Palessi deneyi diye bilinen olayda, pahalı ve lüks bir markaya aitmiş gibi gösterilen ayakkabılar, insanlar tarafından çok daha kaliteli ve değerli bulunuyor. Oysa aynı ayakkabılar aslında ucuz bir mağazaya ait. Yani insanların beğendiği şey çoğu zaman ürünün kendisi değil, ona verilen isim ve oluşturulan imaj oluyor. Bir şeyin değeri, gerçekte ne olduğundan çok, nasıl sunulduğuna göre belirleniyor.
Bugün edebiyatta da benzer bir durum var. Bir kitabın değerini çoğu zaman içindeki düşünce değil; reklamı, ne kadar sattığı ve yazarının kim olduğu belirliyor. Kitabın gerçekten ne söylediğine bakmaktan çok, ne kadar konuşulduğuna bakılıyor. Böyle olunca kitap okumak, düşünmek için yapılan bir iş olmaktan çıkıp görünmek için yapılan bir şeye dönüşüyor.
Mesela bir kişi Celal Şengör’ün Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabını aldığında, bunu her zaman yeni bir şey öğrenmek için yapmıyor. Bazen asıl amaç kendini daha kültürlü ve elit hissetmek oluyor. Kitabı anlamaktan çok, o kitabı okuyan biri gibi görünmek önem kazanıyor. Böylece kitap, insanı geliştiren bir araç olmaktan çıkıp başkalarına kendini göstermek için kullanılan bir simgeye dönüşebiliyor.
Palessi örneğinin gösterdiği gibi, insanlar bazen şeylerin kendisine değil, onlara verilen değere inanıyor. Eğer bir kitap çok övülüyorsa, çok satıyorsa ya da ünlü biri yazmışsa, otomatik olarak değerli kabul ediliyor. Böyle bir ortamda gerçekten derin ve zor metinler geri planda kalırken, kolay okunan ve çok pazarlanan metinler öne çıkıyor.
Bu yüzden asıl soruyu sormak gerekiyor:
Popüler olan şey gerçekten değerli mi, yoksa sadece çok gösterildiği için mi değerli sanılıyor? Ve neden bu kadar İsrail destekçisi veya bu konulara sessiz yazar var?
İsrail’e Destek Veren Yazarlar – Katil Savunucuları
1-) Orhan Pamuk