Baba ve oğul, her ikisi de kaderlerine, iradelerinin kusurlu-kısıtlı olmasına, ölümlülüklerine körleştirilmiştir; dişil söylemin güçlü iradesini fark edemezler. Her şey olup bittikten sonra Oidipus'un gözlerini annesinin elbise iğnesiyle kör etmesi, eril'in selef-halef temsilcisi baba ve oğul için malumun ilamından başka bir şey değildir: Eril -dişil'in oyununa- kördür: Çıplak dişil'i görmesi mümkün değildir. Ya da çıplak dişil'i -kendi aslınca- görmek onu körleştirecektir. Baba-oğul farkında olmadan birlikte döngüsel dizgeye hizmet eder. Doğum> Ölüm>Doğum.. .'dan müteşekkil dişil yaşam döngüsü, eskinin yeni ile aynı ya da farklı olmasını umursamaz. Dönüşerek yaşamı sürdürmek esastır.
Onları uğurlamaya, güverteye yerleştirmeye gelen Alaattin amcası, güverte yolcularının çoğunun İstanbul'da yaşayan Kürtler olduğunu anlayınca, yanlarına yanaşmıştı. Aralarındaki konuşma, amcasının ana dili kadar iyi bildiği Kürtçe olmuştu.
Amcası, güvertedeki gençlere, niçin İstanbul'dan ayrıldıklarını sorduğunda, babayiğit bir delikanlı, "İstanbul artık İngilizin, Fransızın, İtalyanın, Yunanın şehri. Burada bize şimdi de çok iş vardı. Ama o adamlara hizmet etmek mi? Ölürüz daha iyi. Bizler, anayurdu düşman çizmesinden kurtarmaya çalışan Mustafa Kemal Paşamızın yardımına koşmayıp da buradaki zalim gâvura mı uşaklık edeceğiz? Yok baba yok. Biz bu topraklara kök salmışız. Yedi ceddimizin mezarları doğuda.
Fâtih Sultan Mehmed, eşi görülmemiş başarılarıyla İslâm tarihinde gelip geçmiş padişahların en güçlülerinden biri olduğundan ve kendi imparatorluk ve fetih planları uğruna uyruklarına, özellikle de Yörüklere ağır yükümlülük ve baskılar yaptığından Otman Baba, kutb-i 'âlem olarak onun karşısına çıkmayı ödev bilmiştir. Velâyetname'deki menkıbeleri, kutbiyye ve al-însanu'l-ka-mil doktrinine göre yaptığı etkinliklerin hikâyesidir. O, kâinatın ekseni kutbu'l-aktab olarak yalnız melekût âleminde değil, devrinin siyasî-sosyal yaşam ve olayları üzerinde de kontrol kurma iddiasındadır. Abdal savaşçılığı Baba'nın, Osmanlı toplumunda dışlanmış öteki gruplarla, Uc gazîleri ve Yörüklerle bağlantısını açıklar. Akıncı-gazîlerin büyük bölümü, yine Yörüklerdendir veya Anadolu'dan gazâ ve dirlik için hudud boylarına gelen, ilkin akıncılıkla gazâya başlayan gazilerdir. Bütün gelirleri, alanlarda edindikleri "doyum", yani ganimetten ibarettir. Bir kalede gönüllü ve 'azeb oldukları zaman küçük bir ulûfe veya küçük bir timarla geçinmek zorundadırlar. Onlar saltanat müddeileri veya Şeyh Bedreddîn gibi haksız düzene karşı çıkanların yanına koşmakta tereddüt etmezler. Otman Baba işte aynı bölgede bu çeşit dışlanmış halk arasında kutsal bir kişi sayılmakta, benimsenmektedir.
" Baba'dan sizlere göndereceğim Avutucu, Gerçek Ruhu gelince -ki O Baba'dan gelir- bana tanıklık edecektir. Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.
Irak siyaseti üzerindeki İngiliz gölgesi, 1956'da patlak veren Süveyş Krizi'yle birlikte gözle görünür hale gelmişti. Irak Kralı İkinci Faysal'ın, kriz sırasında İngiltere'nin Mısır'a müdahalesini desteklemesi, adeta bardağı taşıran son damla oldu. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır'ın krizden zaferle çıkması ve Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi, onu rol-model kabul eden Iraklı subayları harekete geçirdi. Gizlice hazırlıkları sürdürülen askeri darbe, nihayet 14 Temmuz günü sahneye kondu:
General Abdulkerim Kâsım'ın emriyle hareket eden Albay Abdusselam Ârif komutasındaki bir grup asker, sabahın erken saatlerinde radyo istasyonunu ve başkentteki diğer önemli resmi kurumları kontrol altına aldı. Aynı anda kraliyet ailesinin ikamet ettiği Rihab Sarayı da askerler tarafından kuşatıldı. Kral İkinci Faysal, Veliaht Prens Abdulilâh, Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenses Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların maiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizilerek öldürüldü.
Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenseş Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların mâiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizile rek öldürüldü.
1939-1953 yılları arasında “kral naibi” sıfatıyla Irak'ı fiilen yöneten Prens Abdulilâh, İngilizlerle yakın siyaseti nedeniyle halkın nefretini kazanmış bir isimdi. 1930'dan itibaren tam 14 defa başbakanlık koltuğuna oturan kurt siyasetçi Nuri Said de, adı Abdulilâh'la birlikte anılan bir başka nefret odağıydı.
Saraydaki katliamın ardından ülke yönetimi tamamen dar. beci askerlerin eline geçerken, Nuri Sald'in evi de kuşatma altına alındı. Ancak 70 yaşındaki başbakan, ordu içindeki muhbirleri aracılığıyla darbeyi haber aldığından, birkaç saat önce Bağdat'ı terk
Babasının dönüştüğü karanlık kişiliğe bir anlam veremeyen kızımın önünde Mudî dişlerini sıkarak, "Eve gitmene izin veremem. Ne söylersem onu yapmak ve benim yanımda kalmak zorundasın." Beni var gücüyle yatağın üzerine fırlattı. Bağırması zaferini ilan edercesine yükseldiğinde bile kızımızı umursamadı. "Hayatının sonuna kadar burada kalacaksın. Anlıyor musun? İran'dan gitmiyorsun. Ölünceye kadar burada kalacaksın.."