Okur
Süha Demirel
Buz Kapanı'ı inceledi.
552 syf.
Hoşça kal, hoş çakal; kendine iyi bak, kırkayak.
Bu eser 2015 Temmuzunda piyasaya çıktı. Farkındayım, okumakta biraz geç kaldım. Nedenine gelince; elimde İngilizceden Türkçeye çevirmem gereken zorlu bir kitap vardı ve neredeyse son dört-beş ayımı bu uğraşıya verdiğimden dolayı okuma edimimi tamamen ertelemek zorunda kaldım (beş ayda sadece beş kitap okuyabildim!). Bu arada serinin üçüncü kitabı “Ateş Çemberi” de geçen Aralık ayında piyasaya çıkmış, elbette henüz okumadım, kitabı edinmeye çalışıyorum. Edinir edinmez okuyacağım ve hakkında yine yazarım. Hatta Braken, bu seriyle ilgili bir Novella da yazmış, o da 2016 Nisanında piyasaya inmiş. Sanırım aynı olaylara başka bir bakış açısıyla bakıyor. Merak edenler alıp okuyabilir, ancak okumam gereken epey kitap biriktiğinden onu pas geçeceğim. Unutmadan, Parodi iyi işler yapıyor, bu eseri de yüz akıyla basmışlar, dizgi üç hata dışında tertemiz, çeviri yine çok kaliteli, meslektaşım Handan Sağlanmak’ı kutlarım. İlk kitap tek kelimeyle nefisti, okuyanlar bilir. Onunla ilgili detaylı bir kritik yazmıştım bloğuma, yazımın sonunda linki var, okumayanlar bakabilir. Bu kitapta yine benzer bir gerilim dozunda, hatta daha da detaylı yazılmış diyebilirim. Bracken’ın “edebi alter egosu” olarak adlandırabileceğimiz Ruby yine başrolde. Bracken bu seriyi yirmili yaşlarının ortasında yazmaya başlamış bir kadın, şu an 29 yaşında. Serinin bu ikinci kitabındaki karakterlerin şöyle bir üzerinden geçelim: Ruby Daly (Turuncu renk esas kızımız, artık bir ergen, ama koca bir kadınmışçasına sorumlulukları var, artık bir lider o!) Liam (Martin) Stewart (hafızası Ruby tarafından onu kötülüklerden korumak adına resetlenmiş erkek arkadaşı, bir mavi) Chubs (Liam’ın can yoldaşı; sanırım yeşil) Cole Stewart (yaşı 26, Liam’ın abisi; A.K.A. mahkûm 29; ilginç ve sürprizlerle dolu bir eleman, okuyunca göreceksiniz!) Ajan Cate Connor (çocuklara neredeyse annelik yapan, henüz yirmilerinin sonunda olan genç-idealist bir kadın; ancak yakalama-kovalama işleri yüzünden zihnen ve bedenen tükenmiş durumda) Çocuk Birliği (rengârenk çocukların –sözümona- iyi ajanlar tarafından Thurmond gibi “Gestapo” benzeri kamplardan kaçırılıp Başkan Gray’e ve onun sadık askerleri olan PSİ’lere karşı eğitildikleri başkaca bir toplama kampı!) Vida (mavi, hırçın kızımız) Niko (yeşil, bilişim uzmanı delikanlı) Jude (sarı, elektronik sistemler uzmanı geveze ve mütereddit iyi kalpli saftirik kızımız) Thurmond Kampı (ilk kitabı okuyanlar iyi bilirler bu çocuk katletme kamplarını: Bahçe, Fabrika, Revir! PSİ Birliklerinin çocuk işkence haneleri de diyebiliriz) ABD Başkanı Gray (kendisine dalkavukluk eden ülke genelinde yalnızca 10 TV istasyonu var ve mütemadiyen Başkan yanlısı yayın yapıp Çocuk Birliğine bok atıyorlar!) John Alban (Çocuk Birliğinin lideri olan baş ajan, Cate’in de manitası; 200’den fazla ayaklanmaya liderlik etmiş; eskiden savunma bakanlığında yetkiliydi, Başkanın eski danışmanı da olur kendisi; kendi çocuğu ALYSSA [IAAN: İdiyopatik Adolesan Akut Nörodejenerasyon] hastalığından öldüğü vakit tüm bildiklerini medyaya anlatır ve Başkanla düşman olurlar; yaşları elliden büyük on kişilik bir danışman grubuna sahip, bunlar yetenekli çocukların kendilerine “Rakun Surat, At Dişi” gibi adları taktığı karanlık adamlar) Ajan Rob Meadows (ucube popülasyon dediği, hastalığa yakalanmış yetenekli çocukları kaza süsü verip tek tek öldürerek Başkana karşı verdikleri savaşta kazanan taraf olmak niyetindeki bir zırdeli) Ajan Jarvin (yetenekli çocuklardan Blake Howard’ı gözünü kırpmadan sırtından vuran bir Çocuk Birliği ajanı, Ajan Rob’ın müttefiki olan bir hergele) Leda Corp (sembolü kuğu; ALYSSA hastalığına çare bulan ilaç şirketi; Clancy’nin annesi ve Başkanın karısı olan kadın doktor) Clancy (Turuncu; Başkanın insan siluetindeki şeytani oğlu da diyebiliriz kendisine) Knox (mavi, serseri-yalancı-acımasız-sözümona Kaçak Çocuk!) Çok fazla “spoiler” vermeden -çok ama çok fazla olay yaşanıyor kitapta ve ne dersem kopya olacağından- özet geçiyorum: Hastalığın ilk görülmesinden bu yana on yıl geçmiştir. Ruby, Jude ve Ajan Rob Boston’da bulunan bir Harvard profesörünü sorgulamak için (zihin okuyabilen Ruby artık bir sorgu ajanıdır) yanlarında başka ajanlarla beraber bir kaçır-sorgula-bırak operasyonuna çıkarlar. Ruby ve Jude bir fırsatını yakalayıp sırra kadem basarlar. İki genç kız, Ruby’nin Cole Stewart’tan aldığı gizli görev uyarısınca, Cole’un erkek kardeşi olan Liam’ı ve yanında –kendisinin bile haberinin olmadığı- ALYSSA hastalığının tedavisiyle ilgili bilgilerin içinde olduğu USB belleği bulmak adına Amerika’nın Kuzeyine, Kuzey Carolina’ya yolculuk ederler. Peşlerinde hem PSİ askerleri hem çapulcu ve hırsız yöre halkı hem de komün halinde yaşayan yetenekli sefil çocuklar vardır. Hatta kendi Çocuk Birliklerinden arkadaşları da kendilerini kovalamaktadır. Yakalamaca ve kovalamacalar Johnson Elektrik (Nashville) denen bir fabrikaya kadar sürer. Kendine “Kaçak Çocuk” diyen Knox (mavi) ve onun yardakçısı çocuklar daha önce iki kızımıza Chubs ve Vida’nın da katılmış olduğu bu dörtlü gurubu yakalarlar. Ruby, gökte aradığı Liam’ı yerde, Knox’un esiri olarak bulur. Ancak Liam çok hastadır. Ruby zihinsel sorgulama ve hafıza manipüle etme yeteneklerini artık insanlara dokunmadan, bir TV’yi kumandayla yönetir gibi kullanmaya başladığından kendisi-Liam-ve diğer yoldaşları için Knox denen hergeleyle yüzleşmek zorunda kalır. Liam’ın kendisini hemen hiç hatırlamadığı bir dünyada USB bellek ve içindekiler belki de Amerika’nın başındaki bu felaketi tümden bitirebilecek önemdedir. Ruby genç yaşına rağmen çok ciddi kararlar vermek zorunda kalacak ve bir arkadaşını diğerine tercih etme konusunda şirret kaderin acımasızlığıyla yüzleşecektir… “…Jude uyanıp onları görmeden biletleri yırttım. Bu insanlar, karanlığa gömülmüş bir denizde yanan birkaç mum ışığı olduğu için onun, başka ümitlere kapılmasına müsaade edemezdim…” (Sf. 174) Bu kitapta hoşuma giden, hemen tüm olaylarda Ruby hep yanlış kararlar veriyor ve hatta güvendiği insanlardan hep kazık yiyor. Ancak yetenekleri iyice gelişip güçlendiğinden yine her olaydan sağ salim çıkmayı başarıyor, elbette kendi canı yanında dostlarınınkini de kollayarak. Kavgada yumruk aranmaz hesabı kayıplar da veriliyor, okudukça göreceksiniz. Çok fazla şiddet ve ölüm var serinin bu kitabında. Bracken bu maceradaki gerilim dozunu sanki çok hassas bir ölçü aletiyle yapmış ki bazı yerleri okurken heyecandan nefesiniz daralıyor. 550 sayfa kitabı üç buçuk günde okuduğumu söylersem ne demek istediğimi anlarsınız sanırım. Bu seri ilginizi hak ediyor, son kitabı da edinip okuduğumda yine sizlerle (elimden geldiğince spoiler’sız) paylaşacağım. Süha Demirel, Altınoluk, 14 Eylül 2016. *** Kitapta (fark edebildiğim) Dizgi Hataları: Sf. 36: (alttan altıncı satır) “önemsemey”; doğrusu “önemsemeye”. Sf. 289: (üstten onuncu satır) “kaydedeceğini”; doğrusu “kaybedeceğini”. Sf. 465: (üstten dördüncü satır) “gönce”; doğrusu “önce”. *** Kitabın Künyesi: Buz Kapanı / Karanlık Zihinler 2 Alexandra Bracken PARODİ YAYINLARI Çevirmen: Handan Sağlanmak Yayın Tarihi 2015-07-15 Baskı Sayısı 1. Baskı Sayfa Sayısı 552 Kitap » Edebiyat » Bilimkurgu-Fantazya *** Serinin Üçüncü Kitabının Künyesi: Ateş Çemberi / Karanlık Zihinler 3 Alexandra Bracken PARODİ YAYINLARI Çevirmen: Handan Sağlanmak Yayın Tarihi 2015-12-17 Baskı Sayısı 1. Baskı Sayfa Sayısı 592 Kitap » Edebiyat » Bilimkurgu-Fantazya Serinin En Son Çıkan Novella’sının Künyesi: Karanlığın İçinden / Through the Dark Alexandra Bracken PARODİ YAYINLARI Çevirmen: Özlem Özarpacı Yayın Tarihi 2016-04-18 Baskı Sayısı 1. Baskı Sayfa Sayısı 480 Kitap » Edebiyat » Bilimkurgu-Fantazya
Buz Kapanı
8.2/10
· 1.181 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
Nazende
bir alıntı ekledi.
Ata bindi mi deliye dönen Deli Kurt..
Murad'a 'Deli Kurt' denilmesinin sebebi at sevgisindeki aşırılığı idi. Ata bindi mi deliye döner, tehlikeli sürüşler yapardı. Dört nala giderken yerden çomak kapmasını bütün Türkmen çocuklarından iyi başarırdı. Hiçbir şeyden korkmazdı. Tek başına olduğu zaman bile on kişiye saldırmaktan çekinmezdi. Beş yaşındayken başlayan delişmenliği on yaşında son kerteye ulaşmıştı. Doğrusu 'Deli Kurt' lakabı kendisine pek yakışıyordu.
10
3. Tekil Şahıs
bir alıntı ekledi.
Dünyada savaş vardı. Motorlu Alman birlikleri yıldırım hızıyla Avrupa'yı altüst ediyordu. Yollar, sınırlar kapanmış, dışarıdan içe􀌩iye pek bir şeyler gelmiyor, memleket kendini güç besliyordu. Ekmek karneye binmişti. Cezaevinde şekerin topağı beş kuruşa satılıyordu. Adembabalar ekmek ticareti yapan bezirganlara sattıkları ekmeğin kirli beş liralığıyla koşuyorlardı kumar postalarına. Beş, on olabilir, yirmi olabilir, Arapları gülerse elli, yüz, beş yüz olabilirdi. Olmuyordu ama. Çok değil birkaç zarda güçlerini tüketip enselerini kaşıyarak dönüyorlardı 72. Koğuş'a. Artık koca yıl bir tek tayın almamacasına yaşayacaklardır. Hiçbir yerden hiçbir gelirleri olmadığı gibi, umutları da yoktur. Aç acına yaşayacaklardır. Görünüşe göre böyle olması lazımdır ama, olur mu? Olabilir mi? Canlıdırlar, delinmiş bir boğazları vardır, yaşayacaklardır. Yaşamalarının yurda, ulusa herhangi bir faydası olup olmadığını düşünmeden, yurdu, ulusu hatırlarından geçirmeden, bir bit, bir solucan, bir hamamböceği, herhangi bir tek hücreli gibi, bir yosun gibi yaşayacaklardır yaşayabildikleri yere kadar. Bunun için de, cezaevinin alacakaranlık dehlizlerinde korkak, haysiyetsiz, rezil, kepaze birer gölge, birer insan iskeleti halinde dolaşır, sahipsiz bir tencere, bir kenara bırakılmış bir parça ekmek, süprüntü tenekelerine atılmış zeytin çekirdekleri, kokmuş yiyecekler kollanır. Arada, küçücük maltızlardan biri üzerinde kaynayan bir tencereye usullacık sokulunarak kaşla göz arasında kapak kaldırılır, içleri kir dolu uzun tırnaklı cl kaynayan yemeği şöyle bir karıştırır, ya bir avuç fasulye, ya da kocaman bir et parçası kapıldığı gibi, zayıf bacakların olanca gücüyle dehlizin alacakaranlığında silinip gidilirdi. Arada bir yakalanılır da. O zaman ana avrat, din iman sövülerek tekme, tokat yerlerde yuvarlanılır, kafa yarılır, göz şişer Şişer ama, o kadar. Tekme yemiş köpek haysiyetsizliğiyle dehlizin köşesi dönülüp de 72. Koğuş'a gelindi mi, her şey unutulur.
4
Sitem Göksu
bir alıntı ekledi.
Bir ağacın ölümü, büyük bir mimari eserin kaybı gibi bir şeydir. Ne çare ki biz bir asırdan beri hatta biraz daha fazla ikisine de alıştık. (...)Gerçek yapıcılığın, mevcudu muhafaza ile başladığını öğrendiğimiz gün mesut olacağız.