• Öyle ki, gerçek bilinen şeyler, anlatılması olanaksız bir hayale dönmüştü.
  • İyilik, ilk öğretilendi. Ancak gerçek değildi. Yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi. Ancak bir yerlerde iyiliğin olduğun inanan ve defalarca hayal kırıklığına uğramaktan mahvolmuş olan insanların yetersiz çabaları, kendilerini tanımalarını engelliyordu
    Hakan Günday
    Sayfa 148
  • Okuma tutkuların en asilidir. Ekmek nasıl bedeni beslerse Alphonse Karr, okuma için, “Tatlı tatlı kendinden geçme” demiştir. Büyük yazarlar, ömürlerinin yarısını okumakla geçirmişlerdir. Montesquie “Çeyrek saatlik okumanın gideremediği kederim olmamıştır.” der. Bir kitap, her zaman güvenebileceği bir dosttur. Yas içindeki bir ahbabına, Alphonse Daudet “Güzel kitaplar okuyun.” Diye yazmıştı.

    İyi olarak bilinen bir kitabı okurken isteksizlik duyarsanız kendinizi zorlayın. Sevmediğinizi anlamaya kendinizi alıştırmalısınız ki, anlamamış olduğunuzu sevebilesiniz. Zihnin kendine göre haksızlıkları, taraf tutmaları, içgüdüsel çekinmeleri vardır. On yıl önce çekemediğiniz bir kitabı beğenir veya eskiden okuduğunuzu yavan bulursunuz.

    Bir kitabı okumdan köşeye atıp mahkum edenler vardır. Gerçek okuyucular, hoşlarına giden kitaplardan bile ağır başlı bir dille bahsederler. Kendilerini naza çekenler, ancak sahte okuyuculardır. Goethe (Göthe)’nin şu sözünü asla unutmayalım: “İçinde bir iyi tarafı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur.” Okumadığını söylemek cesaretini gösterecek az insan vardır. Bu gibilere Rousseau’yu, Montesquie’yü, Chateaubriand’I övün. Okunmamış olduklarından, küçümser bir edayla cevap verirler.

    Goethe, ömrünün son yıllarında, 1839’da “Okumayı öğrenmek,sanatların en gücüdür… Hayatımın seksen yılını bu işe verdim. Yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem.”demiştir.

    İşte şimdi önemli bir soruyla karşılaşıyoruz : Çok yazar mı okumalı, yoksa az yazar mı? Plinius’a bakılırsa, “Yazarları çok okumalı, fakat çok yazar okumalı”dır. Bu, şu demektir: “Yalnız iyi kitaplar okuyun.” Seneca’nın bu hususta fikri katidir. “Bir sürü yazar ve her neviden eser okumak, kararsızlığa ve maymun iştahsızlılığa işarettir. Her zaman okuyabileceklerinden istifade edebileceğin bir kaç yazar seç ki, onlardan sana hatıra elde edebilesin. Ömrü yolculuklarda geçen biri, binlerce ev sahibi olabilir ama, ama bir tek dostu bulunmaz. Bir tek yazara bağlanmayı ihmal edip, hepsine birden göz gezdireyim diyenin başına aynı hal gelir.”

    Pepit de Julleville (Pöpi dö Jülvil), öğütlerinde bu kadar ileri gitmiyor.Kitapların çokluğu onu korkutmuş değildir: “Zanneder misinizki”, diyor, “Gayretli öğrenci günde hiç olmazsa bir saatini okumaya veremez?” Tatilin en aşağı üç ve dört günü bu işe tahsis edilemez mi? Halbuki ortalama bir hesapla, günde bir saat, yılda 365, dört senede 1460 saatte, yavaşça, hatta elde kalem olmak üzere, her biri 500’er sayfalık 80 tane kitap okunabilir. Sekizinci sınıfa girerken, mahdut ve akıllıca tasarlanmış bir okuma planını takip eden öğrenci, dört yıl sonunda, kompozisyon dersi için son derece kıymetli bir “ilk bilgi” hazinesi elde etmiş olur.

    Şimdi nasıl okumak lazım geldiğini söyleyelim:

    Sayfaları gelişi güzel karıştırıp, sonradan ciddiyetle hüküm verenler vardır. Bunları hesaba katmayalım. Diğeri, bütünü hakkında bir fikir edinmek için kitaba bir göz atıp sonradan onu yeniden ele alır. Bir daha okur, inceler; usul iyidir. Mamafih ikinci defa okumak mecburiyetinin insanı yıldırmaması içim ağır ağır, üzerinde dura dura ve baştan sona kadar bir defa okumayı tercih ederim. Tabiatıyla bu, ikinci okumadan kaçınma manasına gelmez.

    Bir yazarı tanıma yolunda yavaş yavaş ilerlemek son derece faydalı bir zevktir. Kendi hesabıma ben, ağır okumayı tabiat edindim ve bundan da zarar görmedim. Hiç bir zaman elimde kalemle okumadım. Not alarak alıkonulacak, veya estetik zevkine varılacak yerlerin zevkine varılacak yerlerin altını çizmekle yetinirim. Okuma bitince, birkaç gün sonra bile olsa, yazarın ismini taşıyan bir fişin üzerine eserin özetini çıkarır, tenkitçi gözüyle kendi düşüncemi yazar, incelenecek veya zikredilecek yerleri gösteririm. Bu usul bana iyi görünüyor ve zaten birçok kimselerin bundan başka bir usule müracat ettikleri yoktur. Asıl olan, işi yarıda bırakmamaktır. Bir eserden edinilecek tesirin iyiliği veya kötülüğü, okumaya ara verip vermemeye bağlıdır. Zannımca ezber öğretmekten kaçınmalıdır.

    Kitap okuma şekli her insanın mizacına göre değişir. Fakat, ne olursa olsun, tekrar okumak her zaman için şarttır. Kabiliyetin derecesi tekrar okumakla anlaşılır.Yavan eserleri tekrar okumayı arzu etmeyiz. Bir eserin iyi olup olmadığını mı bilmek istiyorsunuz? Birkaç ay sonra tekrar ele alın. Kötüyse ikinci defa okunmaya gelmez. İyi ise, yepyeni bir tatla karşınıza çıkar.

    Dinamikokuma.com
  • Öyle ki, gerçek bilinen şeyler, anlatılması olanaksız bir hayale dönmüştü.
  • ”İyi yürekli akılsız bir aptal, kötü yürekli akıllı aptallar kadar mutsuzdur. Bilinen bir gerçek bu. İşte ben iyi yürekli, akılsız aptalın biriyim. Sen de zeki, kötü yürekli bir aptalsın. İkimiz de mutsuzuz, ikimiz de acı çekiyoruz.”
  • 144 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Aslı Erdoğan yaklaşık 10 gün önce tahliye edilen yazarımız.

    Kimdir bu hapis yatan yazar:
    Boğaziçi bilgisayar mühendisliği ve fizik bölümü mezunu CERN(Avrupa nükleer araştırma merkezi ) 'de görev almış ilk türk fizikçilerden biridir. Rio'da Fizik doktorasını yaparken yazarlığı akademik kariyere tercih ederek doktorasını yarım bırakarak Rio'da yazarlığa yönelmiş gazetecidir ayni zamanda Radikal ve Özgür Gündem gazetelerinde köşe yazarlığı yapmıştır. Kitaplari çok sayıda dile çevrilen yazar avrupa ülkelerinde yankı uyandırmıştır.
    7 ayrı alanda ödül alan yazarın aldiğı son ödül :
    Tucholscky: Sürgünde, tehdit altında ya da HAPİS-te olan yazarlara verilen ödül İsveç Pen tarafından verilen bir ödüldür tabiki demir parmaklıkların ardındayken almıştı bu ödülü

    Aslı Erdoğan'dan Okuduğum ilk kitap
    Kırmızı Pelerinli Kent : Rio kentinin bilinen güzelliği, ihtişamını bir tarafa bırakarak gerçek yüzünü bize anlatan bir kitap gerçeği tüm pislikleri ile uyusturucusundan dilencisine insan yaşamının bir avuç para eden değerine vurgu yapan ve Rio sokaklarında kendinden kaçamayacağını kavrayan kendi yalnızlığı ile Rio ya meydan okumaya çalışan bir kadın. ''Özgür'' *
  • 298 syf.
    ·Beğendi·8/10
    İlk yazılış tarihi M.Ö. 2500-3000 yılları arasında olduğu tahmin edilen destan, 12 kil tablete çivi yazısı ile yazılmıştır. İlk yazılımın dışında destan, daha sonra Babil döneminde iki kez daha yazılmıştır. Toplam 2 bin 900 satır olduğu tahmin edilen destanın en önemli bölümleri eksiktir. Eser Akkadca diliyle yazılmıştır. Akkadca Hami-Sami dil ailesine mensup (Arapça,Aramca ve İbranice ile akrabadır) ikibin yılı aşkın süredir kullanılmayan bir dildir. Destan Mezopotamya'da hüküm sürmüş iki büyük uygarlığın yapımıdır.(Akkad-Sümer).
    Bilinen en eski yazılı metindir. Gilgamiş Uruk kralıdır. ( Mezopotamya'da şehir devlet Bağdat-Basra yolunun ortasında) Gerçek hayatta yaşamış ölümünden sonra efsaneleri oluşan ve destanlaşan bir kraldır. Destanda 3/2'si tanrı 3/1'i insandır.
    Gılgamiş destanı ve simgesel yapılar :
    Çok tanrılı bir din anlayışı mevcut örnek vermek gerekirse İşhar: Evlilik tanrıçası
    Şamaş: Güneş Tanrıçası
    Ani: Yeryüzü Tanrıçası
    Hayvanlarda kutsallık da mevcut destanda içki (şarap-bira) hayat kadınları, kölelik, maden işlemeciliği,(bakır, metal, Demir, kuyumculuk) heykelı, siyasi yapıda yaşlılar kurulu, mavi ve kırmızı renkleri sık sık geçmekte (kırmızı matem rengidir Enkidu ölünce Gılgamış kırmızı elbise giyer) rüya ayini, Rahibeler-Azizeler , fal baktırma vb.( Not aldığım simgesel üretimlerdir ) Destanın Hikayesi '