Chilekesh, bir alıntı ekledi.
21 May 17:00 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Ruh sukuneti muhteşem bir şey, kendinden hoşnut olmak da aynı şekilde. Sevgili dostum, keşke çok değerli bir mücevher olan bu duygu, güzel ve paha biçilmez olduğu kadar kırılgan olmasa.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 66 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 66 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
, Hakkari'de Bir Mevsim'i inceledi.
20 May 01:03 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Bir kitabı okumaya başlarken insanları ilk olarak kapağı cezbetmektedir. İnsan bir kitabın kapağına bakınca ön yargı da olsa içeriğe dönük çeşitli tahminlerde bulunmaya çalışır. Siyah ve kırmızı tonlarla dizayn edilmiş kapak resmi bana "Evet, bu kitap normal bir kitap değil. Yer yer ağlayabilirsin, hazır ol." der gibiydi. Zira öyle de oldu. Kitabın ilk cümlelerini okumamla gözyaşlarımın göz kapaklarımı doldurması gerçekten normal bir yazarla karşılaşmadığımı gösteriyordu.
Çoğu insan duydukları, gördükleriyle konuşur. Bense yaşadıklarımla konuşacağım. Doğu ve Güneydoğu'yu sadece ekranlardan tanıyan insanların sözlerine itibar etmeyin. Bu bölgelerde yaşamı hissetmeden konuşmayı da aklınızdan geçirmeyin. 3.5 yıldır şark görevimi yaptığım bu bölge bana 24 yaşıma kadar ekranlardan gördüğüm şeylerin aslında çok da gösterildiği gibi olmadığını öğretti. Ben hayata bu topraklarda atıldım. En büyük hayallerimi bu coğrafyada öğrencilerimle kurmaya başladım. Ben en samimi çocuk gülümsemelerini burada gördüm. Mesleğime ülkemin vermediği değeri yöre halkından burada gördüm. Yeri geldi 15 yaşında öğrencimin nişanlandığını gördüm, yeri geldi tek bir annenin 20 çocuk doğurduğunu da... Bir ülkenin bölgeler arası birbirinden bağımsız eğitim sisteminin olabileceğini de gördüm. İmkansızlığın ne demek olduğunu öğrencilerime ödev verip internet olmadığı için yapamadıklarında gördüm. Okuma aşkıyla yanıp tutuşan öğrencilerimin atama yapılmadığı için boş geçen derslerinin telafisi olmadığını da yine burda gördüm.
Yaşamımı, kuramadığım cümleleri Ferit Edgü benim adıma öyle naif, öyle kırılgan ve öyle içten cümlelerle anlatmış ki...
Hayatının sadece bir mevsimini burada geçiren biri dokuz mevsim geçiren insana nasıl bir tavsiyede bulunmalı, geçen her mevsime hangi cümleleri, gülümsemeleri, içtenliği sığdırmalı.
Umarım geçirdiğim mevsimleri senin gibi bir üstadın diliyle yazıya dökebilirim. Seni tanıdığım bu kitap hayatımın baş yapıtlarından biri olacak...

Ruhidil, bir alıntı ekledi.
19 May 17:49 · Kitabı okudu

Rastlanti
Kadin, Ne çok sey unuttun, dedi.
Adam, O kadar çok sey animsiyorum ki, dedi. Onlar da senin unuttuklarin.
Uzun bir susu$tan , birkaç yudum sarap içildikten sonra, kadin, Üsuyorum , dedi
Erkek , kulagi , çarpan kuçük , kirilgan dalgalarda, duymadi ü$üyorum sözcügünü.
Gene de , ( sözcüklerin garip bir rastlantisi!) Ben de, dedi.

İşte Deniz, Maria, Ferit Edgü (Sayfa 50)İşte Deniz, Maria, Ferit Edgü (Sayfa 50)
Ahmet, bir alıntı ekledi.
19 May 00:39

Ancak hayatlarımızın anlamı, onları taşıyan kırılgan bedenlerden çok daha öteydi.

Sabah Yıldızı, Pierce Brown (Sayfa 254)Sabah Yıldızı, Pierce Brown (Sayfa 254)

Selim Temiz - Mes'ut Bir Tesadüfe Altıncı ve Son Mektup
https://youtu.be/B540bvIbex4

ve nihayet ikimiz
kaçtığımız aşkların toplamıyız

sokakta yaralı bir it koşturuyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi.
benimle çıkmıyorsun bu yolculuğa.
ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

bu resimden çıkıp gidiyorum.
seni isteyen yanım ölümsüz yanımdır.
bulutsuz da yağan nedir?
şimdi öğreniyorum ki, gözyaşı!
bu resimden çıkıp gidiyorum.
seni isteyen yanım aşk yanımdır.

babam romantik bir aşiret savaşçısıydı.
çapraz fişeklik duyardım yüzümde ona sarıldığım zaman.
sonrası jandarmalardı. ağıt kadınlardı. mezarlardı.
o gün bugündür sayrıyım.
çünkü insan öldüğü yaşta kalır.

babam elin eskilerini giyerdi.
ben bu yüzden ezik olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..

sokaktan askeri konvoylar geçiyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadım ellerini.
ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep.
oysa tuttuğum elleri bırakmıyorum.
sonra korkuyorlar hasletimden.
ne denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar sonra.
ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.
ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun.
bir çizgi diyorsun. bir çizgideyim. sağım nere solum nere bilmiyorum..
seni şiir duraklarına bırakıyorum o zaman.
güleç kalıyorsun.
dudakların kırışıyor kenarlarından.
ellerin, minnacık ellerin morarıyor. küçük küçük adımlarla gidiyorsun -sanki- içimden.
bir şiir durağından biniyorsun. zaten yorgunsun.
ben sancıyla kıvranıyorum geceleri sayrı bir yatakta. terli terli seni içiyorum.
çünkü yüzüme bakınca seni görüyorum.
çünkü yorgunsun.
parçalı bulutlu şiirler okuyorum sana.
şiir gibi bir çiselti başlıyor sonra. kanayan bir yara; yalnızlık.
çıkıp kanıyorum.
çıkıp sokakta..


sokaktaki bütün kedileri eziyorlar
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi.
ve ben sırf bu yüzden ezilebilirim.


biz emeklerken sevmeyi öğrenmede, kolumuzdakiler
düşüyor.
ki ölenler zafere en çok yakışanlardır!
ki ölenler zafere en çok yaklaşanlardır!
oturup tuhaf ağıtlar yakıyoruz onlara.
ve söz veriyoruz yarını kurtaracağımıza.
ama yarına ertelemekle bugünü yitiriyoruz zaten.
ve zaten yenik sayılırız yaşamakla!


en gizli yerimize çağırıyoruz acıyı.
ve hep yenik düşüyoruz, çağırmakla!

sulara benziyorsun bu yüzden.
sular ki dinginliğe gelir ancak.
ısınırsa uçar, soğursa kaskatı kesilir teninden.
sulara benziyorsun kapılmaya gelmez.
sulara.. bildik sulara..


sokaktan telsiz sesleri geliyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun
ve birkaç milyon yıldır tutmadım ellerini
ve ben sırf bu yüzden kaybedilebilirim.


ihmal edilmeyen telefonlar bekliyorsun, dakik ve
ilgi dolu.
anne oluyorsun bütün âşıklarına.
ve çocukların oluyorlar bilmeden.
ve bu resimde kalmayı bu kadar çok isterken, çekip.. çıkıp gitmeli diyorum.

insanlar çoğalıyor etrafımda.
sen yoksun. ıssızlığımdan anlıyorum.
çook uzakta oluyorum onlar konuşurken.
derken gece başlıyor.
çayları ödüyorlar ve bir parçamı alıyorlar karşılığında.


ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun.
her aşk, yaşayamadıklarımızın özetidir diyorum. gülüyorsun.

seni daha önce öpmüş olmalıyım.
yoksa nasıl bulurum yüzünde gülen ağzının yerini.

sokakta ölümsüz yanından yaralıyorlar birini.
ki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi...

yeni birisiyle tanışmaktan, o kişiye güvenmekten, o insana hayatımı özetlemekten, o insanın, özetin içindeki kırılgan noktalardan beni vurmasından, güven duygumun körelmesinden ve bu kısır döngüden o kadar çok yoruldum ki, artık yeni bir insanla tanışmaya tenezzül bile etmiyorum.

Ali Koru, bir alıntı ekledi.
18 May 11:56

İnsan dediğin ne kırılgan öyle.
Hep küsüyor; darılıyor bir şeylere, en çok da kendine...

Kafka Okur Sayı 21, KolektifKafka Okur Sayı 21, Kolektif
Emre Alkan, bir alıntı ekledi.
16 May 19:59 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Çünkü o günlerde, Anne’in aklında sadece ölmek varmış. İntihar etmek. Herhangi bir nedeni olduğundan değil. Bütün hayatı tek bir neden olduğundan. Yaşadığı her şey yüzünden. Bazı insanlar böyledir. Diğerlerine göre çok daha kırılgan olurlar. Ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar.

Az, Hakan Günday (Sayfa 346 - DK, 45.Baskı)Az, Hakan Günday (Sayfa 346 - DK, 45.Baskı)