1000Kitap Logosu
Miss Nobody
TAKİP ET
Miss Nobody
@Missnobody64
3734 okur puanı
05 Haz 2020 tarihinde katıldı.
108
Kitap
66
İnceleme
3.358
Alıntı
813
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Miss Nobody
Kırmızı Pazartesi'ni inceledi.
112 syf.
·
9/10 puan
Kanlı pazartesi
Bunun bir “namus cinayeti” romanı olduğunu düşünmezdim… İncelemeye başlamadan sadece ana karakterlere ilişkin mini bir rehber bırakacağım aşağıya, okuyacak olanların işini kolaylaştırmak adına: • Santiago Nasar: Cinayete kurban giden kişi • İbrahim Nasar: Santiago Nasar’ın babası • Angela Vicario: “Namusu kirlenen” kız • Pablo Vicario ve Pedro Vicario: Cinayeti işleyen ikizler • Pura Vicario: İkizlerin ve Angela’nın annesi • Cristo Bedoya: Cerrah • Flora Miguel: Santiago Nasar’ın nişanlısı • Placida Linero: Santiago Nasar’ın annesi • Victoria Guzman: Aşçı kadın • Clotilde Armenta: Sütçü dükkanının sahibesi Kız kardeşlerinin namusunu kirlettiği gerekçesiyle ikizler tarafından öldürülen Santiago Nasar’ın ölümünün nasıl gerçekleştiğini ve herkesin gerçekleşeceğini bildiği bu ölüme halkın nasıl göz yumulduğunu anlatan bir kitap bu. Namus cinayeti… Nedir bu uğruna cinayet işlenen namus meselesi diye soruyorum, “1.toplum içinde onur ve ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlılık. 2.doğruluk, dürüstlük, erdemlilik, ahlaklılık.” diye cevap veriyor TDK. Ahlak nedir diye soruyorum bu sefer de, “1.insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü. 2.kişide huy olarak bilinen nitelik; iyi ve güzel olan nitelikler.” diye cevap veriyor. Düşünüyorum tartıyorum işin içinden çıkamıyorum çünkü ben bu tanımların içinde cinselliğe ilişkin herhangi bir kesin yargı bulamıyorum. #138899719 Benim konuya ilişkin düşüncelerim, ileti ve yorumlarındaki gibidir. Zannederim uzun bir süre de böyle olmaya da devam edecektir. Dolayısıyla değil bu cinayetleri, bu konuya ilişkin ufak çaplı müdahaleleri bile anlamam mümkün değildir. Kitap bir Kolombiyalı yazar tarafından yazılmış olmasına rağmen bizim topraklarımızdan çıkmışçasına yakındır bize. Bekarete atfedilen değer, kadınların bakire olmadıklarını gizleme yolunda başvurdukları oyunlar, namus cinayetinin bir kahramanlık olarak görülmesi ve kimsenin bunun önüne geçmek istememesi… Birkaç defadır dikkatimi çeken bir diğer şey ise insanların cinayetlere bu denli meraklı olması. Daha önce Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nde halkın Greve Meydanına çoluk çocuk hep birlikte tiyatro izlemeye gider gibi idam izlemeye gittiğini okumuştum. Daha sonra eski Yeşilçam filmlerimizde bu cinayetlerin meydanda, büyük bir kalabalığın ortasında işlendiklerini görmüştüm. Şimdi de bu kitapta okuduklarım… Biliyor musunuz Santiago Nasar’ın otopsisi bile öyle çok merak uyandırıyor ki izleyiciler salona sığmıyor… Kitabın çok zorlayıcı bir dili olduğuna dair çokça yorum almıştım okumaya başlamadan önce. Fakat okuyunca hiç de öyle olmadığını gördüm. Eğer böyle yorumlar aldıysanız ve gözünüz korktuysa kitaptan, korkmayın çünkü oldukça akıcı ve heyecanla ilerleyen bir kitap. Kitaplığınızda bekletmeye bir son verin ve alıp okuyun hemen. Başka incelemelerde görüşmek üzere, iyi okumalar herkese.
Kırmızı Pazartesi
Okuyacaklarıma Ekle
3
101
Miss Nobody
Heyula'yı inceledi.
88 syf.
·
Puan vermedi
Okurlar Kapışıyor
Size küçük bir sınav yapmaya geldim. Çıkarın kağıtları, kesin şamatayı, kopya çekmeye teşebbüs bile etmeyin, bana kül yutturamazsınız, ben kül yutmam! Aşağıya 20 adet kelime yazacağım, bakalım 20’de kaç yapacaksınız. Birinciye ufak bir jestimiz olabilir fakat bu jestin ne olacağı henüz belli değil, fikirlere açığım cemiyet-i 1k’nin seçkin okurları. Başlayalım. 1. Avdet etmek 2. Beşaşet 3. Deraguş etmek 4. Fevkalbeşer 5. Fütur 6. Güşade 7. Havf 8. Hercümerç olmak 9. İfrat 10. İhtilaç 11. İktibas 12. İzacat 13. Kani olmak 14. Mamafih 15. Zeval 16. Vecd 17. Tecessüs 18. Şefik 19. Sevkitabii 20. Noktainazar Yine insaflı davrandım da birkaçını bilebileceğiniz kelimelerden seçtim. Peki bu sınavı niye olduğunuzu biliyor musunuz? Açıklayayım. Biliyorsunuz kaliteli okurlar kitaplara ilişkin birçok seçim yaparlar, bu seçimlerin en önemlilerinden biri de yayınevidir doğal olarak. Can Yayınları için kötü diyemem fakat bu yazar özelinde kötü iş çıkarmışlar maalesef. Orijinal metine dokunmamak adına okumayı ve dahası anlamayı imkansız kılmışlar okur için. Kitabın arkasına, tam 12 sayfalık mini bir sözlük yapmışlar kitapta geçen kelimelerden. Benim gibi mükemmeliyetçi ve hiçbir cümleye hakkını vermeden geçmek istemeyen okurlar için her sayfada 5-6 defa arka sayfaya gidip kelime bakmak eziyete dönüşüyor bir süre sonra. Mesela şu cümleyi tekte anlayabilen varsa versin elini öpeyim: #85067634 . Kuzum Can Yayınları, biz karileri muattal ve muhtazır kelimelerle muhat hissettirmek, nihayete ermek hususunda meyus olanlarımızdan huzuzat elde etmek için mi yaptın bunu? Ayıp etmişsin. Ya yeni basımlarında sadeleştirir ve okunabilir hale getirirsin yazarın kitaplarını ya da başka yayınevi arayışına düşerim, bilgine. Az da içerikten bahsedeyim de sonlandıralım. Kitabın temelinde garip bir kadın yer alıyor. Davranışlarıyla, bakışlarıyla, sözleriyle garip bir kadın. Histerik de bir kadın bu. Kitabın ilerleyen bölümlerinde neden öyle davrandığı, geçmişinde ne olduğu ve onu nasıl bir sonun beklediği anlatılıyor. Kitapla bağ kurabilsem ve okuması daha kolay olsa eminim severdim kitabı ama bu haliyle kaç puan vereceğimi bile kestiremiyorum inanın. Sizi bu kitabı okumaya davet ediyorum. Bir ‘challenge’ olsun bu sizin için. Okursanız haberim olsun. Görüşürüz.
Heyula
7.9/10
· 101 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
49
Miss Nobody
Hayvanlaşan İnsan'ı inceledi.
420 syf.
·
10/10 puan
Alın size tadından yenmeyecek bir kitap
-Spoiler İçermez- Karısının, çocukluğundan itibaren manevi babasının istismarına uğradığını öğrenen Bay Roubaud’un önce karısını dövmesi, sonra da istismar eden adamı öldüreceğini söylemesiyle başlıyor bu mükemmel kurgu. Sonrasında cinayetler, katliamlar, kıskançlıklar, intiharlar peş peşe geliyor. Şimdiye kadar tanıdığım en orijinal karakter olan Jacques’tan bahsedeyim biraz. Jacques, çıplak bir kadınla yakınlaşmaya başladığı an, içinde dayanılmaz bir öldürme isteği peyda oluyor. Ellerini, kadını boğmamak için zor zapt ediyor. Fakat zamanla bir kadından hoşlanmaya başlıyor ve kendini bir çıkmazın içinde buluyor. Çünkü hem sevişmek istiyor o kadınla hem de kendini tutamayıp cinayet işlemekten korkuyor. Tam etkili olmasa da geçici çözümü ışıksız ortamlarda sevişmekte buluyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise neler neler oluyor… Bir bölümde, işlenen cinayetlerden ötürü yapılan yargılama vesilesiyle ‘Adalet’ kavramı sorgulanıyor. #140016886 Örneğin bu alıntı, kitabın kilit cümlelerinden biri... Bazen gerçeği ortaya çıkarmanın zarar vereceği düşünülür ve gerçek gizlenir. Ama gizlemek için önce gerçeği bilmek gerekir. Yani birileri bilir, birileri gizler; birileri gizlendiğini bilir, birileri de ne gerçeği ne gizlendiğini bilir ama her şeyi bildiğini zanneder. Adaletin görünen yüzü, görünmeyen yüzünün isteklerini yerine getirmek için bir araç olur bazen sadece. Bazen birtakım ilişkiler zarar görmesin diye bazı ‘önemsiz’ insanlar yem diye kamunun önüne atılır. Çoğunluğun çıkarlarını zedeleyip azınlığı mutlu edecek adalet, adalet olarak görülmez bazen… Kurgusunun, akıcılığının, merak uyandırıcılığının yanı sıra muazzam bir psikolojik tahliller bütünü bu kitap. Emile Zola başarılı bir yazar, okuduğum ilk kitabından anladığım kadarıyla. Eve gidince karakter rehberini de ekleyeceğim incelemeye adet edindiğim üzere, çünkü yine oldukça fazla karakter var ve kim olduğunu hatırlayamadığınız noktada dönüp bakacağınız bir kaynak olsun istiyorum elinizde. Karakter Rehberi: • Bay Roubaud: Şef Yardımcısı • Bayan Roubaud: Şef yardımcısının eşi adı Severine • Henri Dauvergne: Şef Kondüktör • Claire ve Sophie: Henri’nin kardeşleri • Grandmorin: Başkan • Berthe: Başkanın kızı • Pecqueux: Ateşçi ve Victoire Ananın kocası • Mösyö Vandorpe: Ana Hatlar Şef Yardımcısı • Jacques Lantier: Makinist • Phaise Hala: Jacques’ın babasının kuzinlerinden biri • Flore: Phaise Halanın kızı • Misard: Phaise’in kocası • Mösyö Dabadie: Gar Şefi • Philomene Sauvagnat: Depo şefinin kız kardeşi ve Pecqueux’nün ikinci karısı • Matmazel Guichon: Tahsilat memuresi • Mösyö Denizet: Savcı • Madam Bonnehan: Başkanın kardeşi • Louisette: Başkanın metreslerinden biri • Cabuche: Louisette’in ilişki yaşadığı kişi • Louis: Cabuche’ün kuzeni • Camy Lamotte: Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri • Melanie: Denizet’nin hizmetçisi En sevdiğim edebiyatın Türk edebiyatı mı Fransız edebiyatı mı olduğuna karar veremedim hala, edebiyat konusunda benim nezdimde en başarılı iki millettir Türkler ve Fransızlar. Peki sizin edebiyatını en sevdiğiniz millet hangisi?
Hayvanlaşan İnsan
8.6/10
· 1.208 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
80
Miss Nobody
İvan İlyiç'in Ölümü'ü inceledi.
100 syf.
·
10/10 puan
Daha önce hiç öldünüz mü?
-Spoiler içermez- Ölümcül bir hastalığa yakalanan ve öleceğinin farkında olan İvan İlyiç’in düşünce dünyasında gezindiğiniz, aslında içten içe sizin de sorguladığınız fakat İvan İlyiç’le birlikte bir kere daha düşünme fırsatı bulduğunuz, felsefi ve psikolojik yönü zengin bir Tolstoy kitabıdır bu kitap. Sorulan soruların bazıları şu şekildedir: -Ölümü ne sıklıkla hatırlarız? -Kendimizin de öleceğini ne kadar kabulleniriz? -Son nefesimizde yaşadığımız hayattan, kendimizden, yaptıklarımızdan, ömrümüzü harcayış şeklimizden ne kadar memnun olacağız? -Ölünce neyle karşılaşacağız? -Ölüm duygusu nasıl hissettirir? -Ölmek yaşamaktan iyi midir? -Biz öldükten sonra kalanlarımıza ne olur? İvan İlyiç nedense çok içselleştirdiğim bir karakter oldu. Soluk, heyecansız, tek bir çizgide ilerleyen bir hayata sahip, işini hayatının merkezine koymuş, insan ilişkilerine işi kadar değer vermemiş, mutsuz bir evlilik yapmış, sert biri İvan İlyiç. Aynı zamanda bir hukukçu. Ve neredeyse tüm hukukçuların içten içe düşünüp de seslendirmeye cesaret etmediği, cesaret edenleri de kınadığı düşünceleri ortaya dökecek kadar dürüst biri. Kendine karşı... Sert biri dedim ama ölümle burun buruna gelince o sertliğinden eser kalmıyor. Hayatı boyunca herkesin saygı duyduğu, o odaya girince ayağa kalktığı, ceketini düğmeleyip önünde el pençe divan durduğu, burnundan kıl aldırmayan o adam, ölüm döşeğine düşünce kendi başına lavaboya bile gidemez olup, ele avuca düşüyor. Ve ölüm korkusunun perçinlediği yalnızlık öyle bir yakıyor ki canını, sonunda dayanamayıp hüngür hüngür ağlıyor. İşte ölüm insanı böyle yapıyor… Kitap, başından beri okurken zevk aldığım bir kitap oldu ama son bölümde, o ölüm anının anlatıldığı kısımda nasıl coştum anlatamam. Yazar aldı uçurdu beni. Tüylerim diken diken oldu ve hatta gece rüyamda cenaze bile gördüm. Düşünün ki okuduğum satırlar nasıl damarımdaki kana kadar sirayet etmiş… Muhteşem bir kitaptı. Yazarından dolayı beğenmeyeceğimi düşünerek başladığım ama beklemediğim kadar çok beğendiğim, önyargılarımı fırlatıp atan bir kitaptı. Tolstoy, beni şaşırtıyor ve onunla ilgili sabit bir fikre varmama engel oluyor. Onu tanımak 1-2 kitapla olacak şey değil belli ki. Okumaya devam o halde. Görüşmek üzere:)
İvan İlyiç'in Ölümü
8.3/10
· 21,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
85
Miss Nobody
Müfettiş'i inceledi.
129 syf.
·
8/10 puan
Çomak Sokulamayan Çark
Hani Kemal Sunal’ın, yanında bir akıl hastasıyla birlikte akıl hastanesinden kaçıp, sığındıkları köyde kaymakam zannedildiği bir film var ya, hah işte, bu kitapla o film aynı kafadan çıkan iki farklı eser. Tek farkı kaymakam değil de müfettiş zannediliyor. Ha bir de kitap karakteri, Kemal Sunal gibi iyiye değil kötüye kullanıyor yetkilerini. Hem trajedi hem komedi… Devlet dairelerinin ve kamu görevlilerin kanuna aykırı iş ve eylemleri, yolsuzlukları, rüşvetleri, dalkavuklukları, ne ararsanız var. Bunlar her devirde olan ve olmaya da devam edecek ahlaksızlıklar olduğu için kitaplara ve filmlere konu olmaya devam edecekler ve modaları hiç geçmeyecek. Okurken bir taraftan, oturdukları koltuklara güvenip halka çektirmediği eziyet kalmayan bu memurların, müfettiş tarafından kandırılmalarına “Oh iyi oldu” diyorsunuz, bir taraftan da “Müfettiş de onlardan farklı değil, olan yine halka oldu” deyip üzülüyorsunuz. Ama okurken hep çok eğleniyorsunuz o hiç değişmiyor. 2-3 saatte okunacak, okuduğunuza pişman etmeyecek tiyatro türünde bir eser. Gogol’le tanışmayanlar için de iyi bir tanışma kitabı. Okuyacak herkese keyifli saatler dilerim:)
Müfettiş
8.6/10
· 2.449 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
42
188 syf.
·
9/10 puan
Olmak ya da Olmamak...
-Spoiler içermez- Yazara ilişkin birkaç bilgi verecek ve birkaç ufak tatlı tesadüften bahsedeceğim biraz. Shakespeare’in asıl ismi Şeyh Pir’miş ve kendisi aslında Müsl… şaka. William Shakespeare bir 23 Nisan günü doğmuş ve bir 23 Nisan günü ölmüş. Öldüğünde tam 52 yaşındaymış ve kitabı bitirdiğimde tam 52 tane alıntı paylaştığımı gördüm. Üstelik kitaba 9 puan verdim ve sonrasında 9 günde okuduğumu fark ettim. Böyle tesadüfler hoşuma gidiyor, her neyse gelelim kitaba. Kurgudan bahsetmeyeceğim hiç, zaten biliyorum ki en fazla 2 ay sonra ben de unutmuş olacağım çünkü Shakespeare eserleri hiçbir zaman kurgusu için okunan eserler olmuyor benim için. Çevrilince bile muazzamlığını kaybetmeyen o şiirsel dili ve insanlara dair yerinde tespitleri için okuyorum kitaplarını. Diyaloglar hele, öyle ustaca hazırlanmış ki, eminim orijinal dilinde okuyabilseydim çok daha fazla haz alırdım. O alaycı dil, o üstün mizah, o ince eleştiriler…Ne diyebilirim ki, harika… Dikkatimi çeken bir diğer şey, yazarın tiyatroyu yükseltme çabaları. Neredeyse her kitabında eğitici nitelikte eleştirileri var, ki bakıldığında bunlar günümüz oyuncularının da dikkate alması gereken eleştiriler. Hemen bir örnek verelim. “Verdiğim parçayı, ne olur, rahat, özentisiz söyle. Birçok oyuncular gibi söz parlatmaya kalkacaksan, mısralarımı şehrin tellalına okuturum daha iyi. Elini kolunu da havalara savurma öyle; ölçüsünde, tadında bırak her şeyi.” S.76-77 Üstelik eleştirdiği tek şey oyuncuların çıkardığı rol de değil. Birçok defa da, tiyatronun halka kendini izlettirmek kaygısıyla amacından saptırılamayacağını, tiyatroya hak ettiği değeri bilgisiz kimselerin veremeyeceğini söyler. “Gerçeği büyütmek ya da küçültmekle, bilgisizleri güldürebilirsiniz, ama bu bilenleri üzer, oysa tek bir bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için.” S.77 Oysa bizde tiyatro ve sinema eserlerinin birincil hedefi daha çok kişinin izlemesidir. #91633103 tıpkı bunun gibi, tiyatro ve sinemaya sanat icra etmek için değil para kazanmak için girişenler ortaya niteliksiz eserler koyarlar ve o niteliksiz eserler milyonlar tarafından ilgi görürler. Bakınız; Recep İvedik. Peki sizin günümüz sinema/tiyatro/televizyon ürünlerine dair yapacağınız eleştiriler neler?
Hamlet
8.7/10
· 24,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
43