• "Kısa sürede mümkün olduğunca çok para kazanma isteğini iğrenç bulmuyorum kesinlikle; "ne de olsa küçük bir miktar oynadıklarını" söyleyenlere, hırsın küçüklüğünü gösterdiği için bunun daha kötü olduğu cevabını veren iyice semirmiş, hâli vakti yerinde ahlakçının düşüncesi dr bana hep aptalca gelmiştir. Hırsın küçüklüğü ya da büyüklüğü önemli sanki."
  • Bazı şeyler nasılda paylaştıkça büyüyor...
    Aslında her şey paylaştıkça büyür. Fakat paranı malını paylaştığında kısa süreli bir bakışla eksildiğini zannedersin. Bu sebeple bazı şeyler demem şimdilik daha doğru görünüyor.
    Ama öte yandan, derinden bakarsak her şey paylaştıkça büyür demem daha doğru.

    Mesela özgürlük tek başına zevk vermez.
    Dünyada tek başına kalsan ne kadar sürer bu etki?

    Özgür davranışlarını bir başkasına şahit tutarsan hazzın daha da büyür.

    Sevindiğin bir olayı düşün, nasıl birilerine paylaşmak için can attığını.

    Yazdığın yazıyı, şiiri, yaptığın resmi, çektiğin fotoğrafı... Bunları insanlarla paylaşmassan hiçbirini yapmamış gibi hissedersin. Bir yanı eksik kalır.
    Ben bu iletiyi niçin paylaşıyorum...
    Çünkü SEN okuduğunda tamamlanıyor.
    Asıl sen okuduğunda ben yazmış oluyorum.

    Üzüntünü, sıkıntını da paylaşırsın
    O an derdimi döktüm içim rahatladı dersin.

    Oysa paylaştığın herşey büyür demiştik.
    Karşı tarafa akıttığın zehirle dahada büyüdün
    Ve büyürkenki sarhoşluktan uyuştun hüznünün doldurduğu yere başka şey koydun.
    Paylaşmanın verdiği büyü ile acın biraz bastırıldı. O anda acıdan sıyrıldığını zannettin...

    Dikkat et dostum
    Paylaştığın herşey büyüyor
    Neyi paylaştığına dikkat et
    Niye paylaştığına...

    Bilgi paylaşırsan, paylaştığın bilgiyi dile getirirken tekrar yaptığın için bilgiyi daha derinden kavrarsın. Karşı tarafın sorusu varsa, farklı bir bakışla bakıp cevap vermen gerekir. Bilgi paylaşırsan bilgin büyür bilgin olursun.

    Sevgi paylaştığında sevgiyi karşıya taşırken elin sevgiye bulaşır, sevgi sarar her yeri, sevgi dolu olursun.
    Bu yüzden sevelim sevilelim demiş adaşım Yunus Emre...

    Şimdi bu yazıyı okuyan sen!
    Evet... inancın, yaşın, cinsiyetin, geçmişin, gelecek kurgun, hayalin..
    Ne olursa olsun Seni Seviyorum!

    Çünkü "herkes gibi" bende çok benciyim.

    Not: bencil değil.

    Ne demiş Hayyam

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

    Öyleyse bencil değil benci olmalı.
    Bencil etrafa zarar verir. Sadece kendini düşünür.

    Oysa ben'ci BEN kavramını bilir.
    Kendini bilir ve herkeste aynı BEN olduğunu bilir. Bu sebeple kimseye zarar vermez, veremez. Kendinden sorumludur.

    Not: Bencilik ve bencillik başka yerlerde farklı tanımlanmış olabilir. Bu ileti için BEN bu şekilde tanımladım. Bütün kelimeler mana taşıyıcı işaret direkleri... Kelimelere değil işaret ettiklerine bakalım.

    Emr'e
  • Bu kitabı elime aldığım zaman gerçekten çok heyecanlanmıştım. Okumaya başlarken de aynı heyecan devam etmekteydi. Kendim de ülkemizin doğu bölgesinde doğup sekiz yaşıma kadar orada yaşadığım için bir kış mevsiminde okullara zor şartlar altında gitmenin, okula varana kadar ayakkabılarından içeriye usulca giren suyun çoraplarını ıstlatmasını, okula vardığın zaman öğretmeninin seni sobanın yanına oturtup seninle uzun uzun ilgilenmesinin ne demek olduğunu biliyorum. Yaşım itibari ile henüz küçük olsamda bu kitap benim kısa hayatımdan uzun yerleri de içine katmış bir kitaptır.

    Bir öğretmenin doğuda aylar boyunca kış mevsimini yaşaması, daha önce hiç içinde bulunmadığı, dillerinden anlamadığı, dilinden anlamayan insanların arasında kendini bulan öğretmenimiz;
    Bir tek şey istiyorum
    Çaresizliği yenmek.
    Diyor. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak isteyip istemediğini bile bilmeyen öğretmenimiz hiç bilmediği bir geçmişi düşünerek yeni bir gelecek, yeni bir gün hazırlıyor kendine. Nerde olduğunu, kim olduğunu bilmeyen öğretmenimiz kendisini bir anda içinde bulduğu bu Hak. Kentinde yaşamına devam edip hayatında hiç tanımadığı insanlara, hiç tanımadığı kendisini de alarak bir öğrenim yoluna koyuluyor. Hem öğretiyor hem öğreniyor. Kendini bir anda öğretmen olarak bu kentte bulan öğretmenimiz kalemi, kitabı, defteri, ve insanlığı da alarak masasını, sandalyesini, kara tahtasını yaparak dillerini bilmediği küçük yüreklere dersler verip onlara hem hayat bilgisini hem de hayatın gerçek yüzünü göstermektedir. Belki de kendi de hiç bilmediği bu yüreklerin arasında hayatın yeni bir yüzünü görmüştür. Bir öğretmen olmadan da onu anlayabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum...
    Öğretmenlerimiz iyi ki varlar. Belki ben yaptığım meslek seçimini öğretmenlikten yana kullanmadım. Seçimimi psikolojiden yana yaparak kendimi yine de öğretmenlere yakın hissediyorum. Çünkü onlar bilmedikleri kıyı da bir kente, bilmedikleri insanların arasında onları anlamaya çalışırken ben de ileride mesleğimi ele aldığım zaman onlar gibi hiç bilmediğim insanları anlamaya çalışacağım...

    Doğu da Hak. Kentte kış mevsiminin zor şartları altında kısada olsa o dönemi öğretmenimizin kısa ama içinde uzun bir ömür olan ikinci ve tek ömrü olarak sayıyorum. Öğretmenimizin ölen bebelerle, biten hayatlarla, adaletsizlikle, töreyle tükenen bu kentte geçirdiği zaman dilimi bize gösteriyor ki bizim bilmediğimiz yerlerde de bir nefes var ve o nefesler bizi bekliyor olabilir. Onlara bir şeyler katabiliriz. Onlardan bir şeyler alabiliriz...
    Öğretmenimizin de dediği gibi :

    Hiç kuşkusuz
    bir kez
    birinin
    bozması gerek
    töreyi.

    ...
    Biz bozabiliriz töreyi. Adaletsiz bir düzen olmasın bu topraklarda... Tümüyle bir eşitlik olsun demiyorum. Sadece adalet olsun istiyorum....

    "Karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz. " dediği çocuklardan değiliz biz belki ama onları anlayıp da hayatımızın aslında çok basit olduğunu yeniden hatırlamalıyız...

    Ve son alarak kitapta beni çok etkileyen şu bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum ;
    " Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
    Nesi var? diyorum.
    Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
    İlaç vereyim mi? diyorum.
    Hayır, portakal ver, diyor.
    Portakal yememiştir hiç."

    ...
    Hiç portakal yememiş bir insanı ölümden kurtarmak yerine ona bir portakal vermek onu o an için ölümden kurtarmaktan daha iyiydi belki de...

    Edgü'nün bu muhteşem eserini okumayanlarında en kısa zamanda alıp okumalarını bu kitaba da kitaplıklarında yer vermelerini isterim...

    Şimdi "Yattığın yerden kalkıp eline kalemi alıp yaşamadan ölenleri yaz."
  • Kitap çok kısa ama bitirmesi çok zordu. Kısa öykülerden oluşan bir kitap. Öykülerden 1-2 tanesi hariç sıkılmadan okuduğum olmadı. Haldun Taner ilk defa okudum, biraz hayal kırıklığı oldu benim için.
  • #kitapyorumu
    #Beniaşkauyandır

    Aylar önce okuduğum bu kitabı nihayet yorumluyorum.

    Bitirdiğimde yok artık dediğim keyifle okunulacak bir kitap yazmış sevgili yazarımız Seda hanım
    Sayfalar su gibi akıp gidiyor.
    Elime aldım ve bitirmeden bırakamadım.

    ️”Herkesin küfrettiği bir densiz vardır bu hayatta.Erkekler ana avrat söver,kadınlar ana avrat susar!"

    ️”Bazen bir kişi bıraktığınız insanı iki kişi bulursunuz. Allah bereket mi vermiş, ceza mı vermiş bilemezsiniz!..”

    Başlangıcı, hikayesi ve kurgusu, duygu geçişleriyle mükemmeldi. Hele bir finali var ki hiç sormayın ben şok oldum..

    Keşke bu kadar kısa olmasaydı.
    Bir solukta okudum.
    İyiki okudum, çok beğendim
  • Sanki terzide daha
    kısa pantolonum dikiliyor…
    Topum patlak..
    Ellerim bana kıllı geliyor,
    ayaklarım çirkin.
    Lakin…
    Sakalımı çok seviyorum,
    büyümekten nefret ediyorum.
    #hasretgültekin