Korku, stres ve kaygıyı yenebilmek için : Paradoksal Niyet
Bu teknikte danışanlar
semptomlarını daha da geliştirmek için cesaretlendirilirler. Korkunun, korkulan
şeyi yarattığı ve aşırı niyetin, arzulanan şeyi imkânsızlaştırdığı gerçeğine dayanmaktadır.
Korkunun bir nesnesi de korkunun kendisidir, danışanlar sık sık "kaygı konusunda
kaygıdan" söz ederler. Korku korkusuna yönelik temel tepki korkudan kaçmaktır. Birey
kaygısını alevlendiren durumlardan kaçınmaya başlar, yani korkusundan kaçar .

Belli bir semptom, bireyde tekrar ortaya çıkabileceği konusunda bir beklenti yaratır.
Bir semptom fobiyi uyandırır, karşılık olarak fobi semptomu kamçılar ve semptomun
yeniden ortaya çıkması fobiyi pekiştirir. Kısır döngü oluşur.

Danışan fobik belirtiler
sergiliyor ise korktuğu şeyi yapmaya, obsesif-kompulsif belirtiler sergiliyor ise korktuğu
şeyin olmasını arzulamaya yönlendirilmektedir. Böylece danışanın korkularından kaçmasına
ya da korkularıyla mücadele etmesine son verilmiş olur. Böylelikle hastalık yaratan
(patojenik) korkunun yerini, paradoksik (çelişkili) bir niyet ya da arzu alır, sonuç olarak da
beklenti kaygısının kısır döngüsü kırılmış olur .

Paradoksal niyet tekniği uygulanırken insana özgü mizah yeteneğini harekete
geçirmek önemlidir .İnsan kendisiyle eğlenme,
kendine gülme ve kendi korkularıyla dalga geçme gibi özelliklere de sahiptir. Terlemekten
korkan bir danışan kendisini izleyenlere terlemenin gerçekten neye benzediğini
göstermekten ve giysilerini ıslatacak kadar terlediğini düşünmekten zevk alacaktır .
Kişi saplantılarıyla boğuşmaktan vazgeçtiği ve bunun yerine saplantılarını alaycı bir
tavırla ele alıp, espri konusu yaptığı anda, kısır döngü kesilmektedir
Birey
kendi nevrotik korkularıyla alay etmekle kalmayacak, zamanla korkularını görmezlikten
gelmeye başlayacaktır .

Paradoksal niyet daha çok anksiyete bozuklukları yaşayan danışanlar için kullanılan
bir tekniktir. Frankl’a göre hayatımızdaki korkular bir kısır döngü gibi giderek artar.
Yükseklik fobisi, köpek fobisi gibi belirli durumlarda ortaya çıkan fobilerin kişinin
kendisinin geliştirdiğini savunur .Kişinin bu fobilerden kaçtığını ve kaçarken
anksiyetesinin arttığını ve bu anksiyetenin kişinin fobisini daha çok güçlendirdiğini, bunun
bir kısır döngü olduğunu dile getirir. Paradoksal niyetin amacı bu kısır döngüyü kırmaktır

Bu teknikte danışandan olmasından en çok korktuğu şeyin olmasını arzulaması
istenir. Örneğin; terlemekten ve kızarmaktan korktuğu için topluluk içinde konuşmaktan
çekinen kişiye, bir dahaki sefere toplum içinde konuşurken kendisine şunu söylemesi istenir.
“O kadar çok terleyeceğim ki, dünyadaki en sulu ve kırmızı insan ben olacağım!” Burada
kişi yaşadığı deneyimin anlamını değiştirir, o deneyime başka bir anlam kazandırarak
korkularından ve semptomlarından uzaklaşır .

Paradoksal niyet uyku bozukluklarında, obsesif kompulsif bozukluklarda ve fobik
bozukluklarda kullanılır .Bu teknik birçok durumda kısa süreli
terapilerde kullanılır

https://www.google.com.tr/...PVk4Vm5TA84EccX-dYTO

Seher Vurucu, Uzakların Şarkısı'ı inceledi.
 46 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Çok güzel olduğu için yarım bırakmak istediğiniz bir kitap oldu mu hiç? Benim bu şaheser sayesinde oldu. Sanki kitabı yarıda bırakıp o heyecanı ölümsüzleştirmek istedim. Bazı kitaplar sadece okunmak için değil birlikte yaşamak için de satın alınır. Başucunuza kendiliğinden konacak bu kitabı en kısa sürede ruhunuza işlemelisiniz.

arifsahin, İnsan Doğası Üzerine'yi inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Arthur Schopenhauer, bu kitabında yine tüm kötümserliği ile insan doğasını inceliyor, bunu açıklamak için Çin, Hint ve Hristiyan geleneklerine dönüyor, yer yer Kant felsefesine dönüyor, Shakespeare'den örnekler veriyor.

Bu kısa kitabın, Schopenhauer felsefesine giriş açısından önemli olduğunu söyleyebiliriz. Yer yer, "İstenç ve Tasarım Olarak Dünya"yı akıllara getirse de, ona göre okumanın çok daha kolay olduğunu söylemek mümkün.

Schopenhauer birçok kez kendisiyle çelişecek ifadeler de kullanıyor ki kendisinden pek beklenmeyen bir şey. Mesela, ısrarla 'insan doğası' diyor ama daha sonra kendisi de "Tüm insanların yaradılışı farklıdır, bu yüzden genel bir yargıda bulunulamaz." diyor... Cumhuriyet yönetimini överken, insan doğasının monarşiye yakın olduğunu belirtiyor. Ben pek etkilenmedim diyebilirim, yer yer dünyamıza çok ters gelebilecek ifadelerde ısrar ediyor kendisi.

Canım yanıyordu,
Bu yangın beni de kül etmiş, küllerimi rüzgâra savurmuştu.
Kimsenin bilmediği ülkelerin, kimselerin ayak basmadığı topraklara serpilmiştim.
Büyüyüp, filizlenmiş, çiçek açmıştım.
Bir sonbahar sabahında gözlerimi açmış,
Serin bir meltemin eşliğinde, güneşe merhaba demiştim.
Kışa az kalmış, yapraklarım sararmıştı.
Canım çok yanıyordu,
Ve bu yangın beni de kül etmiş, küllerimi yine rüzgâra savurmuştu.

Osman Y., Kapıyı Anahtarla Açmak'ı inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

GELİN KIRALIM ÖN YARGILARIMIZI, TANIYIN ŞU GÜZEL ADAMI

Hıncal Uluç 80 yaşında. Bu da demek oluyor ki neresinden baksan Türkiye'nin 70 yılına tanıklık etmiş.. Az şey midir bu? Bazıları için garip kahkahasıyla gereksiz aykırı birisi, bazıları için içi boş bir zevzek, bazıları için yıllarca okumaktan vazgeçemediği bir köşe yazarı.

Şimdi sözü kendisine bırakıyorum, birkaç dakika okuyup kararı siz verin, umarım sıkılmanıza sebep olmam. Kısa sayılabilecek yazılarından oluşan bir kitap bu. Sadece birkaç yazısına değinerek,alıntılarla biraz olsun tanıtmaya çalışayım size "yazar" Hıncal Uluç'u..

-Anahtar.. Bu Ne Anahtar Sözcüktür Yaşamda.. ,

"Her eve gelişimde kapıyı anahtarla açmaktan yoruldum" demiştim. Ne güzeldir zili çalmak ve size birinin kapıyı açması. Bunu sağlamak için anahtarı bir başkasına vermeniz gerekir. Ki gelsiz sizden önce eve. Evi ısıtsın. Sımsıcak yapsın. Yuva yapsın. Kapıyı çaldığınızda koşsun, kucaklasın kapıda sizi. Mutluluk tariflerinden biri bu mu acaba?

Birini bulursunuz . "işte bu!" dersiniz. Anahtarı verirsiniz. Bu, özgürlüğünüzü terk edişiniz anlamına gelir. Bu, yüzük vermekten de öte bir sadakat yeminidir.

-Sevginin Ve Değerin Ölçüsü,

İnsanlar bazen kendilerini kandırır ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım çok karışık.. Seviyor muyum acaba?" Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir.

"Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde arkadaşınız ," Tabi harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa hele hele ardından," Ben o filmi sevmem" deyip buluşma teklifiniz reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun adı da sevgi olamaz tabi. Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece.
Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın hayatınızdaki öncelik sırası nedir?

-Bir Kıssa.. Birkaç Tane De Hisse!.. ,

Adamın biri ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca "imdat!" diye bağırmaya başlamış. Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca,cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürüyüp gitmiş. Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra.

Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında. "Hey Joe!" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben dışarı çıkmama yardım eder misin?" Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?"diye çıkışmış imdat çağıran, "Şimdi ikimiz de çukurdayız." "Doğru" demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum.."

Öykü beni niye bu kadar fazla etkiledi, düşündürdü diye düşündüm. Böyle arkadaşlıklar giderek azalıyor belki de ondan. Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden. Bugünün arkadaşlıkları birlikte eğlenmek için daha çok.
Birlikte terlemek, birlikte savaşmak,sırt vermek,omuz vermek gerekince bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız..

-İfade Edemeyen Millet,

Babamın annemi ne kadar çok sevdiğini, annemin öldüğü gece anladım. Annem yaşarken bu kadar güçlü, bu kadar derinden, bu kadar ölesiye sevildiğini duymuş, hissetmiş miydi acaba? Asıl onun hakkı değil miydi, benden önce bilmek..

Ah o anlatamamak.. Her şeyi söylemenin mümkün olduğu yerde bile anlatamamak..
Nahit Ulvi Akgün'e sığınırdım o zaman. O anlatırdı benim adıma, ikimiz adına her şeyi. Siz de öyle yapın.İfade edemeyince şiire sığının.

"Bir şey var aramızda
Senin bakışlarından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Birşey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Birşey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda"

-Babamı Bir Kez Daha Anarken,

"Anne tüfek" dedim. Ağlamaya başladı. Benim size bu satırları yazarken ağladığım gibi. Sıkıntı son haddine varmıştı ve babam anneme, "Benim çocuklarım bu bayram öksüz çocuklar gibi kalmayacaklar. Her zamanki gibi bayram yapacaklar. Tepeden tırnağa giydireceğiz, bayram sabahı elimi öperken harçlıklarını da vereceğiz hanım" demişti.

Neyle? İşte o tüfekle.Babamın bizlere sevgisi, atalardan gelen gururunun ve hayattaki en büyük keyfinin de çok ötesindeydi. Tereddüt bile etmemişti , bizim bayramımız için tüfeğini satarken. Sanki sözleşmişiz gibi, evde o tüfeğin lafı bir daha hiç edilmedi. Çünkü hepimiz, o tüfeklerin binlercesinden çok daha değerli bir şeye sahip olduğumuz biliyorduk. Sevgiye !..
-----------
Bunlar sadece birkaç yazıdan , kısa birkaç bölümdü. Eh artık size kalmış değerlendirmek..

Tubalasar, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Uzun uzun yazmak istiyorum sana
Ve çok kısa zaman
Zaman, evet, gözlerinde kaybolan

Lacivert Bir Oyundu İkimiz Arasında, Selahattin Yolgiden (Sayfa 58 - Kırmızı Kedi Yayınevi)Lacivert Bir Oyundu İkimiz Arasında, Selahattin Yolgiden (Sayfa 58 - Kırmızı Kedi Yayınevi)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

GÜNDE ORTALAMA NE KADAR SU İÇMEMİZ GEREKİYOR ? BUNUN SAĞLIKLI SINIRI NEDİR?
Kısa cevap: Vücut ağırlığınız, yaşınız, sağlık durumunuz ya da beslenme alışkanlıklarınıza göre değişiklik gösterebilir.
İnsan vücudunun ortalama yüzde 60'ı sudan oluşuyor. Beynimiz, kalbimiz, ciğerlerimiz, cildimiz, hatta kas ve kemiklerimiz bile buna dâhil. Su, bildiğimiz faydalarının yanı sıra vücudumuzun iç sıcaklığının korunmasına, besinlerden elde ettiğimiz besleyici öğelerin vücuttaki hedeflerine ulaştırılmasına ve yaşamsal organların korunmasına da yardıma oluyor.
Günde ne kadar su içmemiz gerektiği konusunda birbirinden farklı birçok görüş mevcut. Bazı uzmanlara göre (vücut kütlesine göre değişiklik gösterse de) ortalama 2 litreye yakın su tüketmemiz gerek. Ama bunun herkes için faydalı olacağını söylemek çok yanlış olur. Çünkü her şeyden önce 2 litre kuralını destekleyen bilimsel bir kanıt mevcut değil. Hatta bazı araştırmalar, günde 2 litre su tüketmenin sağlıklı bireylerin çoğu için ihtiyaç duyulandan fazla olduğunu gösterdi. Ayrıca günlük su ihtiyacımızın tamamını içtiğimiz sudan karşılamıyoruz.
Başlıca su kaynaklarımızdan biri besinler. Yediğimiz her şey belli oranda su içerir. Sebze ve meyveler daha fazla su içeriyor. Örneğin çileğin yüzde 90'ından fazlası sudan ibaret. Araştırmalardan bazıları, eğer sağlıklı besleniyorsak zaten günlük su ihtiyacımızın yüzde 20’sini besinlerden karşılayabildiğimizi gösterdi. Uzmanların günlük su ihtiyacınızı sağlıklı oranda karşılayabilmeniz için önerdiği ve üzerinde uzlaşabildikleri tek bir kural var: Susadığınızda mutlaka içmelisiniz. Çünkü susuzluk hissi zaten vücudunuzun su içmeniz gerektiğini belirten sinyallerinden biri. Bir diğeri de terleme. Ne kadar terlediyseniz o kadar çok su tüketmeniz gerekiyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)
Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

DNA’MI DEĞİŞTİREBİLİR MİYİM?

Kısa cevap : 5-6yıl önce sormuş olsaydınız “Hayır" derdik. Ama şu sıralar mümkün.

DNA, yani genetik verilerin saklandığı genom tamamen bize özgü (tek yumurta ikizi değilseniz). Son yıllarda, çoğumuzun takip ettiği üzere, bazı genom değiştirme yöntemleriyle karşılaşmaya başladık. Bu konuda yolun çok başındayız ve aslında bu yöntemlerle yapılan değişikliklere “genom değiştirme" dersek yanlış olabilir. Doğrusu şöyle; genomda belirli birimlerin değiştirilmesi mümkün. Bu, tüm genomun değiştirilebileceği anlamına gelmiyor.

Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)Popular Science Türkiye - Sayı 73, Kolektif (Sayfa 95)

İnsanlar hep bencil, hep kendini beğenmiş, hep egoist. Sürekli karşılık bekliyorlar. Her zaman mutlu olmak istiyorlar. Yanındaki, çevresindeki insanların üzüntülerini paylaşıyorlar ama oda çok kısa süreliğine oluyor. Yarın o kişinin yüzüne karşı gülmeye başlıyorlar. Kendi istediklerini yapma ve yaptırma yönünde yıllarca eğitim görmüş gibiler. Sonsuz mutluluğa sahip olmak için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. Ha bide gamsız olanlar var, hiçbir şeyi umursamayanlar. Etrafımda böyle insanlar görmekten yoruldum. Bu yazdıklarımı umursamayacaksınız biliyorum, belki sonuna kadar okumayacaksınız bile, en başında sıkılıp geçeceksiniz, zaten ben siz okuyun diye yazmıyorum. Gamsız olduğum için de değil, içimi dökmek istediğim için yazıyorum. İyi geceler Adem, gece her ne kadar iyi geçerse artık.

Melis Fidan, Bir Türk Ailesinin Öyküsü'ü inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Yazar anılarını çocukluğuna denk gelen 1.Dünya Savaşı yıllarından itibaren anlatmaya başlamış. Yayıncının isteğiyle kitabın büyük çoğunluğunda çocukluk anılarına yer verilmiş. 2. Dünya Savaşı'nı da kapsayan gençlik dönemi kısa geçilmiş ve evlilik dönemiyle ilgili bazı bilgileri de sonda yer alan yazarın oğlunun kaleme aldığı sonsözde öğreniyoruz. İster anı olsun ister roman çocukluk çağının çocuk gözüyle anlatıldığı kitaplarda hep içimi cız ettiren bir şeyler bulunur. Çocukluk anılarının ve travmalarının insan hayatında ve karakterinin şekillenmesinde çok büyük payı olmasından kendi anılarım ve çocukluk düşüncelerim aklıma geldiğinde de benzer şeyler hissederim. Nitekim yazarın çocukluk travmaları da ileriki hayatında annesiyle olan ilişkisinde büyük rol oynamış. İnsan en çok sevdiklerine kırılır derler, annesine olan kırgınlığının belki de en hassas dönem olan çocuklukta vuku bulması bunda etkili olmuş olabilir. Yıllarca dünya savaşlarına özellikle Türkiye'nin de yer aldığı 1. Dünya Savaşı'na hep cephe gözünden baktıktan ve baktırıldıktan sonra, bu dönemde halkın içinde bulunduğu durumu bir anı vesilesiyle görmek gözümde yeni bir pencere açtı diyebilirim. Cephede askere üzülmekten belki de yıllarca halkın içinde bulunduğu durumu göz ardı etmiş olabiliriz. Hayatta belki de en üzücü şey insan hayatının bu tarz dış etkenlerle girdiği dolambaçlı yollar. Varlıklı bir ailenin savaş nedeniyle bir somun ekmeğe muhtaç duruma düşmesi, çocukluktan itibaren bir insanın hayatının böyle dış etkenler nedeniyle mutsuzluğa mahkum kalması kitabı okurken sürekli bırakma isteği duymama sebep oldu. Yazar kitabı kendi anadilinde değil İngilizce olarak kaleme almış ve kitap ilk olarak yurtdışında 50'li yıllarda basılmış. Ardından ülkemizde ancak 90'lı yıllarda piyasada yer alabilmiş. Çeviri konusu çoğu kitaptaki gibi ne yazık ki canımı sıkan mevzulardan biri oldu ama yine de göz ardı edebildim. Zira o sırada bir çocuk kalbi için yas tutuyordum sanırım. Sonuç olarak yeni bir dünya savaşının çok da uzakta olmadığı bir çağda tavsiye edebileceğim bir kitap. İyi okumalar dilerim.