• Çocukluk tehlikelerle, gençlik ise ıstıraplarla doludur. Yaşlılık ağır bir mesuliyettir; hastalıklar ordusu çevrenizi sarar, talihsizlikler pusuda bekler ve kötü kader yakanızı bırakmaz. Ölüm ise kaçınılmaz sondur. Hayatta acının izini taşımayan hiçbir an yoktur.

    Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus (Sayfa 61 -
  • İnsanlar uyurlar, ölünce uyanırlar.
    Ölüm,hayatın kaçınılmaz gerçeği. Ancak biz yaşamımız boyunca gözümüzü yumuyoruz bu gerçek karşısında. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken, Peygamberimizin "Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça hatırlayın." tavsiyesini kulak ardı ediyoruz.

    Emre Dorman, eserlerinde ağır bir dil kullanan birçok akademisyenin aksine oldukça açık ve anlaşılır bir dil kullanmış. Ayetler, tanıdığımız yazarların 'ölüm' ile alakalı sözleri kitabın sayfalarını süslemiş.

    Kitap 20 başlık ve ek olarak İbn Sina'nın Ruh Kasidesinden oluşuyor. Her başlık detaylı örneklendirilerek anlatılmış.

    Hayat bir uykudur, ölünce uyanır insan.
    Sen erken davran, ölmeden önce uyan.
    Celâleddîn-î Rûmî
    Bunun gibi insanı düşündüren birçok söz mevcut kitapta. Bazen bir sayfasını okurken bir anda derinlere dalabiliyorsunuz.

    Aslolan ölümün kötülüğü değildir. Ölüme hazırlık yapmadan yaşanılan bir hayat kötüdür. Ve böyle bir hayat insanda ölüm korkusuna neden olacaktır.

    Yazar, bu kitabıyla insanların 'ölmeden önce uyanması' için emek harcamıştır.
    Yaşamlarımıza dokunması duasıyla; ölmeden önce uyanmak isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim.
  • ''Bu ülkede her sözün ağır bir bedeli var.
    Kelimeler pahalı burada, özgür ülkelerdekiler gibi ucuz değil. Burada tek bir söz bile insan hayatına mal olabilir''
  • Ölüm ile ayrılığı tartmışlar elli dirhem ağır gelmiş ayrılık.
  • Günler ağır.
    Günler ölüm haberleriyle geliyor.
    En güzel dünyaları
    yaktık ellerimizle
  • Uyuyan şu insanların rüyaları adına
    Geceyi hırka gibi giyinmiş uykusuzluğun acısı adına
    Ağaçların yaprak yaprak gökyüzüne uzanmış arzusu adına
    Sokak köpeklerinin ezanla başlayan ulumaları adına
    Denizin büyük mavi karanlığı adına
    İncinmiş gururun gözyaşı adına
    Dağ başlarının mağrur ıssızlığı adına
    Nar ağaçlarının kırmızı bereket çanı adına
    Umudun umutsuzluktan ağır yükü adına
    Kalbine inanmış bütün sevenlerin muradı adına
    Yolların cezaya döndüğü uzaklıklar adına
    Yolların bağışa döndüğü yakınlıklar adına
    Saka kuşunun çembercik kuşuna söylediği şarkılar adına
    Şarabın mumla seviştiği geceler adına
    Arzusu gövdesinde kalmış ölüler adına
    Yoksulluğun uzak derin gözleri adına
    Yüzü yere düşen çaresizlik adına
    Kavuşmanın kekeme sevinci adına
    Herkesten yapılmış duvarlar adına
    Kendinden başka doğrusu olmayan büyük aşklar adına
    O ışık goncasının arzusu ve korkusu adına
    ...Benim 40 yıl gecikmiş avunmaz zamanım adına
    Aşkı bir gövdede doğuran dünya
    Sen koydun bu kalbi bu güzelliğin önüne
    Ayrılığa bırakma beni
    ...Ölüm bir gün nasılsa sürecek hükmünü.
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 15 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Spoiler içerir.
    Kafka'nın kitabını onun sözleri olmadan nasıl anlatalım ki!


    İyi ki Kafka'nınn mirası yerine getirilmemiş! Malum, eserlerini Max Brod adlı arkadaşına yakılmak üzere bırakmış Kafka. Eserleri yanacağına içimiz yansın daha iyi ^-^ Yanmayan kalbe de yürek denmezmiş hem.

    Kafka her ne kadar "Ne yazık ki insan kendini olduğu gibi sözcüklerin içine koyamıyor. Koyabilse ne iyi olurdu." dese de kendini koymuş kelimelerine ve ne iyi olmuş. Daha nasıl anlatılırdı böylesine bir tutku bilemiyorum. Bir kadını susmasından, korkularından, sorduğu sorulardan, geri çekilmelerinden, isteklerinden... anlamak ve bu anlayışa kendi iç dünyasını-çokça aşkla- katman katman eklemek... Daha nasıl hissettirilebilirdi?

    Karşımızda günümüzün her an dip dibe, vıcık vıcık, sözde aşklarından yok. Bu apaçık! Mektup deyip geçmiyor adam"Şu yeryüzünde sen varsın, şükrediyorum, sevinçliyim, şu koskoca yeryüzünde seni bulacağımı hiç ummamıştım." diye belirttiği ruh aksinde kayboluyor. Mektuplarla varoluyor sevdiği kadın, mektuplarla dayanıyor sanki yaşamaya Kafka. Yoksa şu satırlar ortaya çıkar mıydı? :

    "Çılgınlık bu mektup istekleri. Tek mektup yetmiyor mu? Tek bir bilgi? Yeter elbette yine de kana kana içmek istiyor insan bunları, durmadan kana kana içmek..."
    "Hayır aklım yitirmiş düşünmeyi, yalan söylemiş olurdum yokluğunuzu duyuyorum dersem. Yetkin ama acı bir büyü ile buradasınız! Benim burada olduğum gibi, daha da elle tutulur biçimde; ben neredeysem siz de oradasınız."
    ....
    "Bir şey öğrettin bana şimdi, dayanılmayacak gibi olan yaşam değilmiş meğer!"

    Tutunma sebebi gibi görünse de Kafka'nın çaresiz, aciz, korkulu yanı daha bir ağır basıyor mektuplarda. Özellikle son mektuplarda... Kavuşamayan, yetinemeyen, umutsuz bir adamın sancısını duyuyorsunuz. Öyle ki hastalığının pençesinde çektiği sancılar, bunların yanında hafif kalıyor.
    ...
    "Umudunu yitirmiş, hayal kırıklığına uğramış, yolunu şaşırmış bir hayvan gibiyim; kaçıyorum, gücümün yettiği kadar koşarak kaçıyorum artık, ama yalnız şunu düşünerek kaçıyorum: 'Onu da birlikte götürebilsem.' diyorum."
    ...
    "İstediğim şeyi yapmak elimde değil benim, istemek bile elimde değil."

    Milena ve mektupları, adeta "ölüm döşeğindeki bir adam için meleklerin en iyisi..." Azrail!


    Duygu denizinde yüzen bir gemiye benzettim bu kitabı. Yolculuk pek tekin değil, sarsıcı. Sırrını bildiğim birinin okumasını istemedim nedense. Üzülür dedim kendi kendime.