Gerekli organ nakli yapılamadığı için hayatlarını kaybeden binlerce insanın olduğu bir dünyada sapasağlam organları toprağın altına gömmek de ancak bir insan fikri olurdu zaten.
Daha sonra, paralandırılmış bu dizelerin yazıldıklarından ötürü, hep geçerli olup olmadıklarını sordum; "hayır" dedi ve şöyle devam etti: "Şiirler yazılınca, müellif onları krallığın yeminli şairlerinin bulunduğu Krallık darphanesine götürür. Orada dizeci memurlar parçaları incelemeye alırlar ve iyi ayar olduklarına karar verirlerse, ağırlıklarına göre değil ama zarifliklerine göre paha biçerler, öyle ki birisi açlıktan ölürse ancak öküzlüğünden ölür, oysa fikir adamları daima gözde olurlar."
Renk cazibesiyle husule gelen aşklar hakiki aşk değildir, hevesten ibarettir.
Evet, sarışın yahut buğdaysı bir yüzün, mavi yahut siyah ve mahmur bir çift gözün, suret iptilasından kurtulamamış olanlara mühim tesiri vardır. Siyah ve yumuşak bir zülfün ihtizâzı, açılmış bir goncaya benzeyen iki dudağın latif ve fitnekâr âvâzı, oldukça temkinli kalpleri bile titretir. Lâkin onlardaki bu cazibe, kendilerindeki göz aldatıcı rengin muvakkat devamı müddetincedir. Bir arıza dolayısıyla o renk zâil oldu mu, evvelce teshîr etmiş olduklarını, nefret ettirmeye başlarlar. Evvelce onları görmek için can feda etmeyi göze alacak derecede fedakârlık göstermek isteyenlere "Bana görünme de kime istersen görün." dedirtirler.
Değişim Realitesi
İnsanoğlunun bırakınız yılları, ayları, gün ve geceleri zamanın en küçük parçası olan “an" dediğimiz “lahza” dediğimiz en küçük parçası bile farklı olmalıdır.
Hayatta her şey farklı... Çünkü hiçbir şey bir saniye öncesi gibi devam etmiyor; hayat akıp gidiyor. Bugün dünün devamı değildir. Bugün ayrı bir gündür. Bugünkü hayatta meydana gelen, atmosferde vâki olan olaylar ayrı şartlara tâbidir. Yani, hayatı böyle motamot, monoton bir saat gibi kurmuşsunuz; devam edip gidiyor, tarzında anlamak doğru değildir.
Dünya her gün yeniden kuruluyor. İnsan vücudu sürekli değişiyor. Değişemeyen, gelişemeyen, zamana ayak uyduramayan bünyeler hasta olurlar. Tarihin dışında kalırlar.
Her işte böyle... İş hayatında böyle, sanayide böyle, tarımda böyle... Eğer zamanın şartlarına ayak uyduramıyorsanız, hâla bir önceki zamanda yaşıyorsanız, mazide takılıp kalmışsınız demektir. Bu takdirde, siz şu anki zamanda yaşama hakkına sahip değilsiniz demektir.
Bilgi de böyledir. Bilgilerinizi tazelemezseniz, dünkü bilgilerle bugün yaşamaya hakkınız yok demektir. Din anlayışı da böyledir. Nitekim Cenab-ı Resul: “İki günü eşit olan insan zarardadır" diyor."s.26