• Asansör geldi, bindik. Yalnızdık. Birden, açıklanamaz bir nedenden, büyük olasılıkla bu kadar dar bir alanda yakın olmamızdan dolayı, aramızdaki hava değişti; elektrik ve heyecan verici bir beklentiyle doldu. Kalbim deli gibi atarken nefesim sıklaştı. Kafasını kısmen bana doğru çevirdiğinde, gözleri abanoz koyuluğundaydı.

    Grinin Elli Tonu--E. L. James...
  • Yumuşak ve mûnis gece, büyük ve engin karanlık, seni ne kadar methetsem azdır. Sen tehlikenin ve vehmin annesi olduğun kadar, tesellinin, hülyanın ve şiirin de cömert kaynağısın. Senin her şeyi silen, çizgileri ilga eden ve şekilleri yumuşatan eteklerin hayatımıza yayılınca ne mucizeler, neler olmaz ki... Sen büyük ve mukadderata hâkim ellerinle aydınlığın meşalesini zamanın hudutlarına çarparak söndürünce, her imkânsız rüya tahakkuk eder, ölüler dirilir, eşya bir vahdete mal olur ve insanlar hakikî hüviyetlerini bularak kendi kendileri olurlar.
    Sen, önümüze açtığın hazinelerle hayatımızın nasipsizliklerini telâfi eder, hasretlerini dindirir, hınçlarını alır ve yumuşak sükûnunla yaralarım sararsın. «Sefil, debdebeli saraylarını kurmak için lâzım olan altım senden ödünç alır», çıplak, senin mahremiyetinin yıldızlı kumaşıyla giyinir, âşık, sevgilisinin sade kollarını ve gerdanını süsleyecek emsalsiz mücevherleri sende bulur, şâir, hülyalarının sultanına, kanının beyaz ve temiz çiçeğine senin tunç kapılı kanatlarından geçerek kavuşur, nasipsiz ömrünün mahrum olduğu sıcak mahremiyeti senin haşhaş kokulu, mücellâ abanoz göğsüne yaslanarak sayıklar.
    Gece, gece hülyalarımızın büyük ve ebedî mimarı, sen ebediyetin sonsuz yüzü, ölümün mûnis kardeşisin; onun içindir ki ruhuna sahip her insan, kendisini ancak seninle ve sende tamamlanmış bulur.
  • Buraya 25 Ağustos 2017 tarihinden beri (belki de daha eski, çünkü eski hesabımdaki iletileri de geçirmiştim) eklediğim Bilinmeyen Kelimeler başlıklı (bkz: Bilinmeyen Kelimeler)/iletiler iletileri tek bir iletide toplamaya karar verdim.

    Malum sayıları bir hayli arttı ve tekrar bakmak istediğimde bulunmaz hale geldiler.

    .
    .

    A
    Abanoz: #23773248
    Acul: #23772393
    Aksülamel: #23845965
    Alabanda: #23772429
    Allame: #23769719
    Alesta: #23767233
    Ameliye: #24608234
    Andavallı: #23773204
    Apokaliptik: #23764995
    Atalet: #23772999
    Avanta: #23770844


    B
    Badı-ı Semen: #23769684
    Behemehal: #24518235
    Bermutat: #23844836
    Binaenaleyh: #24640143
    Bittabi: #23773033
    blue-blanc-rouge: #23770798
    Borda: #23772429


    C
    Cefir: #24692317
    Cevdet: #24650692
    Cızlam: #24308919
    Cizvit: #23765961


    Ç
    Çaçaron: #23767085
    Çalak: #24518290
    Çavun: #23773153
    Çeki taşı gibi: #37688403
    Çıfıt: #23769680
    Çırağ edilmek: #24595012


    D
    Değgin: #23769695
    Değirmi: #26410341
    Dekadan: #23769666
    Dessas: #24608335
    Dikotomi: #23765926
    Duhuliye: #23772760


    E
    Ebleh: #23773096
    Ehvenişer: #23769729
    Eklektik: #23765009
    Elgin: #36827394
    Enosis: #23769691
    Enstantane: #23765935
    Entipüften: #23770816
    Eptalikos: #25215652
    Esafil-i Şark: #24692651
    Esefa: #25245127
    Etüv: #23772769
    Exil: #23770316
    Eyyamı bahur: #24594940


    F
    Farzımuhal: #23765786
    Feraset: #23765891
    Fermanferma: #24594879
    Filhakika: #24650736


    G
    Gadir: #23765977
    Galebe çalmak: #23844931
    Galiz: #23773235
    Gayya kuyusu: #23769659
    Gıllıgışlı: #37983031
    Gönenmek: #25050322
    Güherçile: #23764966


    H
    Habis: #23767287
    Haddizatında: #23772482
    Halita: #24594895
    Handiyse: #23773021
    Harcıalem: #23770109
    Hasbî: #24655965
    Haslet: #24594931
    Haşmetmeap: #23773166
    Hayfını almak: #23764932
    Hercai: #23773227
    Hezeyan: #23770810
    Hotoz: #24594980
    Huddam: #24608027
    Hulasa: #24518235
    Huruç: #24655836


    I
    Ilgar: #23766981
    Irgalamak: #25322215
    Iskarmoz: #23773244
    Iskarta: #38117225
    Istılah: #24608879


    İ
    İaşe: #23767311
    İbate: #23767311
    İğva: #23773194
    İhtikâr: #31126015
    İhzarî: #30943170
    İktifa etmek: #37853089
    İktiza: #24586403
    İlmi huruf: #24692317
    İlmi menafiülaza: #24692317
    İnfial: #23770908
    İnhisar: #24608909
    İnisiyatif: #23767101
    İstiap haddi: #37864035
    İstidat: #24509745
    İstihkar: #24608740
    İstim: #23769732
    İstitrat: #24580720
    İşret: #24608335
    İvecen: #25069613


    J
    Jurnal: #24596199
    Jüpon: #23770377


    K
    Kabala: #23765311
    Kağşamak: #23772486
    Kaknem: #36834583
    Kaltaban: #23767276
    Kamarot: #23770888
    Kanıksamak: #25050464
    Kaparozlamak: #23769725
    Kariha: #24650692
    Kasara: #23772429
    Kastanyet: #23772418
    Katakomp: #23767335
    Kazulet: #23770869
    Kazurat: #23773187
    Kerte: #23772440
    Kesif: #23770767
    Ketenpere: #23772400
    Kofti: #23773174
    Kondüktör: #23773220
    Konformizm: #23763435
    Kozmopolit: #23770191
    Kösnülme: #23772405


    L
    Lavman: #23772985
    Letarjik: #24650692
    Levanten: #25138156
    Leyli Meccani: #33386299
    Lomboz: #23770896
    Lümpen: #23769713


    M
    Mamafih: #24608422
    Manyoka: #23773137
    Marsık: #23772449
    Maslahat: #25082709
    Mastor: #24608407
    Maşatlık: #23770066
    Matbah: #23957428
    Mazur: #24594904
    Mebzul: #38164697
    Meç: #23770201
    Megaloman: #23770229
    Mehlika: #25245042
    Mekkare: #24586621
    Meneviş: #23762812
    Menhus: #24644528
    Mertek: #23769677
    Metih: #24581685
    Mezbele: #23772965
    Mihmandar: #23772395
    Muaddel: #24594843
    Muare: #23845079
    Muarız: #24594918
    Muattal: #24586880
    Muazzep: #24518187
    Muganniye: #24586732
    Mugayir: #23957448
    Muhassala: #24594893
    Muhkem: #23769690
    Mutaassıp: #24607996
    Mutabık: #23772458
    Mutena: #24308706
    Muttasıl: #37863643
    Muvazene: #24608669
    Muvazzaf: #23767143
    Müddeiumumi: #30943182
    Müdrik: #23770822
    Mükrim: #24594858
    Mülevves: #23764956
    Mülhem: #23765967
    Müntehir: #36475822
    Müşfik: #23773017
    Müşir: #24596149
    Mütalaa: #24509575
    Mütegallibe: #23764918
    Mütehallik: #24650692
    Müzevir: #23767014


    N
    Nahiv: #24509634
    Namütenahi: #24608740
    Nedamet: #23772468
    Nekes: #36763953
    Nezdinde: #23767319
    Nezretmek: #24586418
    Nıkris: #23765752
    Nirengi noktası: #35388584
    Nizamı alem: #24692651
    Nobran: #23765747
    Nuhuset: #23764979
    Nümayiş: #23764926


    O
    Ondüle: #33283954
    Oportünist: #23770324


    Ö
    Özdeksel: #37008729
    Özdenlik: #23767295


    P
    Palikarya: #23765899
    Pederast: #24692651
    Pejoratif: #23765306
    Perdahlamak: #23765777
    Perese: #25082734
    Pergar: #23764889
    Permi: #37974896
    Pertav: #23764902
    Pespaye: #23772386
    Pestenkerani: #23772411
    Peşmelba: #25103026
    Pitoresk: #23769671
    Piyedepul: #23770386
    Prosa: #23770207
    Pruva: #23772429
    Pürtük: #23773126


    R
    Rakit: #24580009
    Rantiye: #23773011
    Refulman: #24580759
    Remil: #25244947
    Revnak:
    Ricat: #24608846
    Riyaseti cumhur: #33296505


    S
    Sadakor: #24594980
    Sakınımlı: #23770832
    Salpenjit: #23770772
    Salvo: #23772427
    Sarf: #24509634
    Sarfınazar: #23767326
    Saudade: #23765944
    Saylav: #33296505
    Sayvan: #23767064
    Sefih: #23769711
    Sencileyin: #23766944
    Sentaks: #23770759
    Sıtk: #25082709
    Sintine: #23770400
    Sölpük: #23772452
    Sundurma: #23770081
    Süflî: #23769721


    Ş
    Şahika: #23846810
    Şayia: #23772377


    T
    Tadil: #24594843
    Taflan: #23770057
    Tahdid: #24509665
    Tahkik: #24608770
    Tahlisiye: #25050961
    Tansık: #33937294
    Tarazlanmak: #23762904
    Taun: #23769681
    Tavsamak: #25478531
    Teberrüken: #24692170
    Tecerrüt: #24586655
    Tecessüm: #23769666
    Tecessüs: #24608075
    Tefrik: #23846671
    Tekdir: #24586946
    Temerküz: #23770071
    Temessül: #24580189
    Tenakuz: #35394981
    Tensikat: #24660245
    Tenzilat: #24580009
    Teşne: #23765952
    Teşyi etmek: #24587014
    Tevali: #25234555
    Teverrüm: #23845793
    Tevil: #25244912
    Teyemmünen: #24692170
    Tıkız: #23767036
    Tırıs gitmek: #23770754
    Tırışka: #23765729
    Tıynet: #23772463
    Tirşe: #23845339
    Tonoz: #23770803
    Türkopol: #23766967


    U
    Ufunet: #23770884
    Uğru: #25151848
    Uzviyet: #24580189


    Ü
    ...

    V
    Velut: #24581812
    Verevine: #37850809
    Vido: #24580009
    Vokabü: #23765916


    Y
    Yekinmek: #23765391


    Z
    Zağlı: #23765380
    Zani: #24608335
    Zecri tedbir: #24641347
    Zem: #24581685
    Zeyl: #23769701
    Zûl: #23769676
  • Daha ilk günden Clara'ya sırılsıklam âşık
    olmuştu.Latin ırkının dünyadaki tek mirasçısı
    olarak kabul ettiği,parlak abanoz saçlı,
    simsiyah gözlü Clara'nın yüzünde,tarifi
    imkansız bir hüzün seziyor ve burun kemiğinin
    tam üstündeki kahverengi beni seyretmeye
    doyamıyordu.
  • 672 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Daha önce Abanoz Kule'yi okumuştum John Fowles'tan. Biraz da farklı üslupta denemeler niteliğinde olan kitap, beni etkiledi ancak tam da emin değildim. Yine de Büyücü'yü okuyacaktım çünkü sağlam bir dil işçiliği vardı. Nitekim bugün bitirdim.
    Nicholas Urfe, ailesinden kalan parayı bitirirken Allison isimli bir kızla tanışır. Bir müddet beraber yaşarlar. Ancak, İngiltere'den ayrılma ve Yunanistan'da İngilizce öğretmenliği yapmak için Urfe, kızı bırakır. Yunanistanda bir adada öğretmenlik yaparken Conchis isimli biriyle tanışır. Tanrı Oyunu adını verdikleri gerçek bir oyuna başlarlar. Bu arada Allison'ın intihar ettiği haberi gelir. Conchis'in ekibinden Julie ile birbirlerine aşık olurlar fakat bu da kurgunun/oyunun bir parçasıdır. Urfe, oyunu fark etse de ters hareketleri sebebiyle, kapıldığı bu oyundan atılır. Okul da işine son verince Londra'ya geri döner. Burada araştırmasına devam ederken Allison'ın ölmediğini öğrenir. Buluşurlar ve karar aşamasında roman biter.
  • 256 syf.
    ·3 günde·10/10
    “Özgürlük bir kimsenin başkasına zararlı olmamak şartı ile dilediğini yapmasına denir. Hükümet bazı aşırı görüşlü kimselerin sandığı gibi halktan üstün bir varlık olarak kabul edilse bile onun millet üzerinde vasilik yapması kabul edilemez.” NK

    Öncelikle itiraf etmeliyim ki bu benim ilk Hıfzı Topuz kitabımdı. TÜYAP’ ta bu yıl düzenlenen kitap fuarında, Ekin Yazın Dostları Kurucu Üyesi olan Sayın Aydın Ergil’e bir Hıfzı Topuz kitabı okumak istiyorum, hangisiyle başlayayım dediğimde bana bu kitabı önermişti. Kesinlikle doğru seçimmiş.

    Hıfzı Topuz, Allah uzun ömür versin, son derece orijinal bir kişilik. Çok iyi eğitim almış bir Frankofon. Yetenekli bir araştırmacı, akademisyen, hem akademik hem de alaylı çok iyi bir gazeteci. Cumhuriyetimizle aynı yaşta, 1923 doğumlu. 75 yaşına dek hemen tüm eserleri araştırmacı-gazetecilik üzerine. 1998 yılında, ilk romanı Meyyale’yi yayınlar. Son romanı da, şu an incelemesini okuduğunuz, 2013 Ekiminde Remzi Kitabevi’nden çıkan “Vatanı Sattık Bir Pula, Namık Kemal’in Romanı”.

    Topuz’un üslubuna gelince: Yılların okuyucusuyum ama bu kadar narin, sıkmadan, su gibi bir anlatıcı sadece Yaşar Kemal’i bilirdim. Bu bir belgesel roman ama Topuz, iyi bir hikâye anlatıcısı olma sıfatıyla, son derece nesnel, üzerine ekleyip yorum katarak tarihi bozma gibi bir niyeti olmadan, başarılı bir kurguyla Namık Kemal’in (NK) hayatını ete kemiğe büründürmüş. Üşenmeden saydım, romanda tam 102 adet Osmanlıca sözcük var. Hepsine parantez içinde güncel karşılıklarını yazmış. Ayrıca NK’in Osmanlıca şiirlerini anlayalım diye günümüz Türkçesine çevirip hemen altına parantez içine yerleştirmiş, büyük bir kibarlık. 247 sayfalık romanı neredeyse tek oturumda okudum. Topuz, romanın hemen sonuna, eserin hayat bulmasında katkılarından dolayı yardımcıları ve dostlarına bir teşekkür yazısı ile bir de meraklıları için dizin eklemiş…

    Romanın Hikâyesi

    NK, 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğar. Annesini çok erken yaşta kaybeder. Çocukluğu, önceleri Tekirdağ Vali Yardımcısı ve daha sonra da 1853’te Kars Mutasarrıfı olan dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında geçer. 48 yıllık ömrünün 18 yılını sürgünlerde, son 9 yılını da Devlet Memurluğunda geçiren NK, Türkiye topraklarında sadece 1,5 yıllık mektep eğitimi alır. Osmanlı hükümetiyle arasındaki sorunlar nedeniyle 3,5 yıl kaçak olarak yaşadığı Londra’da, İngiliz hocalardan gazetecilik ve hukuk dallarında dersler alır ve İngilizcesini epey ilerletir. Çocukluk yıllarında şiir niyetine yazdığı ilk iki dize: “Dinine yandığımın kaldırımı, Acıttı baldırımı” dır. Tekirdağ ve Kars’ta geçirdiği ergenlik döneminde avcılık ve ata binmekten gayrı yaptığı pek bir şey yoktur. 15 yaşında ve dedesi de Sofya Kaymakamıyken, 12 yaşındaki Nesime Hanım ile evlendirilir. İleride NK’in oğlu Ali Ekrem şöyle diyecektir: “Babam ateş gibi bir zekâ parçasıydı, annem ise bir alıklık sembolü.”

    Yeni Osmanlılar Cemiyeti

    NK, 1861’de Tercüme Odasında memurken, 1865’de yöneticiliğini de üstleneceği, Tasvir-i Efkâr gazetesinin sahibi, Osmanlı aydını Şinasi ile tanışır. Tercüme Odasındaki işiyle paralel olarak tüm dikkatini gazeteciliğe verir. Odadaki arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalar, akşamları ev sohbetlerine de sirayet eder. Bir Tanzimat Dönemi aydını olan NK ile dostları; Mutlakıyet Rejiminin kaldırılarak Meşrutiyet’e geçilmesini ilk kez Belgrad Ormanlarında yaptıkları bir piknikte, 1865 yılının Haziran ayında, ulu ağaçların gölgesinde görüşürler.

    Devletin borcunu iki milyondan yüz milyona çıkaran hesap bilmez Padişah Abdülaziz, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın torunu olan Mısır Hıdivinin kardeşi Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa’yı Paris’e sürgüne gönderir. Paşa NK’e Tasvir-i Efkâr’ da yayınlanması için şu minvalde mektuplar gönderir: “Osmanlı milleti içinde ilerici düşüncelere bağlanmış kimseler devlet işlerinin kişisel çıkarlarından önce geldiğine inanırlar. Gençlik de bu inançtadır.” Beyoğlu’nda Courrier d’Orrient matbaasının sahibi Jean Pietri, Mustafa Fazıl Paşa’nın NK tarafından Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş önemli bir mektubunu el ilanı şeklinde 50 bin adet bastırır ve tüm İstanbul’a dağıttırır. Bu olaydan hemen sonra, matbaanın ofisinde, NK ve o dönemin ünlü şair, yazar ve devlet adamı Ziya Bey ilk defa bir araya gelirler. NK, Ziya Bey, Ali Suavi (sonradan fundamentalist görüşleri ve yazılarıyla Osmanlı Cemiyetinden dışlanacak ve Çırağan sarayına yaptığı başarısız bir darbe girişimi sonucu askerlerce öldürülecektir), Agâh Efendi, Sağırzade Mehmet Bey, Kayazade Reşat Bey, Menapirzade Nuri Bey ve gruba Paris’te katılacak olan Kani Paşazade Rıfat Bey, işte Osmanlı Cemiyetinin kemik kadrosu (Reşat, Nuri ve Mehmet; Mayıs 1871 Paris Komününde çatışmalarda bilfiil savaşan tarihimizdeki tek Türklerdir). Tüm bu kadro, İstanbul’da kendi hayatları ve özgürlükleri tehlikeye girdiği vakit, Fazıl Paşanın ve İstanbul Fransız Konsolosunun gayretleriyle, Mayıs 1867’de İstanbul’u terk edip Paris’e Paşanın yanına kaçarlar. Kaçaklar Marsilya limanına ulaştıktan sonra, Genç Osmanlıların önünde yeni bir ufuk açılır. Fazıl Paşa, Cemiyeti uzun bir süre, 4 yıla yakın finanse eder. NK ve arkadaşları kendi sorunlarına o kadar gömülmüşlerdi ki, burunlarının ucunda, Avrupa’da Karl Marx önderliğinde, Uluslararası İşçi Derneğinin kurulup Enternasyonalin toplantıları yapılırken bu gelişmelerden bihaberdiler. Lakin Cemiyet, iki Firavun kardeş arasında yoyo olmaya başlayınca dağılmaya yüz tutar.

    Avrupa’da Jön Türkler

    Paris’teki Liberté gazetesi, Genç Osmanlılar için: “Türkiye’nin kurtarıcıları ve ilerleme ordusunun öncüleri. Fransız ulusu, ilerleme düşüncesinin bayraktarlığını yapmakta olan bu genç yurtseverlere sevgi ve saygı duyguları ile kucağını açarken özgürlük yolunda onlara yardım etmeyi onurlu bir görev sayar” diye yazar. Genç Osmanlılar, Paris-Londra-Cenevre-Belçika gibi Avrupa’nın merkezi bölgelerini davaları uğruna arşınlarlar. NK, uzun hazırlıklar sonunda Hürriyet’i 29 Haziran 1868’de Londra’da yayınlar. Agâh Efendi gazetenin yöneticisidir. Tüm yazılar NK ve Ziya Bey’in kalemlerinden çıkar. NK’in son Hürriyet yazısı 6 Eylül 1869’da yayınlanır. Bu arada ekseni kayan Ali Suavi, Hürriyet yayınlandığı esnada, kendi Muhbir gazetesinde “Büyük İslam Birliği”nden dem vurmaktadır…

    “Çapulcu” Söylemi

    Romandaki şu noktaya dikkat etmenizi isterim: Hürriyet gazetesi İstanbul Beyoğlu’nda Mösyö Coq’un Kitapçı dükkânın camında herkesçe okunabiliyordu. Zaptiye Nazırı Hüsnü Paşa, zaptiyelerine emir vererek: ‘Takip edin şu çapulcuları! Nasıl okurlarmış bu gazeteyi’ dediği aktarılıyor. Hıfzı Topuz Bey “Çapulcu” sözcüğünü kullanmış. TDK Web’ de bu kelime için şu yazıyor: “Düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı: ‘Çapulcuların teklifine boyun eğilmesini asla kabul etmem’ –N. F. Kısakürek. NFK bu sözcüğü, Abdülhamit Hanın kışkırttığı 31 Mart Vakasında, İslamcı ayaklanmayı kontrol altına alan Harekât Ordusu Komutanı ile harekâtın kâğıt üstündeki planlayıcısı Mustafa Kemal için söylemişti. Sanırım Topuz, “Gezi Olayları” na ve günümüz gençliğinin uyanışına bir gönderme yapmaktadır romanın bu kısmında.

    Nükteli Bir Adam NK

    NK, Magosa sürgününe giderken, arkadaşı Nuri Beye şunu yazar: “Birader iş fena. Ben Magosa’ya gidiyorum. Siz de Akka’da Fizanî boylarsınız. Telaş etmeyin Kâğıthane’ye gider gibi gidiyorum. Magosa’da iyi nar olurmuş. Akka’da yoksa bana yaz, gönderirim.” NK bir fıkra fabrikasıdır. Arkadaşlarına yazdığı mektuplar espri ve küfürlerle doludur.

    Son Dönemleri

    NK, 1870 Ekiminde Londra’daki kaçak hayatını bırakıp yurda döner Bir süre sonra Gelibolu mutasarrıflığına atanır. Sonra da 3 yıllık Magosa sürgünü. 31 Ağustos 1876’da Abdühamit Han başa geçer. 12 Şubat 1877’de NK tutuklanır. 19 Temmuz 1877’de Midilli adasına sürgüne gönderilmesine karar verilir. Midilli sürgünü öncesi ve sonrası arkadaşlık ettiği ve mektuplaştığı Mehmet Nazım Bey, 1902 yılında doğacak olan büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in büyükbabasıdır. Nazım, Kemal Tahir için bir ankete şu mülakatı verir: “Namık Kemal, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde kendine yol açmak isteyen burjuvazinin bayraktarıdır”. Yine Nazım, 1935’de Peyami Safa’ya şu şiiri gönderir:

    O takma aslan yeleli

    Namık Kemal üstadın senin

    Abanoz ellerinden

    Zenci kölelerin

    Som altın taslarla şarap içerek

    Ve ‘didarı hürriyet’ in dizinde

    Kendi kendinden geçerek

    Yüksel ki yerin bu yer değildir

    Dünyaya geliş

    Hüner değildir…

    Abdülhamit Han yumuşayıp lütuf göstererek, 21 Aralık 1879’da NK’i Midilli mutasarrıflığına atar. Ve böylece NK’in özgürlük dönemi biterek bağımlılık dönemi başlamış olur. 20 Ekim 1884’de Rodos’a atanır. Aralık 1887’de son durağı olan Sakız adasındaki mutasarrıflık görevine nail olur. Ziya Beyin ölümünden beridir hep hasta olan NK, görevi esnasında, 2 Aralık 1888’de zatürreden dolayı vefat eder. Mevtası, oğlu tarafından adadan alınıp, projesini Tevfik Fikret’in çizdiği, Gelibolu Bolayır’daki son istiratgâhına nakledilirken sanırız ki hep bir ağızdan (bu özdeyiş kendisine aittir), şu söylenir: “Hakk’a el bağlayalım er kişi niyetine”…

    NK, Abdülaziz ile hemen hiç anlaşamamasına rağmen Sultan Abdülhamit Han ile çok iyi ilişkiler içerisine girmişti. Abdülhamit onu ve ailesini ihya etmişti, sağlığında da öldükten sonra da. NK bir vatanperver, bir şair, bir gazeteci, bir özgürlük savaşçısı, bir oyun ve tarih yazarı, dürüst ve çok başarılı bir devlet adamı, halkçı ve devrimci, iyi bir baba, kötü bir koca, iyi bir evlat, iyi bir dost, Padişahının sevgili tebaası, bir şeriatçı, alfabe devrimine muhalif, anti sosyalist, saltanatçı, İslamiyet’e gönül veren bir mümin, boğma rakı ve su teresi dostu bir akşamcı olarak yaşadı ve öldü. Asla bir dönek değildi. Kalemini kimseye satmadı. Öldükten sonra arkasında: Vatan Mersiyesi, Osmanlı Tarihi ve Vatan Yahut Silistre (ilk defa 20 Mart 1873’de Gedik Paşa Tiyatrosunda oynanır) oyunu gibi şaheserler ile dilden dile dolaşan şiirler bıraktı. Memleketin istibdadı ve kaderi için, bireylerin özgürlüğü, hak edildikleri gibi yönetilmesi için yıllarca sürgünlerde –çok sıkıntılı olmayan- bir hayat yaşadıysa da son döneminde kraldan çok kralcıydı. Mesela NK’in şu uz görüşü yoktu: “Vatan, insanların ve atalarının doğup büyüdüğü yerdir. Aralarında ortak paydalar olan insanların yüzyıllardan beridir üzerlerinde yaşadığı topraklar onların vatanıdır”. Bu yüzden de Osmanlı’dan ayrılan ve bağımsızlığını ilan eden ülkeleri mantığı bir türlü almıyordu.

    Mustafa Kemal, NK’in Vatan Mersiyesi’ndeki iki mısraını, tek bir değişiklikle, Mart 1922’de TBMM’de şu şekilde okur:

    “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

    Bulunur (yoğimiş) kurtaracak bahtı kara mâderini.”

    Süha DEMİREL, 22 Aralık 2013.

    ***

    Romanın Künyesi:

    Hıfzı Topuz
    “Vatanı Sattık Bir Pula, Namık Kemal‘in Romanı”
    Remzi Kitabevi
    1. Baskı Ekim 2013
    255 sf
  • 168 syf.
    ·8 günde·6/10
    Diğer kitaplara kıyasla çok daha iyi gidiyordu ta ki final kısmına kadar. Böyle gelişigüzel yazılmış bir son olabilir mi diye düşünürdüm ki oluyormuş.
    ***SPOİLER***
    Ne yani bir anda kardeşinin öldüğünü öğrenecek ve bunca yıl tamamen hafızasından sildiği tüm anılar geri gelecek, bundan hiç şüphe duymayacak ve de üstüne diğer herkes böyle bir şeyin olmasını mantıklı bulacak ve ona inanacak. Ki zaten kızın öldürdüğüne inanma kısmında da çok fazla mantık hatası vardı. Sonra bakıcıyı hemen affetmeleri, yaklaşık bir cümle falan sürdü. Ailenin bunca yıl böyle saçma salak bir nedenden aile gibi olmaması. Sonra bir anda "Hadi yeniden aile olalım." demeleri. Psikolojicinin suçunu itiraf etme kısmı da tam oturmamıştı ama bunlar yanında yine düzgün kalıyor. Ha bir de kızın sevgililerini bir anda postalaması var. Çok saçma bir şekilde anlatıldı. Baş karakter bir insan, olayları anlatan bir makine değil ama bu hiç yansıtılmamış. Ki zaten eski sevgilinin bir anda amaçsızca ortaya çıkıp hiçbir şey yapmaması kat be kat saçma. Kısaca iyice zorlama olmuş, hiç okunacak gibi değil.