• BA YIL DIM! SÜRPRİZ SONLU!
    Yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı. Diğer ikisine göre bu kitabının kurgusu beni daha çok çekti. (Bunda peyzaj okumamında bir etkisi var sanırım)
    Olay her zamanki gibi geçmişte ve gelecekte olarak iki bölüm halinde. 1940-2000 arası.
    1940'da olanlar:
    Bir fırıncının kızı olan Flora Lewis ailesinin zor durumundan dolayı uluslararası bitki kaçakçısı Price'in teklifini kabul etmek zorunda kalır. Görevi; İngiltere'ye Lewingston köşküne giderek nadir bulunan Middlebury pembesi kamelyayı bulmaktır. Çocukların dadısı olarak girdiği evde birçok gizemle karşılaşır ve evin üvey ve en büyük oğlu Desmond'a aşık olur. Bayan Dilloway'ın sırrı neydi? Leydi Anna nasıl öldü? Bay Blyte neden kovuldu? Desmond ve Lord Edward arasında ki gerginlik nedendi? Ahırın içinde birisi yada birileri mi dolanıyordu? Bay Humphrey'in sakladığı şey neydi? Lord Edward neden Flora'nın mektuplarını ailesine göndertmiyordu?
    2000'de olanlar:
    Yıllar sonra, Rex ve Addison, ailesinin aldığı Livingston köşküne tatile giderler(Addison bunu çok istemesede geçmişinden kaçmak için iyi bir fırsattır) Bayan Dilloway yıllar geçmesine rağmen hala köşktedir. Addison Lady Anna'nın kamelya defterini ve Flora'nın yıllar kitabını bulduktan sonra geçmişten kalma birçok gizem bulur ve peşinden gider. Kamelya defterinin Middlebury pembesi ile ilgili olan sayfası neden ve kim tarafından yırtılmıştı? Lady Anna'nın çekmecesinden çıkan gazete küpürlerinde ki kayıp kızlara ne olmuştu? Kayıp kızlardan birinin bileziği neden Lord Edward'ın odasındaydı? Bayan Dilloway neden Leydi Anna'nın otopsi raporunu mühürletmişti? Lady Anna öldü mü öldürüldü mü? Lady Anna'nın kolyesinde ki sır neydi?
    Bütün gizemler kitabın sonunda açıklığa kavuşuyor. Gerçekten olağanüstü bir kurgu ve anlatım vardı. Bu aralar okuduğum en keyifli kitaptı diyebilirim. Herkese tavsiye ederim :)
  • Dikkat spoiler içerir.
    Herkesin Woody dediği John Winwood, Anita adında bir kadınla evli ve Michael adında çocuğu olan, çalışmayı hiç sevmeyen bir adamdır. Karısının kendisini aldattığını öğrendiğinde ikisini birden öldürdükten sonra ellerini kesip bir kurabiye kutusunun içine koyar ve köyün çocuklarının qanat dediği mağaralardan birine gömer. Çocukları da bir daha oraya gitmemeleri için uyarır. O çocuklar yani Georger, Norman ve Stanley kardeşler, Daphne Jones, Michael Winwood, Alan ve Rosemary, Lewis Newman yıllar sonra kutunun bulunduğunu öğrenir. Soruşturma tekrar başlatılmıştır. Acaba kutudaki eller kime aittir? Rosemary ile evli olan Alan eski aşkı Daphne ile yaşamaya başlar. Rosemary çılgına döner ve Daphne'yi iki kez öldürmeye çalışır. Bu arada George ölür. John Winwood hala yaşamaktadır ve doğum günü olan 14 Ocağa kadar ölmeyeceğini iddia etmektedir. Acaba Daphne ile Alan'ın ilişkisi nasıl devam edecektir? John işlediği suçları itiraf edecek midir? Michael Zoe teyzesine ve eski hizmetçileri Bayan Mopp'a yardım edebilecek midir? Güzel bir psikolojik gerilim romanı. Keyifle bir solukta okunan bir roman.
  • Oraya çok fazla alışmayın Bayan Lewis. Yapmanız gereken bir iş var. Görevinizi tamamlamazsanız, babanızı ziyaret edeceğim ve bu hiç de arkadaş canlısı bir ziyaret olmayacak. Philip
    Sarah Jio
    Sayfa 200 - Philip ve Lewis
  • Kamelyalar.. Sır dolu muhteşem bitkilerin etrafında gelişen gizemli ve ürkütücü olaylara oldukları şahitlikleri.. Leydi Anna, Bayan Lewis ve Addison'un birbirleriyle çakışan korku dolu hayatlarını konu alan kitap, her zamanki gibi etkileyiciydi. Geçmişle şimdiki zaman arasındaki köprüyü çok güzel kuran bir olay örgüsü var ki bu da sizi kitabı elinizden bırakmanızı aklınıza dahi getirmiyor.
  • 1970’LERDE GENÇ OLMAK
    Evet, bugünkü gençlerin sahip olduğu pek çok şeye sahip değildik; ne bilgisayarımız vardı, ne de cep telefonumuz. Televizyonımuz siyah beyaz ve tek kanallıydı. Elektrikler ve sular sık sık kesilirdi, Cumartesi günleri de okula giderdik. Tüp gaz, Sana yağı , çay, şeker kuyruklarına girerdik. Raflarda bin bir türlü yiyecek içecek markaları yoktu.
    Lewi’s, Lee, Tomy Hilfigger, Mudo, Adidas, Puma, Nike, Benetton, LC Waikiki, Flo, Deichmann giymezdik. Mc Donald’s, Pizza Hut, King Burger’de karnımızı doyurmaz, Starbucks’ta kahve içmezdik. AVM, süpermarket, barkod, bankamatik , kredi kartı, on line, Mp3, Mp4, USB, bonus gibi kavramları bilmezdik. Konuşurken; “atıyorum, oha, adamsın, iyi ki varsın, sıkıntı yok, bye” gibi uyduruk kaba saba kelimeleri kullanmazdık.
    Arkadaşlarımızla selâmlaşırken kafalarımızı tokuşturmazdık. 15 yaşındaki genç kızlara “bayan” tanımadığımız yaşlı beylere “dayı” demezdik. Ne idüğü belirsiz saçma sapan “delikanlılık raconlarına” prim vermezdik.
    Saftık ama aptal değildik. Okullardaki müfredat programları ağırdı ama hakkından gelirdik; üçüncü sınıftayken “Kerrat Cetvelini” ezbere bilirdik. Okurduk, Dünya’da olup biten her şey bizi ilgilendirirdi. Geleceğe ümitle bakardık, çünkü biz sevginin gücüne inanıyorduk, halâ ona inanıyoruz..

    Alıntı