinsel arzu gibi duygular neydi? Unuttum. Çünkü bu duyguların tarifini hissetmeyeli uzun zaman oldu. Her gün komutanlar tarafından tecavüze uğruyorum. Üzerime boşalıyorlar. Bedenim hasta bir ruh gibi. Teokratik, diktatör, tek adam, faşist bir yönetim var başımızda. Irkçı ve şovenist bir idare. Hayatımız yoktu, ama adımıza HAYAT KADINI dediler. Yüzlerimizde savaşın, ataerkilliğin , vahşetin izleri vardı. Bu düzene direnenler vardı elbet değiştirecektik. Değişmek zorundaydı. Bu böyle sonsuza kadar süremezdi. Ama başarısız olursak İDAM edilecektik. Kadındık, her zaman bir hikâyede görünmeyen ana karakterdik. Ama sürekli cisimleşmiş cinsel bir figüran, bir meta olarak gösterildik. Korkunç bir cehalet çağı, ORTAÇAĞ. Irkçılık ortaçağa ait bir unsurdur. Ataerkillik, ortaçağa ait bir unsurdur. Biz ORTAÇAĞ kurbanları idik. Müzik dinlemeye, aşkla dans etmeye hasrettik. Cinsellik aşk demek değildi. Bizler sadece damızlık olarak kullanıyorduk. Bizim yaptığımız her şeyi doğanın normlarına uydurmaktan ibaretti. Lekelenme korkusu ile adımlarımızı korkusuzca atamadık. Özgürce sevemezdik. Masumiyet, saflık zamanla birlikte zaman içinde yitirildi. Şehirler sokaklar farklı görünmeye başladı gözüme. Fakirlerin son sığınağı duaları oldu burada. Galiba dua etmek sadece fakirlere göre zenginlerin dua etmeye ihtiyacı yok. "Sence Tanrı dinliyor mudur? " gerçekten tanrı duyuyor mu bunları? Biz tanrıya ne yaptık? Dua eder gibi görünüyordum çoğu zaman. Benim üzerine çöküp de dua edeceğim dizlerim olmadı ki. Bana o dizlerin üzerine çöktürüp seks köleliği yaptırdılar ellerimi bağlayıp. Gözlerimi kapatıp. Ellerimi zincirlediler. Kalçalarım bana ait değildi artık. Başkasının hükümranlığı idi. Tanrı göklerdeki krallığında gayet memnun öylece duruyordu. Yeryüzünde bunca acı varken böyle umursamaz bir tanrıya inanamıyordum. Savaş, iki zıttı içinde barındıran bir kavramdır. Biri zafer, diğeri ölüm. Ezenler için zafer sayılırken ne yazık ki ezilenler için bir vahşet olacak. Milyonlarca kişiyi öldürdüğünüz için kahraman ilan edileceksiniz. Tek kişi ölünce katil olursunuz halbuki. Açlık, sefalet, savaşın bütün bu kalıntıları... Savaş çıkarmak için tank tüfek üretmek için paraları var ama açları doyurmak, yoksulları barındırmak için paraları yoktu her nedense... Bizler fahişelik için eğitiliyorduk. Janin, Rita, Offred, Moiyra hepimiz birer köleydik. Hepimizin birer de eğiticisi vardı. Lidya teyze, Elizabeth teyze ve Serena Joy. Serena Joy toplama kampındaki seks eğitmenimizdi. Irkçılık, kadın - erkek ayrımcılığı kadar kadını kadından yani insanı insandan ayırmak da tehlikeliydi. Eğlenmelik kadın, üremelik kadın, hanımefendi kadın, zengin kadın, taşralı kadın, şehirli kadın... Standart düzende her kadın yerini alıyor. HEP AYIRMAK peşindeler. TIPKI KOYUN gibi. "Gülmek istiyorum katıla katıla gülmek." (kitapta geçiyor bu söz) Bu sözden sonra iyice zaten koptum gerçekten de dünyada kadın hareketleri ve tüm kadınları düşündüm, üzüldüm neler çekmişler. Aşık olmayı, kahkaha atmayı unutmuşlar. Gerek Hiroşima'da yanan bir çocuğun, gerek New York'ta yıllar önce katledilen işçi kadınların, gerekse Hocalı 'da katliama maruz kalan Türk kadınının , Çin'de katledilen Uygur Türklerinin acısı olsun. Hepsini duymak hissetmek zorundayız. insanlara vahşet yaşatmak hakkınız değil. Kadınları zevk tacirliğinize alet etmekten bırakın artık. Kadınlar vazo değil at değil. Ata da böyle davranılmaz da yani damızlık değil. Yıllardır KADIN geçersiz yasa dışı sayıldı yeter artık. !!!!!! Bir başkaldırı, bir isyan artık kadere karşı koymalıyız. ( #130652628 ) Bütün ülkelerinkadınları tek bir amaç uğruna birleşin ! Kitapta geçen diğer bir kısım ise Yahudiler'in fırınlara konulup yakıldığından bahsetmiş. Yahudileri canavar ilan etmişler. AH ŞU 2.Dünya Savaşı. Korkunç kabus dolu yıllar. Bu kitabın bana öğrettiği şey FAŞİZM ve SİYASAL İSLAM' ın kadınları köle yaptığı oldu. İYİ Kİ SAĞCI değilim yoksa buna destek verirdim. :) Vermek zorunda kalırdım. iyi ki de ❤ATATÜRK❤ var. O olmasaydı ben de bir adamın seks kölesi idim. Kırbaç cezasına çekilirdim. Belki de idam edilirdim. Kitap sonlara doğru çok güzeldi. Cümleler mükemmel, tespitler, felsefesi mükemmel. Edebiyat ve kurgu da çok güzel. Çeviren iyi iş çıkarmış olmalı. Cümlelerin hepsini paylaşmam mümkün değildi. Ama inanın o derece içimden geldi. Kadın düşmanlığı ve ataerkillik çok güzel işlenmiş. Bu kitaba benzer kitaplar okumak daha çok istiyorum. Şu incelemeyi de bırakayım : #127225809 Bütün bunlar romanda geçiyor sadece, gerçek hayatta yok diye savunmaya geçenler olursa şuraya da videoları bırakayım yeterli olur sanırım. youtu.be/OCKCyKgR_A4 youtu.be/5LXipTg0ulU youtu.be/AuANt1zvX9k
Damızlık Kızın Öyküsü
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
23
BKM KİTAP
Sponsorlu
Seven sevdiğine kitap hediye etsin
SEVMEK GÜZELDİR!😻💛 Baktık ki sosyal medyada " seven sevdiğine kitap hediye etmeli " deniliyor. Biz de bu isteklere çok hak veriyoruz! Sevgilinize, kankanıza, iş arkadaşınıza, çocuğunuza, annenize kısacası sevdiğiniz herkese hediye edebileceğiniz kitap önerileri hazırladık. Hemen bkmkitap.com'u veya mağazalarını ziyaret edebilir, sevdiklerinizin yüzünü güldürebilirsiniz. Ayrıca, sizin de önerebileceğiniz kitaplar varsa hemen yorumlara ekleyin. Biz de listemizde paylaşalım!📚🧚🏻‍♀️ Listeyi İncelemek İçin; bkmkitap.com/seven-sevdigine-kit...
233
Zeynep Aksümer
Damızlık Kızın Öyküsü'ü inceledi.
384 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Her şey normal ve olağan bir şekilde devam ederken bir anda hayatı tepetaklak olan kadınlar... Ellerinden ekonomik güçleri alınan, çalıştıkları işlerinden kovulan, yaptıkları evliliklerin yasalken bir anda yasal olmaktan çıktığı, giyim özgürlüklerinin kısıtlandığı bir hayata adım atan kadınlar... Bu kitap erkek egemenliği olan ve kadınların yalnızca üremek ve çoğalmak için kullanıldığı distopik bir evreni anlatıyor. Gözünüzü kapatın ve böyle bir dünyada yaşadığınızı varsayın. Bildiğiniz her şey günah sayılmış,metreslik kavramı yasallaştırılmış ve metreslik kadınlar arasında önemli bir mertebe haline gelmiş bir dünya. Önemli bir rütbe ve mertebe olarak kabul edilen bir konumdasınız ama yaşadığınız evde her şeyden yoksunsunuz. Hapis gibisiniz. Tuvalet molanıza kadar her şeyiniz belli bir programa dahil. Bir isminiz bike yok. Sizin isminiz artık size sahip olan erkeğin iyelik ekiyle anılmakta. Bradinki. Fredinki. Williamınki. Ve bunun gibi bir sürü. Peki dünya bu hale nasıl geldi. Bize bunu anlatan kahramanımız Fredinki. Gerçek adını hiçbir zaman söylemiyor. Gerçekleşen darbe ve yönetimi ele alan ordu... Ordu için bu bir zaferdir ancak halk için hiç de öyle olmayacaktır. Ordunun yaptığı ilk şey çalışan bütün kadınları işten çıkarmak ve bankalardaki paralarına el koymak olur. Kadınlar bir anda beş parasız evlerinde günlük işleriyle ilgilenirken bulurlar kendilerini. Bir süre bu şekilde devam eden düzen bir kez daha evrim geçirir ve ikinci evliliğini yapan kişiler yasal ve dinen zina kabul edilir. Bu evlilşjlerden olan çocuklar kendilerini Komutan olarak adlandıran üst mertebedeki insanlara evlatlık verilir. Böylece kadınlar çocuklarından ve eşlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Fredinki kaçmaya çalışırken yakalanan biridir ve Damızlık Kız olarak eğitime gönderilir. Sonrasında da görevini yerine getirmek için Komutan evine tayin edilir. Bütün Damızlık Kızlar tek bir beden, tek bir vücut gibi hareket ederler. Bir yere gidecekleri zaman mutlaka iki kişi olarak gitmeli ve başlarını yerden kaldırmamalıdırlar. Sohbet yasak. Eğlenmek yasak. İstedikleri kıyafetleri giymeyi bırakın kendilerine verilen kırmızı resmi kıyafetten başkasını giymek de yasak. Böyle bir dünyada hayatta kalmaya çalışırken hiç beklemediği şeyler yaşayan Fredinki, bir anda kendisini bu düzenden kaçmaya çalışırken bulur. Hikayeyi Fredinki olarak tanıdığımız bu Damızlık Kızın ağzından dinliyoruz. Kaçarken konaklamak zorunda kaldığı bir saklanma evinde kayıt altına aldığı ses kayıtlarını okuyoruz. Kadına değerli olduklarını söyleyip, yaptığı muamelelerin verdikleri bu değerden kaynaklandığını savunan bir sistemi anlatıyor. Ben okudukça bu nasıl değer diyerek okudum. Bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl kadına koruma yöntemi dedim. Okurken ayrıca günümüzde kadına yapılanları düşünmeden de edemedim. Bu kadar uç noktalarda değil belki yapılanlar ama sevmek ve değer vermek adı altında kadına yapılan her şeyden sıyrılan bir çok insan var hayatımızda ya da çevremizde. Eğer olur da bu kitabı okumaya karar verirseniz, okurken yaşadığımız hayatın hiçbir şekilde garantisinin olmadığını ve tek bir hareketle hiç düşünülmeyen yerlere savrulabileceğini düşünürseniz eğer, gülümseyin. Çünkü sizin gibi düşünen birisi daha var. Kadınların yaşadığı zulmü yüzündeki gülümsemeyle durduracak güçlü kadınlarız biz. Keyifli okumalar...
Damızlık Kızın Öyküsü
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
les fleurs du mal
Damızlık Kızın Öyküsü'ü inceledi.
384 syf.
Yasağı ve Despotizmi Taşımak: Damızlık Kızın Öyküsü
instagram.com/timbuktukultursanat... Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Kitap satış sitesinin birinde böyle tanıtılıyor Damızlık Kızın Öyküsü… Bu romanıyla distopya türünün en başarılı örneklerinden birini veren Atwood, kitabında bir rahime indirgenmiş damızlık kızların öyküsünü anlatır. Kitabı “en başarılı örneklerinden biri” olarak nitelendirmek yerine, türün yazılış amacına da uygun olarak “en korkunç örneklerinden biri” olarak nitelendirmek yerinde olur. Öyle ki, Atwood’un tasvir ettiği dünya ve bu dünyada görülen uygulamalar, böylesi bir dünyada yaşama ihtimaline karşı okuru dehşetin sınırlarında dolaştırır. Romanda, bir felaketten sonra dünyanın içinde bulunduğu durum anlatılır. Kitabın sonuna eklenen “Tarihsel Notlar” bölümünde Damızlık Kızın Öyküsü’ne bir kasa dolusu kasete alınmış ses kayıtlarından ulaşıldığı, buradaki bilgilerin her şeyi tam olarak yetmediği ve bu bilgilerin doğruluğunun ispatlanamayacağı söylenir. Dolayısıyla burada kasetler alt metni oluşturur. Tarihsel Notlar bölümü ise çerçeve metni. Tarihsel Notlar bölümünde zamanın 2195 yılı olduğu görülür. Aynı bölümde bu kasetlerin en az 150 yıl öncesinden kalmış olduğu da söylenir. Bu dikkate alınırsa 1985 yılında yazılan bu roman, 1985 ile 2045 arasında bir zaman dilimini ele alır. Bu romanı diğer distopyalardan farklı kılan ise bu dünyada kadınların durumu. Gilead adı verilen teokratik bir rejimin hâkimiyeti ele aldığı dünyada sadece bir grup kadın üreme yetisini kaybetmemiştir. Doğurgan kadınlar, insan ırkının devam etmesi için yaşatılırlar ve Gilead rejimine hizmet edenler tarafından belirli süreler dâhilinde damızlık olarak kullanılır. Onlar birer “hayat taşıyıcısı”dırlar. Bilinen anlamıyla taşıyıcı annelik. Fakat bu kadınlar anne değil birer damızlıktır. Çocuk doğurmak için kullanılan makinelerdir. Doğurganlığını kaybetmiş kadınlar ise kolonilere sürülmüştür. Damızlık kızlar, kendilerine uygun görülen kıyafetlerle toplum içerisinde etiketlidir. Bir isimleri yoktur “hayat taşıyıcıları”nın, ait oldukları erkeğin adıyla anılır. Onlara çocuk doğurmak hariç her şey yasaktır. Kendilerini öldürmeleri, düşünmeleri, âşık olmaları, makyaj yapmaları… Kurallara uymayanlar ölüme kadar giden cezalara çarptırılırlar. Dahası her bütçeye uygun damızlık kızlar bulunur. Düşük bütçeli aileler için “ekonokadın” vardır. Kırmızı merkez tarafından yönetilen damızlık kızlar, doğurganlıklarını düşürecek faaliyetlerden uzak durmak zorundadır. Sigara içemez, alkol tüketemezler… Öyle ki, kırmızı merkez tarafından eğitimlerden geçirilirler ve doğurganlık artırıcı egzersizler yapar. Kitabın kurgusal olarak da önemli yanları vardır. Bunların başında zamanda sıçrayışlar gelir. Zamanda sıçrayan kahraman anlatıcı bir gelecekte bir geçmişte bulunur. Ne var ki, bu sıçrayışlar kesin çizgilerle birbirinden ayrılmaz. Okurun uyanık olması ve bu geçişleri fark etmesi gerekir. Bir diğer önemli yan da finalin belirsiz bir sonla yapılması. Atwood burada okurun düşünmesini ve sonu tamamlamasını ister. Özet olarak Damızlık Kızın Öyküsü, farklı kurgusu, ustaca üslubu ve konusu itibariyle distopya türünün enlerinden olarak gösterilebilir. Konunun kadınlar üzerine olması feminist distopya türündeki boşluğu büyük bir tuğla ile doldurur.
Damızlık Kızın Öyküsü
OKUYACAKLARIMA EKLE
11