Sibel

Sibel
@desibel_
İngilizce Öğretmeni
PhD
15 kütüphaneci puanı
4520 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Umutsuz ve farkında..
Puan vermedi·160 syf.·
2026 5. kitabı
Dünyanın belki de en saçma insanı tarafından yazılan bir kitabı okumak hiç kolay olmadı. Yine de çok fazla yeni şey öğrendiğim nadir kitaplardan oldu. anlam cehennemdir Anlamsızlık değil anlam cehennemdir. Başımıza gelen hiçbir kötü olay bizi intihara sürüklemez bu olaylara yüklediğimiz anlamlar sürükler. Hiçbir gerçek ya da hakikat uğruna ölmeyiz (bknz: Galileo Galilei ) bu gerçeklere atfettiğimiz değerler uğruna ölürüz. Yaşamak için bir nedeni olan birgün bu nedeni yitirdiğinde artık yaşamak için bir sebep göremez. Bence kitaptaki en güçlü argüman bu. hergün, her dakika intihar ediyoruz Ingmar Bergman Yedinci Mühür ‘de ”Tanrı, elini bana doğru uzatsın, kendini açığa vurup benimle konuşsun istiyorum. Karanlıkta ona doğru haykırıyorum, ama sanki hiç kimse yok orada.” der, devamında bilgi istiyorum, inanç varsayım değil bilgi der. Absürdün çıkış noktası budur, insanın anlam arayışı karşısında kocaman bir sessizlik. Albert Camus‘ye göre insan bu sessizlikle yaşamaya tahammül edemediği için bir noktadan sonra aklını devre dışı bırakır ve inanç, umut varsayımlar üretir. Bunları felsefi intihar olarak adlandırır çünkü bunlara akıl yürütmeyle varamamıştır, bunlara bir sıçramayla geçiş yapmıştır. Soren Kierkegaard‘ın iman sıçramasını ve Lev Şestov Martin Heidegger Karl Jaspers gibi varoluşçu filozofları bu noktada eleştirir. Bilimle, akıl yürütmelerle bir noktaya kadar varabiliriz ama o noktadan sonra bilim peki neden, niçin sorularına cevap vermez, zaten bilim de varsayımlar (metafizik) üzerine inşa edilmiştir. Bu yüzden dünyayla olan absürd ilişkimiz de rasyonalizm de bize kesin ve doğru cevabı veremez. Camus bu yüzden burda Edmund Husserl Platon (Eflatun) Aristoteles Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve günümüzdeki pozitivist anlayışı eleştirir. Absürtte akıl da inanç da bir intihardır. Yani yazara göre biz çok güzel bir günde intihar etmek yerine
Felsefe
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202311,3bin okunma
Reklam
İnsan ruhuyla konuşan kitapları unutamaz..
Puan vermedi·104 syf.·
2025 51. kitabı
Kitap, yazarın çocukluk, aile, akrabalık, aşk, ilişkiler, eğitim, politika, sosyal yaşam, felsefe, psikoloji gibi birçok alanda görüşlerini dile getirdiği kırk denemeden oluşuyor. Açıkçası kitabı okumaya, yeni nesil ve bu kadar genç bir yazar ‘en fazla’ ve ‘yeni’ ne söyleyebilir ki gibi belki ufak bir önyargıyla beslenmiş bir merakla başlamıştım. Fakat daha ilk sayfalarda kitap beni şaşırttı. ‘İnsan bir yanılgıdır’ diyorsak, yazar bunun ispatı olmayı fazlasıyla başarmış. ~ Rahatsız etme cesareti Yazar düşünsel anlamda çok cesur ve dürüst. Tıpkı bir Cioran veya Schopenhauer gibi herkes rahatsız olsun, konfor alanlarımız parçalansın, değerlere yaptığımız güzellemeler yerle bir olsun ama gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıksın ve bilinsin istiyor. ~ İnsanların bu sığlığı boğuyor Yazarın düşünsel derinliğinde boğulmamak elde değil. Bir bölümü defalarca kez okudum, yetmedi. ‘Boşuna’ ya da ‘tesadüfen mi varım’ düşüncesi canınızı sıktıysa bu sayfaları okuyabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra ölümün bilinememezliği korkusu da yerini yaşamın yaşanılmamış olması korkusuna bırakıyor. ~ Hiçbir şeyin kenarına tutunuyorum, kolay düşmem Kitabı, özellikle çocukluk anılarını okurken çok yoğun bir güvensizlik duygusunun pençesine düşmemek elde değil. Bu kitabı okumak nasıl hissettirdi? Sanki bir boşluğun içinde unutulmuş küçücük bir çocuk gibiyim kendim çıkamıyorum, yolumu bulamıyorum ve gelip beni alması gerekenler de gelip almıyor. O boşlukta daha ne kadar süreceğini bilmeden gelip beni almalarını bekliyorum. ~ Sevgi bir hapishanedir Özellikle anne-baba, akraba, yakın çevre sevgisi gibi tüm zorunlu/gerekli sevgiler… Sadece zorunlu sevgiler değil romantik ilişkilerdeki tercihli (?) sevgiler bile. Daha önce bu konuya benzer şekilde yazan birkaç kitap okumuştum fakat yazar bunu
1000Kitap
İnsan Bir YanılgıdırCemil Korkmaz · Klaros Yayınları · 2022104 okunma
Freud’un Huzursuzluğu
Puan vermedi·104 syf.·
2025 2. kitabı
Freud’un ennnnnnnnnnnn… Freud, bu kitabının en anlaşılır eseri olduğunu yine bu kitapta belirtmiştir. Yine de benim için sürprizler içeren bir okuma süreci oldu. Öncelikle Freud’un uygarlığı fanatik bir şekilde savunan bir uygarlık yobazı olmadığını duymak güzeldi. Uygarlık neden huzursuz? İnsanların saldırganlık ve cinsellik gibi hayvani içgüdüleri uygarlaşma sürecinde bastırılmıştır ve bireysel özgürlükleri toplumsal sözleşme gereği kısıtlanmıştır. İşte bu kısıtlanmışlık ve bastırılmışlık duyguları günümüz modern insanında mutsuzluk, bunalım ve huzursuzluk yaratmıştır. Uygarlık gerçekten var mı? Freud öte yandan insanların her fırsatta birebirlerinin boğazına sarıldığını, dünyanın her tarafında savaş ve işgallerin olduğunu yoğunlukla Türkler ve Hristiyanlar üzerinden verdiği örneklerle açıklamıştır (bu dönemde yahudiler yaklaşan felaketin arefesindeler çünkü). Günümüzde halen devam eden savaş ve soykırımlara bakıldığında ve bunların uygar dediğimiz milletler eliyle yapılması, insanları uygarlık hakkında şüpheye düşürmüştür: uygarlık tatlı bir kandırmaca mı? Bu şüphe ve çelişkiler de bana göre insanları bir başka bunalım ve huzursuzluğa sürüklemiştir. Note: Freud eserinde dini de insanların içgüdülerini baskılayan bir uygarlık aracı olarak tasvir etmiştir. Mutluluğun formülü… Freud kitabın bir kısmında ‘nasıl mutlu olabiliriz?’ hakkında bayağı bir yazmış. Yazdıkları Arthur Schopenhauer un Mutlu Olma Sanatı adlı eserinde yazdıklarıyla benzerlik ve farklılıklar göstermektedir. Her iki yazar da mutsuzluğun kaynağının arzu ve isteklerin gerçekleşmemesi olarak görüp mutsuzluğun kaçınılmaz olduğunu görüşünü savunmuşlardır. Öte yandan Freud, mutlu olmak için arzu ve isteklerin gerçekleşmesi ve toplumsal normlarla uyumlu hale getirilmesi görüşünü savunurken Schopenhauer, mutlu olmak için
1000Kitap
Uygarlığın HuzursuzluğuSigmund Freud · Metis Yayıncılık · 20203,973 okunma
Elio Elio Elio…
Puan vermedi·246 syf.·
Beğendi
·
2024 27. kitabı
Çok güzel ama aynı zamanda “rezil, sefil, hastalıklı ve sapkınca ve çok çok acıklı” bir aşk hikayesi okudum… Kitapta 17 ve 24 yaşlarındaki iki genç erkeğin arasındaki ilişki anlatılıyor. Bu kitabı güzel yapan tek şey; aşk hikayesinin tutkulu, sıra dışı ve heyecan dolu olması değil. Kitabın güzel olmasında; duygusal farkındalıklar, psikolojik tasvirler, kelimelerin doğası, cenneti andıran doğa, asla yormayan o entellektüel ortam ve en önemlisi belki de sizi sürüklediği etik sorgulamaların da emeği büyük. Şu alıntıdaki zavallılığa bakar mısınız ? “… masadakilerin en genci ve söylediği şeyler en dinlenmeyen kişi ben olduğumdan, mümkün olan en az sözle çok şey anlatmak gibi bir alışkanlık edinmiştim...” Şu alıntıdaki aydınlanma… “… Aslında, onların dans edişini seyretmek hoşuma gitti. Belki de birisiyle bu şekilde dans ettiğini görmek, artık onun elimden alınmış olduğunu, yani artık umutlanmanın bir nedeni kalmadığını fark etmemi sağlamıştı…” Şu alıntıda sahici bir aşk var… “… sen beni kimsem o, yani sen benimleyken olduğum kişi yapıyorsun…” Şu alıntıdaki ince düşüncelilik… (daha mı beter olsan acaba elio) “… gözlerimi kaçırırdım, çünkü onu gözlerinin güzel, berrak gölünde davet edilmeden yüzmek istemiyordum…” Farkındalıklar bu kadar değil ama bir incelemede tüm güzel alıntıları paylaşmak mümkün değil. Gelelim etik sorgulamalara çünkü bu kitabı okurken arka planda toplumun bize aktardığı değerler, sahip olduğumuz inanç, yetiştirildiğimiz yolun öğretileri, bizzat kendi yaşantılarımızın ve sosyal öğrenmeyle edindiğimiz tutum ve hisler asla rahat durmayacak ve sürekli bunlarla çatışan durumları kafamızda ölçüp biçerken kendimizi bulacağız. Öncelikle belirtmek isterim ki yazar kitabını eşcinsellik propagandası için basit bir araç olarak tasarlamamış. Yine de böyle
1000Kitap
Adınla Çağır BeniAndré Aciman · Sel Yayınları · 20244,320 okunma
Ekmek elden su gölden direniyoruz...
Puan vermedi
Pasif direnme, herhangi bir otoriteye karşı hiçbir eylemde bulunmadan direnmedir. Hiçbir şey ama hiçbir şey 'yapmamayı' tercih eden Katip Bartleby'nin direnmesi, şekil itibariyle bu tanıma uymaktadır. Peki içerik olarak ? Katip Bartleby neye karşı direniyor ? Bu sorunun cevabı net olarak kitapta yok. Ne bir hadise vasıtasıyla verilmiş ne de bir karakterin konuşmasıyla. Neye karşı direndiği tamamen okuyucunun zihin dünyasına bırakılmış olduğu düşünülse de yine de yazar birkaç göndermeyle ipucu veriyor. Bartleby'nin patronu olan avukat anlatıcı, 'Edwards ve Priestley okuyarak' Bartleby'i anlamaya çalıştığını söylüyor. Her iki yazar da sanırım 'determinizm ve özgür irade' üzerine yazmışlar. Bu yönüyle Bartleby'nin her şeyi yapmayı reddederek insan iradesinin zorlamayla veya dışsal etkenlerle baskılandığı 'determinizm' anlayışına karşı direndiği ve özgür iradeyi savunduğu söylenebilir. Diğer yandan olayın ekonomik çarkların döndüğü Wall-Street'te geçmesi, ticari rekabetiyle anılan Kartaca harabeleri, Bartleby'nin patronu olan avukatın; bilmem ne ticaretini tekeline alan Astor'a olan hayranlığı ve Bartleby'nin çalışmayı reddetmesi ise Bartleby'nin direnişinin kapitalizme karşı olduğunu düşündürtebilir. Bartleby her ikisine karşı da direnmiş olabilir. Ya da Bartleby sadece bir ruh hastası da olabilir... Anti-kapitalist olmak için 'bakiyeniz yetersiz'.. Bartleby'nin direnişi kapitalizm içinse bu taksirli, yetersiz bir direniştir. Canan Karatay siz şimdi ekmek yemiyorum diyorsunuz ama makarna da yemiyceksiniz, pilav da yemiyceksiniz bulgur da yemiyceksiniz siyez bulguru da yemiyceksiniz arpa da yemiyceksiniz çavdar da yemiyceksiniz yulaf da yemiyceksiniz mısır da yemiyceksiniz pirinç de yemiyceksiniz patates de.. zıkkımın pekini yiyebilirsiniz. İşte burdaki
Felsefe-Düşünce
Yazıcı BartlebyHerman Melville · İletişim Yayıncılık · 201815,5bin okunma
Reklam