• ''Aşk ya da seks kavramı özünde egemenlere (iktidara kontrole otoriteye) onların çıkarlarına hizmet eder dersek yanılmayız. Son çözümleme de budur.
    Haz üretimi, kendinden geçme doyum. Bu pasifleştirir. Pasif bir zümreyi, kendinden geçmiş bir zümreyi, arzu arayışından ya da saplantısından başka bir şeyi olmayan doyumsuzlaştırtırımış ve asla doymayacak sürekli haz arayacak koşullanmış özneler bütünü. İktidarın en kolay kontrol aracı.
    Din afyondur deniyor. Seks ve aşk kitlelerin afyonudur. Bunlar iki büyük afyondur.''
  • 264 syf.
    İnceleme başında ilk önce de Sade hakkında kısaca bilgi vermek belki de önemli olacaktır. Küçük yaşlardan itibaren şımartılmıș bir çocuk olarak büyütülmüştür. Özellikle babası bu konuda onu olabildiği kadar etkilemiştir. Varlıklı ve Fransız aristokrasi geleneğine mensup bir ailede olan de Sade ve ailesi liberten düşünceyi benimseyip istedikleri tarzda yaşamakta beis görmemişlerdir. Bundan ötürüdür ki de Sade'ın yaşamı oldukça uçuk olmuştur. Babasının diplomat olması de Sade'ın kendisini ayrıcalıklı olarak hissetmesine ve görmesinde etkili olmuştur. Kendisini doğuştan imtiyaz sahibi olarak tanımlamakta sakınca görmez de Sade. Bazı durumlarda babası tarafından şiddetle cezalandırılırması ve çok sevdiği amcasının hapse atılmasından dolayı de Sade ileri düzeyde şiddete eğimli hale gelir. Nitekim şiddet sonraki yaşamında felsefesinin temel taşlarından olacaktır. Hatta ve hatta şiddeti eğlence aracı olarak ele alır. Tüm bunlardan ötürü Sade'ın kendisi aynen şöyle demiştir.  "Zaman zaman dünyadaki bütün nimetlerin benim emrime verilmiş olduğunu düşünüyorum. Bir insanın sahip olabileceği haklara ben doğuştan sahibim. İnsanların bana gösterdikleri saygı ve benim doğuştan üstün olduğuma dair düşünceleri beni daha azgın biri olmaya doğru itiyor. Onlara karşı daha kızgın ve baskıcı olmaktan kendimi alamıyorum. Bütün evreni arzularımı tatmin etmek için bana sunulmuş bir nimet olarak görüyorum. Tüm nimetlerin karşılıksız olarak bana sunulmasından daha doğal ne olabilir ki " de Sade'ın düşünceleri böyle. Pardon Donatien Alphonse François le Marquis de Sade.. İsme bakarmisiniz. İsmi bile insanı etkiliyor.. Bizim gibi insanları en azından. Şirazi, Melluni, Veysel ve Abdal dan çok daha etkili geliyor değil mi.. Ah algılar ahh..:):):)

    Eser incelendiğinde elbette ki değişik olduğu fark edilecektir. Bazen ise şiddetli eleştiri oklarına hedef olması hiçten bile değildir. Eserinde değerlere ve kurumlara açıkça karşı çıkılmıştır. Özellikle ahlak ve din kurumuna. Erotizmin sınırları ne derece ilerletilebilir diye sorulacak olursa katılmamakla birlikte birçok kişi tarafından belki de örnek olarak gösterilebilir de Sade. Özünde nihilist olan de Sade kanaatimce egoizmin sınırlarını oldukça aşmıştır. Dahası egosantrik(benmerkezcilik) bir kişiliğe sahiptir. Hatta ve hatta solipsist tir(tek bencilik) kendisi ve sadisttir mazoșisttir... :)

    Cinsel anlamda kendisini net olarak 'Terörist' olarak algıladım. Nitekim cinselliği ilga ederken partnerini özne değil de nesne durumuna indirger de Sade. Ona göre cinselliğin amacı kişisel haz almaktır. Ve bu hazza ulaşabilmek için de her türlü eylem mubahtır. Machiavelli'nin siyaset kurumu üzerindeki düşünceleri de Sade'de cinsellik üzerinde tekrar canlanmıștır. Cinsel haz almak uğruna kadının öldürülmesi, üzerine dışkılanması, kırbaçlanması, kanatilmasi, vs vs. Eylem ne olursa olsun amaç cinsel hazza ulaşmaktır. Kişisel cinsel hazza ulaşmak. Pertner daima nesne konumunda bırakılmıştır. Ve böyle olması gerekmektedir ona göre.

    Pek tabii cinselliğin bu şekilde yaşanmasına karşıyım. De Sade'ın bahsettiği cinsellik "seks" kavramıyla açıklanabilir kanaatimce. Ama asla ve asla "sevișme" ile açıklanamaz. Sevişmede "özne-özne" durumu hakim iken sekste ise "özne-özne" ilişkisi önemsenmemekle birlikte çoğu kez "özne-nesne" şeklindedir. Sevișmede partnerin de haz alması amaçlanırken sekste kişisel tatmin olma duygusu hakimdir. Birbirini henüz yeni tanıyan günübirlik iki kişi arasındaki cinsellik 'seks yapmak' ile açıklanabilecekken ortak geçmişi ve duygulanımları olan iki partner arasındaki cinsellik 'sevisme' kavramıyla ele alınabilir. De Sade bu eserinde cinselliğe dair sevişmeden bahsetmemiș, değinmemiștir bile kanaatimce. Tek derdi kişisel zevk almak yani seks yapmak olmuştur. En azından dile getirmiştir. Bu uğurda karşısındaki tüm kadınlar birer seks işçisi ya da objesi haline gelmiştir.

    De Sade'ın cinsellik konusuna boyle yaklaşmasının nedeni aldatılmış olmasında da  yatabilir. Nitekim cinsel birliktelik uğruna 'kullandığı' kadınlardan birine aşık olur onu sever. O kadının başka erkeklerle de beraber olduğunu öğrenir. Bundan dolayıdır ki de Sade, bazen sinir krizleri geçirmekte ve ağlama nöbetlerine kapılmaktadir. Ama demezler mi adama "Ya sen önüne gelen her kadınla birlikte olmak istiyorsun da kadınlar önüne gelen erkekle birlikte olmayı istediği zaman mı problem oluyor" diye. De Sade efendi bu yüzden kadınlardan nefret etmiştir ve tabiri caizse doğal düşman olarak görmüştür.

    Eserin ana omurgasını oluşturan bir diğer yanı dine, inanca ve değerlere saydırması olmuştur. Varolan tüm değerleri yok etmek istercesine şiddetle karşı çıkmış ahlak kuralları olarak nitelenen kuralların doğa karşıtı kurallar olduğunu beyan etmiştir. Doğadan gelmeyen hiçbir kural ahlak kuralı olarak karşımıza çıkamaz demiştir. Çıplaklık, zina, ters ilişki, sadomi, gay ve lezbiyenlik durumu ona göre doğanın bize bahşettiği özelliklerdir. Bu özellikleri gizlemenin saklamanın manası da yoktur. Ve bu özelliklerin ötelenmesi, gizlenmesi ve cezalandırılmasına dayanak olan ahlak kuralları yok edilmelidir ona göre.. Sadomi ve şiddet nasıl doğal bir özellik olabilir ki? Doğada şiddet yoktur halbuki. Aslanın ceylanı avlamasi ya da volkanlarin patlaması muhteşem ve mükemmel güzellikler olmakla birlikte şiddetle ele alınamaz bile. Şiddet bilince hasıl bir durumdur.. Yani insana hasıl bir durum..

    Diger bir yandan din ve inanç konusunu da ele alan de Sade oldukça ileri düzeyde ileri gitmiştir eserindeki elestirilerinde :) Elbette ki dinler ve inançlar eleştirilebilir. Uygulamalar sorgulanabilir. Sorgulanmalidir da. Lakin bu eleştirilerin şiddeti hakarete ve küfretmeye varınca katılmak mümkün değildir kanaatimce. Birçok yerde siktiğimin Tanrı'sı, Ah sikeyim gibi küfürlerle din ve inanca yaklaşmak tamamen haddini bilmemezlik hatta insanlık dışıdır. İnançlı biri olarak sarfedilen bu sözler karşısında kanım çekilir. İnançsız biri olmam durumunda ise yine katılmak mümkün olmaz olmamalı. Dinlere ve inançlara çok temiz bir şekilde ve duygusal olarak bağlı olan kişiler, toplumlar ve ülkeler var. Bu insanların bağlı hissettikleri manevi değerlerine bu şekilde hakaret etmek ve küfretmek kimsenin harcı değildir olmamalıdır. Kendinde bir ucuzluk olur düşüncesindeyim hatta.

    Efendim peki de Sade nasıl bu hale gelmiştir. Yıllar önce izlemiş olduğum sodomda 120 gün adlı film bende bazı düşünceler meydana getirmişti. Bu tür kişiliklerin hatta vakaların ortaya çıkmasındaki en büyük etken bence "sınırsız özgürlüktür" " Sınırsız özgürlük! " ya da "sınırsız istenc" Tamamen iktidar anlayışı. Nietzsche nin bahsettiği guc istenci belki de. Sınırsız yetkiler sınırsız eylemler sınırsız güç! Sınırsız özgürlük ne demek üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim. Düşünsenize sınırsız özgürlük! İstediğiniz her şeyi yapabiliyor olmanız canınızın sıkılmasına neden olur zamanla. Uğruna mücadele edeceğiniz birsey yok ortada. Sevismek mi istiyorsunuz karşınıza hemen duzinelerce kadın ve erkek çıkar. Yeni birsey mi tatmak istiyorsunuz. Nüfuzunuzun verdiği etki ile söylemeniz yeter. Bu çok can sıkıcı bir hale getirir diye düşünüyorum. Mücadele edebilecek bisey kalmamıştır. Herseyiniz vardır. Tam iktidarı elde etmişsinizdir. Canınızın sıkılmaması için artık yeni şeyler düşünmek durumunda bırakır kişiyi. De Sade'de bu etkiler var gibi. Normal bildiğimiz 'sevisme' varken o hep dahasını istemiştir. Spermlerin yutulması, anal seks, dışkılama, kamçılama, öldürme, kendini başka bir erkeğe sunma, çoklu seks, vs vs. Dahası dahası ve dahası. Hatta ve hattası.. Bebek öldürme dahil.. Artık hiçbiri onu tatmin edemez duruma gelmiştir. İnanın bana bu durum kişiyi dünyanın en 'kimsesiz kimsesi' yapar. Kendinde yalnızlık denen bir şey varsa de Sade mükemmel bir örnek olur düşüncesindeyim.

    Sayın sevgili okurlar cinselliği yaşamak istiyorsanız "sevişin". "seks" yapmayın. En azından "seks" yapmamaya çalışın. Yapacak olursanız da şiddete başvurmayın. Doğru kişiyle doğru zamanda sevişin. Bu sizin özgürlüğünüz olur ancak.

    Ve kimsenin bisey deme lüksü yok. Karşınızdaki partner obje, nesne değildir. Onların da bir özne olduğunu sakın ama sakın unutmayın. Güzel ve güzele dair olan budur.

    Edebi açıdan çığır açıcı nitelikte bir kitap. Çok cesur bir kalem olur kendisi. Zıtlık oluşturarak hayal dünyanızin gelişmesinde etkili olabilir. Anlaşılır düzeyde

    İyi okumalar
  • 77 syf.
    ·4 günde·8/10
    18. yüzyılda Swift “Güliver’in Gezileri”ni hangi amaçla yazdıysa, muhtemelen Ryunosuke Akutagava da Kappa’yı yazarken aklında aynı amaç vardı: kendi toplumunda aksayan yanlarını eleştirmek. “Kappa”yı ütopya türüne dâhil edebiliriz. Bu türdeki kitaplarda görmeye alışık olduğumuz olay örgüsüne burada da rastlıyoruz. Anlatıcı bir kazara eseri Alice misali kendini yabancı bir yerde bulur ve oranın halkıyla karşılaşır. Onlarla bir süre yaşar, onların yaşam tarzı hakkında fikir sahibi olur, öğrendiği bilgileri kendi ulusuyla karşılaştırır ve sonra geri dönüş zamanı geldiğinde kendi ülkesine döner, ancak anlatıcı artık zihnen değişmiştir ve eskisi gibi yaşamına devam etmesi mümkün olmaz ve tekrar o ülkeye dönmek ister. Ütopya türündeki kitaplar üç aşağı beş yukarı genelde bu şekilde anlatılır. “Kappa”daki kahramanımız geri döndüğünde aklını yitirir, insanlıktan iğrenmeye başlar ve bir akıl hastanesinde kendisini ziyarete gelenlere Kappa Ülkesi’nde yaşadıklarını anlatır.

    Ütopya kitaplarının yazılış amaçları ideal toplum düzenini tartışmaktır. Toplumlar arası farklılıklar karşılaştırılıp, en iyi düzene ulaşabilmek yazarın başlıca amaçları arasındadır. Ancak “Kappa”ı ütopya türüne sokmamız yanlış olur. Çünkü bu ülkede hırsızlık, savaş, intihar, sansür, işsizlik rüşvet ve daha pek çok olumsuzluklar vardır. Öyle ki işini kaybeden kappalar devasa kıyma makinelerinde kıyma haline getirilip kasaplarda halka et diye satılır. Aynı şekilde bu kitap içerik itibarıyla distopya türüne de pek girmez. Biz Kappa’ya anti ütopya dersek yanlış olmaz sanırım.

    Kappa sözcüğü yazarın bir icadı değildir. Kappalar Japon halk efsanelerinde sıkça geçmektedir. Su kenarlarında yaşayan, bukalemun gibi renk değiştiren insansı sürüngen yaratıklar olarak tasvir edilirler. Okuyucunun aklına bu canlıların vahşi doğada hayvan gibi yaşadıkları gelebilir. 23 No’lu akıl hastası kahramanımızın Kappa Ülkesi’ne yaptığı bu seyahat mitoloji kitaplarında anlatıldığının aksine kappaların insanlar gibi gelişmiş bir medeniyete sahip olduklarını kanıtlar. Parlamenter hükümet sistemleri, gelişmiş makineleri, ulaşım için arabaları olduğunu anlıyoruz, sanat ve edebiyata önem verdiklerini öğreniyoruz. Hatta komşu ülkelerle savaştıklarını bile okuyoruz. Kahramanımız orada gördüklerini Japonya ile karşılaştırır. İki ülke arasındaki benzerliğe dikkat çeker. Kültürel yaşamlarından tutun da daha hayatın pek çok alanındaki benzerlikler onu fazlasıyla şaşırtır. Kappa Ülkesi Japonya’nın minyatürü gibidir.

    20. yüzyılda Japonya’nın sosyal, siyasi ve ekonomik alanda geçirdiği baş döndürücü değişim beraberinde birçok olumsuzluğu da getirmiştir. Kitapta özellikle sanayileşme, üretim araçlarının insanları işinden etmesi, kapitalist toplum düzeni üzerine derin tartışmalar yapılıyor. Bunun yanında din, ahlak, seks, ölüm, hukuk, ekonomi gibi konular da ele alınıyor ve tüm bunlar çeşitli olaylarla gizlenerek okuyucuya aktarılıyor. Kitabı daha iyi anlamak için sanırım Japon kültüründe büyümek ve Japonya’nın son yüzyıllık tarihini bilmek gerekiyor. Ancak bu şekilde kitabı gerçekte manada anlayabileceğimizi düşünüyorum.
  • Doğuda bir aptallık yaptık ve Batıda da eski zamanlarda aynı aptallığı yapmışlardı. On dört yaşındaki bir çocuğun cinsel güce sahip hale gelmesi dine karşıydı. Ve bu o kadar doğal olarak gerçekleşir ki. Çocuk bir şey yapamaz, bu onun kontrolü dışındadır. Ne yapabilir ki o? Nasıl yapabilir? On dört yaşındayken tüm cinsel perhiz öğretileri saçmalıktır, o kişiyi bastırıyorsun. Fakat tüm otoriteler, gelenekler, gurular, eski psikologlar ve din adamları; hepsi sekse karşıydılar, tüm otoriteler seksin karşısındaydı. Bir çocuk bastırılmış, suçluluk yaratılmıştı. Doğaya izin verilememişti.
    Şimdi diğer uçtan tam zıttı gerçekleşmekte. Kırk dokuzuncu yaşta psikologlar insanlara sekse devam etmeleri için baskı yapıyor; yoksa hayatı yitireceksin. On dört yaşında seks ortaya çıktığı gibi, kırk dokuz yaşında da doğal olarak sakinleşir. Öyle olmak zorunda çünkü her döngü tamamlanmak mecburiyet indedir.
    Osho
    Sayfa 38
  • Pandora, Yunan mitolojisinin "Havva"sı niteliğindedir. Efsaneye göre; Pandora, erkeklere "bela" olsun diye yaratılmıştır. Tanrılar tanrısı Zeus'un buyruğuyla su ve topraktan heykeli yapıldıktan sonra canlandırılmıştır. Sözcük olarak "tüm armağan" anlamındadır.
  • Yakın akrabaların evlenmeleri ve cinsel birleşmelerinin yasaklarıyla ilgili, Tevrat'ta yer alan ve oradan Kur'an'a ve İslam Hukukuna geçen hükümlerin çoğunun, Tevrat'tan yüzyıllarca önce kaleme alınmış olan "Hammurabi Kanunları"nda bulunduğunu görüyoruz.
  • "Kendi kendini tatmin", kimi çevrelerce "büyük günah" sayılır. Bu inancın nedeni üzerinde duranlardan kimileri, bu konudaki "günah" inancının Tevrat'taki "Onan" öyküsüne, "Onan'ın Tanrı tarafından cezalandırılmış olması"na dayandığını ileri sürerler.