Geyikli Gece, bir alıntı ekledi.
 19 May 21:51

ŞAHMERAN VE ŞAHMERAN

Sevgili Ortadoğu, naif coğrafya
Fırat ve Dicle’nin akıttığı gözyaşları
Tüller arasından fırlayan göğüs.
Şehvet ve şarabın aktığı dünya

Kimsesiz tarih, ezenler ezilenler
İpek ve bakır, demir ve gökyüzü
Şahmeran ve şahmeran, leyla ve mecnun
Bin kere çarmıha gerilmiş bir İsa’nın yüzü

Ağla diyemem bu donmuş bakışa
Yaz günü kar yağdıran bu kışa
Boynuna asılı bir künye, alnına vurulmuş damga
Bin kere çarmıha gerilmiş bir insanın yüzü

Yusuf Alper

Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi, Yılmaz Odabaşı (Sayfa 344)Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi, Yılmaz Odabaşı (Sayfa 344)

Yapıp paylaşmadığım incelememin paylaşılma vakti gelmiştir.

Aşağıdaki kısım hem incelememdir hemde fikrimi değiştirip bunu paylaşmamı sağlayan şu güzel #29713311 incelemeye yaptığım yorumdur. Teşekkür ederim..

Kitabı okuyalı çok oldu.. Ne kütüphaneme ekledim ne de burada okudum diye işaretledim. Çünkü şimdiye kadar yapılmamış bir yorum yapacaktım..
Ezber bozacaktım, beş para etmez samimiyetsiz bir kitap diyecektim.
(Orada yaşananları biz zaten biliyoruz. Binlerce Hasan var orda. Hasan o zorlukları o hayatı çekerken sen onunla mıydın? Yada en azından o ülkede miydin? Yook kaçmıştın sanırım. Neden duygularımızı sömürüyorsun? Neden sinirlendiriyorsun beni? ——Daha uzar gider ama burda noktalıyorum)

Herneyse..

“Zengin yazarın sefiller üzerinden yaptığı prim”” herkesin 10 puan verdiği kitaba 5 puan verip bu düşüncemi dile getirseydim eminim ki çok tepki alırdım. Tepkiden çekindiğim sen mi? Hayır. Uğraşmak istemediğimden.

Sen nasıl bu kadar satan, okunan, beğenilen, dünyaya damga vuran bir kitabı böyle yorumlarsın diye. Hah işte onlarda yazara benzeyen tayfa oluyor. Sahte yaşamlar. Benden uzak olsun ama acıyayım, düşünceli göstereyim kendimi, diğerleri beni böyle bilsin, herkes böyle düşünüyorsa bende öyle olmalıyım. Farklı olursam yok ederler beni.... İşte bu fikirlerle uğraşmak istemediğimden...

Ve şimdi incelemenize denk geldim. İşte bu, sonunda benim gibi düşünen birine rastladım dedim ve o kadar mutlu oldum ki anlatamam.

Mükemmel ötesi inceleme.. Elinize sağlık..
Kitap puanım: 5/10
İncelemenize puanım: 10/10

Ebru, Kan ve Gül Bir Kara Dejavu'yu inceledi.
17 May 01:50 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 9/10 puan

Alper Canıgüz'ün kitaplarını genel olarak severek okuyorum. Bunu rahatça söyleyebilirim. Biraz dışardan bakıyormuşuz gibi bir hisse kapılıyorsunuz kitabı okuduğunuz sürede. Aynı zamanda bağlantıların bir şekilde akılcı ve gelişen bir hikaye eşliğinde sunulması okuyucunun beklentilerini karşılıyor demek yanlış olmaz sanırım.
Kan ve Gül bir döneme damga vuran bir şarkıdır. Bilenler bilir. Bu noktadan hareket ederek, orta yaşlarda bir adamın hayatında yaşadığı bir kaza sebebiyle 20 yıl geriye gitmesi, bir takım şeyleri değiştirmesi ve kendince bir aydınlanma süreci yaşamasını konu alıyor. Anlatım güçlü, merak uyandırıcı.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
15 May 12:38 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Saray saat kuleleriyle birlikte estetik açıdan en zarifi, hiç şüphesiz zmir'de, Konak Meydanı'nda bulunan ünlü saat kulesi olup. Raymond Charles Pere adlı İzmir Alsancak doğumlu bir mimara 1901 yılında yaptırılmıştır. Kuzey Afrika ve Endülüs mimarisinden güçlü esintiler taşıyan kule, Oryantalist üsluba sahiptir. Ancak görkemini taçlandıracak olan Sarı Kışla'daki 25 çeşmeli sekizgen bir havuz (çünkü Sultan'ın 25. cülus yıldönümüdür!), bugüne ulaşamayarak kuleyi yalnız bırakmıştır. Böylece bu Levanten şehrimize dahi en güzel saat kulesiyle Sultan II. Abdülhamid'in silinmez bir damga vurduğunu görmekteyiz.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Gençliğinde ilim öğrenen taştaki damga gibi; yaşlılığında öğrenen ise su üzerine yazı yazan gibidir. / Hadis-i Şerif

Hakan Yıldız, bir alıntı ekledi.
10 May 15:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Pasaportuma uyku diyarının sınırında damga vurdurup da kalkan çizgili engelin altından geçip gitmeden önce, kendime sıkı bir müzik ziyafeti çekmek istiyordum.

Otomatik Portakal, Anthony BurgessOtomatik Portakal, Anthony Burgess

Güven vermeyen, bağımsız düşünürlerin yolunu takip edin. Düşüncelerinizi tartışmanın tehlikelerine maruz bırakın. Aklınızdan geçenleri söyleyin ve rahatlık belirtisine karşın, ‘kaçık’ olarak damga yemekten daha az korkun. Ve size önemli görünen meselelerde, ayağa kalkın ve bedeli ne olursa olsun fikrinizi belirtin.
|•Thomas J. Watson|

Güven vermeyen, bağımsız düşünürlerin yolunu takip edin. Düşüncelerinizi tartışmanın tehlikelerine maruz bırakın. Aklınızdan geçenleri söyleyin ve rahatlık belirtisine karşın, ‘kaçık’ olarak damga yemekten daha az korkun. Ve size önemli görünen meselelerde, ayağa kalkın ve bedeli ne olursa olsun fikrinizi belirtin.

Thomas J. Watson

MİZANTROP, Kabil'i inceledi.
07 May 17:09 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Yanlış bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum ama bu yazara bu kitapla başlayanların çoğu 3. Sayfada bırakıp yazara önyargı besleyebilir.Sabredip sadece kurgu olarak düşünüp okursanız kötü kitap değil. Yalnız kitapta hemen hemen her şey bilinenlerin aksine okurken sürekli kitapla ters düştüm.

# Tanrı adıyla bilinen efendi.. Diye başlıyor kitap. Burada küçümseme mevcut. Adem ve Havvayı dilsiz yani hatalı yarattığı için kendisine kesinlikle öfkelenmiştir diyor.

# Jose Saramago'nun Allah'a yakıştırdığı sıfatlar; Adem ve Havva'nın cennetten kovulmasının haksızlık olduğunu;bilgilenmenin cahilliğe tercih edildiğini anlamakta EN YONTULMUŞ ZEKA BİLE GÜÇLÜK ÇEKMEZ,madem elmaların yenmesini istemiyordu o zaman ağacı dikmemeliydi tabiki yenecekti bu yüzden ÖNGÖRÜSÜZ,çıplak olduklarını tanrının emrine itaat etmedikléri için keşfetmediler yatağa girdiklerinde de öyleydiler. Eğer efendi böyle bir edep eksikliğini hiç farketmemişse tohumluk olan kendisinin KÖRLÜĞÜNDENDİR.(Okurken nasıl oluyor da bu kadar saygısızlaşabildi yazar hayret ettim,sonuçta senin kitabın sen yaşarken zaten dilden dile çevrilmiş,onlarca ülkede okunuyor. İstediğin şekilde düşünebilirsin ama bu şekilde dile getirmen ne kadar doğru?Daha ilk sayfalardan evet öfkelendim.)

#Cennetten kovulduktan sonra cennetin yakınındaki bir yere gönderiliyorlarmış bir mağaraya.İlk günler bir kuru ekmek bile bulamışlar. Cennet meyvece çok zenginmiş. Orada etobur hayvanlar bile melankolik diyete tabiymiş.
Havva'nın aklına gidip kerübiden(Azrail) birkaç günlük cennet meyvesi istemek gelmiş. Biraz dil dökmeden sonda ikna edebilmişler.Kerübi onlara yakında buradan bir kervan geçeceğini onların dikkatini ateş yakarak çekip onlara katılmalarını söyler. Ateşten kılıcını onlara verir.Kervanla birlikte çalışır olmuşlar para biriktirip toprak alıp ev yapıp Habil,Kabil ve Şit'i bu evde büyütmüşler. Kabil çiftçi Habil çoban olur. Gelenek üzere ilk ürünlerini efendiye sunarlar. Habil'in koyununun dumanı uzaya kadar uzanır,Kabil'in buğdayının dumanı yakın yerde kalır. Efendi Habil'in ürününü beğenmiş olur. Bu birkaç defa tekrar eder. Habil'in gerçek yüzü ortaya çıkar. Kabil'i aşağılar hor görür.
Kabil birgün Habil'i bir vadiye beraber gitmeye davet eder amaç orada bir tilki varmış koyun sürüsüne musallat olmasın. Giderler,önceden böğürtlen ağaçlarının arasına sakladığı eşek çenesi kemiğiyle Habil'in kafasını yarar ve öldürür.

# Kabil ve efendi arasında geçen konuşma
K:Ben tanrı olsaydım başkaldırıyı seçenlere şükürler olsun çünkü yeryüzünün krallığı olanların olacaktır.Bütün suçlu sensin Habil'in ölmesine izin verdin.
E: Doğru infaz eden kol bendim ama kararı sen verdin.
K:Ben Habil'i öldürdüm çünkü seni öldüremezdim benim niyetimde sen ölüsün.Ben öldürdüğüm için karşıma çıkan biri de beni öldürebilir.
E:Böyle birşey olmayacak bir anlaşma yapacağız.
K:dışlanan biriyle mi anlaşacaksın?
E:Habil'in ölümünde sorumluluk paylaşması anlaşması diyebiliriz.
K:Kendi suçunu kabul ediyorsun.
E:Ediyorum ama kimseye söyleme bu Kabil ve Tanrı arasında bir sır.Yeryüzünde kaçak ve serseri olarak dolaşacaksın.Alnına bir damga basacağım kimse sana kötülük yapamayacak.Sen de kimseye kötülük yapmamaya çabala.
Kabil anne ve babasına veda etmeden ortadan kaybolur.
...

Onur Çakır, İnsan Neyle Yaşar'ı inceledi.
06 May 22:46 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Varlık felsefesi sorusu olmalı sanırım?.. İnsan neyle yaşar diye düşünüldüğünde uzun bir cevabı olmalı değil mi? Kafa yorulmalı... Ben hiç düşünmek istemedim, kaçtım bu sorudan. Cevabı bu karar kısa ve tek olmamalıydı dedim. Sanırım biraz daha felsefi bir eser bekledim, bilemiyorum...

Kitap kısacık, hikayelerle dolu. İçeriği yoğun bir eser. Düşünmeye sevk eden kısımları da oldu beni, yavan bir tat bırakan da... Net olan da, dolaylı anlatılan da..

Tanrı kavramına ilişti kitabın çoğu cümleleri. "Tanrının Egemenliği İçinizdedir" kitabı ile kendi düzenine damga vurmuş , hayatı boyunca yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışmış Lev Tolstoy ... Elbet, din ve ahlak üzerine çok fazla eseri olan bir kişiden böylesi beklenirdi...

Sanırım şu alıntılarla özet geçebiliriz...

"Şimdi anlıyorum ki her ne kadar insanlara hayatta kalmalarının sebebi kendi çabalarıymış gibi gözükse de hakikatte onları yaşatan sadece sevgidir. Kim yüreğinde sevgi taşırsa, o sevgi Tanrı'dandır ve Tanrı o kişinin yüreğindedir, çünkü varlığın sebebi sevgidir."

"O anda Tanrı'nın ilk kelamını hatırladım: "İnsanda ne var öğren?" İnsanda sevgi olduğunu anlamıştım."
Sevgilerimle...