• Herkesin gönlünü almak, herkesi sevmek isteyip, ama günün sonunda hiç birini yapamamış olmanın agırlığıyla uyumak...
    Hep dünü özleyip, bu günümüzü harab etmek..
  • 608 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Dünya A.Ş….
    Dünyanın nasıl bir şirket haline geldiğinin tarihsel ve ekonomik verilerle anlatılmaya çalışılması bu kitabın özü. Üretimin makinelere ve dış kaynaklara yapılandırılması sonucunda, kendi kendine yeten, kendi iç dinamikleri olan Dünya’ mızı nasıl Dünya A.Ş ye evirdiğimiz, Dünya A.Ş nin ortaya çıkışından fayda sağlayan elitlerin, işlerin kamu sektörüne kaymasını engellemek için birikmiş servetlerini ve siyasi nüfuslarını nasıl etkin bir şekilde kullandıklarının, ekonominin nasıl bir güce dönüştüğünün ve bu ekonomik gücün GELECEĞİMİZİ nasıl şekillendirdiğinin özeti.
    İnsanlığın gelişimi hep iletişim, özellikle yazımsal iletişim yoluyla olmuş bunu bir kez daha anlıyoruz bu kitap sayesinde. Al Gore’ da kitabın ilk bölümlerinde bu gerçeğe dayanan somut örnekler vermiş. Yazı ile başladı her şey diyor. Matbaanın bulunması en önemli gelişmeydi. Fikirleri yaymak ve çok kişiye ulaştırmakla başladı düşünsel gelişim. Matbaanın bulunmasından neredeyse 300 yıl sonra 1776 yılında Thomass Paine Amerikan Bağımsızlık savaşının fitilini ateşleyen ‘’Common Sense (Sağduyu)’’ yi yayınlarken diğer tarafta aynı yıl içinde Adam Smith (Kapitalizmin babası) kişiler piyasalarla ilgili ücretsiz bilgi erişimine sahip olurlarsa, özgür bir biçimde satın almayı ve satmayı tercih edecekler ve bir ‘’görünmez el’’ onlara her alanda yardımcı olacaktır diyordu.
    Bu becerikli görünmez el, kaynakları tahsis edecek, arz ve talebi dengeleyecek, ekonomik verimliliği arttıracak fiyatları en iyi seviye de tutacaktı. Bu ‘’görünmez el’’ sayesinde yukarıda ki öngörüleri gerçekleşti mi Adam Smith’ in tartışılır ama yeni bir toplumun şekillenmeye başladığı su götürmez bir gerçek. Kendi ellerimizle bir ’’Tüketim Toplumu’’ canavarı yarattık ve bu ‘’Tüketim Toplumu’’ şimdi yarattığı bu canavara teslim olmuş durumda.
    Tüketim toplumu olmak teslimiyeti kabul etmek demek, sadece yiyeceklerimizi, giyeceklerimizi değil bilgiyi de tüketiveriyoruz. Belki de o nedenledir hep bir telaş içinde olmamız, hep bir yerlere yetişme çabamız. Sakinleşemiyoruz. Öğrendiklerimizi sindiremeden yeni bir bilgi bombardımanı ile karşı karşıya kalıyoruz. Geleneksel uygulamalarla teknolojik gelişmelerin arasında sıkışıp kalmış bir zaman dilimindeyiz. Al Gore un belirttiği gibi Avcılık ve toplayıcılık dönemi 200.000 yıl, Tarım devrimi 8.000 yıl ve Sanayi devrimi sadece 150 yılımızı aldı ve neler göreceğimizin ve daha ne kadar hızlanacağımızın garantisi yok.
    Öyle ki adil gelir dağılımında ki eşitsizliğe, ücret politikalarına, çalışma koşullarına karşı çıkacak bir devrimci işçi hareketi de yok artık. Çünkü işçilerin yerini makinalar almaya başladıkça ses çıkaracak işçi sayısında mutlak bir azalma söz konusu oldu. Ludd’ u değil de ‘’Ludd Yanılgısı’’ nı savunan kişilerin sayısı hiç az değil.
    Dövüşerek öleceğiz yada özgür yaşayacağız
    Kral Ludd sayesinde tüm kralları devireceğiz … diyen Lord Byron’ un bu sözlerinin arkasında halen duran birilerinin var olduğunu savunabilir miyiz bu tüketim toplumu ile?
    Matbaadan sonra fikirlerin yayılmasını hızlandıran ikinci gelişme de İnternet Al Gore’ a göre… İnternetin hayatımıza girmesi ile birlikte fikirlerin yayılması daha kolaylaştı ama sakıncaları ile birlikte. Evet her fikre ulaşabiliyoruz artık ama her fikir de bize ulaşabiliyor. George Orwell e göndermeler yaparak anlatıyor bu durumu yazar. İnternetin halkın değil daha çok hükümetlerin işini kolaylaştırdığı fikrini ileri sürüyor. Üretimde insanın yerini makinalar alınca Dünya nasıl şirket haline dönüştüyse, internetin gücü de bilgi ve düşünceyi ışık hızında milyarlarca insana aktaran bir sinir sistemi ağına dönüştü.
    Bizler istesek te istemesek te, desteklesek te desteklemesek te tarihe tanıklık ediyoruz. Dijital ağlar sayesinde dünyanın ilk ‘’Küresel Uygarlığının’’ doğuşuna şahit olmaktayız. İçinde yaşadığımız dönemde bu küresel uygarlık kendi içinde bir savaş vermekte. İnternetin gelişmesi ile ortaya çıkan küresel uygarlığın galibi kim olacak. Bu savaş iyi ile kötünün savaşına dönüştü ve geleceğimiz bu savaşı kimin kazanacağına bağlı.
    İşte bu iyi ve kötünün savaşı sürüp giderken dünyamız nasıl değişiyor. Doğal kaynaklarımız nasıl tüketiliyor, nasıl kirletiliyor, su savaşları dünyanın sonunu mu getirecek? Toprak savaşı tank ve tüfekle yapılan mıdır yoksa zengin ülkelerin, fakir ülkelerde ki verimli toprakları satın alması mıdır? Daha fazla protein tüketebilmek için okyanuslarda kurduğumuz balık çiftlikleri nelere mal olacak? Sıcaklıkların arttığı her bir derece tarım ürünlerinin verimliliğini nasıl etkiliyor? Tüm bunları bilimsel gerçekliklere dayandırarak fizik, kimya, biyoloji ve istatistik yardımı ile ama anlaşılır bir dille anlatmış Al Gore.
    Meşhur tanıma göre Ekonomi; ‘’Sınırsız insan ihtiyaçlarının kıt kaynaklar ile dengelenmesi bilimidir’’ Kıt kaynaklar toprak, emek, sermaye ve girişimci dörtlüsünden oluşmakta. Adam Smith’ in şu maharetli görünmez eli sayesinde sermaye ve girişimci kendi elleri ile önce toprak ve emeği yok etti. Daha sonra doğal kaynaklar ve emeğin yerine ikame edeceği yeni keşifler peşine düştü. Şimdi de bu keşifler sonucunda dünyanın başına sardığı küresel ısınma, çevre kirliliği, ortaya çıkan genetiği değiştirilmiş ürünler vs. ile mücadele etmek için milyarlarca dolar harcadığı yeni bir sektör yaratıyor.
    Teknoloji: Sınırsız yenilik ve bu yeniliklere ulaşmak için dönen milyarlarca dolar. Özellikle sağlık sektöründe; daha sağlıklı olup, daha uzun yaşamak, için belki de ölümsüzlüğe ulaşmak için yapılan çalışmalar, engelli insan sayısını azaltmak özellikle kalıtımsal hastalıkların bir sonra ki nesle aktarımını engellemek için harcanan milyarlarca dolar, genetiği değiştirilmiş gıdalar, genetiği değiştirilmiş hayvanlar ve genetiği değiştirilmiş insanlar kitapta anlatılan konuların başında geliyor.
    Tarım zararlılarından kurtulmak için kullandığımız kimyasallar haşerelerden ya da bitki hastalıklarından bizleri kurtarmıyor. Aksine mutasyona uğrayıp daha güçlü saldırıyorlar. Arıları öldürüyoruz, nesilleri tüketiyoruz ve bunu ekonomi biliminde homo economicus dediğimiz rasyonel olduğunu varsaydığımız biz insanlar yapıyoruz.
    Nüfus artışı, insanın doğasında var olan kısa vadeli düşünme kapasitesi ve teknolojik gelişmelerin önlenememesi ekolojik sistemin bozulmasına neden oluyor. Bu kitap insanın insana ve insanın doğaya ‘’teknolojik gelişme’’ savsatasıyla neler yaptığının kanıtı.
    Artık teknolojik gelişmeler dünyayı kurtarmıyor, kurtardığını sandığımız yerden başka sorunların çıkmasına sebep oluyor. Kısa vadeli ve ekonomi odaklı çözümler, soluduğumuz havayı tüketiyor. Karbon salınımı arttıkça, küresel ısınma sorunu büyüyecek bu da A.Ş haline getirdiğimiz Dünyamızın sonu olacak. Bu ekonomi anlayışı ile, bu teknolojik gelişme ile varacağımız yer belli maalesef. O nedenle yeni şeyler söylememiz gerekmekte…
    Geleceğimizi nasıl kurtarabiliriz sorusuna cevap arayıp, çeşitli öneriler sunuyor kitapta yazar. Örneğin nüfus artış hızının yavaşlatılması, küresel ısınmaya sebep olacak enerjileri kullanan firmalara sübvansiyonlardan vazgeçilmesi gibi demografik ve ekonomik bir sürü önerilerde bulunuyor. Ama asıl sorun insanoğlunun algısının değişememesi galiba. Çünkü ABD halkının %37 si halen küresel ısınmaya inanmamakta.
    Peki küresel ısınma konusunda bir çok kitap yazan, seminerler düzenleyen Al Gore kimdir peki? Al Gore Bill Clinton döneminde ABD’ de başkan yardımcılığı yapmış ve 2000 yılında George W. Bush ile girdiği başkanlık yarışından mağlup ayrılmış bir politikacı. Bu seçimden sonra küresel ısınma ile mücadeleye girişmiş ve bu mücadelesi sonunda ilk kez Nobel Barış Ödülünün ‘’insan hakları, silahlanma, ezilen halklar, fakirlik’’ gibi geleneksel anlayıştan farklı bir konuda ‘’Küresel ısınma’’ ile ilgili bir konuda verilmesine sebep olmuştur.
    ‘’The Inconvenient Truth’’ ‘’Uygunsuz Gerçek’’ adlı küresel ısınmayı konu alan belgesel ile de Oscar ödülü sahibi de olmuştur. Ancak bu belgesele bir çok tepkiler de olmuş. İngiltere’ de bir okul müdürünün belgesele açtığı davayı karara bağlayan Yüksek Mahkeme Yargıcı Burton ‘’Bilimsel verilerin yetenekli bir politikacı ve iletişimcinin ellerinde siyasi bir programı desteklemek için kullanıldığını belirtti ve dokuz ayrı bilimsel verinin hatalı aktarıldığını belirtti. Son yıllarda organik beslenmeye yönelik hummalı faaliyetleri görünce Al Gore gerçekten yaptığı araştırmalarla abartmadan gerçekleri bizimle mi paylaşıyor yoksa İngiliz yargıç Burton’ un dediği gibi siyasi bir programı destekleme derdinde mi olduğunu zaman gösterecek.
    Kitap 606 sayfa gibi gözükse de bunun 175 sayfası kaynakçadan oluşuyor. Bu da oldukça yoğun bir araştırma sonucunda yazıldığını gösteriyor. Zaten iki yıllık bir süreçte tamamlanabilmiş. Ehh doğal olarak ta çevre bilinci, küresel ısınma gibi konular üzerine yazıldığı için dünya ormanlarının yönetiminin geliştirilmesi için kurulmuş bağımsız bir organizasyon olan ‘’Orman Yönetim Konseyi’’ (FSC) tarafından onaylı çevreye zararlı olmayan kağıttan üretilmiş ve dış yüzeyi, doğaya zararlı olduğu için selefonla kaplanmamıştır.
    Kitap bilimsel verilerle dolu olmasına rağmen gayet anlaşılır bir dille yazılmış. Okuması oldukça keyifli. Ancak çeviriden kaynaklı olduğunu düşündüğüm ( ya da aslı böyledir emin değilim) düşük cümleler çok sık olmasa da karşımıza çıkıyor.
    Kitabı yazan ABD vatandaşı ve politikacı olunca da doğru tespitlerde bulunup, bilimsel gerçekliklerle yazmış olsa bile maalesef taraf olmaktan kurtulamıyor ve ‘’ güçlü bir ABD liderliğinin yokluğunda uluslar topluluğu uluslararası koordinasyon ve küresel sorunların çözümü için işbirliğine dayalı bir çözüm üretmek için bir araya gelemiyor.’’ diyor. İlle de ABD yani  Kapitalizm reform geçirmeli, kapitalizm yeniden yaratılmalı ve doğru çabalarla sürdürülebilir hale gelmelidir fikrini ileri sürüyor. Yeni bir sistem ve bu sistemin adı Al Gore için ‘’Sürdürülebilir Kapitalizm’’….
    Sonuç olarak hangi siyasi amaçla yazılmış olursa olsun küresel ısınmanın bizleri felakete götürüyor olması gerçeği değişmiyor. Bu durumdan kurtulmak için bireysel olarak yapabileceklerimiz halen mevcut.
    Al Gore’ un TED konuşması. https://www.ted.com/...language=tr#t-946426
    Bazen gerçekleri kimin söylediğinden çok gerçeğin ne olduğudur önemli olan. Seyredip üzerinde düşünülesi bir video. Küresel ısınma’ dan kurtulabilecek miyiz yoksa yine ekonominin dişlililerine sıkışıp kalacakmıyız. Aristoteles’ in dediği gibi ‘’Bir şeyin sonu onun doğasını tanımlar’’ Umarım sonu gelmeden insanoğlu kendi doğasını anlar.
    Ve 6 milyar 86 milyon 176 bin 360 kilometre uzaktan çekilmiş dünyanın fotoğrafı. Carl Sagan’ ın deyişiyle ‘’Soluk Mavi Nokta’’ aslında hiçliğimizin bir kanıtı. Bu videoyu kibrimizin ve hırslarımızın önüne geçemediğimizde tekrar tekrar izlemeli ve biraz mola vermeliyiz. Dünya bizim evimiz ve biz evimizi teknoloji çılgınlığı ile talan ediyoruz.
    https://www.youtube.com/watch?v=QMg19hbVQzY
    Akıl tutulması yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Aklımız tutuldukça bakış açılarımız daralıyor, dünyamızı ve kendimizi çöp haline getiriyoruz. Oysa bu kadar zor olmamalı değişim.
    Son sözü Konfüçyüs’ e bırakalım ; "Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz… Umarım hepimizin hedefi aynı olur bir gün. A.Ş halinden kurtulmuş, kendi doğal dengesiyle özgürce dönüp duran bir dünya….
  • 240 syf.
    ·14 günde·Puan vermedi
    Belki biraz #spoiler #
    Eğer söz konusu olan kitap; roman, şiir, öykü değil de bir araştırma ise kitabı okumadan önce yazar hakkında bilgi edinmek, araştırmak daha doğru gelmiştir bana. Yine öyle yaptım ve çok ilginç bir kişilikle karşılaştım.
    Yazar şan ve tarih gibi birbirinden tamamen farklı iki dalda eğitim almış. Çalışmalarını edebiyat, sanat tarihi, engellilik ve müzecilik gibi birbirinden farklı bir çok alanda sürdürüyor. İki opera metni ve bir librettosu var. Üstelik bu opera metinlerini ve librettoyu ilk Afro-Amerikalı kadın romancı Hannah Crafts’ın yazdığı The Bondwomen’s Narrative adlı kitaba yazmış. The Bondwomen’s Narrative adlı kitap araştırmalara göre siyah bir kadın kölenin yazdığı ilk roman. Bu eser hem tarihsel olarak önemli bir edebi olay hem de kendi başına bir otobiyografik öykü olma özelliğini taşıyormuş. Çevirisi olsaydı keşke …
    Gerçekten ilginç bir kişilik yazar. Çünkü yayınlanmadan önce ve yayınlandıktan sonra difformite.wordpress.com adresinde bir ortak proje olarak katılımcıların “bozma”sına açtığı Galerie de Difformité (2011) adlı bir kitabı daha var.
    Gelelim kitaba; neredeyse insanlığın tarihiyle birlikte çirkinliğin tarihini ve yüzyıllar içinde çirkinlik anlayışının nasıl değiştiğini, dün çirkin olarak nitelendirdiklerimizin bugün gözümüze hiç de çirkin gelmediğini görüyoruz bu kitapta.
    Kitabın girişinde Frank Zappa’ dan bir alıntı var. Diyor ki;
    Bedeninin en çirkin yeri/ Neresi
    Kimileri burnun diyor/Kimileri ayakların
    Oysa bence en çirkini zihnin…
    Ehh bu alıntı kitabın özeti gibi zaten. Çirkin nedir? Kim çirkindir? Kime göre çirkindir? Çirkinlik somut mu yoksa soyut bir kavram mıdır? Yoksa yıllar itibari ile algılarımız, kültürel yapımız ve moda değiştiği için artık o çirkin değil midir? Yada bugünün çirkini yarın da çirkin olmaya devam mı edecektir? Çirkinliği sorgularken yazarın irdelediği en can alıcı konu ise; yerlere göklere sığdıramadığımız, edebiyata, müziğe, resme konu olmuş güzelliğin gerçekten masum olup olmadığı.
    Yazar, çirkinliğin tarihini incelerken bir yandan da insanoğlunun kendi döneminde çirkin diye tanımlanana karşı ne kadar acımasız olduğunu gözler önüne seriyor.
    Pastrana’ ya yada Hotanta Venüsü’ ne neler yapıldığına ne ruhsal acılar yaşatıldığına şahit oluyor ve insanoğlunun acımasızlığını bir kez daha hissedebiliyorsunuz. Ya da güzellik kavramını hem toplumsal ahlaki davranışları hem de kapitalist sistemin içerisinde kadın bedeninin bir metaa dönüştürülmesini eleştirmek adına bedenini sanat için estetiğe kurban eden ve tüm estetik operasyonlarını canlı yayın ile kitlelere ulaştıran performans sanatçısı Orlan’ ı tanıyorsunuz
    Veee müzikte çirkinlik. İlk başlarda Brahms’ ın Birinci Senfonisinin kulak tırmalayıcı, caz müziğinin maymunsu konuşmalar, Rock and roll’ un ise Frank Sinatra tarafından çirkin ve yapmacık olarak tanımlandığını okuyunca gerçekten çirkinliğin zaman, mekan ve kişiye göre nasıl nitelendirildiğini görüyorsunuz.
    Bu kitabı okumak zor mu, kolay mı sorularının her ikisine de yanıtım evet. Yazar o kadar çok düşünür ve sanatçının fikirlerinden alıntılar yapmış ki eğer siz sözü edilen bu yüzlerce şair, yazar, filozof, sanatçı ve bir o kadar da tarihi şahsiyetleri tanıyor ve biliyorsanız ya da isimler önemli değil ana fikri anlamam yeterli diyorsanız evet o zaman kolay okunan bir kitap yok eğer benim gibi yapar her ismi araştırmaya çalışırsanız biraz zor hatta itiraf ediyorum oldukça zor ilerliyor.
    Bugüne kadar hiç bilmediğim bir çok isimle karşılaştım. Zaten kitabın sonunda ki 27 sayfalık kaynakçayı ve ayrıca 7 sayfalık görsel kaynakçayı inceleyince bir kez daha anlıyorsunuz kitapta ne kadar çok kişiden alıntı yapıldığını. Bir o kadar da kitap tavsiyesi var. Ben kendi adıma adı geçen kitaplar içinden beş tanesini okuma listeme aldım…
    En Mavi Göz Toni Morrison
    Çirkinler Scott Westerfeld
    Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust
    Hırsızın Günlüğü Jean Genet
    Çirkinliğin Tarihi Umberto Eco
    Çirkinliği sözel olarak anlatırken bu anlattıklarını, resim ve fotoğraflarla da görselleştirmiş Gretchen E.Henderson. Bu durum bence kitabı daha zevkli hale getirmiş. Ehh tabi bu resim ve fotoğrafları da araştırmaya niyetlenirseniz çok uzun süre elinizden düşüremeyeceğinize garanti veririm.
    Kitabın amacı kültürel olarak çirkinliği işlemek olsa da altta yatan mesaj kişinin kendini sorgulaması. Çünkü kitabın sonuna geldiğimizde kendi zihnimizde çirkinliği nereye oturttuğumuzu sorgulatıyor biz okuyuculara.
    Son olarak naçizane tavsiyem, Frank Sinatra’ nın kulak tırmalayıcı dediği roc’k and roll bir şarkı açıp kitabı okumaya başlayın derim. Mesela; https://www.youtube.com/watch?v=gj0Rz-uP4Mk