Kitap, yazarın çocukluk, aile, akrabalık, aşk, ilişkiler, eğitim, politika, sosyal yaşam, felsefe, psikoloji gibi birçok alanda görüşlerini dile getirdiği kırk denemeden oluşuyor. Açıkçası kitabı okumaya, yeni nesil ve bu kadar genç bir yazar ‘en fazla’ ve ‘yeni’ ne söyleyebilir ki gibi belki ufak bir önyargıyla beslenmiş bir merakla başlamıştım. Fakat daha ilk sayfalarda kitap beni şaşırttı. ‘İnsan bir yanılgıdır’ diyorsak, yazar bunun ispatı olmayı fazlasıyla başarmış.
~ Rahatsız etme cesareti
Yazar düşünsel anlamda çok cesur ve dürüst. Tıpkı bir Cioran veya Schopenhauer gibi herkes rahatsız olsun, konfor alanlarımız parçalansın, değerlere yaptığımız güzellemeler yerle bir olsun ama gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıksın ve bilinsin istiyor.
~ İnsanların bu sığlığı boğuyor
Yazarın düşünsel derinliğinde boğulmamak elde değil. Bir bölümü defalarca kez okudum, yetmedi. ‘Boşuna’ ya da ‘tesadüfen mi varım’ düşüncesi canınızı sıktıysa bu sayfaları okuyabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra ölümün bilinememezliği korkusu da yerini yaşamın yaşanılmamış olması korkusuna bırakıyor.
~ Hiçbir şeyin kenarına tutunuyorum, kolay düşmem
Kitabı, özellikle çocukluk anılarını okurken çok yoğun bir güvensizlik duygusunun pençesine düşmemek elde değil. Bu kitabı okumak nasıl hissettirdi? Sanki bir boşluğun içinde unutulmuş küçücük bir çocuk gibiyim kendim çıkamıyorum, yolumu bulamıyorum ve gelip beni alması gerekenler de gelip almıyor. O boşlukta daha ne kadar süreceğini bilmeden gelip beni almalarını bekliyorum.
~ Sevgi bir hapishanedir
Özellikle anne-baba, akraba, yakın çevre sevgisi gibi tüm zorunlu/gerekli sevgiler… Sadece zorunlu sevgiler değil romantik ilişkilerdeki tercihli (?) sevgiler bile. Daha önce bu konuya benzer şekilde yazan birkaç kitap okumuştum fakat yazar bunu