İngiltere'de 16. yüzyılda kurulan bir kitap kulübü kitap seçmekte zorlanırdı çünkü Britanya Kütüphane­si'nin rakamlarına göre yılda ortalama 40 kitap yayımlanı­yordu. Yani o dönem yaşamış bir kitap kurdu, yayımlanan bütün kitapları kolayca okuyabilirdi.
Sayfa 81·Kitabı okuyor
Psikoloji
Sanatçı açıkça yasak olan bir şey yapmadığı halde kendisinden sürekli kuşkulanılan biridir genellikle. Henry Miller kendi durumunu şöyle anlatıyor: ​İstesem de istemesem de tepeden tırnağa bir edebiyatçıydım. Hemen hemen her türden insanla, özellikle de basit insanlarla iyi geçinebilmeme karşın, sürekli kuşkulanılan birisiydim. Bu durum, kütüphane ziyaretlerime çok benziyordu; hep yanlış kitabı istiyordum. Kütüphane ne kadar büyük olursa olsun, aradığım kitap bir türlü mevcut olmuyordu ya da elime geçmiyordu. O zamanlar, yaşamdaki veya yaşamdan istediğim her şeyin yasak olduğu izlenimini edinmiştim (1994, s. 16-17).
Sayfa 119·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Osmanlı toplumundaki okuma oranlarıyla ilgili net rakamlara sahip değiliz; ancak, nüfusunu bile doğru düzgün hesaplayamadığımız bir toplumla ilgili veri eksikliğine çok da hayret etmemek gerek. Yalnız, Erünsal’ın son yıllardaki çalışmaları yukarıdaki argümanlarımızı destekler nitelikte bazı bilgiler sunuyor. 200-300.000 kişilik İstanbul’da en fazla 400 sıbyan mektebinin bulunması ve bunların da ortalama 20-40 öğrenciden 8.000-16.000 öğrenciye eğitim verebilmesi bize payitahtta bile okullaşma oranının çok düşük olduğunu gösteriyor; ki sıbyan mekteplerinde okuma yazma değil, Kur’an tilaveti ve temel dinî bilgilerin öğretildiğini de ekleyelim.” Alıntı Şuradan Bunu Herkes Bilir Emrah Safa Gürkan Bu malzeme telif hakkı ile korunuyor olabilir.
Başlayalım (:
16 Nisan 1928 akşamı Moskova Devlet Zooloji Enstitüsü Müdürü ve IV. Devlet Üniversitesi zooloji profesörü Per-sikov, Herzen Caddesi'nde bulunan Zooloji Enstitüsü'ndeki laboratuvarına girdi. Tavandaki buzlu camlı lambayı yaktı ve etrafına bakındı.
Osmanlı da gayrimüslimlerin askerliği
Görevinin ilk günlerindeki hamleleri Birinci Dünya Harbi çıkanaı kadar devam edecekti. Orduyu disiplin altına almak, gençleştirmek ve eşit yurttaşlık yaklaşımıyla herkesin askere gitmesini sağlamak cn büyük idealleriydi. Türk ordusunu hantal görünümünden kurrar- mak için 27 Haziran'da subayların emeklilik yaşları kanun ile be- lirlendi. En düşük rütbeli subay olan teğmen 41, en yüksek rütbeli müşir ise 68 yaşına kadar görev yapabilecekti. Bu uygulamalarla 1908'de 26.310 olan subay sayısı 16.121'e gerilemişti.221 Osmanhı İmparatorluğu'nun ıslahat yüzyılından kalma uygulamalardan ötü- rü Müslüman olmayanların askerlik mükellefiyetleri bulunmuyor- du. Bu durumun önüne 7 Ağustos 1909'da çıkarılan bir kanunlı geçilmişti. Kanunla, gayrimüslimlerin askerlik yükümlülüğünce dahil edilmesi sağlanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nda uzun süre boyunca gayrimüslimler, askerlik hizmetinden muaf tutulmuş ve bunun yerine belirli vergiler (cizye gibi) ödemişlerdi. Ancak bu de- ğişiklikle birlikte, gayrimüslimlerin de Müslümanlarla eşit şekilde askerlik yapmaları zorunlu hale getirilmişti. Düzenlemeye rağmen Hristiyanlar çeşitli bahanelerle Müslümanlarla birlikte askerlik yapmak istemiyorlardı. Balkan Harbi'ne giden süreçte askere alma konusunda düzen bir türlü sağlanamadı. Enver Paşa tüm bu karma- şayı çözmek ve yalnızca 15 milyon Türk'ün omuzlarına yüklenmiş askerlik mükellefiyetini her Osmanlı için geçerli kılmak adına 12 Mayıs 1914 tarihli askerî yükümlülük kanununu yürürlüğe koydu. Osmanlı sülâlesi hariç olmak üzere her şahsın 18 yaşını tamamladığı yılı izleyen mart ayı başında askerliği başlayacaktı.
Sayfa 233 - Kronik
Tarih
Sünnet
Sünnet, sözlükte yol demektir. Yolun iyisine de kötüsüne de sünnet denir. Yalın halde söylendiği zaman "güzel yol" anlamındadır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kelime, devamlı âdet, kâinatın düzeninde geçerli olan tabii kanunlar, gidilen yol gibi anlamlarda kullanılır. Bir de sünnetullah terimi vardır. Bu, Allah'ın koyduğu kurallar, toplumların hayatlarında görülen ilerleme, gerileme ve hatta yok olmada geçerli olan ilâhî kanunlar demektir. Terim olarak sünnet, söz, fiil ve takrirleri ile Hz. Peygamber'in İslâm'ı yaşayarak yorumlaması demektir. Bu anlamda sünnet, hadisten daha kapsamlıdır. Nitekim "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah'ın kitabı ve Resûlü'nün sünneti.." (Malik, Muvatta', Kader 3) hadisinde bu anlam açıkça görülmektedir. Hz. Peygamber'e nisbet edilen her şeyin yazılı metni mânasında hadis, günümüzde sünnet yerine de kullanılmaktadır. Artık bugün hadis deyince sünnet, sünnet deyince hadis anlaşılmaktadır. Sünnetin çoğulu sünen olduğu gibi Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerine ait hadisleri içeren kitaplardan bir kısmının adı da Sünen'dir. Başlangıçta hadisin, Hz. Peygamber'in sözlerini, sünnetin ise fiil ve uygulamalarını ifade etmek için kullanılması, hadisi sünnetten ayrı düşünmek için yeterli değildir. Bu birlik, sünnete, kendine ait olmayan bir unsuru yamamak, ona kendisinden olmayan bir şeyi katmak mânasına asla gelmez. Bu yöndeki müsteşrik iddialarına kulak asmamak gerekir. Zaten sünnet, hadis kitaplarında gördüğümüz hadis metinleri değil, onların ifade ettiği mânalardır. Sünnet, Kur'ân'ın açıklayıcısı olduğu için Kur'ân-ı Kerîm'den hemen sonraki ikinci delildir. Kur'ân, okunan vahiy; sünnet, rivayet olunan vahiy (Şafii, Risale, s. 91-92); hadis ise rivayet edilen sünnet" (Kasımi, Kavaidü't-tah-dis,
Kitap Alıntısı