• En sevdiğim iki seriden birisi. İçinde aşk arkadaşlık az da olsa macera ve gerilim olan bir kitap. Biter bitmez ikinciye başlamıştım. Kitabın bir diğer iyi yönü karakterlerin güzel anlatılmasıydı. Elmalı turta yani ikinci kitap beni az da olsa ağlatsa da ayçoregini çok eğlenerek okumuştum. Yine reading slumptan kurtarabilecek bir kitap.
  • 368 syf.
    ·6/10
    Bu kitap için ne diyeceğimi bilmiyorum. Son yüz sayfadan sonra inceleme yazdırsalardı muhtemelen bu yıl okuduğum en iyi kitaplar listesinde olduğunu söylerdim ama tamamını okuduktan sonra aynı coşkumun kaldığını sanmıyorum. Ama bunun kitapla alakası yok. Benim çok fazla yetişkin içerik sevmememle alakası var.

    Kitap, Tate’in geçici olarak abisi Corbin’in dairesine taşınması, orada Miles ile karşılaşması ve gün geçtikçe ondan hoşlanmaya başlaması ile başlıyor. Ancak onunla olmak sandığı gibi kolay değil çünkü Miles’ın çok keskin sınırları var ve oraya kimseyi sokmamakta kararlı.

    Ancak ikisi de birbirlerine duydukları çekimi inkar edemiyorlar ve bununla başa çıkamayacaklarını anladıklarında bir anlaşma yapıyorlar.

    Miles geçmişi hakkında soru sormamasını ve ondan bir gelecek beslememesini istiyor. Tate ise sadece Miles’ın ona umut vermemesini istiyor.

    Ancak sözleri tutmak gün geçtikçe daha imkansız bir hal alıyor. Ve en sonunda sözler bozuluyor, aşk kazanıyor.

    İlk öncelikle, bu kitabı üçe bölerek incelemek istiyorum.

    İlk 130 sayfadan başlayalım. Gerçekten ama gerçekten mükemmeldi. Zaten hikayeme de atmıştım okurken. Miles için resmen çıldırdım. O sayfaları okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım ve okuduğum süre boyunca ağzım kulaklarıma varmış bir halde sırıtarak ve gülerek okudum. Kalp krizleri falan geçirdim yani kısacası mükemmel hissettim. Tate ve Miles arasında ki o gerilim HARİKAYDI.

    Ama her şey, Noel yemeğinden geri dönene kadardı. Burada ikinci kısım başlıyor işte. Bu kısım geldiğinde yavaşça tüm coşkum benden alındı. Okurken gerçekten çok sıkıldım. Hem geçmişi hem de şimdiyi. Şimdi de sadece Tate ve Miles’ın birlikte oluşları anlatılıyor; geçmişte ise Rachel beni seviyor, ben de onu seviyorum diye durmadan cümle tekrarları yapılıyor.

    Zaman geçtikçe geçmiş kısım biraz daha aksiyon kazanıyor ve siz Miles’ın Tate’e neden aşık olamayacağını, neden onunla bir geçmiş kuramayacağını anlıyorsunuz. Burası da üçüncü kısım ve üçüncü kısım da merakınızın nihayet giderilmesi bakımından gerçekten iyiydi. Her ne kadar, ‘he, bu muymuş?’ diye tepki verseniz bile.

    Genel olarak tüm karakterleri sevdim ama favorim Corbin oldu. Corbin kalp ben.

    Tate’in sanki Miles olmadan nefes alamazmış gibi takındığı tavırlar açıkçası beni biraz sinirlendirdi. Onun da biraz daha kendine olan saygısını koruyabilmesini isterdim. En azından bunu yapabilirdi ama yapmadı.

    Miles’ı ise en başından beri öyle buluyordum ama ikinci kısımda daha çok buldum; bu gizemli acı çeken çocuk tavırları bana biraz yapmacık geldi. Bilemiyorum, bence o kadar da gizemli değildi. Biraz zorlama olmuş gibi hissettim.

    Sevdiğim bir kitaptı ama dediğim gibi, ikinci kısım coşkumu Azkabanda ki Ruh Emiciler gibi emdi.

    Dipnot: Kab’ın başta anlattığı doğum izleriyle ilgili olan hikaye çok güzel değil miydi? Doğum izleriniz, bir önceki hayatınızda nasıl öldüğünüzün işaretidir.
  • 240 syf.
    ·7 günde·8/10
    Cep boy olması sebebi ile bayramlık kitabım Guy De Maupassant’tan Öyküler idi. Bayram tatili boyunca boşluk buldukça bu kitabı okudum ve en son eve dönüş yolunda bitirdim. Sekiz farklı öyküden oluşuyor kitap, öykülerin genel bir teması olduğu söylenemez. İnsanların çıkarlarına göre tavırlarının değiştiğini çok açık şekilde anlatan öyküler Yağ Tulumu ve ,Jules Amca’dan; bir aşk hikayesi olan Miss Harriet’e, bir korku-gerilim örneği sayılabilecek Horla’dan; insanların açgözlülüğü ve talihsizliklerini konu alan öyküler Gerdanlık ve Bir Parça Sicim öykülerine kadar çeşitli tatlarda, çeşitli duygu ve düşünceleri yaşamanıza sebep olacak sekiz farklı öyküden oluşuyor bu kitap. Çok büyük beklentilere girmemek şartıyla bence okunması keyifli olacak kitaplardan biri Guy De Maupassant’ın Öyküler kitabı. Keyifli okumalar.
  • 480 syf.
    ·4 günde·9/10
    Selaaammmm ‍️
    Kitaba başladıktan sonra 1000kitap da dahil olmak üzere birçok sitede yorumlarını okudum. Hepsi çok güzel yorumlardı. Ancak bir konuda onlara katılmıyorum. Bence Erebos sadece bir oyun kitabı olmaktan çok çok farklı. Gerilim,entrika, ihanet, aşk, cinayet, komplo, polisiye... Ne arasan var kitaplardandı. Okuması gayet eğlenceli ve kolay. Ama bağımlılık yaptığını söylemeden geçemiycem. Elinizden bırakamıyorsunuz. Uyumayı bile unutabilirsiniz demedi demeyin.
    Tıpkı oyuncuların Erebos’u oynamak için yanıp tutuştukları gibi.
    Kısacası ben baskısı, çevirisi, kurgusu ve olay örgüsüne ba-yıl-dım!
    Denk gelirseniz hiç düşünmeden alabilirsiniz. Tavsiyemdir.
  • 361 syf.
    ·2 günde·6/10
    Evli bir adamla yaşadığı ilişkiyi bitirmek isterken, bir anda sevgilisinin katili olmakla suçlanan genç bir kadının masumiyetini ispat etmek için verdiği mücadele anlatılıyor. Aşk,suçluluk,masumiyet ve biraz da macera üzerine kurgulanmış bir kitap.Tess Gerritsen’in Dedektif Rizzoli#Doktor Isles serisinin tadını alamayacağınız, o seri kitaplarının yanında vasatı geçmeyen bir başka aşk romanı olarak değerlendirebilirim.Bence Tess aşk kitapları yazmak yerine bildiği en güzel tür olan gerilim-polisiye kitapları yazmaya en kısa zamanda dönmeli diye düşünüyorum.
  • 536 syf.
    ·9/10
    Bir Ahmet Ümit klasiği diyerek başlıyorum incelememe. Okuduğum diğer kitapları gibi yine beni derinden etkileyen bir eser oldu. Ahmet Ümit' in öyle ince bir zekası var ki, olayları öyle yerlere bağlıyor ki hayran kalmamak elde değil. Tarihi böylesine kurgulayan ve araya polisiye, gerilim, aşk vs şeyleri de sıkıştırarak böylesine güzel anlatabilen başka bir yazar tanımıyorum varsa da ben okumadım. Tarihi, polisiyeyi bana sevdiren bu değerli yazara sevgilerimi iletiyor ve asıl konumuza geliyorum.
    Bu defa oldukça gerilere gitmiş Ahmet Ümit. MÖ. 2000 li yıllara, Hititlere, Asurlara. Büyükbabası, babası ve en sonunda kendisi kralın başyazmanı olan Patasana' nın yazdığı ve özenle sakladığı tabletler yüz yıllar sonra Gaziantep yakınlarında yapılan bir Hitit antik kenti arkeoloji kazısında keşfedilir. Bu tabletlerde yazılanlar devlet işleri, kralın emirleri gibi şeyler değil Patasana' nın kendi özel yazılarıdır. Bir devletin yıkılışını, Patasana' nın kendi korkaklıklarını ve pişmanlıklarını anlatan tabletlerdir. Başyazmanın bu tabletleri yazmasındaki amaç ise gelecekte onun yazdıklarını okuyacak olanların ders çıkartmaları, onun yaptığı hatalara düşmemeleri.
    Kazıyı yapan ekip büyük bir tarihi eser bulduklarının farkındadır. Bir uygarlığın nasıl yıkıldığını öğrenecek ve bütün dünyada yankı uyandıracaklardır fakat beklenmedik bir şey olur. Köyden Hacı Settar caminin minaresinden atılarak öldürülür. Bazıları kazılan yerin yani Kara Kabir' in laneti olduğunu söyler ve arkeologların başında ki Esra hanım bu söylentilerin etkisini üstünden atamadan bir başka cinayet daha işlenir. Peki bu cinayetlerin kazıyla veya Patasana' yla mı bir ilgisi var yoksa birileri kazıyı durdurmak mı istiyor?
    Mezopotamya uygarlıklarının yıkılışı, Ermeni ve Kürt sorunları, Osmanlının son dönemleri, günümüz Türkiye ve bu toprakların asla değişmeyen yazgısı anlatılmış bu güzel eserde. Kitabın arka kapağında yazdığı gibi "Bu toprakların kanlı tarihine bir ağıt."